Saturday, 8 May 2010

How to Live a Simple Life

Karar verme sürecinde karşıma çıkan işaretleri yorumlamaya çalışıyorum demiştim.

Bu akşam BBC2'de karşıma çıkan, pardon, nerdeyse gözüme sokulan :)) program, terazinin dengesini yeniden değiştirdi :))

Programı izlerken, keşke başkaları da izleyebilse diye geçirmiştim içimden, az önce BBC'nin sayfasından, önümüzdeki 3 ay boyunca online izlenebileceğini gördüm :))

How To Live a Simple Life

Olay kısaca şu, Peter Owen-Jones, bir zamanların zengin ve başarılı reklamcısı, 20'li yaşlarının sonunda reklamcılığı bırakıyor ve rahip oluyor. 2000'li yıllarda BBC için programlar yapan part time rahip, part time programcı oluyor :)

Reklamcılık sektöründe çalışırken, insanları, aslında hiç de ihtiyaçları olmayan şeylere, ihtiyaçları olduğunu inandırırdım, bunun için de bana avuçla para öderlerdi diyor :)

Rahip olsa da, para harcamayı seven ve aslında gereksiz bir çok şey için para harcayan Jones, 1 yıl boyunca hiç paraya dokunmadan yaşamaya karar veriyor.

'Gerçekten' ihtiyacı olan şeyleri (çoğunlukla yiyecek) temin edebilmek için, karşılığında genellikle beden gücüyle iş yapıyor.

Elbette bu deneysel bir program ancak bizler için de, durup düşünmemiz için bir fırsat. Acaba satın aldığımız şeylere gerçekten ne kadar ihtiyacımız var? Neden hep daha fazlasını istiyoruz?

1- İyi bir eğitim: Pek çok anne baba, çocuklarına 'iyi bir eğitim' imkanı sağlamak için gece gündüz çalışıyor. Amerikan filmlerinden aşınayızdır, bebek doğar doğmaz üniversite eğitimi için gerekecek paranın derdine düşer anne babası. Bizde de durum farklı değildir, her şey çocukların iyi bir eğitim alması içindir.

Ama nedir iyi eğitim?

Lafı dolandırmadan, iyi eğitimden ne anladığımı söyleyeyim: 3 yaşında özel ingilizce dersi, 5 yaşında özel drama, ata binme, seramik, bik bik bik dersi, 23 yaşında 'iyi bir üniversiteden' işletme diploması.

2- İyi bir iş: İyi bir eğitimden sonra İstanbul'un, Londra'nın plazalarında topuk tıkırdatmak mıdır iyi bir iş? Yoksa Anadolu'nun uzak köylerinde öğretmenlik yapmak mıdır?

İyi bir eğitim = İyi bir iş = Borcu bitmiş büyük bir ev, lüks bir araba, yılda 5 gün, 5 yıldızlı otelde tatil, yavrunun 'iyi bir eğitimi' için ödenen okul taksidi, dolaplardan taşan yığınla giysi, kredi kartı, banka kartı, hesap ekstresi, fatura.. fatura.. fatura..

Bazen.. bir evimiz olsa, küçük de olsa.. bahçesi de olsa.. diye içimden geçiriyorum ama sonra aklım başıma geliyor. evimiz mi?

200-250 bin poundu (sterlingi) trink diye çıkarmadıkça kimsenin evi olmuyor buralarda. Bankalar atıyorlar bir kelepçe boynunuza, 25 sene öde babam öde.. 25 senede borcun bitecek de.. evin olacak! 25 seneye kim öle, kim kala..

Kredi al, ev al.. öde.. kredi al, araba al.. öde.. devlet okulları yetersiz, kredi al, özel okula gönder biricik evladını.. öde.. Yeni sezonda yeni kıyafetler çıkmış, bu yıl mor çok moda.. Ver kredi kartını.. al mor hırkanı.. öde.. Buzdolabı boşalmış, doldur sepeti tepeleme.. öde.. Al.. al.. al.. daha çok al.. öde.. öde.. öde.. köle...

21 comments:

Crebro said...

Tabi ben bayıldım bu yazıya. Bir kaç gündür ben de oturmuş simple life üzerine düşünüyordum. Ama beni çıkardığı sonuç hep mutluluğun tanımına dayandı. Yani insan nerede olmaktan ve ne yapmaktan hoşlanıyorsa, kiminle yaşamayı seviyorsa onu seçiyor. Ben de simple life yaşamayı çok isterdim ama o zaman sevgilimden ayrılmam gerekiyor. Çünkü onun kariyeri nedeniyle belli bir yerde ve belli bir hayatı yaşamak gerekiyor. Ondan vazgeçersem mutlu olamam. O zaman simple life bana hayal oluyor. Plazada çalışan, köy öğretmeninden üstün değil. Mutlu ya da mutsuz da değil. Sadece seçimler ve sonuçları. Ve bir de zorunluluklar gibi bir sonuç çıkardım ama hala üzerine düşünüyorum. Belki benim için ilerde bir çıkış yolu olur.

beste said...

simple life yasamayi secsende o alisveris cilginligi hemen pesini birakmiyor mor elbiseler yerine bahceye bir suru sey aliyorsun! ama kesinlikle simple life, hirslardan arinmak/azaltmak mutlu olmak icin iyi bir alternatif zaten dunyaninda buna ihtiyaci var. Hersey patlamis durumda ekonomi, saglik, gdo'lar, pesticideler vsvs doga artik yokolmak uzere kullerimizden yeniden dogana kadar gidecek gibi duruyor bu surec degistirmek icin yasasin simple life.Benim ogluma iliskin hic bir hirsim yok normal okula gidecek, bahcede dogayla buyeyecek cevrede dogal olarak yapilanlara yuzme, at binme isterse takilacak kendine yeten , mutlu ve eskinden annelerimiz derdi dalga gecerdim ama simdi kalpten inaniyorum topluma faydali bir insan olursa ne mutlu bana bu anlamda ogretmen olmasini daha cok isterim galiba!!

sümeyye said...

biz de hayata kendi çabalarımızla başladık.. herkes aman ha gençken alınıyor ev bark diye psikolojik olarak etkilemelerde bulunmaya çalışıyor.. anneler babalar akrabalar.. evet kredi ile ev al.. al da.. eskıden ınsanlar tek maasla ev alabılırdı..emeklı olunca ama.. sımdı ınsanlar evlılıgının 5. yılında cok rahat kredı cekıp ev sahıbı olmaya adım atıyor.. ve karı koca calısmayanlara denılıyor kı ''ayy yazık tek maaşlı onlar'' yahu eskıden luks olan seyler sımdı ıhtıyac sınıfına sokuldu. ondan yetmeyen..ondan ıhtıyacların cok olması.. eskıden dogal yollardan elde edılenlerı (cocukların agacları olan bı okulda okuması, organık sebze meyveler vs vs) sımdı bı ton para vererek sahıp olunmaya çalışılıyor..:S eskıden taksıye bınmek lukstu sımdı sıradan hatta otobus beklemektense bazen yurumeyı tercıh ettıgımı soyledıgım bırı bana hemencık ''aa taksıye bınseydın'' dıyıverıyor :S
ben annelere gore daha luks bır yasam tazı yasıyorum.. ve fark ettım kı bır seyı alıskanlık halıne getırmek cok kolay .. ıkı lokma fazla yemek..ıkı parca fazla gıyınmek adına gerı gelmeyecek cok seyı harcıyoruz.. ben artık çalışamamayı dusunemeyen bırı oldum ve hayret edıyorum oysa kı 2 ay once daha farklı dusunuyordum.. ama tek dılegım daha azıyla part tıme calısabılmek..
evım 5 yıl sonra olmasın da 15 yıl sonra olsun.. yada 25... kendımı bunaltacak derece sıkmak ıstemıyorum.. ama emegımı de gereksızce savurmakta ıstemıyorum.. ancak emeklı olma ıhtımalının cok uzun yaslar sonra olması bana sunu dusundurtuyor..''evım geç olsun.. yada o zaman dusuneyım..olacaksa da önce bır arabam olsun..gencken gucum yeterken tad alacagım seylere yoneleyım.. '' iki eksik olsun ama içime sinme duygusunu dorukta yaşayım.. evlenirken karar verdiğim az eşya alma kararından öylesine memnunum ki mesela.. diğer adımlarım da hep sade ama içime sinecek kadar olsun istiyorum..
ve kredı kartına gelınce neredeyse sakızını bıle karttan cektıren bır toplum oldugumuza sahıt olunca kredı kartı magduru olamaz dıye dusunuyorum.. ben bu halımle korkup kullanamıyorsam.. dusunmeden zırt pıt cektıren magdurlar ne kdar magdur bılemıyorum?
konuyu saptırdım belkı ama demekki konuşasım varmış :S
en son şube arkadaşımın sözleri ile bitirmek istiyorum ''borç bitmez.. ev ve araba kredısını bırlıkte cektık... kredı kartının sadece asgarısını odeyerek gecınıoruz'' derken yenı aldıgı ayakkabısını ıncelıyordu :)

aslı said...

modern toplum, post-mdern patriark kole, ogretmenlik konusuna gelince o a pek simple life degil, ama hala yukaridaki tespitin varligindan, olabilirliginden habersiz yavrularla birlikte olmak, plazada topuk tikirdatmaktan cok daha enerji verici, cok daha anlamli, cok daha sade, cok daha keyifli, eglenceli, hele bir de sistemin icinde olup carklari sisteme karsi calistirabilme gucune sahip olma cogu zaman insani biyik altindan gulumsetmiyor degil hani:))Keske az daha okuyup ogretmen olsaymis ozellikle tum anneler hatta babalar diyesim var:))

Ozgur said...

yazz yazzzz yazzzzzzzz
:)

basit yaşamalı. özgür yaşamalı. ne mortage, ne 5 yıldızlı tatil. Bir tekne, bir kitap. Çoluk çocuk yıldızları sayarken...

Ayşe said...

esracim yaziya bayildim, ama malesef alternatif dunya da commercialized. Yani if you denounce modern life and want to go simple, you still have to make consumption choices that distinguish you from the modern world. Iki ucu keskin kilic, nasil cozeriz bilmiyorum.

Kremali'nin annesi said...

Benim de Kremalim icin 5 yasinda ozel drama hayallerim var Esracim. Mesela, verecegim eline kuregi, yasli ve gucsuz insanlarin evlerinin onundeki kari kuretecegim 9 aylik kis boyunca.

Karsiliginda Ingilizce tesekkur edip sohbet ederlerse sayet, yabanci dil egitimini de getirmis oluruz bedavaya :P

Geriye bi seramik le ata binme kaliyor ki, birini parktaki camura, digerini de babanin sirtina havale ettik mi oldu bu is:P

Esimin is yerindeki herkes neden krediyle eve girmedigimizi sorup duruyor. Maasin varsa otomatikman girmen lazim cunku bu cendereye buralarda. Israrla kirada oturmaya devam ediyoruz, Allah mecbur birakmadikca da hiiic niyetimiz yok bankalara kole olmaya.

Ayse'nin de dedigi gibi, simple life da zatinda alternatif tuketim bicimlerini getiriyor beraberinde; hem kendimiz hem de baskalari icin. Mesela bizim odedigimiz kira, ev sahibimizin mortgage odemelerine yariyor. Koyluden aldigim organik yumurta tarim endustrisi lordlarinin yerine kendi yagiyla kavrulan bir ailenin butcesine katkida bulunuyor. Ben sahsen tuketimin zatinda kotu bir sey olmadigini dusunuyorum. Ama urettigimiz kadar tuketmenin ve illa ki neye nicin ve ne kadar ihtiyacimiz oldugunu sorgulayarak harcama yapmanini daha cok mutluluk ve daha az adaletsizlik getirdigine inaniyorum.

Anonymous said...

merhaba,
krediyle ev almak bir zorunluluk ozellikle bati avrupada yasiyorsaniz.65 yasimizda emekli olacagimizi soyluyorlar ki biz o yasa gelene kadar bunun 70'e cikmayacaginin da bir garantisi yok.emekli maaslari maalesef yuksek degil yani 65 yasina gelmis ve emeklilige kavusmus biri iseniz ve de kiraya mahkumsaniz geciminiz oldukca zor olacaktir.krediyle ev alma olayina soguk bakmiyorum ha bir ev sahibine hayatim boyunca kole olmusum her ay kirayi yatirmisim hesabina ha bankaya 25 sene kredi odemisim ama 25 senenin sonunda en azindan bir evim olmus,emekliligimde kiradan kurtulmusum.biz ikincisini tercih edenlerdeniz.fakat bu kredi ile ev alma imkaninin-zorunlulugunun cikmis olmasi dogal olarak ev fiyatlarini olmasi gerekenin cok uzerinde fais rakamlara cikartmis durumda.
karariniz zor bir karar,az cok bir benzerini de ben yasiyorum.eminim sizin ve aileniz icin en dogru karari alacaksiniz,o yuzden uzmeyin guzel caninizi.
sevgiler.

olmadık işler peşinde said...

okurken çok güzel geliyor kulağa. içinde yaşadığımız toplum ve sosyal düzen içinde bu derece sadeleşebilmek ne kadar mümkün olabilir bilemiyorum açıkçası.

bir memur çocuğu olarak bize (bana ve eşime) öğretilen iyi bir eğitim alıp, sonrasında iyi işlerde çalışarak hayatımızı kazanmamız oldu. kolumuzda "altın bileziğimizle" çıktık yola. çalıştık, kredi ile evimizi aldık, çocuklarımızı yetiştirmeye çalışıyoruz şimdi de. onlara verebileceğimiz yine sadece iyi bir eğitim. bence bizim gibi "sade-düz" vatandaşların mottosu hep böyle. çocuklarımıza bırakabileceğimiz tek zenginlik bu çünkü.

çalışmadan basit yaşamak, çok sayıda çocuk doğurup mutlu olmak falan çok romantik geliyor kulağa. ama uygulamaya gelince bol bol bahane dinle. doğru herkese göre farklı sonuçta. fazla mı gerçekçiyim yoksa bilemedim?

tomurcuk said...

Kapitalizme hoşgeldiniz :))) Yalnız bir sorun var herkes simple life yaşamaya kalkarsa bu sistem yürümez, o yüzden de bu hayal hayal olarak kalır. Keşke kalmasa.

pinar said...

yaziniz cok guzelseylere deginmis ancak link saace uk dekiler icin diyor tikladigimda seyretmek isterdim:(

Ozgur said...

Hiç hayal olduğunu düşünmüyorum bunların. Ütopik hiç bulmuyorum. Bir yaştan sonra en iyi eğitim kitaptır ve kütüphaneler bedava!

Hayattaki en güzel şeyler asla parayla satın alınamaz!

Ev neticede bir barınaktır. Beraber yaşanır, kalabalık yaşanır. Biz vakıf evlerine taşındık, seni çıkaramıyorlar ve çocuğuna bırakabiliyorlar. Eski konforlu evimizi bıraktık, daha çok özgürlük aldık karşılığında.

Ben evden çalışıyorum şimdi çok maaşlı işimi bıraktım. Başka çoook maaaşlı işlere girebilirim, arada düşünüyoruz naapsak diye. Ev, araba, yazlık vs alabiliriz çift maaş olunca. Ama değer mi gecenin körlerinde eve geleceğim o zaman? Şu anda yatırım yapıyoruz. Öyle bir gelir elde edelim ki kendi kendini yaratsın derdimiz bu.

Her insanın yapabileceği şeyler vardır. İş "konfor alanından" çıkabiliyor musun burada. Ben ilkokulu özel okudum. Sonrasında devlet okuluna gittim kendi isteğimle. Şu anda İstanbul'da aylık çoook maaş gerektiren bir haayatı daha küçük bir şehirde yaşadık. Tenis kursu da vardı, basketbol, yüzme, ingilizce desen şakır şakır. Müzik dersleri de vardı da benim hiç ilgim yoktu. Deniz desen bedava... Güzelim karadeniz.

Yani istanbulda yaşamak bile şart değil. Ya da londra'da. Düşününce alternatifler bulunur eğer önemliyse.

Bence uzak bir yerde öğretmenlik yapmak güzel. Çocuklar evde tıkılacağına en azından dağda bahçede gezer.

Çok gidesim var buralardan daha zamanı değil belki ama yapacağım bunu.

"Zamana" yatırım yapmak lazım. Hayat akıp gidiyor. Ölünce mortagela aldığımız ev ne olacak ki biz? Dünyada kiracıyız zaten bir tutunma çabası bu.

Araba mesela, olmayana deli gözüyle bakarlar. Ve Türkiye'de benzin çok pahalı, arabalar da! Halbuki arabasız öyle güzel yaşanır ki. Ama konfor alanınndan çıkman dolmuşa, otobüse binmen gerektiğinde taksiciye gülmen ya da bağırman gerekir. Hayat sokakta!

Şartlanmalar var. En önemli şartlanma fakirlik kaynaklı. "Kendini garantiye al". Garanti yok ki. İş garantisi yerine finansal garantiye yönelmeli. Para getirecek işler yapmalı, kendimiz için.

Ayrıca derece meselesi.

Mesela bütüüün işler kötü değil. Sabah 6da çıkıp gece 11de geldiğin işle sabah 8de çıkıp 5te geldiğin iş eşit değil.

Ya da yılda bir hafta tatili 5 yıldızlı otelde yapmakla, bir ay tatili pansiyonda yapmak eşit değil...

Sana söylenenleri harfiyen uygulamakla, her gördüğünü almakla, moda olan her acayip şeyi giymekle sadece ihtiyaç duyduğun şeyi mesela bir kitabı almak eşit değil...

Yazı yazacaktım toplayamadım.

Okulda defterime, sırama ağaçlara yazarım adınıııı...

kahvegibi said...

Çok güzel bir yazı olmuş! Aklıma çok sevdiğim bir kadın filozofun şu sözünü getirdi.


"Aldığınız eğitim sizi daha iyi, daha erdemli, daha mutlu bir insan yapmıyorsa, neden eğitim alıyorum sorusunu sorun kendinize"

sesen said...

Merhaba,
Ben son yillarda bu anafikri hep konusurum cevremdekilerle.Hatta İstanbul plazalarindan gelen danisman arkadaslara actim gecen, ben minimum tuketim tarikati kuruyorum diye:)Erkekler dediki eslerimizi ikna ederseniz bize uyar:)Buna evdeki esyalardan kurtulmakta dahil.Birkac kiyafet,yerde bir hali,10 tabak çanak vss.Ama geri kalan vakitte bol paylasim kendine,sanata,sagliga vakit ayirabilmek ve hafizada guzel anilar biriktirmek.Omrumuzu yiyiyor bu cevremizdeki nesneler; onlari temiz yeni tutma,elde etme cabalarimiz diyorum ben.Sonra gecmise baktiginda ayy ne guzel bunlari almisimda diye guzel bir anida olmuyorlar ustelik.Sonucta ne oluyor herkes kompleksli,psikolojisi bozuk,bezgin...Evet bunu birgun yapacagim insallah..

escet said...

Yazi guzel, yorumlar da guzel, okudukca okuyasi geliyor insanin.

Bir yazarin kullandigi "hayati zaruret miktari yasamak" tabiri var. Ben ne zaman yazisinin icinde buna denk gelsem durup bir sure dusunuyorum. Fazla bir tuketim cilginligi icinde degiliz, kapitalizm bizi sevmiyordur. Ise yakin bir yerde (5dk), kucuk bir dairede kirada oturuyoruz. Bu sayede cocugumuzla hem sabah hem de is donusu daha cok vakit gecirebiliyoruz, vs. Sanirim bu konuyla ilgili en onemli nokta bizim gibi dusunen insanlarla yakin/tanis olabilmek. Evlerine gittigimiz insanlarin esyalari, hayat bicimleri bazen cezbetmiyor degil. Ama benzer dusunen insanlarla beraber olsak daha iyi olabilmek icin guc alacagiz. Belki de biri "sade yasam" blogu acsa, hepimiz uye olup ipcularimizi paylassak?...

Magissa said...

Masa basinda oturmus aptal saptal insanlarla ugrasip "ne yapiyorum ben burada, neden burdayim" modundayken okudum, hepten sinirlerim bozuldu.

icimden gecenler tam da bu...

Ayse said...

Bu programi bende izledim ve bravo yani. Cesaret isteyen inanc isteyen bi davranis.

Boyle birisyle karsilastim bikeresinde. Ispanya gezimizde kac sene evvel. Daha Burak dogmadan dusun, 2003 senesi sanirsam, Madrid de geri donecegimiz bi gun boyle Simple Life yasayan bi adamla karsilastik. BIz Madrid de merkezde bulunan bi park da oturmus havalimanina gitmeyi bekliyorduk. Yanimiza geldi oturdu, yasli, beyaz sacli bi adam. Ingilizce konusmaya basladi, cebinden bana bi siyah uzum cikarip ikram etti. Ilk basta sasirdim, tereddut ettim, ama Levent yanimda oldugu icin yedim tabi. Sonra konustuk ettik, adam asla "Ben" diye konusmuyor, hep "Biz" diye konusuyor. Ilk baslarda konusmanin bizde anlayamadik, kim "Bunlar" acaba diye dusunduk. Bi cemaat filan dedik kendi kendimize, Anlatti, 10 yil HIndistanda ormanda hatta Avrupadan Hindistana kadar hic eline para degmeden gittigini, Hindistan da parasiz yasayip sadece dogadan toplayip yediklerinden bahsetti, Turkiyeden gectigini anlatti. Bi kac kelime Turkce biseyler soyledi. Ve ardindan bizi evine yemeye davet etti. Gittik, ne cesaret ama, biraz korktuk tabi, ama gercekten adam sadece insanlarin verdikleriyle bagis yapanlar sayesinde yasiyor.

sofrasinda ona eslik edecek kimse yoksa yemek yemiyor. Yerde kurulan sofraya oturduk kendisi cay bardagi yerine hindistan cevizi kabugundan cay icti. Bize aliskin olmadigimiz icin normal bardak verdi.

Yani boyle insanlar var. Buddhist inancini uyguluyordu sanirsam bu Madrid'li WISE OLD MAN dedik biz ona. Cidden 'wise' denilecek hikayeler anlatti. Ornek alinacak bi hayat yasiyor, Ona karsi on yargili olmasaydik ilk basta eminim ondan cok daha faydali seyler ogrenebilirdik.

Berceste said...

Ingiltere'de bir de oduyorsun o paralari, bildigim kadariyla(yanlisim varsa duzelt lutfen) topragin sahibi olamiyorsun evi aldiginda! Hani yasadin 25 yil diyelim, coluguna cocuguna birakacaksin, devlet gelecek, hop burasi benim diyecek! Bir de soyle kandiriyorlar, sen al, sonra elin dara duserse satarsin, aldigindan daha cok getirisi olacak bak gor! Arkadaslar gorduler son krizde. Ev satilmadi, onlar issiz kaldi, ne yapacaklarini sasirdilar. Cocuk var, birakacak kimse yok. Kari,koca deliye donduler. Anne baba da yok yanlarinda! Turkiye'de olsan gene siginiyorsun buyuklerin yanina. Ama yurtdisinda kalakaliyorsun boyle riskli durumlarda. Isini kaybetmemek lazim, evin taksidini, okulun taksidini odemek lazim. Buyuklerden yardim almamak lazim! E hakikaten o daha once anlattigin balikci misali bu is! Diger yandan da dusunuyorsun kira odedikce, niye ev sahibinin mortgage'ini odeyeyim????

Incuk, sorarim bu kadar basit yasami destekleyen arkadasa, kacinin cesareti var :)

özlem said...

tespitlere katılmakla beraber simple life diye bişey yaşamak kapitalist düzende şehirde mümkün değil diye düşünüyorum. daha küçük evde oturmak ve çocuklara bir şey bırakmamak özgürlük değil bence. ya da avm yerine parka gitmek .tüketim tercihleri değişiyor gezmeye harcanan para da tüketim giysiye de. sadece daha akıllı tüketiciler olmak mümkün. bu sistemde sigortalı bir çalışansan ücretli kölesin demektir. kazancına göre hapishanen büyük ya da küçük olabilir. hasta olduğunda devlet sana bakma güvencesi vermiyorsa kendi güvenceni sağlamak mecburiyetindesin. ya da çocuğun iş bulamazsa sokakta kalırsa diye onun geleceği için de bir yatırım yapmak mecburiyetindesin. kendi toprağında çiçek büyütmek lüksünü ben özlüyorum.saksıda değil. bir karış da olsa.en küçük evlerde japonlar yaşıyor en çok intiharı da onlar ediyor. bahçe iyidir :)

Berceste said...

@Ozlem, hersey hayal etmekle baslar :) Sen bastan yok olmaz diye baslarsan mumkun olabilir mi? Tuketici olarak, ozel okullara yollama cocugunu ve devlet okulunun iyilestirilmesi icin goster cabani, bakalim ne olacak? Evin kucuk olsa bile hergun saatlerce disarida agac ve ormanlar seninken, oynayabiliyorken, evin boyutunun onemi olacak mi? ya da senin gozunle bakarsak, calis calis evi sadece yatmak icin kullanmayacak misin?
Turkiye'de para degil de zaman takasi yapabilmek icin Zumbara gibi olusumlar varolmaya basladi. Bu blogu okumani oneririm, http://basitbiryasam.blogspot.com Esra'yi da takipte kal :) Yeniden soyluyorum, hersey hayal etmekle baslar...

Anonymous said...

hani bazi insanlar vardir konustuklari yada yazdiklari
cogunlugun yüregine dokunur, herkesin hissedip, düsündügü
ama ifade edemedigi, dillendiremedigi seyleri cok siradan ama bir o
kadarda güclu etkili söyleyiverirler. iste bu yüzdende
yiginlardan yiginla alkis alirlar.
esracim yazilarini okumak büyük keyif,
iyiki varsin iyiki yaziyorsun,
aslinda bloguna anneligin le alakadar olarak takilmistim ama nasibime bunlar cikti,
yinede cok hosnutlukla okudum, okumaya devam edecegim.

x