Saturday, 30 October 2010

Vize... Cile...

Bir Vize de.. bin ah isit benden ey okur... Vize cilemizi yazsam burdan Turkiye'ye yol olur. Ve eminim, yurtdisiyla isi olan ve gidip gelen herkesin herhalde en az bir kotu anisi vardir bu konuda.

Ashley'nin Macaristan Konsoloslugu'nda karsilastigi haksizliklari okumayan kaldi mi bilemiyorum.. Benim umidim bir gazetecinin konuya el atmasi ve bunu islemesi.

Hukuki surecin Ashley lehine, olumlu sonuclanacagini dusunuyorum. Ancak 1 yili bulabilir sonuclanmasi. Hakli bir gerekceleri olmadigi icin, canlari istemiyor diye vermemezlik edemezler normalde. Ancak genelde kimse pesine dusmedigi icin canlarinin istedigi gibi davraniyorlar. Oysa reddedilen vizelerinize, ayni konsolosluktan itiraz ederseniz, mecburen dosyayi ve itirazinizi kendi ulkelerine gonderiyorlar ve dosyaniz mahkemede gorusuluyor. Hakim tarafindan bir karar veriliyor. Isin ozunde aslinda, vizeyi alamadiginiz devlete dava aciyorsunuz.

Vize haksizligina ugradiysaniz pesini birakmayin. Itirazinizi yapin. Belgeleriniz tamamsa, sizi geri cevirmeye haklari yok.

Thursday, 28 October 2010

Camasirci :)

Anne-Baba-Çocuk Blogları “Mim” Soruları

ozguranne ayrintili aciklamis; ben dogrudan soru ve cevaplara geciyorum:

1. Bir zamanlar “bebek günlükleri” vardı. Sizce bloglar onların yerini aldı mı?

Bebek Gunlugu ne ola ki? Anneler oturup bir deftere bebekleri ile ilgili duygu ve dusuncelerini mi yaziyorlar? Yoksa su dukkanlarda satilan, renkli kapakli, su gun gobegi dustu, bu gun ilk tirnagi kesildi diye notlarin yazildigi gunlukler mi? Her iki durumda da, blog bunlardan cok farkli bir yere sahip bence. Herseyden once, yazdiginiz dili okuyabilen herkese acik olmasi onu farkli yapiyor. Ve tabi bir de interaktif olmasi. Blog yazarlari arasi, karsilikli etkilesimin olmasi..

2. Blog yazarlığı ebeveynlik tarzınızı etkiliyor mu? Nasıl?

Ozguranne
gibi cevap verecegim; yazarligi degil ama okurlugu cok etkiledi diye dusunuyorum. Henuz hamile degilken bile Isil'i (Dogal Anne, Dogal Cocuk) okurdum. Attachment Parenting'i, co-sleeping'i, sling'i, Dr. Sears'i, continuum concept'i, Yikanabilir Bezleri hatta Bezsiz Bebek kavramini, Elizabeth Pantley'i... hep Isil araciligiyla ogrendim. Iyi ki blog yazari olmussun Isil :)

3. Anne-baba-çocuk blogları blog dünyasını etkiliyor mu? Nasıl?

Etkiliyor mu bilmiyorum da, zaman zaman sinir edebiliyor sanirim :) Ancak yapacak pek bir sey olmadigi icin de, tahammul etmek zorunda kaliyorlar:) Ayni sekilde, anne-baba bloggerlar da, kendilerini elestiren bloglarin varligina katlanmak zorunda kaliyorlar :)

Aslinda tum bloglarin, diger bloggerlarin hosgoru ve tahammul seviyelerini, mecburen de olsa, arttirdigini dusunuyorum. En uc gorusteki insanlar bile digerinin varligina katlanmak zorunda kaliyor. Belki cok uc ornekler haric, gidip de kimsenin blogunu, sirf begenemiyorsunuz diye, kapattiramiyorsunuz. O yuzden herkes birbirine, istemese de katlanmak zorunda kaliyor :))

4. Çocuk büyütmekle ilgili olarak, bloglar olmasaydı kesinlikle farklı davranırdım dediğiniz bir şey var mı?

2. sorunun cevabini buraya yapistirabilirim sanirim. Gerci okumayi ve arastirmayi sevdigim icin, 2. sorudaki isimlere yine ulasabilirdim muhtemelen ama gec olabilirdi :)

5. Anne-Baba olmak meslek mi yoksa üstlendiğimiz toplumsal rollerden biri mi?

Tuesday, 26 October 2010

Dokme Demir Tava

Bu arabalarin alelade yerlestirildiklerini dusunuyorsaniz cok yaniliyorsunuz :) Her birini tek tek, ozel olarak yerlestiriyor, birini bile yerinden oynatsam kizip duzeltiyor :)

Soldaki kucuk arabalar, tamir icin havaya kaldirilmis durumdalar :)
Oyuncak secimine cinsiyetci yaklasim vs gibi baslikli yazilar yazilabilir ama bu konuda hic yonlendirme yapmamis (baslarda uzun bir sure hic araba almamis mesela.. ) anne-baba olarak, bizimkinin "araba sevdasi"nin tamamen dogustan geldigini soyleyebiliriz. Ben yonlendirmeyi dogrudan ev islerine yapiyorum :P Bazi videolarim var ama bloggera video yukleyemiyorum maalesef. Neden bilmiyorum..

mmm... cok kisinin aksine, kozlenmisini degil, haslanmisini severim :)

Daha saglikli, ustelik de "dogal teflon", "yapisi geregi kendinden yapismas" diye demir tava almistim gecen yil. Ancak kullandim kullandim.. gayet de yapisiyor. Meger once "yapismaz" olabilmesi icin islem yapmak gerekiyormus!

Zeytinyagi ile her yerini guzelce yaglanir...

Firinin en yuksek derecesinde, en az 1 saat firinda birakilir..

Sonra tava boyle garip bir hale donusur :P Neyi yanlis yaptim anlamadim ki. Ustelik bundan daha kotuydu, yeniden yaglayip firina attim.. 2 kere yemek pisirdim, yapistirmadi :)

Surekli yagli yemekler, ozellikle et yemekleri pisirerek zaman icinde yanmaz-yapismaz ozelligi kazaniyorlarmis..

Yemegi pisirdikten hemen sonra bosaltmak, fazla guclu olmayan bir deterjanla yikayip hemen kurutmak gerekiyor. Ve biraz da zeytinyagi ile yaglayip oyle kaldirmak gerekiyormus.

"Yemekteyiz" programinin Ingiliz versiyonunda bugun, koken olarak Karayip Adalari'ndan olan yarismaci, etrafi kararmis, annesinin en az 10 yillik tencerelerinde yemek yaparken; "Tencereleriniz ne kadar eski, yemeginiz o kadar lezzetli" mealinde, hosuma giden bir soz soyledi.. Yasanmisligin her seye tad kattigi eski gunlerden guzel bir soz.. Teflon tavalarin cizildikleri gibi atildigi bir zamanda yasiyoruz artik...


Ben Turkiye'de iken, hic sulamayarak otlarimi ve ciceklerimi kurutmus esim :/ Biberiye [Rosemary] acayip dayanikli bir bitkiymis, sapasaglam duruyordu masallah :) Ancak kekikler kurumustu.. Ancak onlar da icten ice guclulermis ki, bir kac gun once filizlenmeye basladilar. Bir tek adacayi [sage] pek dirilmeyecekmis gibi duruyor :( Bakalim, belki bahara..

Bu ucunu evde yetistirmeyi ozellikle istedim. Firinda butun tavuk yaparken, tavugun icine dolduruyorum, enfes oluyor..

Gecen gun kusbasi etleri, kucuk porsiyonlara ayirip buzluga kaldirirken aklima bir fikir geldi. Normalde mutfakta boyle pratik seyler akilma hic gelmez :)) Nasil olduysa :P Evdeki kurumus! kekik, adacayi ve biberiyeden bir kac tutam koparip porsiyonladigim etlerin posetlerine attim. Buzlukta marine olmus oldular :P Hatta bir tanesini kullandim, gayet guzel oldu.. Tavsiye ederim :)

Sunday, 24 October 2010

Biraz da Istanbul..





Istanbul'da 7 yil okudum&calistim&yasadim. 7. yila geldigimizde, "buradan gitmeliyim, nereye olursa olsun gitmeliyim, daha fazla dayanamayacagim" diyordum :) 7. yilin sonunda da Istanbul'dan ayrildim. 8 yil aradan sonra, aralarda birer gecelik 3 kisa kalistan sonra ilk kez bu yil, dolu dolu 1 hafta gecirdim Istanbul'da. Ve 8 yil araya ragmen gordum ki fikrim degismemis, bu sehiri seviyorum ama kucuk ve sakin bir yerde yasayip tatillerimi Istanbul'da gecirmeyi tercih ederim :)

Insan icinde yasarken, ne kadar insanustu, zor kosullarda yasadigini farketmiyor ama baska yerlerde, ozellikle kucuk sehirlerde daha kolay bir hayat surunce, Istanbul'da yasamak icin resmen her gun savas verdigini anliyor.

Istanbul, yordun beni :) Tatilden tatile goruselim seninle :))

************************


MK'nin okuluna baslamasini ve haftada 2 gun de olsa 3 saatlik ozgur zamanlarimi iple cekiyorum :) Neden sanki onumuzdeki hafta tatil canim :P (Half term galiba Berceste..)


Sanirim Betul sormustu, her sey mi bedava okullarda diye :) Benim bildigim, 3 yasina gelen her cocuk anaokuluna basliyor. Gunde 3 saat, haftada 5 gun. Sabah 9-12 ve Oglen 12.30-3.30 olmak uzere iki secenek var. Ve bu saatler icin yemek vs yok. 4 yas sonrasi icin, sabah 8.30-Ogleden sonra 3.30 arasinda ogle yemegi saati var. Ve sanirim okulda yiyeceklerse cuzi bir ucret odeniyor. Ya da evden yemek koyuyorsunuz cocuklarin yanina..

Ve burda da en kotu okullar maalesef Turk mahallelerinde. "Avrupa'daki Turkiyeliler" tezlere konu olan cok derin ve sancili bir konu...

************************

'/;'[p;;lp------lo0ki9uj8yyyyyt[=';;p[o8i76yyy5

(Benim ortada acik biraktigim bilgisayarima, "arabalarini park ettigini" yazmis arkadas :) Oyle dedi :))))

Saturday, 23 October 2010

Kitap ve Okul

Elden cikarmaya en kiyamadigim sey, kitaplarim. Ne kadar ise yaramaz olurlarsa olsunlar, veremiyorum. 2 gundur devam eden, hatta yorumlari yayinlayamama sebebim olan "toptan temizlik" sirasinda, ancak bunlara kiyip da verilmek uzere ayirdim :)

Dun neredeyse 12 saat hic oturmadim. Arada MK'yi komsuya biraktim, arkadasiyla oynasin diye.. Yalniz basima olunca daha cok sey yapabiliyorum.. Ve su an butun kaslarim, kemiklerim agriyor :) Ustelik daha cok isim var.. Bugun de devam edecek calismalar :P Aksama da 4 buyuk+1 minik misafirim var :)


(Meral teyzesinin, "sarman kedi ve aglayan cocuk" konulu calismasi :))

Bu kosturmacada dun MK'yi okula da yazdirdim :) Onumuzdeki hafta tatil, 1 Kasim'da, haftada 2 gun, 3 saatten basliyor insallah. 1 Ocak'tan sonra da haftada 5 gun, 3 saat... Bakalim nasil olacak..

Thursday, 21 October 2010

Atalim.. Satalim.. Rahatlayalim..

Sumeyye, Gulse Birsel'in Alışveriş merkezleri mutluluk satar mı? yazisina link vermis gecenlerde.. Alisveris manyagi Amerikalilarin, bu huylarindan nasil kurtulmaya basladiklarini anlatiyor.

Benim savundugum ve uygulamaya calistigim yontemi, yani parayi "esyaya" harcamak yerine, insani entellektuel/manevi acidan zenginlestirecek seylere harcama yonetimini uygulamaya baslamislar :P

Bazen bir esyaya, saate, cantaya, ayakkabiya verilen parayi elestirdigimde arkadaslarim bana, ayni parayi sen de gezmek icin, fotograf makinan icin vs. icin harciyorsun derler. Haklilar. Ben de "bazi seylere" az para vermiyorum yeri geldiginde. Ama bir canta ya da ayakkabi bana gezip gormenin, ogrenmenin, entellektuel acidan zenginlesmenin tadini vermiyor. Ya da bir kol saati, fotograf makinam gibi anlari ve anilari kaydedemiyor :)) Para verdigim seylerin, beni entellektuel acidan zenginlestirmesi ve/veya o parayi hakedecek bir uretim yapmalari, para harcarken benim onkosulum..

Baslikta "Atalim" diyor ama atmaktan kastettigim evden atmak; bir yerlere bagislamak, geri donusturmek vs. Bugunlerde haril haril yaptigim sey yani :)

Bu aksam yine hizimi alamadim ve kapisini actigimizda ustume dokulen 2 yayinti toplama bolmesini temizledim. Ve maalesef yine oncesi hallerini cekemedim ama kapiyla birlikte ustunuze yigilan ve elinizdeki bir seyi olta atarmis gibi uzaklara sallamaniz gereken bir ortam dusunun :) Neyse ki "sonrasi" fotolari var:))





Bu dolaplarin eski halini bilenler su an dillerini yuttular :P

Aslinda bir rehber mi hazirlasam diyorum :)) Benim gibi on yillardir elinizden cikaramadiginiz seyleri nasil cikarirsiniz rehberi :)) Son 2 senedir hic giymediysen o kazagi, muhtemelen gelecek 2 sene de giymeyeceksin demektir. Evden gonder gitsin. Elin gitmiyor biliyorum ama bir kere torbaya atinca, o kadar rahatliyorsun ki, resmen zihninde bir bosluk olusuyor :)) hmm o kazagin yerine de yenisini alma hemen lutfen, zaten 10 tane daha var dolapta :P

Zevkle okudugum basitbiryasam blogunda varmis gerci o rehber :))

Yasaminizdan fazlaliklari cikarin!

Blogun yazari Evren bu ara harika kararlar aliyor, uyguluyor ve bu kararlar uzerine cok guzel yazilar yaziyor. Fazlaliklardan uzaklasip, her alanda.. basitlesmeye, sadelesmeye dogru adim atiyor. Ben de, hem blogunu, hem de uyguladiklarini zevkle takip ediyorum :)

Kaostan uzak!

Evren ne yapiyor?

Daginikligin Enerjiye Etkisi!


Elektronik Posta Kutusunda Temizlik!


Her gun 5 dakika!


Evet blog dunyasi, biz bu ara adim adim sadelesme yolundayiz, yeni trend bu :P Ayni yola ba$ koyanlari gorelim ;)

Tuesday, 19 October 2010

Tahta Kasiklar

Iste, oncesini cekmedigim dolaplarimin duzenleme sonrasi halleri :)



Stoktakileri arkalara koyup sonra da orda unutmam cok mumkun oldugu icin dolaba kucuk bor not yapistirdim :) Bu igrenc el yazisi da, 13 yillik klavye kullaniminin sonucu maalesef :)



Dolaplari duzeltirken farkettim ki, 8 degisik cesit kirmizi biberimiz varmis :) 1 tanesi tatli, digerlerinin tamami aci. Kurutulmus kirmizi biberler ve kimisi toz, kimisi tane karabiberler bunlara dahil degil ustelik!

Bir artik yemekleri tahta kasiklarla yiyoruz desem ? :)) Yer sofrasi da alacagiz yakinda :P

Bu yil MK'nin yasitlari anaokuluna basladilar. Gecen bahar, bu eylulde baslamasi icin sadece 1 okula kaydini yaptirmistim, oradan da kabul etmediler. Normalde 4-5 okulu denemek gerekiyor. Bir taraftan da iyi oldu aslinda, yoksa eylul basinda okula baslayacakti ve Turkiye isi biraz karisik olacakti.

Esime, cocugun butun yasitlari okula basladi, bizimki gidemiyor, hic uzulmuyor musun bu duruma diye sordum aksam, yoo niye uzuleyim, zaten kismetse omrunun gelecek 15 yili falan okullarda gececek, biraz rahat etsin dedi :))

Tabi o rahat etsin de, ben de rahat edeyim artik :P O yuzden alternatifleri arastirdim. Ucretli olarak ozel bir anaokuluna falan gondermeyi dusunuyordum ki, kismet, bu eylulden itibaren 3-4 yas grubu her cocuga haftada 15 saat ucretsiz anaokulu hizmeti baslamis. Yani devletin resmi anaokuluna gidemeyenler de, ozellerden herhangi bir tanesine kayit yaptirabiliyor ve haftada 15 saat ucretsiz gidebiliyor. Kepceyle verdigimiz vergileri kasikla bari geri alabilelim :P

Devlet anaokullari da gunde 3 saatten haftada 15 saat kabul ediyor cocuklari bu arada.

Civardaki ozel anaokullarinin listesini istedim dun belediyeden, bir an once halletmeliyim o isi. Evde 3-5 saat kafami dinleyecegim gunleri iple cekiyorum :P

Bunun disinda ise, onumuzdeki yil -reception deniyor, anaokulla ilkokul arasindaki 1 yillik hazirlik donemi- kayitlari simdiden basladi. Internetten 6 okul sectim, eve yakinligina, basari orani yuksekligine gore vs. Kucuk Hindistan dedigim bir bolgede oturuyoruz :) Hintlilerin yogun oldugu bir yer. Tabi bunun sonucunda, bizim oturdugumuz bolge okullarinin ortalamasi Londra ortalamalarindan daha yuksek. Hintliler cok ama cok caliskandirlar da.. Ozellikle de Punjabi kabilesi :) Patel soyisimliler. Hintli doktorlarin, avukatlarin, bilgisayarcilarin, muhasebecilerin (burada muhasebecilik nerdeyse avukatlikla es duzeyde.. muhasebeci deyip gecmeyin, diplomayi alana kadar canlari cikiyor) cogunun soyismi Patel'dir :))

Neyse cok uzattim, 3 yillik egitimini bitirip, Londra'nin butun yollarini gorsel olarak ezberledigi icin ingilizlerin meshur black cab/siyah taksilerini surme hakkini kazanan bir arkadasimizin madalya torenine gidecegim simdi :)) Evet, black cab surme diplomasini alabilenlere madalya takiyorlar burada :))

Sunday, 17 October 2010

Ankara

47 gun kaldigimiz Turkiye'de tam 5927 fotograf cekmisim :) Neredeyse 6000! fotograf. Bir arkadasin nisani, kardesimin kina gecesi+2 ayri yerde dugunu, Istanbul'da 1 haftalik turistik tatil, yillardir gorusmedigim arkadaslar, gormedigim yerler... bunun musebbibleri :)

Ve 5927 fotografin arasindan sectigim, minik bambinonun anne ve babasinin (artik tanimlanmaniz boyle olacak cocuklar, buna alisin yavas yavas, pabucunuz dama atildi :P) bizi misafir ettigi (hic unutmak istemeyecegim harika, dolu dolu 1.5 gundu, cok tesekkurler :)) Ankara'dan sectigim fotograflar...

Baba ve memleket (onun memleketi de Londra tabi..) hasretiyle yine aclik grevine baslayan MK'nin, eski dostlarini :) gorunce biraz istahi acilmisti :) 3 Mevlana+1 Bicak Arasi'ni lupletirken :) Hayatimda bu kadar lezzetli pide yemedim. Yani bunlar pideyse, digerleri nedir bilemiyorum :)

Mado, benim bildigim en nefis dondurmalari yapan yer. Daha iyisi vardir belki ama ben bilmiyorum :) Yalniz bu sefer anladim ki, benim bogurtlenli dondurmam Mado'nunkini bile dover :P


Ankara Kalesi yollarinda..




Ankara Kalesi'nden Ankara manzaralari..





Rahmi Koc muzesi. Avrupa Standartlarini bile asmis bir muze gormek istiyorsaniz, mutlaka ama mutlaka gidin, gorun, destek olun. Tum Turkiye'de Rahmi Koc muzeleri cogalsin. Anneanne ve dedemden yadigarlari, dogru bir sekilde nasil koruyacagimin cevabini buldum, kendime ayiracaklarim haric hepsi Rahmi Koc muzelerine hibe edilecek...








Ataturk'un kalpagi..



Oz Hakiki Ugg botlari :P


Sanayi'de bir kofteci. Esnafimizin sanatla birlesen satis ve hizmet tarzina hayranim. Harika bir yer..

Golbasi.. Ankara'da en sevdigim yerlerden birisi oldu..




Bizim icin kalkip Golbasi'na bulusmaya gelen gunun suprizi :)) Aylardir Turkiye'de olan, Ingiltere'den arkadasimiz Burcu ve mini mini Selin Duru hanim kizcezi :))) Cok ozlemistik onlari, hala uzuuuun Turkiye tatillerine devam ediyorlar, donuslerini iple cekiyoruz :))




Simdilik Selin Duru'ya veda eden MK :)

ODTU Hocam'in enfesss kumpiri ;)))
x