Thursday, 29 July 2010

Feride'nin Doğum Hikayesi

35’imde spiralimi çıkarmak için gittiğim doktor hamile kalma niyetimi duyunca sanki ona sormuşum gibi ne rahmimin yapısının ne de yaşımın normal doğum için uygun olmadığını söylemişti.

...

İsveç alternatifini araştırmaya başladım. Eşim İsveçliydi. En düşük bebek ölümlerine sahip birkaç ülkeden biriydi. Sağlam bir ebelik sistemi vardı. Ama galiba kesin kararımı bir arkadaşımın İsveç’te yaşayan akrabası doğum yapmak için Türkiye’yi seçince verdim. İsveç’te sistem o kadar mükemmel gözükürken niye doğurmaya Türkiye’ye dönmüştü acaba? Cevap güldürdü beni. Sezaryen olmaya gelmişti. İsveç’te mecbur kalmadıkça sezaryen yapmıyorlardı bu yüzden keyfi sezaryenler ülkesi Türkiye’yi tercih etmişti. Tamam dedim burası tam bana göre.

...

İlk muayeneye gittiğimde ebe beni masaya yatırdı ve elleriyle karnıma dokunarak bebeğin pozisyonunu anlamaya çalıştı. Borazana benzeyen aletiyle bebeğimin kalp atışlarını dinledi ve herşeyden önemlisi benimle bir saat muhabbet etti. Tatlı tatlı sohbet ettik. Hamilelik hakkındaki düşüncelerim, nasıl beslendiğim, endişelerim, eşimin olaya nasıl yaklaştığı vs. ilaç gibi geldi bana. İsveç’te sonradan bir çok kez başıma geleceği gibi kendimi insan hissettim.

Türkiye’de ise hamileliğimin 6 ayında 7 defa ultrasona girmiştim. Doktorumun göbeğimle tek teması o soğuk jel ve ultrason makinesinin ucu aracılığıyla olmuştu. Konuşmalarımız ise taş çatlasa 10 dakikayı geçmezdi. Aaa bak ne şeker babasına benziyor. Vitaminlerinizi alıyor musunuz. Bir şikayetiniz, sormak istediğiniz bir şey? Herşey yolunda gözüküyor önümüzdeki ay bekliyorum. Ekstradan bir şey soracak olsam doktorun değerli zamanını aldım gibi bir suçluluk duygusu duyardım. Uzun lafın kısası o doktor muayenelerinden elimde bebeğimin siyah beyaz ultrason fotoğrafı, içimde rahatsız edici bir yarım kalmışlık hissi ile çıktım her seferinde. Meğer bir bilenle sohbeti özlermişim, ilgilenilmeyi istermişim.
İsveç’te ise ultrasonu hamilelik boyunca bir ya da iki kez kullanıyorlarmış.


...

Evet ebelik sistemi vardı. Hamileliği ve doğumu baştan sona ebeler götürüyordu. Onlar gerek görmedikçe veya sizin özel bir talebiniz olmadıkça doktorla görüşmüyordunuz.

...

36’ıncı haftanın ortasında Çarşamba akşamı kramplar başladı. Sabaha karşı garip bir ıslaklık hissedip banyoya gittim.


...

Doktor kramplardan dolayı bir yırtık oluşmuş olabileceğini ve suyun muhtemelen bundan dolayı sızıyor olabileceğini söyledi. Böyle durumlarda muayene etmek istemediklerini çünkü enfeksiyon riskini arttırdığını ilave etti.

72 saat içinde doğurmam gerektiğini söyledi. Aksi takdirde enfeksiyon riski çok arttığından müdahele etmeleri gerekecekti. Beni eve yolladılar. Küvete girmememi ve hijyenime dikkat etmemi söylediler.

Türkiye’de benzer bir durumla karşılaşmış bir arkadaşımı hastanede alıkoyup 24 saat içinde sezaryen yapmışlardı. Gerekçe olarak enfeksiyon riskinin yanısıra bebeğin içinde bulunduğu amniyotik sıvının biteceğini söylemişler. Oysa beden kaybedilen suyu yerine koyarmış. Bana bol su iç dediler ve doğru yerde olduğuma şükrettim. Eskiden İsveç’te de hastanede tutarlarmış amniyotik torba patlayınca. Ancak yapılan araştırmalar hastanede mikrop kapma riskinin daha yüksek olduğunu ortaya çıkarınca eve yollamaya başlamışlar. Beden evdeki mikroplara karşı bağışıklık kazanmış ama hastanedeki yeni mikroplara karşı savunmasız olurmuş

...

Ebem endişelenmeye başladı. Sesinde daha önce olmayan bir otoriteyle hemen yatağa geçmen gerekiyor dedi. Niye diye soramadım. Meğer o sırada kızım bağırsaklarını boşaltmış. Bebeğin bağırsaklarındaki siyah yapışkan sıvıya mekonyum deniyor ve boşalması bebeğin stres altında olduğunu gösteriyor. Evet okumuştum. Bebeğin durumunu anlamak için hemen monitör bağladılar ve ebem vakum kullanmamız gerektiğini söyledi. Tatlı ebemin yüzü endişeliydi ve ben bir anda çöküverdim. Doktor elinde küçük beyaz plastik bir şeyle içeri girdi. Vakumu bebeğimin kafasına yerleştirdiler ve ben ıkınırken o çekti.

...

Yutkundum. Hareketsizdi. Elini tuttum cansız bir şekilde göğsüme düştü. Derhal kucağımdan alıp oksijen vermeye götürdüler. İşte o an yaşam durdu. Her şey bitti. Bir kaç dakika sonra geri getirdiklerinde kafasında bir bandaj vardı ama kanlı canlıydı. Sonradan öğrendiğime göre boynuna kordon dolanmış, doğum uzuyunca da zor durumda kalmıştı. Vakumla ilk çektiklerinde vakum tutunamamış ve kafa derisi zedelenmişti. Bandajın üstünde kandan minik bir kalp oluştu ve yüreğimi dağladı. O kalp hala kızımın her adımını takip ediyor.

...

Plasenta da çıktı. Gene bitmedi. Sıra dikişe geldi. Ebemin tüm maheretine rağmen vakumdan dolayı iki dikişlik bir yırtık oluşmuştu. Doktor epizyotomi istemiş ebem gereksiz görmüştü. Düşünün bir doktora karşı ebenin sözü geçiyor!

...

Dikişler atılırken kızımı babasıyla birlikte prematüre bebeklerin alındığı özel bakım odasına götürdüler. Dikişler bittikten sonra zor bela onların yanına gidebildim. Hiç takatim kalmamıştı. Ayrıca nasıl bir manzarayla karşılaşacağımı da bilemiyordum. Kızımı bizden ayrı bir yere koymaları fikri müthiş bir acı veriyordu. Oysa yoğun bakım odası hiç korktuğum gibi değildi. Eşimi üstü çıplak bir yatağa yatırmışlar kızımı da çırılçıplak babasının göğsüne koymuşlardı. Annesinin olmasa da babasının kalp atışıyla uyuyordu. Oda sıcacıktı. Kızımın burnundan bir hortum çıkıyor, eşim bir pompa ile her yarım saatte bir kızımın midesine süt takviyesi yapıyordu. Kızım 2.3 kg doğmuştu ve kilo kaybetmesini istemiyorlardı. Süt takviyesi bundandı. Beni esas uçuran verdikleri sütün ana sütü olmasıydı. Hastanede süt bankası vardı ve bebeklere sadece ana sütü veriliyordu. Hem kızımı bizden ayırmadıkları hem de anne sütü verdikleri için İsveçlilere yaşamımın sonuna kadar minnettar kalacağım.

...

Hastanede bir hafta kaldık. Bir hafta beni kızımdan hiç ayırmadılar. Sarılık olduğunda bile kuvöze alacaklarına mavi ışık veren bir battaniye getirdiler ve ışığını kucağımda aldı. Her gün İsveç’te olduğum için dua ettim. Zor bir doğum olmasına rağmen gücümü yitirmedim.

Hastanedeki bir hafta boyunca beni atacakları her adım konusunda bilgilendirdiler, bizim yapabileceklerimizi hemen bize öğrettiler, emzirme konusunda destek oldular. Hiç olanlara seyirci konumuna düşürülmedim, gücümü yitirmedim. Hatta bir sefer doktor sarılıkla ilgili oldukça medikal bir konuda ne düşündüğümü sordu. Siz bilirsiniz diye cevap verdiğimde, benim bilmem önemli değil siz annesisiniz, sizin bu konu hakkında nasıl hissettiğiniz önemli diyerek anneliğimi bana geri verdi. Hastaneden bebeğime bakabileceğime dair sağlıklı bir kendime güvenle çıktım.



20 comments:

Anonymous said...

amerikada yasiyorum. henuz hamile kalmadim ama gorduklerim burdada ultrasona 3 kez giriliyor nedenini biraz arastirdigimda ultrasonun zararli olduguna dair kanit yok ancak zararsiz olduguna dair de kanit olmadigi icin mumkun oldugunca az ultrasona sokuyorlar. Iki ay once dusuk yaptim ve ultrasonla bakmadilar.Doktor vicudumun ustesinden gelecegini zaten eger bir problem olursa siddettli agri gibi sikayetlerimin olacagini o zaman ultrasona ihtiyac olabilecegini soyledi ve nitekim bir problemde yasamadim. Tabi turkiyede ki aileme bunu anlatmam ve kabul ettirmem kolay olmadi. Israrla baska doktora gidip ultrasona girmemi soylediler parca kalirsa imis. Burasida Isvec kadar olmasada anneye bir cok konuda secme ozgurlugu veriyor acil olmadigi surece sezeryana almiyorlar(mis). ben cocuklugumda kalca cikigi gecirmistim. Ozamanki ordopedis doktorum dogum bile yapmamin yasak oldugunu ama illlaki doguracaksam sezeryanla dogurmam gerektigi soylemisti. Dusuk yaptigimda doktorumla bunu konustum. Bana eger yuruyebiliyorsam kosabiliyorsam normal dogum yapmamda bir sakinca olmadigini soyledi. Nasil oluyor hersey iki farkli ulkede bu kadar farkli oluyor bazen anlayamiyorum. Ister istemez ikilemlere dusuyor insan. Ama simdi doktorumla konustuklarimdan benimde normal dogumu yasayabilecegimi biliyorum.

Sadece paylasmak istedim :)

Sevgiler Esra Aytul

Anne ve Bebisi said...

Ne iyi ettin :) En kısa-uygun-güzel zamanda, senin de doğum hikayeni okumak dileğiyle :)

Güneşligünler said...

Esracım çok güzel bir yazı paylaşmışsın, çok teşekkür ederim kendi adıma, henüz bir bebeğim yok ama eğer inşaallah olursa bu yazıyı dikkate alacağım her aşamada. Belki İsveç'e gitme imkanımız olmaz ama seçeceğim doktor ve hastane konusunda önemli bir referans...

beste said...

Fransa'da da 3 kere ultrason'a giriliyor, ilk bebegi 8 haftalikken olmus biri olarak endiseden o kadar cok ultrasona girdimki geriye insallah cok fazla zarari olmamistir demek kaliyor. Cok ilginc hikaye aslinda herseyi dogaya birakiyorlar hafifi destekle. bende amerikan hastanesinde dogumdan sonra azarlayan cocuk doktoru hanim sayesinde ben cocuguma bakamayacagim sarilik olacak olecek diye bir hafta depresyona girmistim. Bu doktor bana bak sana cocugu saglikli veriyorum sarilik yapip getirme dedi! Tabiki normal dogumdan korkuyorum her Turk kadini gibi ama dogrusu, dogali bebek icin en sagliklisi o, normal dogurtturmadilar, yasim, kilom vsvsvs diye. bebeginizi saglikla, mutlulukla buyutun en guzelini yapmis bir anne olarak Feride Hn.

Benden Bizden said...

TR'de de boyle doktorlar var, onemli olan bilincli olmak ve icgudulerine guvenmek bence. Bir de o doktoru arayip bulmak lazim :P

nalan said...

çok faydalı bir doğum hikayesi paylaşmışsın. ama keşke bundan sağlıkçılar da faydalanabilse!

ilknur malcı said...

ben sezeryan olur vakumla çocugumun çekilmesine izin vermezdim.Ayrıca haftası çok kotu değil.Sezeryanın gerekli oldugu durumları kabul etmek lazım.

esin ve ömer said...

Okurken okuduklarıma inanamadım , işveçte yaşasaydım keşke diye bir düşünce geldi geçti içimden...Keşke ülkemizde doğum konusunda birşeyler kökten değişebilse.

Anonymous said...

Nasıl bazılarında sezeryan doğum takıntısı varsa sizde de normal doğum takıntısı var ve ısrarla kendi doğrularınızı kabul ettirmeyi satırlarınızda okuyorum.

Biri normal diğeri sezeryan doğum yapmış biri olarak(ikisini de Türkiye'de yaptım)her ikisininde artı ve eksilerini yaşadım.
İlk doğumum normaldi, tabi kesik ve dikişler aslında müdahaleli doğum sınıfına soksa da halk deyimi ile normal doğumdu ve oldukça zordu. Üstüne üstlük o dönemde bağımlı çalışan olarak SSKlıydım ve SSK hastaneleri dışında devlet yardımı alamıyordum. Takip sürecinde bunu göze alarak yani cebimden para ödeyerek farklı hastane ve doktora gittim ama yaşadığım ağır sorunların çözümünü SSKnın doğumevinde bulunca doğuma da oraya gittim, çünkü gebelikteki sağlık problemlerimi çözen doktor SSKdaydı. Nerdeyse gecede 50-60 doğumun yapıldığı bu hastanede sezeryana zor karar veriliyordu. Şartlarım itibariyle sezeryanlık olsam da normal doğum yaptım ve sonrasında yaşanabilecek problemleri de yaşadım. Tabi kısa sürede ayağa kalkmak gibi!(2 saatte değil çünkü bir gün boyunca yatakdan doğrulduğumda dahi bayılıyordum)avantajlar buna dahil değilHerkes taburcu edilirken beni alıkoymak istenince bende bütün sorumluluğu aldığımı beyan eden kağıdı imzalayarak çıkabildim.
Yaşadığım bu sorunlar neticesinde uzun süre ikinci çocuk gündemime bile gelmedi. Nihayetinde 8 yıl aradan sonra ikinci hamileliğimde ilk başta sezeryan desem de sonrasında(30 haftada) gitmeye başladığım doktorumun yaklaşımıyla önceliğim normal doğum oldu. İlk hikayemi az çok bilen doktorumun "doğum harika bir şeydir, illa normal veya sezeryan diye tutturarak yaşanabilecek olumsuzluklara kapı açmanın bir manası yok. Anne ve bebek bu süreci en güzel ve uygun şekilde yaşamalı" sözleri ve insanca yaklaşımı çok harikaydı ve son ana kadar normal için mücadele ettik. Ancak bebek 4900gr olunca ne onun ne de benim hayatımı riske atmamak için sezeryana döndük ve özellikle doktorum açısından zor bir doğum olsa da güzel bir doğum oldu.
Sonrasında ise ilk doğumuma göre yani normal doğuma göre daha kolay toparlanma süreci yaşadım ve bebeğimle daha kolay ilgilenebildim. Eşim ve ben doktorumuza rastladığımız için her zaman şükrettik çünkü olayları normal sürecine göre yaşasaydım bugün belki ben belki de bebeğim yaşamıyorduk.
Bu arada bebişimin bir rahatsızlığı için gittiğim Hacettepe Çocuk hastanesinde rastladığım bir çocuğu ise aklımdan çıkaramıyorum; 2,5 yaşında çok tatlı bir kızdı. Konuşamıyor ve yürüyemiyordu. Ailesi derman için Konyadan gelmişti ve orada özel hastane de vakumla yatırılan müdahaleli normal doğum sonucu bu hale gelmişti.

Velhasıl, bence işin hayırlısını dilemek önemli. Bir de doktor veya sağlık persoelinin kuracağı insanca iletişim:)

fatma

Berceste said...

Birseyleri ogretmek ve paylasmak acisindan evet, yani anneye anneligini verme konusuna katiliyorum. Bebegi anneden ayirmamaya katiliyorum. Ama bu kadar kasmanin, anneyi, bebegi zorlamanin alemi var miydi sorusu beni dusunduruyor. Diger yandan Amerikan hastanesi degismis herhalde Beste. Bizimkinin dogumunda emzirmem icin feci caba harcadilar. Sarilik olmasin diye ellerinden geleni yaptilar. Bana ve babaya tek tek herseyi anlattilar. Cocuk doktorumuz dunya tatlisi. Bize uzak olmasina ragmen sirf cocuk doktorumuz icin hala oraya gidiyoruz. Herseyi arastiriyor, irdeliyor, bana danisiyor ve ona gore birlikte karara variyoruz. Oyle adam doven bir doktor degil yani, sansliyiz herhalde. Ben her halukarda Turkiye'deki doktorlarimdan cok cok memnunum. Her hastaligimda Ingiltere'dekilere kesinlikle tercih ederim. Hem egitim acisindan, hem de empati acisindan!

Anne ve Bebisi said...

Fatma hanim,

Gelismis ulkelere %10-15 sezaryen payi bicen, Turkiye'de %80-90'a dayanan sezaryene dikkat ceken,bu konuda uyari yapan Dunya Saglik Orgutu'ne ve Ingiltere'de oranlar %25'i buldugu icin (hic birisi keyfi, randevulu degil, cogunlugu dogum esnasinda acil sezaryen) televizyonlarda tartisma programlarinda, neden boyle oldu? bu orani nasil dusurebiliriz? panikledigi icin acil sezaryene yonelen ebe ve doktorlara nasil ekstra egitim verebiliriz, kendilerine olan mesleki guveni, tecrubelerini nasil arttirabilirz? diye tartisan Ingiliz uzmanlara; kendi dogrularini kabul ettirmeye calistiklari ve bu konuyu takinti haline getirdiklerini tarafinizdan iletirim..

Acikcasi ne 9 ayda 99 kere ultrasona girmesi insanlarin, ne keyfi sezaryen olmalari umurumda degil. Benim umurumda olan, uzman doktorlar paa karsiligi keyfi sezaryen yaparken, gercekten ihtiyaci oldugu halde o doktora ulasamadigi icin olen anne ve bebekler. Carpikligina kimsenin itiraz edemeyecegi saglik sistemi. Parasi olana her turlu hizmetin sunuldugu vahsi kapitalizm. Bu yanlis ve carpik sistem konusunda takintiliyim ve kimin ne dedigi ve dusundugu de umurumda degil. Falanca prof. dr. parasi olan hamileyi, keyfi cit cirt keserken, o doktora ihtiyaci olan kadinlar ölüyor mu? Ölüyor. Filanca prof. dr. parası olanın cocugunu vizite ucreti bilmem kac yuz milyona tartıp, bu ay 100 gr eksik almis mama verin derken, o doktorun bilgi, egitim ve tecrubesine ihtiyaci olan cocuklar ölüyor mu? Ölüyor. Gerisi kapitalist bir hikaye.

Anne ve Bebisi said...

Bercestecim, kesinlikle konusunda cok uzman ve cok iyi doktorlarimiz var. Ancak onlara rastlamak bazen paraya, bazen de sansa kalmis durumda.

Anne ve Bebisi said...

Sonucta sans isi Avrupa icin de gecerli :) Ama benim bu sistemde sevdigim, herkese esit saglik hizmeti sunulmasi. Keske cok iyi doktorlar, herkese esit saglik sistemi ile bir ara gelse ve ortaya mukemmel bir combo ciksa ;)

Berceste said...

Anne ve bebisim, nooooolur bana Ingiltere'de esit sans deme olur mu? Noooolur esit hizmet de deme. O zaman sana sorarim, niye Ingilizlere Ingiliz doktor bakarken, yabancilara Hintli doktor, Pakistanli doktor bakiyor diye? Aile hekimin nereli :) Eger Ingiliz dersen bravo sansliymissin derim! Sonra parasi olan Ingiltere'de iyi hizmet almiyor mu? Ozel hastaneler yok mu? Ama aile hekimin izin verirse oralara gitme sansin var! Devlet de odeme yapmiyor, ozel saglik sigortan varsa karsilaniyor. Ben her ne olursa olsun Turkiye'deki hizmetin oradakinden iyi oldugunu dusunuyorum. Dersen ki hastaneler temiz, duzenli ona tamam. Ama dersen ki doktorlara ulasim esit, doktorlar mukemmel, orada bir duralim derim...

Bir de daha onceki yorumumda yazmadigim, Fatma hanimin yazdilari ile aklima gelen bir nokta daha var. Dogum sirasinda bebegin oksijensiz kalmasi. Iki tanidigim var bu durumda olan. Birisinin yasi benden buyuk, tamamen ozurlu. Akilli ama ne konusabiliyor, ne eli, ne ayagi tutuyor. Su anda annesi de yaslandi,cok zorlaniyorlar... Digeri de dunya tatlisi, okulunu derecelerle bitiren bir dunya guzeli. Ama hem annesine, hem ona oksijen gerektiginde saniyelerle ona oksijen verilememis ve denge merkezi etkilenmis. Elleri ve ayaklarinda hakimiyete zorlaniyor.

Tamam bu yazilari yaziyorsunuz(sen ve normal dogum yapan diger blog yazarlari) ama bir de sunu dusunun, sizden aldigi kuvvetle, bunu zorlayacak insanlarda neye mal olacak? Gerekliligini dusunun, her insanin normal dogum yapamayacagini dusunun. Ha karsi oldugun keyfi olarak yazdigin gibi cirt cirt bu isi yapanlarsa, yazdiginiz yazinin icinde de bunu gecirin, sadece yorumlarda degil. Sadece sana degil sozum, su anda seni okuyorum, o yuzden sana yaziyorum :)

Anne ve Bebisi said...

Berceste, kucuk Hindistan'da oturuyorum ve bembeyaz bir Ingiliz doktorumuz var :) Onu gec, gayet Ingiliz bir arkadasimin gayet Ingiliz babasi, kolu agridigi icin gittigi GP'den eve gonderiliyor ve bir kac gun sonra kalp krizinden hayatini kaybediyor. Yine bir tanidigimin Cambridge'te yasayan gayet Ingiliz esi, gogsundeki beze icin gittigi GP'den eve yollaniyor ve gec kalindigi icin 1 yil sonra vefat ediyor.

Gayet kapkara, Turk bolgesinde yasayan bir Turk abimizin 6 aylik ogluna karaciger kanseri teshisi konuluyor, hastaneye yatiriliyor, her hafta sadece o cocuk icin baska bi sehirden prof. dr. geliyor, aylarca tedavi goruyor ve cok sukur simdi saglikli bir delikanli. Babasi, biz Turkiye'de olsaydik bu cocuk ölürdü demisti. Kaderinde yasamak varsa isterse Afrika'ni gobeginde olsun yine olmezdi tabi ama konu o degil..

Seker hastasi olan ve karacigerinde de bir sorun olan bir tanidigim, inanilmaz bir ihtimamla tedavi ediliyor. Tropical Hospital'daki heyet gorusmeleri, gayet Ingiliz doktorlar tarafindan duzenli olarak yurutuluyor.

Bir de tabi, parasi olmadigi icin tedavi edilmeyen, kadin hastaliklari yuzunden 1 yil gecirdigi agir kanamalar sonucunda olum doseginden donen kayinvalidemin yasadiklari var. Bir gun onun agzindan tum yasadiklarini buraya yazarim. Anadolu'daki, ustelik de emekli sandigindan sozde sigortali, saglik hizmeti alma hakki taninmis kadinlarin nasil kadin dogumcularla, hemsirelerle, doktorlarla, hastanelerle muhata olmak zorunda kaldigini herkes okur.

Kayinvalidem, vicdan sahibi bir doktora rastlamis da en sonunda, hala hayatta cok sukur.

Her sey, her yerde, herkesin basina gelebilir. Evet Ingiltere'nin saglik sistemi harika degil hatta Turkiye'deki cok iyi doktorlarimizla karsilastirinca cogu zaman duzensiz, kotu, ilgisiz de kalabilir. Ancak Turkiye'deki sistem de benim gozumde gecer akce degil.

Berceste said...

Doktorunuzun aile gecmisine bakmak lazim bacim :) Yok o da olmadi ise surulmustur oraya ya da cok idealisttir :) Guluyorum ama ciddiyim.

Ekipman acisindan oradaki hastaneler sanslilar. Yeni teknolojiler uretip, uyguluyorlar. Ama bunun icin de cok para harcamiyorlar. Goz kontrollerim sirasinda oradakilerin kullandigi makinalar burada 20 sene once gorduklerimdi neredeyse! Zaten goz doktoru degil de gozlukcu bakiyor, hastaligin varsa goz doktoruna postaliyor! O gozlukcu de, mercegin odagini ayarlamak icin elinde cetvel iki kasimin ortasindan olcu almaya calistiginda kopmustum ben! Bu var mi Anadolu'muzda acaba? En ucra kosede bile Ingiltere'nin gobegindeki boyle cetvelli amcalarla odak belirliyorlar mi? Diyorum ya bazi seyler sans! Su anda saglik hizmetinde eskiye gore cok daha iyiye gidisler var burada. Kiyas yapmak gerekirse, her yonden ele almak lazim. Iki sistem karsilastirilacaksa da artilari, eksileri ile anlatmak lazim! Gecenlerde kuzenim yazmis, Turkiye'de cocuk arabasi ile rahatca dolasabildigim tek sehir Eskisehir diye! Dedim butun Turkiye'yi il il ne zaman dolastin sen? Senin anlattiklarin da da Londra ile Turkiye kiyasi var. Ingiltere'de de adi sani bilinmedik bir yerin saglik hizmeti ile karsilastirma yapalim hele bir... Hic mi yok bizdeki gibi ulasimi zor, yasamasi zor yerler, Iskocya'da, Galler'de, adalarda. Sistemleri cok iyi olsaydi, bize hasta yollamaya kalkmazlardi. Olmadik yerlerde kisitlamaya gitmezlerdi.

Tum bunlarin disinda, benim takildigim nokta, esas hedefin saglik sistemleri ise, esitlik olmadigini dusunuyorsan, neden normal dogumdan giriyorsun konuya?

Anonymous said...

Sevgili Anne ve bebisi,
Çarpık sağlık sisteminden bende şikayetçiyim. Hatta bu sistem içinde zarar gören her iki taraf içinde üzülmekteyim. Bu durum nasıl düzelir işin doğrusu bilemiyorum da:((

Bugün ülkemizde sadece sağlık sektörü değil, hemen her sektörde(dersi zayıf olan öğrenci son iki hafta ilgili öğretmenden özel ders alınca veya ortağı olduğu dershaneye gidince notlarının düzelmesi vb)vahşi kapitalizm söz konusu. Elbette sorun can ve sağlık olunca daha göze batar ve önemli oluyor.

Ancak konu özelleşipde doğuma, anne-bebek sağlığına gelince bir iki kelam etmeden duramıyorum işte.
Sizin doğum hikayenizide okumuştum ve sizin anlatımınızla pek de hoşlanmıştım. Halbuki kendi içinde riskler taşımasına rağmen!

Sağlık uzmaları sezeryan oranlarını düşürmek için tartışsınlar ve hatta çözüm üretmek için bunu takıntı haline de getirsinler, ne güzel! Bu insanlık için güzel bir süreç. Ancak Dünya Sağlık Örgütünün uyarılarından bu kış yaşanan domuz gribi aşılanma skandalından sonra oldukça pimpiriklendiğim için arkasıda ister istemez bir şeyler aramadan da duramıyorum:(

Filmlerden izlediğim kadarıyla batıda hastanın tedaviyi kabul etmesi veya reddetmesi bile hasta hakları çerçevesinde değerlendirilip ona göre davranılırken bir kadın eğer doğumunu sezeryan istiyorsa ve oranlar %90na da çıkıyorsa hiç umrumda değil. Bu seçim o kadının hakkı ve karşı çıkanların(tıp otoritelerinin, sağlık sigortacılarının) derdi ise maliyeti olunca "sağlıklı olan normal doğumdur" tezlerine de inanamıyorum. Yani karşıtlarında derdi çoğunlukla kapitalizm:)

Benim derdim ne normal doğumu ne de sezeryanı savunmak. Annelerin güzellikle ve sağlıkla bebeğini kucağına alabilmesi ve hayata güzel merhaba diyebilmesi. Bunu ister normal doğumla yaşar, ister sezeryanla. Bunu da ne idealizm adına ne de para adına dayatmayla yaşamamalarını dilerim.

fatma

Anonymous said...

doğum sırasında yaşadığı stres ve kaka yapması, inatla normal doğuma devam, oksjensiz kalması, vakumla çeke çeke almak, ki derinin zedelenmesiule kalmış çok şükür, ve sonuçta aferin İsveç! ben mi okuduğumu anlamıyorum...

Anonymous said...

Aynı hikayeyi sadece 2 doğum hikayesi olan (ikiside birbirinden korkunç)bir blogta okudum.
Tüm Avrupa'nın sağlık sistemini kıyaslayacak bilgim yok, ama genel olarak Berceste Hn.'a ve 4 ağustos anonymous'a katılıyorum. Eğer herşey yolundaysa tamam ama değilse anne ve bebeği bu kadar zorlamak doğru mu? Örnek hikaye bence tek kelimeyle korkunç. Ben olsam İsveçlileri dava bile ederdim. Her yaptıkları ilerde ayrı ayrı sağlık sorunlarına yol açabilir(di), böyle bir kumar oynanmasını anlayamıyorum. Anne 20 yaşında olsa, 5- 6 normal doğum yapsa, bir ikisinde sağlık sorunu (Özelde özürlülük ve ölümü kastediyorum) olsa hadi önemli değil diyebilir ama 35 yaşında bence kumar olmuş. İnşallah ileride bir sorun yaşamazlar. İnşallah örnek alan kişiler de sorun yaşamazlar. Benim okuduğum pozitif doğum hikayeleri blogundan siz de iyi örnekleri okuyabilirsiniz.
Burada beni rahatsız eden bir konu daha var: Sorunlu doğumlarda sezaryen anne ve bebeği kurtarmak için değil mi? Sezeryanle doğurmak daha "az annelik" mi oluyor?
Gereksiz tıbbi müdahaleye karşıyım ama, tıbbi müdahaleden kaçmak için inat etmeye ve bir bebeğin kafa derisini soymaya daha da karşıyım. Bir başka konu da; Böyle bir doğumu herhangi bir köyde yeşillikler içinde huzurla doğum yapabilirdiniz. Ya da evde kalabilirdiniz, o kadar yol gitmek niye? "Param var en iyisini ben yaparım" düşüncesi ile Tüm türk doktorlarını haksız yere suçlama güdüsü sezinliyorum.
Türkiye'de işi ticarete dökenler de var ama Almanya'da ameliyathanede yanlışlıkla lazerle yakılan hastaların şikayetleriyle ilgili siteler de var!
Doktorunuz iyiyse ülke, hastane fark etmez ...
Anne çok şanslıymış, ama şans herkese aynı şekilde gülmez, örnek olmanın kötü tarafı bunun sorumluluğunu taşımaktır.
Normal doğum yapan anne, sezaryen yapan anne, emzirebilen anne, emziremeyen anne imajları yaratıp bu büyülü sürecin sıkıntılı bir döneme dönüştürülmesini kadınlara haksızlık olarak görüyorum. Bu nedenle şartlandırmalara, psikolojik zorlamalara karşıyım. Umarım herkes bu süreci kendisini dinleyerek, huzur ve mutlulukla geçirir, çünkü aslında bahsettiğimiz bir mucize...

Cigdem said...

Merhabalar,
Hikayeniz benim dogum hikayemi andiriyor, tum anlattiginiz ayricaliklardan neyseki yasadigim yer olan Avustralya da faydalanabildim. Asiri ilgi, yardimseverlik, kibarlik ve hosgoru sayesinde cok zor gecen dogumum bende guzel bir ani olarak kaldi. Esim disinda hic kimsem olmadigi halde hic zorluk cekmedim yardimlari sayesinde. Benim suyum ben farkinda olmadan 40+5 de bittigi anlasildi, buyum ihtimalle 72 saatten uzun sure once sizinti baslamisti. Bu yuzden cok zor bir dogumum oldu kizim Hazel vakumla cekildi ve asiiri derecede dikise ihtiyacim oldu malesef. Yinede bu ulkede yasadigim ve buranin vatandasi oldugum icin cok sansli hissediyorum kendimi. Keske Turkiyede de bazi seyler degisse ve kadinlarimiz bu kadar korku ile bakmasalar dogum olayina. Onca zorluktan gecerken birde Dr yada ebelerin tavirlarini ceken arkadaslarimi dinledim ve hic adil gelmedi bana.
Blogunuzu dun kesfettim ve okumaktan zevk aliyorum. Emeginize saglik...
Cigdem

x