Friday, 18 February 2011

Pislik

Cocuklugum sokaklarda, toz toprak icinde gecti. Sabahtan aksama kadar toprak yollarda kosar, oynar; sonra da terli terli mahalle cesmesine agzimizi dayar su icerdik.

Kuflu pasli kaydiraklardan kayar, agaclara tirmanir duser, sonra da agac yapraklarini yara bandi niyetine yaralarimiza sarardik.

Kirmizi kiremitleri birbirine surter toz haline getirir; annelerimizin mutfakta kullandigi kirmizi toz biberin bu olduguna inanir; bir de arkadaslarimizi buna ikna ederdik. Sonra da hepimiz o toz kiremitin tadina bakardik.

Anneannemin arka fondan; "yemeyin onlari, kediler isemistir onlara" cekismelerini kulak arkasi eder; bahcedeki uyku cicegi dedigimiz ciceklerin eksi saplarini koparip yerdik.

Bir kere bahce duvarindan dusmustum, kolum kirilmisti. Bir baska sefer kirik seramiklerle oynarken elim boydan boya yarilmisti. Yagmur ormanlarinda geziyormusum edasiyla mezbelede dolasirken kuflu civi terligimi yarip ayagima girmisti :))

En sevdigimiz arkadaslarimizla, sokakta buldugumuz herhangi sivri bir seyle parmaklarimizi keser ve kan kardesi olurduk.

Kizdigimizda birbirimizin suratina tukururduk.

Elimize tutusturulan salcali ekmegi buyuk bir istahla yerken yere dusurur; sonra da yerden alip uzerindeki kumu silkeleyip yemeye devam ederdik.

Bakkaldan aldigimiz cukulatayi yerken, arkadasimiz da bir parca isterse; belki igrenir de vazgecer umuduyla, cukulatanin tamamini yalar oyle uzatirdik ama kimse igrenmezdi, mecburen cukulatamizi paylasirdik :)

Aksam ezanindan sonra, tepeden tirnaga toz toprak halinde eve geri donerdik. Butun kiyafetler cikarilir, kirliye atilirdi. Simdiki gibi "cevir muslugu sicak sular" nerde? Elimizi, yuzumuzu ve anne zoruyla ayagimizi yikar; haftada bir torenle yakilan banyo sobasinin yakilacagi gune kadar oyle idare ederdik...

********************

Universiteyi kazaninca bir devlet yurduna kaydim yapildi, 800 kisilik kiz yurdunda 7 senemi gecirdim.

Su an;ortalama boyu 5, eni 3 adimlik oturma odam kadar bir odada 6 kisi yasadim. Her katta 100 ogrenci, 6 tuvalet ve 6 banyo vardi. Titiz arkadaslar ilk basta fenalik gecirirdi ama benim gibi rahat insan da coktu, hic sorun olmadan yurdun pisligine alistik.

Alaturka tuvaletlere girdigimiz terlik-ayakkabilarla odaya da girerdik. Odada bir sey yerken yere dusen yiyecegi; birbirimize "bi sey olmaz! oh bagisiklik sistemimiz guclensin iste!" gazini verip, yerden alir yerdik.

Yurdun kantininde en pisinden kasarli-sucuklu tostlari goturur; yemeklerin icinden cikan killari, salatadan cikan sumuklubocekleri ayiklar, yemege devam ederdik..

Annem ve babam; "usumeyeyim" diye kat kat giydirerek buyutmustu beni. Yurdun ilk senesinde; hamam gibi sicak odada su sekilde uyurdum: Ayakta kulotlu corap, 2 cift kisa corap, ustune yun cetik. Kulotlu corap ustune tayt, ustune kadife esortman alti. Yun atlet, ustune bogazli body, ustune kadife esofman ustu, onun da ustune yelek ya da hirka! Ve tabi 2 kat kislik, kalin battaniye :)) Yurdun son senesine geldigimde, karda kazakla disari cikma kivamina gelmistim :)


********************

Calistigim bir yaz, kendi yurdum yazin kapali oldugu icin, nobetci baska bir yurtta kaldim. Findikzade Kiz Yurdu.. Oranin hamam seklindeki ortak banyosunu gorunce, bizim yurdun 100 kisiye 6 tane dusen kabin duslari gozume nasil da luks gorunmustu :)) Hapishaneden donme o pis ve umumi yurttan ne doktorlar yetisti bir bilseniz.. Umarim simdi musterilerine; "aman cocugunuza her seyi sterilize edin de verin" diyerek gecmislerine ihanet etmiyorlardir :))

Yurtta yasarken midemi bulandiran ve hala hatirladigim bir tek olay olmustu. Bir yaz bir grup uluslararasi ogrenci misafir olarak kaliyordu. Bir sabah uyandim, disari cikacagim. Alt katta kalan Alman kizlardan birisini, bizim umumi alaturka tuvaletlerden cikmis, odasina dogru giderken gordum.. Kizin ayaklari ciplakti :)) Ve yururken ayagini her kaldirdiginda simsiyah altlari gorunuyordu :)) O degil de, ciplak ayakla tuvalete gitmis olmasi beni $ok etmisti :))


********************

Dun blogcuannenin; Bebeklerin dis mekanlarda emeklemesi dogru mu, yanlis mi? postunu ve yorumlarini okuyunca.. aklima bunlar geldi..

50 comments:

Aklımdakiler... said...

Evet ya asla şimdiki gibi hijyen ve tamizlik takıntılarımız yoktu sahi.. Pislikten hasta olan kimse de yoktu çevremizde..

Serpil said...

ne güzel yazmışsın. sayende bende döndüm çocukluğuma. şimdi kavanozlarda büyüyor beişler...:(((mutsuz ve şişman. haretket yok... sırtımızda bir kilim akşam ezanı eve girilecek kuralıyla nefis geçen çocukluklarımız var bizim... sanal olmayan elle tutulan.. geçmişe mazi napalım... banada uğra byee...

yeliz said...

harika!! bu kadar benzer bir geçmiş. dur benim de aklıma geldi. ananemlerin bağında hela dışarıdaydı ve zor gelirdi oraya gitmek, kaka çiş allah ne verdiyse bağın içinde halleder, tuvalet kağıdı yerine asma yapraklarını kullanırdık. yurt olayları da benzer, bizimki daha küçük - güya vakıf yurdu - idi ama sonuçta çok tanıdıklar anılar buldum.
ay ben seni iyi ki buldum:)))

ÇokBilmiş said...

Offf çok kıskandım, çokkk. Hiç kırığım, çıkığım yok benim. Ömrümdeki ilk dikişi sezeryanda attılar. Sokakta hiç oynamadım. İstanbul, Fatih'te sokak arasında büyüdüm ben. Köyümüz de yoktu. Ne köy ne de hayvan gördüm. Hep bir yetişkin gözetiminde oyunlar oynadım. Doyısıyla iğrençlikler de yapamadım arkadaşlarımla. Tek eğlencem yağmur sonrası çamurların içine zıplayıp etrafa sıçratmaktı, ona da annem kızardı.
Bunlara inat kızımı çıplak yetiştiriyorum işte. Hiçbir sterizasyon yapmıyorum. Evimde kedi besliyorum. 17 aylık kızımı kar kış kıyamet her gün sokağa çıkarıyorum, üşümesine, terlemesine, kirlenmesine izin veriyorum.
Ama kızımın sokakta oynama vakti geldiğinde ne yapacağım? Taşınsam mı ne yapsam?

yaban said...

hem cocukluk hem de yurt anilari cok benzer,, ama kiremit tozlarini yemezdik, allik niyetine yuzumuze gozumuze surerdik,, solucan, bocek, tohum, yaprak, cicekten yemek yapardik, ben yemezdim onlari ama yiyen de olurdu,,
munih'e ilk gittigimde ben de cok guzel genckizlarin yalinayak caddelerde yurudugunu gorup sok gecirmistim, ilk yurtdisina cikisimdi,, kiyafeti, herseyi cok guzel, ama ciplakayak geziyorlar,, herhalde bu senenin modasi olsa gerek diye dusunmustum,

sila said...

hepimiz sanırım aynı şekilde büyümüşüz. ben de sokakta bulduğum camlarla parmaklarımı keserdim yara bandı yapıştırmak için tabi bu durumda annem de bana bir tane yapıştırırdı(tokadı) şimdi heralde bir anne çocuğunu bunu yaparken görse yere düşüp bayılır, hemen iğneler, tedaviler...çocuğunu psikoloğa götürür bunun sorunu ne diye. elbette şimdiki ebevynler daha bilinçli daha anlayışlı ama biraz abartılıyor bu durum. pamuklarla sarmalanan çocuklar ileride düştüklerinde o pamuklar onları koruyamıyor.

Damla said...

Ben de kaldım benzer bir yurtta. Hem yurttan, hem de toplu yaşam olan her yerden olan gözlemime göre aşırı titiz insanlar yetiştirmek, çevreyi pisleten insanlar yetiştirmek anlamına da gelebiliyor. Mesela tek tuvalet alafranga ise ve o tuvalete asla dokunması mümkün değilse ayaklarıyla çıkıyor klozete alaturka gibi, o ayak yerlerinde kalan çamurları temizleyemez elbette, nasıl dokunabilir ki tuvalete? Tuvalet kağıdı ile tutar kapıları, tuvalet kağıdı nereye atılacak çıkışta, yere elbette, çöp kovasının kapağını açamaz ki. Bir parça sabun, biraz su, bilemedin iki fıst kolonya yeterliyken birçok şeyin temizliğine, ne gerek var bu kadar aciz bir insan yetiştirmeye?

Anne ve Bebisi said...

Sila :))) Cok guldum annene :)) Eskilerin oldukca pratik pedagojik yontemleri varmis :))))

Rüzgar bebek said...

Ben de oğlumu büyütürken hijyen konusunda sizden(blogunuzdaki yazılardan) ne kadar etkilendiğimi anlatamam. Daha oğlum karnımdaydı galiba sizi okurken..Yabancılar, çocuklarının otobüs demirlerini yalamasına bile göz yumuyorlar demiştiniz. Hep aklıma gelir. Ben de çok rahat büyüttüm oğlanı. Dışarda ne zaman pis bir yeri ellese, amaaan İngiliz veletler otobüsteki demir tutacakları yalıyorlar nolcak ki, bağışıklık sistemi güçleniyor deyip motive oldum. İyi etmişim sanırım. Üzerimde çok etkiniz oldu:) Teşekkürler

Anne ve Bebisi said...

Ruzgar Bebegin Annesi :)) Cok guldurdun beni :)) Ama inan ben de oyle oyle rahat birakmistim oglani :) Onlarin cocuklarina bir sey olmuyorsa, bizimkine de olmaz diye diye :))

Aslinda o otobus demiri yalama hikayesini de yazmistim bu posta ama sonradan bir kismini sildim. Fazla agir gelmesin ilk seferde diye :))) Ben de birakmistim oglani bir keresinde, yalamisti, dislerini kasimisti demirlerde :))

Anne ve Bebisi said...

CokBilmis :)) Bahceli, mahalle tarzi bir yere tasinabilseniz ne guzel olurdu :))

betul said...

hijyen takintili bir anne olarak tamtersi bir ortamda mahallede herkezin bir birini tanidigi bir ortamda iste neredeyse tamami senin anilarina benzeyen anilarla büyüdüm. hicte sokakta hasta olup eve gelmedim. mikrobik bir hastaligim enfeksiyonel rahatsizligim olmadi. arad leblebi tozunu yerken tikanip ölüyorummu yoksa ya moduna gelmisimdir ama bukadar. annem titiz kadindi ama bilincle degilse bile öyle büyümeli diye göz yumdu. sokak köpeklerini kucagimizda tasir,mahallenin kedilernde cirmak yer aksam annemden azar isitmeyeyim diye saklardim. yahu simdi benim kizim ayni seyleri yapsa hakikaten düser bayilirim kesinlikle:))) halbuki cocukken annemin korumacigi kisiligi yüzünden pek dert yanardim.

Güneşligünler said...

Esra yazıyı okurken kendimi gülmekten alamadım. Ortak çocukluk ve yurt anılarımız olmuş bu arada. Ama hepsinden geçip o değilde en çok midemi bulandıran olay diyorsun ya koptum... Evet biz hijyen nedir bilmezdik ama temizlik imandan gelirdi. :)))

böğürtlengözün annesi said...

Nasılda geçmişe yolculuk yaptırdın sağolasın,çocukluğuma döndüm :)
Biz birde kazların yüzdüğü havuzun suyunu boşaltıp,şöyle görünümlük temizleyip,yeniden su doldurup sadece ayak bileklerimizi az geçen derinlikteki havuzu sanki olimpiyat havuzu gibi görüp içinde yüzerdik :))
Ama o günü asla unutamam ne güzel eğlenmiştik :)

tomurcuk said...

Yurt hayatına gelene kadar pimpirikli ebeveynlerim tarafından sırtıma ter bezi sokularak, kana kana soğuk su içmenin tadını bilmeyerek büyütüldüm. N'ooolduuu? İki haftada bir bronşit, faranjit, gribal enfeksiyon. Yurt hayatında kırdık zincirlerimizi ister istemez. O zamandan beri de nadiren (çok şükür) yatak döşek hastalandım. Sakınılan göze çöp batar. Şimdi de torunlarıyla uğraşacaklar. Yaz bebeği daha çok üşür diye bana elektrikli kalorifer aldırmaya çalışıyorlar. Yıkarken yakacakmışım. Allahım sen benim aklıma mukayet ol.

evren said...

Sanirim ayni mahallede büyümüsüz biz. Simdi de sanal alemin ayni mahallesinde oturuyor gibiyiz ;)

SalihaBetül'ün Annesi said...

haha bi pis de bura buyrun:) biz de yüksek apartmanların gölgesinden kurtulup da yazın anneannemlere gittiğimizde onlar taraçada halı yıkarken, salça yaparken, biber, patlıcan dizerken kullandıkları suların borulardan aşağıda inip de gölet oluşturdugu noktada gemi yüzdürmekle başlayıp ayak sokma ile devam eden ve en son kendimizi o gölette buldugumuz çamur banyosu ile noktalardık. günün sonunda bize banyo şart olurdu ama . Ekmek arası yeztinyağı kekikler, yogurt üstü naneler canlandı gözümde:)

Kirpikteki Gözyaşı said...

Ben şimdi anne değilim ya öyle atıp tutmayacağım ama şunu biliyorum ki çok titiz olmadım hiçbir zaman:)) Anne olunca değişir miyim bilmem? Memo'yu kocaman öperim:))

SiTare said...

o çocukluk anılarının birebir aynısını yaşadım.hem de nerede biliyor musun fındıkzade kız öğrenci yurdunun 3 sokak üzerinde:))
ortak bir noktamız daha çıktı:))ilki annelikti değil mi ya:))

firdevs said...

bir igrenclik olayida benden :p biz yer buldugumuz isirilmis elmalari buyuk bir istahla yerdik :)))))

ayrica oykucu'ye yazdigin yorum gozumden kacmadi :p adi firdevs olanlarda varmis bisiyler :p hakaret mi iltifat mi cozemedim :D

aslı said...

Blogcu anneyi okudum az önce, tıklayıp senden doğru. Ah ah dedim seni okurken de:))) Hepimiz aynı sokaklardan, aynı akmayan musluklu banyolardan, aynı yurtlardan geçmişiz sanki de, onlar tozdu, çamurdu, ne bileyim temizdi onlar çok, bir silkelenirdin tamam bitti, ama AVM bu ya, her insan evladının işini derhal bitirip çıkması gereken hakkaten pis yerler, tükürük, salgı, ve bunlardaki virüsü vs yi temizleyecek hakiki bir hava akımı bile yok, bizi rüzgar temizlerdi, oksijen paklardı, yaralarımıza kapattığımız yapraklarda egzos dumanı, tarım ilacı mı vardı. Bitlenirdik o bile temizdi

Açalya said...

Benim de 3 sene önce yazdıklarım geldi aklıma...çok güzel yazmışsın.

http://acalya.blogspot.com/2008/12/pis.html

ve onun açıklaması

http://acalya.blogspot.com/2008/12/pis-iin-ek-bilgi.html

Kremali'nin annesi said...

Sitare, yoksa yoksa sen de mi Ordek Kasap Mahallesi cocugusun?!

blogcuanne.com said...

Bekliyordum. Bir şey bekliyordum :)

Anonymous said...

yine döktürmüşsün.çok beğeniyorum yazılarını. yine yüzümde tebessüm

sevgistanbul said...

Ben de bir kısmını yaptığımızı hatirlayip gülümsedim okurken.Bence de sokakta büyümek gibisi yok.Şimdiki cocuklar o acıdan şanssız....
Bu arada,bir önceki yazıda linki paylaştığın icin teşekkürler.

Berceste said...

Yok Esra bunlar bana cok fazla geldi, doz asimi oldu :) Bana gore degiller :) Her ne kadar dikkatli, hijyenik ortamda yetistirilsem de, esas hijyen duskunlugum kimya muhendisligi okurkenki zamana denk gelir. Asitlere elimizi daldira cikarta deney yapisimiza, sonra elimizde kalmasin diye yikayisimiza falan... Yanardin len dedigini duyar gibiyim, heee yaniyorduk, uzerine karbonat koyuyorduk geciyordu :) Kizima yapar miyim, i ih!

dilek said...

Biz seninle birlikte Ünaldı'da büyüdükte benimmi haberim yok:))) Sanırım 16 yaşına kadar çamurdan abuk sabuk objeler yaparak büyüdüm. Çamurun içinden çıkan solucanı eviri çevirir inceler sonra bi köşeye koyar çamurla oynamaya devam ederdim....Temizlik hastalığı 20 yaşımdan sonra yapıştı sanırım yakama...O derece ki, oğlumu ilk 7 ay hazır içme suyunu kaynatıp ılıtıp hergün öyle banyo yaptırıyordum....Yaşlandıkçamı temizlik hastası oluyoruz acaba?

güliz said...

harika yazmışsın:)) asıl mesele pislik temizlik değil, yine buluştuğumuz nokta rahatlık!bu kadar rahat bir annenin kızı değildim. annem bana dünyayı dar atmişti şimdi ben de aynısını çocuklarıma yapıyorum üzgünüm sanırım herkes için çekilmez bir hal alıyor. özellikle eşim için:((bayılıyorum bu rahatlığına sakın değişme.

Aylin Anne said...

Süpersiniz. Ancak bu kadar güzel yazılır. Kanımızdaki savaşçı hücreler mikrop yiye yiye pehlivana dönmüşken kim tutar bizi:))) Valla benim öyle takıntılarım yok. Ata acayip rahat. Çok çok küçükken yerden bir şeyi ağzına atınca geriliyordum, o kadar. :))) O da pehlivan gibi olsun, çer, çöp tanısın işte. Obsesifliğe ne gerek var.

tebrikler,

not: birlikte uyuma konusundaki yorumlar için ayrıca tebrikler.

sevgiler

yasemin said...

sana en derin sevgi ve selamlarımı yolluyorum Esracığım..sen bu denli içten yazınca bana da böyle hitap etmek düştü...

arzu said...

Esracim,bende mahallede buyudum ama sanirim bu denli large olmadim:) Birde ben Amerika'da yasadigimiki eyaletle kiyasla Turkiye'yi ozellikle de Istanbul'u cok tozlu ve kirli buluyorum. Toz hesabinida soyle yapiyorum. VA'da yasarken ayakkabilarimi senede bir silmem gerekirdi. NY'da yasarken ayda bir, ama Istanbul'da disaridan eve girmeden ayakkabilarimi silmek istiyorum da kendimi frenleyip iki disari cikmada bir yada her cikisimda siliyorum. Bu tozlu ortamda pek normal olarak cocuklar istedikleri olcude ozgur olamayabiliyor.

firdevs said...

al sana adres :) yesrib25@hotmail.com

esra , yap bisiler bacim :) kiz istiyorum cok istiyorum :D

Anonymous said...

bizde öyle büyüdük. dizimin yarası hiç geçmezdi. toprakta ağaçta. ben meyveyi hep dalından yemiştim. bizim eve dışardan birşey pek girmezdi. pazardan meyve sebze almak yoktu. hala annemlere gidince bağda yalın ayak yürürüm dalından yerim.
lakinnnnnnn benim kuzum yapayanlız büyüyor okulun o taş zemininde 5-10 dakika nasıl koşup oynuyor camdan gördükçe içim acıyor sevgiyle kal
sibel

İkiz Annesi said...

Çok güzel bir yazı olmuş hepimiz hemen hemen aynı geçirmişiz çocukluğumuzu:)))Şimdiki sterilize takıntısı olan annelerin okumasını dilerim o kadar sterilin aslında sağlıktan çok hastalığa davetiye çıkardığını bir anlasalar.
Sevgiler.

banurose said...

vallahi ben de senin gibiydim. hele cicegi tiklayinca karsima cikana koptum..biz de coban ekmegi derdik bunalra ve yerdik :)) bir de bizim osuruk ciceklerimiz vardi sari sari olan..pis kokusuna aldirmadan toplar, yerdik hatta..allahim yaa..bir de ben karadenizdeydim cocuklugumda. annem calisir tabii yazin butun gun ben evde tek basimayim mahallenin cocuklari toplanir denize gidilir. midye toplanir. bir tenekenin altinda ates yakilir ve midyeler oylece o tenekenin ustune atilir, pisip agizlari acilinca ooylece hic temizlenmeden ekmeklerin arasina koyulup yenirdi. hala burnumda o mis gibi is kokusu gelir arada..ah ne gunlerdi.

Delfina ; said...

Ben bu yazıya 100 kalp yerleştiriyorum,hem damağımda hüzün hem de özlem bıraktığı için...Yüreğine sağlık Esracım...

KİTTY WU said...

Minti sakizlari daha icat edilmemisken halamlarin bahcesindeki nane yapraklariyla naneli sakiz yapardik bizde ,pis temiz kimin umrunda:))Ama benim annem titizligiyle gölgeledi ne yazik ki sokak cocuklugumu.Sonra öyle cok ugrastim ki takintilarimdan kurtulmak icin.Üniversitede hamam böceklerinin nufüsunun her zaman ev ahalisinden fazla oldugu bir evde cok mutlu günler gecirdim.Ama yine de gecmedi takintili hallerim hepten.Hamam böcekleri bile arkadasla cekiliyormus:))
Serra benim gibi olmasin diye onu elimden geldigince rahat birakiyorum.Alisveris merkezlerinde bol bol emeklemisligi , hatta birilerinin pesine düsmüslügü bile vardir.Yerden alip yerken bazen o bazen midem bulansa bile cok tepki göstermiyorum.He birde su husus var göstersem kimin umurunda:))Bu günlerde abartip istemedikce yikamiyorum.Rekorumuz 10 gün simdilik:)Bizde banyo hususu pek bir sorunlu:(
Ben de umumi yerlerde bile klozet kapagini toptan kaldirip direk tasina oturangillere rastladigimda sok olmustum.Bildigin pislik icindeki klozete.Hala iyyykkk oluyorum.Ama rahatlik güzel sey ya....

Anonymous said...

benim dizlerim cok pis yara izleriyle kaplidir hatta hatirliyorumda cocuklugumda yazlari o yaralar hic gecmezdi hemde hic.her gun bir daha dusunce yaralar toz toprakla kaplanirdi genede acisini zor hissederdim anca annem oksijenli suyla tmizlemeye kalskisinca. Biz evde ayakkabilarimizi cikarmiyoruz evet amerika bu konuda daha temiz oldugu icin belki bilmiyorum ama soyle trde de olsak ayakkabilarimizi herhalde cikartmazdik gibi dusunuyorum. ve bebegim olurda bir gun emeklerse zaten dis mekandan farkli olmayan evimde emekleyecek :)tartisma benim icin bu noktada bitmistir :)

Esra Aytul

sule_bilge said...

dediğin herşeyi yaptım da kıl çıkınca devam edemedim.bak yurtta tabildotları yalayan kedileri unutmuşsun,bizim orda çoktu-uludağ-.
çocuklarımız ne mahalle ortamı görüyor şimdi,ne sokaktan topladıgı gazoz kapaklarıyla onuyor.ha bi de izmarit toplayıp içerdi biraz buyuk oğlanlar

rukiye said...

sokakta oynayan bir çocuktum ama sizin anlattığınız kadar da değil öyle büyümeim yani ama anlatımınız muhteşem
seviyorum ben sizi:))

SiTare said...

yok deniz abdal mahallesiydi.çukurbostanın kızılelmaya bakan tarafı:))
çapa ortaokuluyla şehremini lisesinde okudum hatta.belki karşılaştık kimbilir.fakültem de beyazıttaydı .bir uzaklaşamadım şuradan derken taa bursalara geldim.hayat şaka gibi ya.

escet said...

Olur olmaz seylerle el kesip kan kardesi olma hikayesi bizde de vardi. Kirilmis tv camiyla elimizi kestigimizi hatirliyorum! Nasil tetanoz olmamisiz bilmem. Yol kenarinda biten otu copu yeme isi de bizde mevcuttu. Gece hava kararinca bagris cagris annem eve alirdi bizi. Yalniz ben alaturka tuvalet olmayan bir yerde buyudum. Babaannemde de tuvalet disarida ve tabii alaturkaydi. Gece tuvaletim gelecek diye odum kopardi, ki gelirdi. Karanlikta korkudan olerek tuvalete giderdim. Bu arada, yillarca alaturka tuvalete ters yonde oturmusum da bilmemisim, cook sonralari ogrenmistim.

ganfi said...

hahaa harika bir yazı bende bahçe duvarlarındaki sarmaşıkların yapraklarını tozuna üfleyip yediğimizi hatırlıyorum, ekşi ekşi tadı vardı geçen düşünmüştüm gene bulsam o yapraklardan yesem tadı ne güzeldi diye..ama sanki o zaman doğa temizdide mikrop yoktu şimdi yapsak yaşarmıyız:))

Yazmak iyidir... said...

Kedili bir evde çocuk büyütmek istiyorum. Yalnız bunun için kedinin de biraz çaba harcaması lazım, bu kadar büyük ve saldırganken bu iş nasıl yapılır halen emin değilim. Ama yeterli bakteri faunasını sağlarız herhalde diye düşünüyorum. Kedi, biz evdeyken mutfak tezgahı ve masaya çıkmaması gerektiğini çok iyi biliyor. Ancak biz evde yokken özellikle buralarda yaşadığını düşünüyorum :) Gece musluğun ağzına poposunu falan sürdüğünü :PP

Yurt hatıralarımıza bayıldım :D Tatlım benim. Bazen o günler bana ööööyle uzak geliyor ki, sen yazıp hatırlatınca çok hoşuma gidiyor. Katmanlı giyimini unutmam mümkün mü? :D Ayrıca sopsoğuk koridorun sonundaki odamızdan beni kurtarıp sizin odada uyumama izin vermeni...

Akşam ezanında eve gelme olayı bir Türk mahallesi standardıdır, ama bizde inanan olmadığı için ezan bağlayıcı değildi niheheh :) Onun yerine ona yakın bir zamanda olan hava kararması bizde geçer akçeydi. Hava kararınca sokakta kalamazdım.

Acaba obsesif bir anne olur muyum.. Çocuğun otobüs demiri yalamasına izin verir miyim. Bunları o zaman da hatırlamalıyım. Ancak bunun kararını vermenin biraz da insanın elinde olduğunu düşünüyorum. Bazen onu sil bunu sil, tuhaflaşıyorum. Sonra böyle bir kadın olmak istemediğime karar verip sallıyorum.

Kremali'nin annesi said...

Esracim blogunu mesaj panosuna cevrdigim icin kusura bakmazsan kisaca cevap verip kacayim Sitare bacima:) Benim, en kucugu sizinle yasit 2 erkek kardesim var. Hepimiz Capa Ilkokuluna gittik. Ortanca kardesim, ayrica Sehremini Lisesine devam etti. Yani ayni zamanlarda olmasa da ayni semtlerde yasamis, ayni okullarda okumusuz vesselam. Bursa uzak demeyin bana be bacim. Hayat bizi taa Kanada'ya savurmusken sizin ki de gurbet mi yahu:)

Anne ve Bebisi said...

OPI'ten mesaj var :P


:D)) ahhah o dediklerinin hepsini yaptım evet. ve oha diyeceğiniz bir iğrençlik daha ekliyim mi? ilkokul son sınıftayken bi ablanın gazıyla inşaatta işçi izmaritlerini içmiştik:S böğğk ölmedim ve hastalanmadım, bugün desen kusarım ama o zamanlar zalaktım:))

mehtap said...

Çocukluk anıları benzer evet, uyku çiçeğini ben hala yerim :) Ama gençlik anılarımızın alakası yok :)

Ben sanırım doğuştan titizim.. Bembeyaz bir elbiseyle sokağa çıkıp aynı beyaz elbiseyle geri dönebilen bir çocuktum. Yeri gelir çamurlarda yürürüz, oğlumun asla sulara çamurlara basıp zıplamasına aldırmam ama yurtta bahsettiğin durumlar bana çok uzak sanırım. Ben dışarıda tuvalete girmem, mecbur kalırsam da oturmam, ayakta yaparım. Bu durum beni hiç zorlamıyor üstelik, temizliği seviyorum, asla bu denli rahat olamadım. Tek imrendiğim şey dışarıda büyük tuvalet yapabilmek. Üniversiteden bir arkadaşım treni kaçırmak pahasına da olsa okulun tuvaletinde bir güzel görürdü işini, ben bağırsak düğümlenmesi geçirirdim, o ferah ferah otururdu. Bir kere tren tuvaletine girmek zorunda kaldığımı hatırlıyorum, hiçbir yere değmemek için üstün bir aba sarfetmiştim. Bunun dışında imrendiğim özendiğim hiçbir pislik yok.

Bir de kirle pisliği karıştırmamak lazım. Çamur pislik değildir bence ama tuvalete girdiğin terlikle bastığın yerden bir şey alıp yemek pistir. Tabii bu benim fikrim.

dağlar kızı said...

Belli bir yaş grubuna dahil olanların çocukluğu, gemçliği benze rhikayelerle geçmiş anlaşılan.

Ben ortaokula kadar köyde, sonrasında üniversiteye kadar 6 yıl devlet yurdunda kaldım. Çok benzer "pislik" hikayelerim var. Şimdi kızımı da mümkün mertebe rahat yetiştirmeye çalışıyorum. Fakat o zamandan bu yana sadece insanlar değil, çevre de, pislik anlayışı da, hava gibi su da değişti. Sanırım köyün o nefis havası, her yerde bolbulunan çeşmeleri, suları, doğal bahçeleri, ağaçları içinde büyüse çocuklarımız aynı rahatlığı gösterebiliriz. Fakat şehrin insan seli, eğitimsizliğin getirdiği yapay pislik, üstüne hormonlarla gelen dirayetsiz insan vücudu eskisi kadar rahat olmamızı engelliyor.

Ah o eski günler...

Ters Pabuçlar said...

SÜPERSİN YA
AL BENDENDE O KADAR YAPMADIĞIM YOK SAYILANLAR ARASINDA YAŞASIN ÖZGÜRLÜKK

x