Saturday, 31 December 2011

Powis Castle Shop

Yilin son gunu, 31 aralik 2011'de, Galler/Wales bolgesindeki bir kalenin dukkanindan, incik cincik sevenler icin goruntuler...












Eski usul kalemler ve murekkepleri..


Wednesday, 28 December 2011

Canina Bir Pencere Ac!






Bu aksam, Kahve Dunya'sinda bulustuk.. 4.5 saat kadar kazik caktik :P Sanirim garsonlar artik sonlara dogru bize sinir oldular :P Oldukca buyuk, guzel ve isil isil bir yer olmus. Ancak Londra'da sahlep icicem, nerde iceyim derseniz, Stoke Newington'daki Bar-ish'e gidin derim :P

7 haftalik bebeli bir arkadasimiz vardi aramizda, 3 saat kadar takildi. Bir diger arkadasin kizi, 2 yasindaydi, bizden once gelmislerdi, 5.5 saat kadar oturdular :) Cocuklar kucaktan kucaga gezdiler, kucuk hanim arada resim yapti, telefonlardan oyun acti kendine, oynadi :) Fotograflara bakti. Kaan abisi gelmedigi icin, Kaan abisinin videosunu acip bana; "Kaa aabii yooh" diyerek video izletti :) Bi ara baktik masanin altina girmis, masa altina yapistirilmis bi sakizi sokmeye calisiyor :) 10 dakika kadar orayi temizlemekle ugrasti :) Masadaki tum seker paketlerini masanin ustune sacti, karistirdi.. Peceteleri bardaklara doldurup yemek yapti :)

Blogcu anne'nin yazisindan konustuk biraz. Gruptaki genel gorus, "ben cocukken nasil kendimi oyaliyordum, cocugum da baksin basinin caresine" idi :) Sıkılmayan cocuk yoktur herhalde. Ozellikle anneannemde kaldigim zamanlarda cok sıkıldıgımı, "anneanneee, canim sıkılıyooorr" diye sikayet ettigimi hatirliyorum. Oyuncak da yoktu onun evinde :) Anneannemin iki cevabi vardi bu duruma: "Sıkı can iyidir, cabuk cikmaz" ve "canin sıkılıyorsa canina bi pencere ac" :) Altini desecek olsak, ne felsefik acilimlar yapabiliriz, kim bilir? :)

Bunlari soylerdi bana gulerek ve hic bir sey yapmazdi :) Evcilik mevcilik oynamazdi, can sıkıntıma bir care aramaz, bulmazdi. Oylece otururdu kosesinde. Sonra ben, canima bir pencere acmak icin kalkar, evi kolacan eder, dolap iclerini karistirir, buyulu koseler kesfeder, buldugum cay tenekelerinden, fincan ustlerindeki resimlerden hayallere dalar, kafamda hikayeler kurar dururdum.. Divan altlarini kurcalar, karanlik koselerden urker, hemen cikardim:)

Ordan takvim yapraklarina gecerdim.. Hepsi gunu gunune koparilirdi, o yuzden toptan elime alir, gun gun ileri giderek okurdum.. Dedemin kitaplarini karistirir, ne anlattigini anlayamadigim ama yine de can sıkıntısından, yapacak baska bir isim olmadigindan yazilanlari okurdum.. Mevsimlerden ki$ ise, sobanin basina gecer, atese bakar, dalardim.. Arkasina kivrilir uyurdum.. Saate gozumu diker, akrebi, yelkovani takip ederdim.. Duvarda kocaman bir duvar halisi asiliydi, deseni hala gozumun onunde. Yillarca baktim o haliya ve ne hayaller kurdum uzerine.. Bir col aksami, bir Arap sarayi.. Lacivert gokyuzu, ay hilal.. Bir kac adam saraydan prensesi (sanirim:)) kaciriyor, palmiyelerin arasindan, cole dogru.. Ne hikayeler yazdim, ne hayaller kurdum o desen uzerine..

Bazen, gel bi isin ucundan tut derdi, cile ile satilan yunler almis olurdu.. O cileleri iki koluma gecirirdim, anneannem cileden yumak sarardi :) Kendimi ne kadar ise yarar hissederdim :)

Gozunde canlandiramayanlar icin link: Cileden yumak yapmak Fotograftaki cileyi, iki kolumuzu acar, kollarimiza gecirir, bir nevi aski gorevi gorurduk :)

Mevsimlerden yazsa, isler daha kolay.. Bahce, sokak beni bekler :) Arkadas olunca can sıkıntısı zaten olmaz :) Ancak bazen ogle sicaginda herkes evine cekilmis olur, sokakta yapayalniz kaldigin anlar olur. Kaldirima oturur, elinde bir cubuk, yere sekiller cizersin.. Deli divane gibi, sokagin bir ucundan diger ucuna gider gelirsin :) Ya da bir avucluk anneanne-dede bahcesinde (ki o zamanlar sana ucsuz bucaksiz gelir:)) her cicegi, her cicegin tek tek yapragini incelersin :) Bocekleri, karincalari elindeki cople durtersin :))

Yaz aksamlari bahcede, balkonda, uzuun uzuuun gokyuzunu incelersin, yildizlarin yerini tek tek ezberlersin.. Uzak diyarlara, uzak iklimlere dair hayaller kurarsin...

Velhasilikelam, benim de cocukken canim cok sıkılırdı ama anneannem bu durum karsisinda hic bir sey yapmayarak, "canima bir pencere acma" becerisi kazanmami saglardi :) Sanirim bu da, tum oyunlara ve oyuncaklara bedeldi :))

Monday, 26 December 2011

Cocuk dedigin...

Align Center
Cocuk dedigin sıkılır mı? Blogcuanne'ye bir goz atin.



Gecen gun yolda bir arkadasima rastladim, hic hesapot yokken birlikte parka gittik, 3 saat kadar yuruduk.. Arada salincaklar vs. kosturdu MK. Hazirliksiz oldugumuzdan yanimizda yiyecek de yoktu. Cok aciktim anneeaa diye mizladi sonlarda surekli. Eve gidince de, ince/baget ekmekten 7 dilim yagli ekmegi lupletti :P Acliktan bayilayazmis cocuum :P

Doke saca :)



:)))

Tuesday, 20 December 2011

Tam Su Anda..

Bu enneagram testini 3.kez yapiyorum :) 2 kez turkce, bir kez de cok ayrintili olarak ingilizce yaptim ve sonuc hep ayni cikiyor :)

Yediler, bardağın hep dolu tarafını görür, çevrelerine enerji saçar ve hayattan zevk almaya çalışırlar. Zihinleri sürekli yeni ve yaratıcı fikilerlerle doludur. Her zaman birden çok seçenekleri olsun isterler. Bir işi bitirmeden diğerine başlayabilirler. Yaşam enerjileri ile insanlara ilham verir ve onları harekete geçirirler. Yerlerinde duramaz, hızlı hareket eder ve hızlı düşünürler. Kendi hızlarına uyum sağlayamayan insanlara karşı sabırsızdırlar. Eğlenceye odaklı olduklarından, olumsuz duygulardan ve düşüncelerden hoşlanmazlar.



Burclara gore araba secimi muhabbeti yapmislar surda: Confused.com Bir aslan olarak, Land Rover dusmus payima ki dag tepe gezerken, bize bi 4x4 lazim diyorum kac zamandir :P


Hava buz.. Cocuklar tek tek kendi evlerinde canlari sIkIlacagina, bir araya gelip dagitsinlar diyoruz :) Birazdan tek tek gelip, o bana bunu dedi, o bana sunu yapti diye sikayetler baslar ama yine de eskiye gore, kavgasiz gurultusuz cok daha uzun oynuyorlar cok sukur :)

Monday, 19 December 2011

Gecmis gun..



Eski yazilari duzenlerken, 26 haziran 2010 tarihinde buldum bu fotolari :)

Xmas Holiday ho ho ho :P

MK okul tatilinde.. Ocak ayi basina kadar. Bu yil Turkiye'ye tatile gitmeyince, benim de yillik izinlerim birikti. Turkiye'deki gibi bir sonraki yila aktaramiyoruz maalesef. Hepsini kullanip bitirmezsek, yaniyor.. O yuzden ben de ocak basina kadar tatile girdim :)

Her gune bir aktivite, gezme tozma plani yapmadim bu sefer. Daha once 1 haftalik tatilim ve ne hayellerim vardi :) Ancak MK okuldan virus tasiyip bulastirinca, hayaller gercek olamadi maalesef :) Haftanin 2 gununu hastanelerde, diger gunlerini de evde yatarak gecirmistim :) O yuzden bu sefer icin plan yapmadim, hayaller yine suya dusmesin diye :)

Thursday, 15 December 2011

Sunday, 11 December 2011

Balik Corbasi

Tarif, Ev Cini'nden..
Tarifi benim yorumlayisim :P
1 orta boy patatesi, sogani ve 1 kereviz sapini kabaca dograyip tencereye attim. Uzerine, 4 parcaya boldugum levrek'i yerlestirdim. 3 adet defne yapragi ekledim, havuc olmadigi icin evde; dogal, kurutulmus sebze tozu ekledim az biraz.. 40 dakika kaynattim.

30. dakikadan itibaren, parcalara ayirdigim baliklari teker teker cikarip, kilciklarini ayikladim. Baligi butun kaynatmak yerine parca parca kaynatmak daha pratik geldi bana. Baligin, kilcigi haric, kuyrugundan gozune kadar her yerini yiyen bir insan evladi olarak, hic bir yerini zayi etmedigimi ekleyeyim :P

Baliklarin tamamini ayiklayinca, defne yapraklarini aldim, kalanini blenderdan gecirdim.
Sonrasinda baska bir tencereye 1 kasik un+2 kasik zeytinyagi koydum, biraz kavurdum, suyu ve baliklari attim, tuz, karabiber ve yarim limon suyu ekledim, 5 dakika daha kaynattim..

Tabaga alinca, elma sirkesi ve sarimsak da ekledim.. mmm nefis olmustu :)

Baliklari da kendisi yakalayan su arkadasin tarifi de kesinlikle denemeye deger :)

Wednesday, 7 December 2011



Oglan 4.5 yasinda ve bizim evdeki ilk oyun hamuru eglencesi :P Aldigim dergiden cikmasaydi,
bu da olmayacakti :P

Hasta hasta gorev basinda :) Sinif arkadaslarina noel karti hazirliyor :) 29 karitn hepsine tek tek ismini yazdi :) Ogretmenlerine kart hazirlamayi unutmusuz yalniz, ne ayip :) Onlari da sonradan gonderecegiz :)

Monday, 5 December 2011

Bir kez daha; Anne Sutu!

Sanirim Turkce olarak okudugum en guzel emzirme-anne sutu yazisi. Bir babadan geliyor:

“Bebekler Kime Emanet?” Anne Sütü, Mama Endüstrisi ve Cinsiyetçi Ayrımlar

Uzun bir yazi, gozunuzde buyumesin. Duygularima tam tercuman oluyor.

Evvela, kızım Azade doğduktan sonra yaşadığımız süreci paylaşmak istiyorum. Mama şirketlerinin, bizim iznimiz olmadan sürece nasıl dahil olduklarından bahsedeceğim. Azade, Kadıköy’de Medical Park Hastanesi’nde doğdu. Hastanenin adını bilhassa veriyorum; zira onlar da bizim özel bilgilerimizi, mesela telefon numaralarımızı, iznimiz olmadan birtakım şirketlere paslamakta beis görmediler. Doğumdan hemen sonra, büyük uluslararası şirket Danone’nin mama markası olan Bebelac, bize cep telefonu mesajları göndermeye başladı. İlk mesajlar rahatsız edici değildi. Bebek için anne sütünün gerekli olduğunu yazıyorlardı. “Ancak” diyordu mesajların devamı, “bebeğinizin yeterince beslenemediğini düşünüyorsanız Bebelac’ın danışma hattını arayabilirsiniz”. Tuhaflık belki de burada başlıyor: Bebeğin beslenmesiyle ilgili bir sıkıntı yaşadığımızda neden bir mama şirketinin danışma hattına yönlendiriliyoruz?

Biz gene de ilk zamanlar mesajları okuyup geçtik, üstünde durmadık. Zaten ilk 2 hafta gelen mesajlarda “mama” lafı bile geçmiyordu. Birtakım temel bilgiler ve tavsiyeler gönderiliyordu sadece. Üstelik mesajların bir kısmı gerçekten faydalıydı. Bebelac, sanki bir tür sosyal hizmet görevi ifa ediyordu. Sonra durum elbette değişti. Üçüncü haftadan itibaren şirket kendi mamalarını pazarlamaya başladı. İşin en kötü tarafı, şirketin temel pazarlama stratejisi, kadınlara kendilerini “yetersiz” hissettirmekti. Gelen mesajlardaki “endişe”, “sorun”, “az beslenme” vurgusu arttı.

Zaten doğum sürecinde bilhassa kadınlar son derece kıyıcı bir endişeye maruz kalıyorlar. Herkes ama herkes mutlaka bir endişesini dile getiriyor: aile büyükleri, gelen misafirler, doktorlar, yoldan geçenler... Mama şirketleri de işte bu endişeyi kullanmayı hedefliyor: “Ya çocuk yeterince doymuyorsa!”

Özel hastaneler de aynı oyunun içinde. Yeni doğum yapan kadınların bilgilerini mama şirketlerine peşkeş çekmekle kalmıyor; aynı zamanda kendileri de bu korku ve endişe kültürünü yaymaya devam ediyorlar. Daha Azade’nin doğumunun üstünden 24 saat geçmeden Medical Park’ın doktorları Azade’ye bebek maması vermemizi, çünkü çocuğun iyi beslenemediğini söylediler. Azade’nin sarılık değerlerinin yüksek olduğunu söyleyerek bizi korkuttular. Hemşireler ellerinde mamalarla odamızı bastı. Sonra başka bir hastanede riskin onların bizi korkuttuğu kadar büyük olmadığını öğrendik. Üstelik hemen her bebekte görülen fizyolojik sarılığın düzelmesinde bebeğin kilo alması kadar etkili başka yöntemler de mevcut.

Kısaca mama şirketleri, anne sütü ile rekabet ediyor ve kendi ürünlerini pazarlayabilmek için doktorlarla, özel hastanelerle, devlet kurumlarıyla ve hatta uluslararası sağlık örgütleriyle bağlantılı şekilde çalışabiliyor. Pekçok ülkede anne sütü neredeyse “demode” olma noktasına geldi. Dünya Sağlık Örgütü yakın zamanda duruma el atıp bebeklere 6 ay sadece anne sütü verilmesini ve emzirmeye en az bir yaşına kadar devam edilmesini tavsiye eden kararlar yayınladı. Ancak görünen o ki şirketlerin bu çok kârlı sektörden vazgeçmeye niyetleri yok. Çeşitli şekillerde kadınların en baştaki emzirme niyetlerini bozguna uğratmayı başarıyorlar. En azından sayılar böyle söylüyor.

Güya geri kalmış İran bu konuda çok daha başarılı bir örnek sunuyor bize. Bebek mamaları marketlerde-pazarlarda değil, eczanelerde doktor reçetesiyle satılıyor. Daha önemlisi, bebek mamalarının ambalajları standart; yani ürünler markasız. Bu sayede, bebeklerin beslenmesi şirket rekabetine, piyasa müdahalesine kapalı tutulmuş oluyor. Burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor: Ekonomik ilişkiler serbest piyasa dışında başka pekçok biçim alabilir. İran’da bebek mamasının ticareti yapılıyor mu? Evet, yapılıyor. Ama ufak bir düzenleme ile hayati önemdeki bir mevzunun şirketler tarafından istismar edilmesi engelleniyor. Bebeklerin beslenmesi, önceliği kâr etmek olan şirketlere teslim edilmemiş oluyor.

Dildeki ufak değişimler, alışkanlıklar ve semboller bile son derece önemli; çünkü mama reklâmları tam da bu alanları istila ederek işe başlıyor. Bebek gıdası denince anne sütünü değil mamayı çağrıştıracak birçok sembolle kuşatılmış durumdayız. Şöyle bir düşünün: Bebek beslemenin en çok kullanılan sembolü bir biberon. Mağazalarda, havaalanlarında, devlet kurumlarında “biberon” figürü görüyoruz hep. Başka bir sembol düşünülemez mi? Kucağında bir bebek taşıyan anne mesela... Amaç, bebeği beslemenin asli şekli olarak biberonu değil anne sütünü vurgulamak.

Pekçok anne, doğumdan sonra yaşadıkları sıkıntılara dayanamayıp emzirme konusunda pes etmek zorunda kalıyor. Emzirmek ilk zamanlar çok can yakıcı olabiliyor, üstelik yeterince süt gelmeyebiliyor. Anneler bu dönemde, biraz da hissettikleri kaygı sebebiyle mamaya geçiyorlar. Kadınların emzirmeye devam etmesi için gerekli sosyal, manevi desteği sağlamak, sütün önemi konusunda kadınları ikna etmek elzem. Suçluluk hissettirmeyen, kadınları daha fazla baskı altına sokmayan yaklaşımlar gerekiyor bunun için. Hiç değilse, başta yaşanan zorluklar karşısında mama şirketlerinin danışma hatlarının devreye girmesinin engellenmesi, anneleri kuşatan endişe kültürünün azaltılması şart.

Bunun bir yolu, deneyimlerin paylaşılması olabilir. Mesela Aile Sağlık Merkezleri, annelerin ve doktorların bir araya geldiği toplantılar için seferber edilebilir. Böylelikle anneler kendileriyle benzer sorunlar yaşayan kadınları görür, bütün süreç boyunca destek görmeleri sağlanmış olur. En azından bu toplantılarda şu bilgi aktarılabilir: Zorlukların belki hepsi değil ama büyük bir bölümü geçici ve anne sütü çocuk için gerçekten çok önemli.

Karşımızda büyük bir mesele var. Bir tarafta kızım Azade’yi, bebekleri ve çocuk sahibi olan herkesi hedef alan mama şirketleri ve doymak bilmeyen zenginlik hırsı var. Diğer tarafta ise her yere sirayet etmiş cinsiyetçi ayrımlar; çocuklar-bebekler-anneler düşünülmeden kurulmuş yaşam alanları... Anne sütüyle ilgili dile getirdiğim bu sıkıntılar bile yaşadığımız toplumun nasıl büyük bir izansızlık içinde olduğunu gösteriyor. Hayatı değil parayı kutsayan ayrımcı bir toplum, yeni doğmuş bebeklerin bile hayatını dar ediyor.

Saturday, 3 December 2011

Yerli Soule Mama :)

Yerli Soule Mama ilan ediyorum Iffet'i :)) Komsusu olmayi, sabah sabah gidip soba ustunde demlenmis cayindan icmeyi nasil isterdim :)) Masallah demeyi unutmayalim :)


Tikla..

Friday, 2 December 2011

Çocukların Sevdiği 365 Eğlenceli Yemek Kitabı Hediye!

Aylinanne'de :)

Tek yorum birakmaniz yeterli.. Herkese afiyet olsun, ay aman, iyi sanslar :)))
x