Saturday, 29 May 2010

Kendisine verilen odulu, "ee.. bunu tasiyabilecek kadar kuvvetli oldugumu sanmiyorum" diyen bir kizcagiza verdiler! Odulu kazandiklari aciklandiginda, ne kadar ruhsuz sevinilir ise o kadar ruhsuz sevindiler takimcak.. ne diyim ki ben size.. gitti caanim Fransiz takimi :P
MaNga'yi cok aramislar mi? Kesin sonuncu olur diyordum ama ondan beterleri var :P

Eurovision basladiginda yoldaydik, ilk sarkilari radyodan dinledik. Hayatimda ilk kez eurovision'i radyodan dinledim :)

Norvec'in bu yilki sarkisi cok kliseydi..

Fransizlar her sene romantik imajiyla cikip cikip kaybetmekten bikmis olmalilar, bu sene yarisi zenci yarisi beyaz bir grup, afrika&akdeniz karisimi, haydi eller havaya tarzi bir sarki soylediler. Favorim simdilik onlar :)

Ingilizce olmayan sarkilarin sansi olmadigini anlayinca herkes ingilizce soylemeye baslamis.. Bir de miy miy miy yavas sarkilarin is yapmadigini anlasalar daha eglenceli olacak bu yarisma :)

Thursday, 27 May 2010

Ferguson

Bugunlerde Ingiltere gundemi cok hareketli sevgili okur. Sanirim gecen yil, Istanbul'daki bir cocuk yuvasindaki siddeti gizli kamera ile goruntuleyen York Dusesi Saeah Ferguson'un gectigimiz gunlerde, Arap Seyhi&isadami kiligindaki bir gazeteci ile, 500 bin pound karsiliginda seyhi, bosandigi kocasi, zengin isadami Prens Andrew ile tanistiracagina dair pazarlik ederken cekilmis gizli kamera goruntuleri ortaya cikti..

Eee etme bulma dunyasi..

Bugunlerde de ortalikta bir kaset furyasidir gidiyor :P 80'lere donduk :)

Neyse, Sarah'in bir arkadasi demis ki, naapsin.. hic parasi yok.. koye cekilip evde recel yapsa, birak evin parasini.. recelin malzemelerini bile odeyebilecek durumda degil.. mecbur kaldi boyle bir yola basvurmaya!!! Oha diyorum, birisi ingilizceye ceviriversin.. dunyanin geri kalani olsun o zaman!!! zavalli Sarahcik.. bogurtlen receli bile kaynatamayacak fakirlikte.. gelsin benim bahceyi temizlesin, bogurtlenler benden bedava :)) Allahim, koskoca Prens'in bosandigi karisindan daha zenginim.. cok sukur halime...

Tuesday, 25 May 2010

Oxford Street'ten Bahçe'ye Bir Tırtıl Öyküsü

Patatesli Ekmekler için bkz: Patatesli Ekmekler

Sling için bkz: Ev Yapımı Slingler

Blog içinde bir arama yapmak istediğinizde, sol üst köşede bir arama kutucuğu var, oraya aradığınız kelimeyi yazarsanız, blogger, o blogta, o kelimenin geçtiği postları önünüze seriveriyor :) Ondan sonra ayıklayın pirincin taşını :P


Cumartesi bulduğum ilk boşlukta, MK ile bahçeye gittim. 3 saat kalıp biraz ot yoldum ama hamlamış olduğum için ertesi güne kadar geçmedi yorgunluğum. Yine de çok tatlı bir yorgunluk. Bütün gün ekran&masa başında oturuyorum ama günün sonunda başıma ve vücuduma öyle pis bir yorgunluk yapışıyor ki, üzerimden atamıyorum.

Cumartesi bahçede geçen günden geriye kalan tek üzücü şey, o gün hiç arı ile karşılaşmamak oldu :( Arı nüfusundaki azalışı maalesef gözümüzle görüp, bizzat tecrübe eder hale geldik. Yerim olsa, sırf nüfusları artsın diye arıcılık yapmayı düşündüm :(( Yerim dar.. yenim dar.. Bunlar bahane değil. Araştırmalı, imkanı olup da arıcılık yapan, arı nüfusunu arttırmak için uğraşanlar olmalı.. Onları bulup, onlara destek olmalı... Belki uzaktan da olsa sponsorluğunu yaptığım bir arı kovanım olur :))

Mısırları ve ayçiçeklerini toprağa geçirdim :)

Bakımsızlıktan MK'nın boyunu aşan çayır çimen :)

Bir ara elinde fotoğraf makinasıyla dolaşan MK'nın denk getirip de çektiği fotoğraflardan birisi.
Nohut olur kendileri :)

Su kurbağası :)




Sol baştan sırayla :P
1- Bakla (uzantısında nohut ve bezelye)
2- Marul
3- Mısır (uzantısında 2 ayçiçeği, sincaplardan sana bir şey kalmaz, 1 gecede biter dediler:))
4- Geçen yıldan kalan, bu yıl kendi kendine çıkan soğan ve sarımsaklar..

Bu da, emeklilerin bahçeden bir görüntü :D İki resim arasındaki farkı siz ayırt edin gayri :P

Bu akşam işten eve dönerken, Oxford Street civarlarında yerin altından tıngır mıngır giderken, karşımdaki kadının bacağında, minik, fıstık yeşili renkli bir tırtıl*caterpillar farkettim. Bugünlerde hava sıcaklığı 27 dereceyi bulduğu için, fırsatını bulan parklara yayılıyor, herhalde kadın da parktan kalkmış metroya binmiş, zavallı tırtıl da onun üzerinde Central Line'da yolculuk ediyordu :))

O kadar çaresiz, savunmasız görünüyordu ki.. Kadın kalksa, trenden inse, bu zavallıcıkta yerin altında, istasyonda yuvarlanıp düşse.. Kıyamadım.. Kadıncağıza gülerek, bacağından aşağılara doğru yavaş ama emin adımlarla ilerleyen tırtılı bacağından aldım. Yanımdaki kesekağıdına koydum. Yer üstünde, tren değiştirmek için indiğim durakta küçük bir bahçe vardı ama içime sinmedi :) Tırtılcık kesekağıdı içinde metro yolculuğuna devam etti. Eve dönerken bahçeye uğradım ve bizim için küçük ama onun için koca bir yeşil derya olan bahçede, yapraklardan birisinin üzerine bıraktım :) Bahçe arkadaşım, minik tırtıl :))

Saturday, 22 May 2010

para.. para.. para..


Çiçek açan basil/fesleğen. Dalından koparıp, makarnayla yemek çok güzel oluyor :)

Basil pesto yapımını araştırmam lazım bir ara. Kalanları dondurup sonra kullanmak lazım :))

How To Live a Simple Life programının üçüncü ve son bölümü yayınlandı bu akşam.

Neredeyse 1 yıl boyunca para harcamadan, bir şekilde idare eden Peter, süreyi tamamlamasına bir kaç hafta kala, süresi geçen araba sigortası için harcama yapmak zorunda kaldı.

Programa, saçıp savurmakla, hiç para harcamamak arasında bir üçüncü yol yok mu? sorusuna cevap arayarak devam ettiler :)

Bu konuda bir önceki postta bazılarınızın da dediği gibi, hiç para kullanmadan yaşanmaz. Para hep vardı, hep var olacak. Tabi parayı Likya'lılar buldu o ayrı ama sonuçta para yerine geçecek mal, mülk, servet, zenginlik, altın... vs hep vardı. Muhtemelen bundan sonra da olacak. Parayı reddederek yaşayamayız ancak dikkat etmezsek çok kısa sürede, kolayca, sistemin ve tüketimin kölesi olabiliriz.

Harcama yaparken, gerçekten 'ihtiyacımız olan' şeyleri mi alıyoruz, yoksa almak 'istediğimiz' şeyleri mi? İhtiyaç nedir? Ne kadardır? Ne kadardan sonrası lükstür? Bunlar hep kişinin kendi karar vereceği şeyler. Ve zaman zaman, karar verirken de hile yapabileceği şeyler :)

Ben bugünlerde, yeniden ve yeniden bu konuda düşünmeye başladım. İhtiyaçlarım nerede başlıyor, nerede bitiyor? Nereden sonrası gereksiz tüketime giriyor?

Bir zamanlar alacakaranlık kuşağında izlediğim bir mini dizi vardı. Alkolik olan bir adam, bir barda gizemli bir adamla tanışır. Ve bu gizemli adam, alkolik adamın içkiyi bırakabilmesi için ona bir teklifte bulunur. Alkolik adam, içkiden kurtulmak için teklifi kabul eder.

Gizemli adam, alkolik olana bir ilaç içirir. Kesinlikle ve de kesinlikle içki içmemesi gerekmektedir. Yoksa ilaç çok şiddetli yane tkiler gösterecektir.

Alkolik ilacı içer.

Sonra da kendisini tutamaz ve içki içer..

Ancak artık içinde, içki içtikçe büyüyen, büyüdükçe daha çok içki isteyen bir yaratık vardır ve ondan kurtulmasına imkan yoktur. Acılara dayanamaz ve daha çok içer.. İçtikçe içindeki yaratık daha da büyür ve daha çok acıya sebep olur...

Tüketimi de ben böyle bir canava benzetiyorum işte. Tükettikçe daha çok tüketme isteği doğuyor insanda. Aldıkça almak istiyor. Tıpkı yemek ve mide ikilisi gibi. Yedikçe mide büyür, genişler.. yeme kapasitesi artar. Arttıkça daha çok yer insan. Oysa yemeyi kestikçe mide küçülür. Küçüldükçe daha azla yetinir..

Daha az harcadıkça, tüketim canavarından daha az zarar görürüz... bence :))

Tabi dediğim gibi, herkesin sınırı, önceliği, lüksü-ihtiyacı farklı farklı. Bana ihtiyaç gelen bir başkasına lüks gelebilir. Yine de hep bir orta yolu bulmaya çalışmakta, 3 alacakken 2 almaya ve zamanla 1 almaya çalışmakta fayda var bence.

Neyse, kendi adıma aldığım kararlara gelince... İlk olarak 2 kredi kartımı da iptal ediyorum. Kredi kartını gayet akıllıca kullanan insanlardan birisiyim. Limiti içinde harcama yapıp, hesap ekstresi geldiği gibi öderim :) Sadece bir kere, üst üste almam gereken şeyler sebebiyle borçlanmıştım ve bir kaç ay için bile fenalık getirmişti gereksiz faiz ödemek :) Anne ve babamın hiç kredi kartı yoktur, hiç bir zaman da almadılar :)) Onları örnek almalıyım bu konuda :P

Evet, bu ilk adım :P

İkinci adımsa, parayı gözümle görüp, elimle tutmak :) Kartla yapılan harcamalar, sanki başkasını parasını harcıyormuşcasına o kadar kolay oluyor ki. (Burda kredi kartı dışında banka kartı ile de, sanki kredi kartıyla alışveriş yaparmışcasına ödeme yapabiliyorsunuz. Hatta overdraft denilen, size ekstradan verilen krediyle de, hesabınızda 100 lira varken, 200 liralık krediniz varsa toplamda 300 liralık harcama yapabiliyor, sonra da bankaya 200 lira borçlanmış olarak bir de faiz ödüyorsunuz. Yani ha ali veli, ha veli ali :P Kredi kartından bir farkı yok.)

Overdraft*kredi limitlerimi de iptal ettireceğim. Sonra da yatan maaşımdan, sağa sola faturalara, ödemelere gidenler yetecek kadarını bırakıp, gerisini artık elime almak istiyorum! Evet, tüketim, savurganlık, bankalara borçlanmalara son garik :P

Elbette bu duruma da kesin bir son vermek çok zor. Ev almaya kalkışsan bankada yeter miktar para göstermek gerekiyor, mortgage ödemeleri vs.. vs.. ama açıkcası o zaman gelsin düşünürüz. İnsanın, parayı ve harcamayı, bu şekilde daha iyi kontrol altına alabileceğine dair bir teorim var :P Deneyelim ve görelim :))

Thursday, 20 May 2010

Oxford Street

Isten eve donerken, benim kullandigim hatta bir yolcu trende rahatsizlaninca, yine yerin altinda kuyruk olup beklemeye basladik. Bu central line'in da basina gelenler.. okutup ufleticem su hatti bu gidisle :P

Yerin altinda bekleyecegime cikip biraz hava alayim dedim ve marble arch'ta indim. Su an BikBok isimli bir dukkanin onundeyim :P

Amma kalabalik, her zamanki gibi.. herkes takmis koluna alisveris cantalarini ucer beser piyasa yapiyorlar :P Bi de kriz var derler :P

Vitrinlerden anladigim kadariyla bu yaz hippi modasi var. Kafaya dolanan ipler, hani su kizilderililer'inki gibi... salvarlar, uzun uzun kolyeler..

Eskiden 10 senede bir kiyafetler, moda degisirdi, simdi her sezon degisiyor diye dusunurken, salincakta iki kisi, modanin fast food doneminde oldugumuzu yazmis gecenlerde.. kusicim bu fast food modadan :P organic doneme ne vakit gelicez acep?

Allahim, 72 millet onumde seyru sefer ediyor, ne acayip zamanlardayiz...

Afrikali geni tasidigimi dusunuyorum. Ciddiyim. Bazi sebeplerden oyle bir kaniya vardim.. Uzun hikaye.. 135 sterlin ayirip DNA testi yaptirirsam aciklarim :)))

Yolcudur Abbas.. malum sefer uzun.. sehrin obur ucuna gitmem lazim.. eskiden 1 gun 1 gecede gidilecek yolu 1 saatte gidiyoruz.. hic normal degil,, acayip zamanlardayiz dedik vesselam...

Wednesday, 19 May 2010

Signal Failure

Bakla çiçeği..


Sabah bindim metroya. 2 durak gittik ve durduk. Yarım saatten fazla peronda bekledik. Saat oldu 9. İşe gitmeye kalksam ancak akşam varacağım, şehrin öbür ucu çünkü.. Geri döndüm. Eve gitmeden bahçeye uğradım. Belgrad Ormanı olmuş mübarek.


Geçen sene domateslerin olduğu yerler. Otlar çok uzamış olsa da, uzun otları kökünden topraktan çıkarmak, kısaları çıkarmaktan daha kolay oluyor. Bakalım..

Sol tarafta, geçen yıldan kendi kendine çıkan soğan ve sarımsaklar var sözde ama yabani ve arsız otların arasında kaybolup gitmişler..

Doğrudan toprağa ektiğim bezelye ve nohutlardan ses yok. Nohutların olduğu yerde, birbirinin eşi iki minik bitki var, nohut mu, yoksa yabani ot mu göreceğiz..

Canım hiç eve dönmek istemedi...

Benim bahçenin önünden geçen profesyonel *emekli* amcalar bahçenin haline gülüyor olmalılar. Bir ara da, değme çifçilere taş çıkartan emeklilerin bahçeleri çekip koymalı buraya da, iki resim arasındaki farkı görmelisiniz :D

Sunday, 16 May 2010

Teşekkür ve Blackberry :)

Arkadaşlar, hepinize çok çok teşekkür ediyorum, hem kendi adıma, hem oğlum adına :))

Cuma günü, bir nevi oyun grubu olan kreşinde arkadaşları, arkadaşlarının anneleri ve öğretmeni ile pastasını kesti :) Fotoğraflar gelince koyacağım, henüz ben de görmedim :)

Haftaiçi gündüzleri, 2 saat kadar gidiyor oyun grubuna. Kreş deyip geçiyoruz biz gerçi :P Okul dediğim odur yani :))


******************************

Geçen hafta bahçeden mektup geldi. Komik bir cümle oldu :P (Full time'a geçsem mi, geçmesem mi sancılarında Berceste, üzülse üzülse bir bahçe üzülür demişti.. aynen öyle oldu :P Üzüntüsüne binaen sitem mektubu gönderdi :)))

Daha doğrusu şöyle, bu bahçeler belediyeye ait topraklar üzerinde, Allotment deniliyor tüm araziye.

Allotment: İngilterede kişilerin ticari amaçlı olmayacak şekilde, küçük oranda meyve, sebze üretmek üzere kiraladıkları bahçe.

Allotment Society, kiralama, kontrol vs işlerini yapan küçük bir dernek. Bahçeyi kiralarken anlaşma imzalıyoruz. Bir sürü kurala, kabul ediyoruz diye imza atıyoruz.. Kurallardan birisi de, araziyi derli toplu tutacağım, ot bürümeyecek, temizleyeceğim vs. e tabi aylardır doğru düzgün gidip ilgilenemeyince ben, her yeri ot sarmış.. Dernek de uyarı mektubu göndermiş. 1 aya kadar temizledin temizledin, yoksa başkasına kiralayacağız diye.. 8 haziranda benim full time sözleşme bitiyor, part time'a dönüyorum; bahçenin son uyarı tarihi 8 haziran :P Bu kadar olur yani! Bütün bunlar bana birer işaret diye kafa salladım :P

Bir panik aradım tabi. Dernek yöneticilerinden birisiyle konuştum. Dedim böyle böyle.. full time çalışmaktan bahçemi ihmal ettim, yoksa bıraksanız orda yatıcam, o derece düşkünüm yani :P

Neyse bir anlaşmaya vardık telefonda. Bahçenin tamamı zaten şu anda bana çok büyük geliyor. Yarısını ayırıp başkasına kiralamalarına karar verdik. Arka taraf gidiyor. Blackberry'ler yani :( 'Oha görgüsüzlüğün ve açgözlülüğün de bu kadarı artık' dedim kendi kendime :P İnsanoğlu işte, bir avuç blackberry'den vazgeçemiyor :P

Sırf o blackberry'ler için koca araziyi tutmam haksızlık olur çünkü kiralamak için listede sıra bekleyenler var. Verdim gitti.. Artık blackberry toplamak için araziye çıkacağız napalım :P

Neyse, kalan sağlar bizimdir :) En kısa zamanda gidip kalan yerleri temizlemem, evdekileri toprağa geçirmem lazım. Off bunu yüzüncüye yazıyorum, şu 'yakın zaman' gelmedi gitti..


******************************

Naile
, lavanta için geç değil. Haziranın ortasına kadar ekebilirsin lavantayı. En azından benim aldığım tohumların üzerinde öyle yazıyor. Ben tohumunu aldım ve ektim. Ancak sanırım dalından koparıp kök de tutturabilirsin. Emin değilim tabi, tamamen tahmin yürütme benimkisi :) Tohum bulamazsan haber et..

Thursday, 13 May 2010

Tarihten Bir Yaprak :)

Yaramaz olacak çocuk bebekliğinden belli olurmuş :)

Henüz emeklemeyi bile bilmediği dönemde, nasıl olsa bıraktığım yerde duruyor diyerek, bırakıp başka odaya gitmiş, geri döndüğümde de MK'yı bu halde bulmuştum :) Hedefe kilitlenmiş.. (zarar.. ziyan.. heyoo heyoo :P) Sırtı üstü sürüne sürüne gitmiş.. Yaramazlığını yapmış yatıyordu :))

Nice nice güzel yaşlara oğlum. Sağlıklı, mutlu, huzurlu, sevgi ve saygı dolu, bereketli bir ömrün olsun inşallah..

Tuesday, 11 May 2010

Evdeki Bahçe


Nohut ya da bezelye :)
Mısır, nohut ve bezelyeyi muffin kabına üç sıra halinde dikmiştim. Sıralarını hatırlamıyorum :)


Lavanta :)

Acı Biberler..

Mısır ve domates.. aldı başını gidiyor :) Maşallahları görelim hanımlar beyler :)

Mısır dedim de.. Karadenizli arkadaşlar, organik mısır tanesi/tohumu bulamıyorum. Soyları tükenmeden, sizlerden bir avuç isteyeyim :)) Bu yılın mahsulünden, yastık altı tohumu istiyorum :) Elinde olan varsa lütfen beni haberdar etsin..

Çiçek açan domates.
Haziran ayına kadar don tehlikesi devam ettiği için henüz toprağa geçiremiyorum. Mayısın ortasındayız ve geceleri sıcaklık hala 0 -sıfır- derece!

İri yapraklı (basil) ve orta yapraklı fesleğenler. Türkiye'dekiler gibi minik yapraklı zannetmiştim bu nisbeten küçük yapraklılıları ama başka bir cinsi daha varmış, bunlar onlardan çıktı. Anneme söyleyeyim de bana minik yapraklıların tohumlarından ayırsın önümüzdeki sene için..

Fesleğen ve domates kadar suya düşkün bitki görmedim şu ana kadar. Hepsini aynı anda suluyorum, hatta fesleğenlere ve domateslere, diğerlerine göre 3 kat fazla su veriyorum.. Ertesi sabah bir bakıyorum, diğer bitkilerin toprağı hala ıslak, fesleğenlerle domateslerinkisi sanki günlerdir su vermemişsin gibi kupkuru..


Bezelye ya da nohut ekibi :)

Tabi ben bu fotoğrafları 2-3 hafta önce çektim ve fırsat bulup ekleyemedim..
Geçen hafta itibariyle şu hale dönüştüler:

Ve dün itibariyle de şu hale:

Fotoğraftan da anlaşılacağı gibi, mısır güneş seviyor :)

Ayçekirdeği. Geçen haftalardaki hali :) Oldukça kalın yaprakları var. Hele ilk boy verdiğinde nasıl kalın kalındı yaprakları..

Dün itibariyle...


Kaktüs çiçek açıyorsa, iyi bakılıyor demekmiş :) Bütün kış su vermeyi unuttuğum oluyor bu hayvancağıza :)) Annem bitkilerine hayvancıklarım der de :)) Geçtiğimiz yıllarda, bilimsel olarak bir tür hayvan formatı olduklarını okumuştum da, kardeşimle birlikte, kadıncağızla onca sene dalga geçtiğimiz için utanmıştım :)

Kaktüsün toprağını ve saksını, binbir güçlükle, geçen yıl değiştirdim. Kaktüsün saksısını değiştirmenin kolay bir yolu var mı?

Yine, not almadığım için, ne olduğunu bilmediğim bir bitki :)

Nazlı biberiye/rosemary. En azından tohumdan yetiştirmek, benim için, zor oldu..




Okulda kendi yaptığı şapkasıyla :)


Attırmayın kafanıza :P

2012 Londra Olimpiyatları Stadyumu..

Saturday, 8 May 2010

How to Live a Simple Life

Karar verme sürecinde karşıma çıkan işaretleri yorumlamaya çalışıyorum demiştim.

Bu akşam BBC2'de karşıma çıkan, pardon, nerdeyse gözüme sokulan :)) program, terazinin dengesini yeniden değiştirdi :))

Programı izlerken, keşke başkaları da izleyebilse diye geçirmiştim içimden, az önce BBC'nin sayfasından, önümüzdeki 3 ay boyunca online izlenebileceğini gördüm :))

How To Live a Simple Life

Olay kısaca şu, Peter Owen-Jones, bir zamanların zengin ve başarılı reklamcısı, 20'li yaşlarının sonunda reklamcılığı bırakıyor ve rahip oluyor. 2000'li yıllarda BBC için programlar yapan part time rahip, part time programcı oluyor :)

Reklamcılık sektöründe çalışırken, insanları, aslında hiç de ihtiyaçları olmayan şeylere, ihtiyaçları olduğunu inandırırdım, bunun için de bana avuçla para öderlerdi diyor :)

Rahip olsa da, para harcamayı seven ve aslında gereksiz bir çok şey için para harcayan Jones, 1 yıl boyunca hiç paraya dokunmadan yaşamaya karar veriyor.

'Gerçekten' ihtiyacı olan şeyleri (çoğunlukla yiyecek) temin edebilmek için, karşılığında genellikle beden gücüyle iş yapıyor.

Elbette bu deneysel bir program ancak bizler için de, durup düşünmemiz için bir fırsat. Acaba satın aldığımız şeylere gerçekten ne kadar ihtiyacımız var? Neden hep daha fazlasını istiyoruz?

1- İyi bir eğitim: Pek çok anne baba, çocuklarına 'iyi bir eğitim' imkanı sağlamak için gece gündüz çalışıyor. Amerikan filmlerinden aşınayızdır, bebek doğar doğmaz üniversite eğitimi için gerekecek paranın derdine düşer anne babası. Bizde de durum farklı değildir, her şey çocukların iyi bir eğitim alması içindir.

Ama nedir iyi eğitim?

Lafı dolandırmadan, iyi eğitimden ne anladığımı söyleyeyim: 3 yaşında özel ingilizce dersi, 5 yaşında özel drama, ata binme, seramik, bik bik bik dersi, 23 yaşında 'iyi bir üniversiteden' işletme diploması.

2- İyi bir iş: İyi bir eğitimden sonra İstanbul'un, Londra'nın plazalarında topuk tıkırdatmak mıdır iyi bir iş? Yoksa Anadolu'nun uzak köylerinde öğretmenlik yapmak mıdır?

İyi bir eğitim = İyi bir iş = Borcu bitmiş büyük bir ev, lüks bir araba, yılda 5 gün, 5 yıldızlı otelde tatil, yavrunun 'iyi bir eğitimi' için ödenen okul taksidi, dolaplardan taşan yığınla giysi, kredi kartı, banka kartı, hesap ekstresi, fatura.. fatura.. fatura..

Bazen.. bir evimiz olsa, küçük de olsa.. bahçesi de olsa.. diye içimden geçiriyorum ama sonra aklım başıma geliyor. evimiz mi?

200-250 bin poundu (sterlingi) trink diye çıkarmadıkça kimsenin evi olmuyor buralarda. Bankalar atıyorlar bir kelepçe boynunuza, 25 sene öde babam öde.. 25 senede borcun bitecek de.. evin olacak! 25 seneye kim öle, kim kala..

Kredi al, ev al.. öde.. kredi al, araba al.. öde.. devlet okulları yetersiz, kredi al, özel okula gönder biricik evladını.. öde.. Yeni sezonda yeni kıyafetler çıkmış, bu yıl mor çok moda.. Ver kredi kartını.. al mor hırkanı.. öde.. Buzdolabı boşalmış, doldur sepeti tepeleme.. öde.. Al.. al.. al.. daha çok al.. öde.. öde.. öde.. köle...

Friday, 7 May 2010

yazi-tura

Aksam yatarken, vazgeciyorum... Sabah kalkiyorum, basvurmaya karar veriyorum :))

Gun icinde kararim surekli degisiyor..

Karar vermeme yardimci olmasi icin "isaretler" bekliyorum. Sonra, bir isareti vazgecmeye, bir digerini basvurmaya yoruyorum :)

Sanirim bu gidisle yazi tura atacagim :P

Thursday, 6 May 2010

Dar Kapıdan Geçmek...


Kahve Molası'nın şu yazısını acı acı gülerek okudum.. Hey Sen!

Blackberry olsun, apple olsun.. ofise değil de, bahçeye yakışıyor bence de Özgür anne :))

Election 2010

Şu anda İngiltere'de sandıklar açıldı, oylar sayılıyor.

Labour'ın, İşçi Partisi'nin, seçimi kaybetmesine muhtemel gözüyle bakılıyor. Yıllar sonra ilk kez Tory'ler, Muhafazakarlar, çoğunluğu kazanacak gibi. Ancak hiç bir partinin kesin çoğunluğu alması beklenmiyor. Hung Parliament denilen, bir nevi (burdaki sistem biraz değişik, o yüzden bir nevi:)) koalisyon hükümetinin kurulacağı tahmin ediliyor. 1974'ten beri ilk kez hem de...

Bakalım, sabah ola hayrola :))

Bugün..

Tuesday, 4 May 2010

Lost in thoughts!

Gecen hafta cok yogun ve cok yorgundum. O kadar yorgundum ki, cuma aksami girdigim evden pazartesi ogleden sonra ciktim :)

Fiziksel yorgunlugumu katlayan, duygusal yorgunlugum oldu. Her ne kadar son yillarda, "sabah ola hayrola" felsefesini benimsemis ve ertesi gunun "olabilecekleri" ile beynimi gereksiz yere yormamayi ogrenmis olsam da, gectigimiz hafta ya soyle olursa ne olur? Ya boyle olursa nasil olur? diye diye bos yere yoruldum..

3 ayligina takim degistiren takim arkadasim haziran basinda geri geliyor. Ben de haftalik 4 is gununden 2 is gunune geri donuyorum. Aslinda hic sikayetim yok. Cocukla gecirilen kaliteli zaman kavramina hic bir zaman inanmamis birisi olarak oglumla yeniden gun boyu kalitesiz takilmalarimizi iple cekiyorum :))

Ancak..

Geri donen arkadasimin pozisyonu aciliyor. O pozisyona basvurmak icin ne kadar istekli oldugumu takim mudurune de acikca soyledim. Sadece sirket icine acik bir pozisyon oldugu icin basvuracak kisi sayisi sinirli. Kabul edilmezsem ne ala :P Ben ustume duseni yaptim, kismet degilmis der gecerim.. ama kabul edilirsem..? Iste o zaman ne yaparim?i dusunuyorum gecen haftadan beri :)

Haftada 5 gun.. ayda en az 1, muhtemelen 2 kere cumartesi mesai.. shiftli, donusumlu calisildigi icin zaman zaman ogleden sonra 3-gece 11 mesaisi.. basta cok istekli olsam da dusundukce vazgecmeye meylettim..

Oysa benim icin okul niteliginde bir is olabilir. Onu acik bir is. Ayni alanda, farkli sirketlerde calisabilirim.. Bu yonden cazip geliyor. Ancak 5 gun calismak, yogun calismak, oglumla olan iliskimi "kaliteli zamana" indirgemek ihtimali hosuma gitmiyor. Ustelik 2. bir cocuk dusunurken... Bunlari dusundugumde, vazgeciyorum..

Ancak ya basvurmadigim icin sonra bir sekilde pisman olursam diye dusundugumde, sansimi denemek istiyorum..

Ise basvurayim, kendi sartlarimi one sureyim, gece 11 mesaisi yok, su anki gibi belirli saatler evden calisma imkani, hatta abartip 5 degil 4 gunluk bir kontrat :P Ise mi basvuruyorum, yokusa mi suruyorum belli degil :P

Boyle iste.. koyunlar cite takilacak daa, takilan yunleri toplayacagiz daa.. yunleri egirip ip yapacagiz daa...corap orup giyecegiz :P

Bilmiyorum... Tek bildigim su anki gibi sabah 8'de evden cikip aksam 8'de eve girmenin cok da saglikli bir durum olmadigi. Dsyfunctional bir aileye donusmeye basladik.. misirlar, nohutlar saksilarda bekliyorlar.. bahceye goturulup de topraga ekilecekler.. peeh..

Hani bir hikaye var ya, sandalinda balik tutan bir adama yaklasir is adami.. ayakustu bir hesap yapar, su kadar balik tutsan, sonra tekneyi buyutsen, yok baliklari ihrac etsen, sirket kursan, ceo olsan... ee der balikci, sonra? Sonra emekli olursun, kendine bir tekne alirsin, butun gun balik tutarsin der is adami.. ben de zaten su anda onu yapiyorum, o kadar zahmete ne gerek var der balikci :)

Eskisi gibi 2 gun gidip geleyim isime, imkan olursa 3'e cikarayim.. oglumla kalitesiz vakitlerimin keyfini cikarayim.. bahcemi ekip biceyim.. azicik asimi, kaygisiz basimi 1 blackberry ile 1 laptopa satmayayim :P

Senede aldigim eni topu 1 ayakkabi, cok bile.. 2 senede 1 ayakkabi alayim ne olacak...?

Iste boyle ahali.. kendi icimde bir karar asamasindayim.. hayirlisi diyelim, gecelim di mi...? :)


Acalya'nin son yazisini okudunuz mu? Bosverin 2 kullanip bir kenara atacaginiz hediyeleri.. bu anneler gununde, en guzel hediyesi, kizinin sagligi olacak bir anne icin, corbada tuz olma zamani simdi..
x