Friday, 13 February 2009

Ayakkabı

Dun aksam ogluma yeni ayakkabi aldim. Bu yasta 3 ay icinde ayaklari buyudugu icin yenileme zamani gelmisti.

Aksam eve ayakkabilarla geldim. Kutuyu kendisi acti ve cok sevindi. Butun aksam ayakkabilarla dolasti. Ayagindan cikarmak istemedi :)

Cok sasirdim.

Sanirim hic bir seyle mutlu olmayan, tatminsiz cocuklarla ilgili cok sey duydugum icin, oglumun bir ayakkabiya bu kadar sevinecegini beklemiyordum.

Umarim hep boyle olur. Umarim, sevgimizi gostermek adina onu esyaya bogmayiz. Umarim hep kucuk seylerle bile mutlu olmasini basarir. Mutlu olmak icin maddeye ihtiyaci olmadigini, elindekinin kiymetini ve paylasmanin zenginligini bilir.

*********************

Daha once bir arkadas sormustu, MK"ya evde nasil hitap ediyorsunuz diye :)) Bazen aninda cevap veremeyince ya unutuyorum ya da cok sonraya kaliyor, kusura bakmayin.

Her sekilde hitap ediyoruz :) Bazen sadece Mehmed diyoruz, bazen sadece Kaan, bazen de ikisini birden kullanip Mehmed Kaan diyoruz :) Isimlerinden hic birisini yabancilamamasi icin hepsini birden esit sekilde kullanmaya calisiyoruz. Ama hic MK diye hitap etmedim :)

*********************

Artik MK'nin yaninda esimle ingilizce konusmaya basladik. Turkce her konustugumuzu anlayip isine gelmeyen yerde tepki gostermeye basladigi icin ingilizceyi sokene kadar boyle idare etmeye karar verdik :))

Wednesday, 11 February 2009


Şu hengamede bi de bitki yetiştiriyosunuz ya bayılıyorum ya siz gibilere..Bitkilerden şöyle dursun saçlarıma bakamıyorum aylardır:)Ya da ben de var bi anormallik...Yetişemiyorum yetemiyorum hiçbişeye..

demiş mummy.

Bu konu aslında daha önce konusu geçen şu mükemmel blogger anneler :P konusu ile alakalı olduğu için buraya aldım.

Sevgili mummy kendini kötü hissetme, sende hiç bir anormallik yok. Zaten yetişsen anormal olurdu. Ben de yetişemiyorum. Kimsenin de her şeye aynı anda yetişebileceğini zannetmiyorum. Mutlaka bir yerlerden bir şeyler eksik kalıyordur.

Bizim yaşadığımız apartman dairesi taş çatlasa 60-70 metrekare falan :) Oraların 150 metrekare evlerinin yanında kuş yuvası kadar yani :) Kimi evin salonunun toplam alanı kadardır herhalde :)

Eşya da az.

Yani toplaması kolay, temizlemesi çabuk.. Öyleyken bile yeri geliyor umursamıyorum. Şu anda, yatak odası yıkanmış çamaşırların hakimiyeti altında :) Sepet doldu da çoktan taştı. Ordan alıp kullanmaya başladık artık :P

Bugün yarısını hallettik oğlumla, diğer yarısı kim bilir ne zamana :P Bu arada her gün de yenileri ekleniyor tabi o yığına :) Hallettik derken ütü zannetmeyesin :) Yerlerine kaldırdık sadece :)

Mutfak dolaplarını aylardır düzenlemem lazım. Bekliyorlar, öylece kullanıyorum. Hızla kapatıp kapağını ortamdan uzaklaşıyorum falan :P Bak yarın biraz el atsam onlara oğlanla ne güzel olur :)

Hiç bir şeye yetişmeye çalışmıyorum. Bir gün bir yeri düzeltsem ertesi gün başka bir yer dağılmış oluyor :) Tercih yapmak zorundayım. Ya oğlumun vakti ile kendi vaktimden fedakarlık yapacağım ya da ev hayatının bitmek bilmeyen işlerinden. Ben de tercihimi oğlumdan ve kendimden yana kullanıyorum :)

Hep dediğim gibi, biz karı koca rahat insanlarız. Ev dağınıklıktan yıkılıyorken bile çekip kapıyı gezmeye gidiyoruz :)

e... ev nasıl olsa toplanır ama güneşli hava her zaman bulunmaz :))

Yemek desen.. perşembe cuma çalışıyorum, ya makarnaya talim ya dışardan bir şeyler, ya da kocaya devrediyorum senin nöbetin diye. Artık bu üç seçenekten hangisini seçerse :)) Ben full çalışsam hayatta yemek yapmam. Bütün gün çalışıp, üstüne yol yorgunluğu çekip bir de eve gelip yemek yapan arkadaşları tebrik etmek lazım asıl. O enerjiyi nerden buluyorlar bilmiyorum.

Geriye kalan günlerde de basit, zaman almayacak bir kaç şey yapıyorum, oluyor bitiyor :) Vaktim saatlerce yemek yapmaya harcanmayacak kadar kıymetli benim :) Gezilecek, kütüphaneye gidilecek, fotoğraf çekilecek, MK'nın müzikli oyun grubuna gidilecek, e ziyaret edilmesi gereken arkadaşlar var, ekilmesi gereken çiçekler falan filan :)))

Yani diyeceğim o ki, benim küçücük, az eşyalı bir evim var. İşi de az. İki dakikada toplanıyor, yarım saatte temizleniyor. Yani en azından ben öyle yapıyorum :P

Kendime iş çıkarmadığım gibi olanı da biraz yapıyorum, biraz sallıyorum. Hiç bir iş benden kıymetli değil açıkçası :)) Vaktimi canım o an ne yapmak istiyorsa ona harcıyorum. Hayat bitmek bilmeyen nankör ev işlerine harcanmayacak kadar kıymetli ;)

hmm tabii bir de tv falan izlemiyorum. Bence tv de epey vakit kaybettiriyor insana.

Yani.. böyle işte :))

Tuesday, 10 February 2009



Yürüteci her gördüğünde mutlaka binmek istiyor :)

Maydanoz, acı biber, organik domates ve kekik tohumlarımız hazır. Geçmiş yıllardan saksılarımız da tamam. Tek eksik toprak. Bir türlü alamadım. Kimisini bu ay içinde ekebileceğim. Kimisi için mart ve nisanı beklemem gerek. Buldukça başka sebze ve otların tohumlarını da almalı. Daha önce defalarca nane yetiştirmeyi denedim ama bir türlü çimlendirememiştim. Çok zormuş tohumdan çimlendirmek.

Havalar çok soğuk. Evden dışarıya adımımızı atamıyoruz. Soğuk+yağmur. Ne kar yağıyor :( Ne de bahar geliyor :(

Sunday, 8 February 2009

Gölge



Yamaklığa Giriş I :))

Pomander'in son halleri..

Epey kurudu ama hala biraz daha beklemesi lazım. Çok güzel kokuyor :)

Çok yakında burada ;))

Friday, 6 February 2009

Bilgiç

Geçen salı sabahı.
Anne küçük odada, yer yatağında uyuklamaya çalışıyor.
MK uyanmış. Güne başlamak istiyor.
Anne; "beşş dakika dahaa noolur" diye yatağa yapışıyor.
Arabasını, annesinin kızdığını bildiği halde, dikkatini çekebilmek uğruna duvara vuruyor.

1- "Vurma annecim arabanı duvara."

Tak takk..

2- "Oğlum vurma diyorum."

Tak taakk..

3- Anne yattığı yerden doğrulur, ses yükselir; "Duvara mı konuşuyorum ben, kime diyorum?!!?!"

MK: İşaret parmağını sus işareti yapacak şekilde dudaklarına götürür, gülerek "şşşşuuuuşşşşşşttttt" der :))))

Anne de onu yer :D


.
.
.

Thursday, 5 February 2009

Dün...

... ... evden calistigim icin esim sabahtan MK'yi bakicisi Aysel teyzesine goturdu.

Aksamuzeri is cikisi beni aradi, disardan bir sey isteyip istemedigimi sormak icin. Yok dedim. O da eve geldi.

MK'yi bakicidan almayi unutarak :))

Telefonu kapatinca aklima geldi, umarim oglani almayi unutmaz diye. Geri arayip soyleyecektim ama yok canim, unutmaz dedim :))

Kapinin acildigini duyunca geldiniz miiii? hosgeldiniz.. diye seslendim iceriden. Nasil yani, benden baska kim gelecekti ki? diyormus kendi kendine :))

Issız Adam

Issız Adam da Issız Adam.. Hayır anlamıştım sabun köpüğü olduğunu da, bu kadarını da beklemiyordum :)

Hadi hikaye çerez. Olabilir. Hayattaki her şey hatta hayalgücündeki her şey senaryolaştırılabilir.
Senaryonun işlenişi nanay. Ona da tamam. Ne olursa olsun emek verilmiş. 5 dakikalık bir çekimin bile ne kadar zor olduğunu bilirim. O yüzden onu da geçtim.

Ama o oyunculuk daha doğrusu oynayamayacılık nedir ya?! Oyunculuk yok ortada. Korkunç tonlamalar. Yanlış yerde yanlış vurgular. Kulağı tırmalayan ses tonları.

Lise müsameresine çıkmış, ezberden bile değil, elindeki kağıttan şiir okur gibi konuşmalar! Resmen arkadaşlar gözümde canlandı. Ellerinde A4 kağıtlar, baka baka okuyorlar! Oyunculuk sıfır.

Filmde gözüm bir tek yerde sulandı. Yok yok o komedi gibi son 10 dakikada değil. Filmin başında Alper'in annesi oğlunu arar. Konuşurlar. Kapatırken; gözlerinden öperim evlatçığım der. O anda birden duygulandım ve gözlerim sulandı. Filmdeki tek samimi kare buydu bence :) O kadar içten, o kadar sade ve o kadar gerçek.

Filmin gerisi can sıkıntısı. Bu kadar yapmacık olurdu. Olmuş :)

Wednesday, 4 February 2009

Next Day

Dün -Salı günü- çalışmam gerekmiyordu, kar da daha yerden kalkmamıştı. Bakalım bugün ne tepki verecek dedim.


Sitenin bahçesinde yokuş bir yer bulduk :))






Evden tepsi getirmediğime pişman oldum :D





Anneye kartopu hücumu :))

Burada koşa koşa, yeni fark ettiği, yoldan geçen arabaları izlemeye gidiyor :)

Çizgi film izliyoruz birlikte, çocuk ve annesi bahçede konuşuyorlar. Arka planda, evin köşesinden burnunun ucu görünen bir ara. Dikkatinizi çekiyorum, arabanın tamamı ya d ayarısı falan değil, ön kaporta görünüyor sadece. Bizimkisi heyecenla, anneaa anneaaa! Parmakla ekran işaret edilip, ağaba!

:))

Kitap okuyoruz, kocaman sayfada binbir değişik resim. Ama hemen farkedilen tabii ki küçük bir araba resmi :)) Kitabın başka sayfasını açmaya olanak yok. Sadece o sayfa açılıp bir milyon kere araba gösterilerek sevinçle ağaba, ağaba, ağaba nidaları atılır :)

İğneden ipliğe bir evin ihtiyacı olan her şeyin bulunduğu ürün kataloğu sürekli sürüklenerek getirilir, ağğaabbaa emri ile çocuk oyuncaklarının araba resimleri olan sayfaları açılır, sonra da zevk ve heyecanla ağğaaba, ağğabaa diye resimler tek tek sevilir, okşanır :))


**********************************

Bir ara gece uyanmalarından çok bunalmış, yanımdan yardım edecek birileri olsa sütten kesmeyi bile istemiştim. Şimdi iyi ki kesmemişim diyorum. 2 yaş sendromu, 3 yaş sendromu :)) Ne kadar sendrom dönem varsa bitene kadar emzirmek istiyorum :) Bilmiyorum bu dönemleri emzirerek geçiren ya da geçirmiş olan anneler ne düşünüyor?

Tuesday, 3 February 2009

Snow


Bütün gece kesintisiz devam eden kar yağışından sonra sabah böyle bir manzaraya uyandık :)

Son 18 yılın en yoğun kar yağışı imiş.

Senelerdir böyle kar görmemiştim.

Bu yıl hep olmasını dilediğim bir kar yağışıydı, teşekkür ediyorum :)

Umarım bahar ve yaz için olan dileklerim de gerçekleşir :)

Tabii sürücülerinin ne kelime dağarcığında, ne arabasında zincir, takoz, çekme halkası gibi 'şeyler'in bulunmadığı, senede olsa olsa 1 gün, o da yarım saatlik kar yağışından fazlasına alışkın olmayan (onda bile hemen günlük hayat, ulaşım sistemi etkilenen) Londra'da kelimenin tam anlamıyla hayat durdu :)

Ulaşım araçları iptal, okullar tatil..

Hep birlikte arabayı temizlemeye, fotoğraf çekmeye, eh biraz da karın keyfini çıkarmaya indik.

Bizim kardanadam :) Bu fotoğrafı BBC'ye gönderdim belki yayınlanır diye ama gün içinde yayınlanmadı. Bi dakka, bir daha kontrol edeyim :)) ühüüüü yok maalesef :P Ama şunlara bir göz atın derim : bbc pictures

Kardanadamımız işe giden baba sebebiyle yerle yeksan olunca malzemeleri mahallenin çocuklarına verdim. Bu da onların kardanadamı :)

Soğuğu pek sevmediği için hoşlanmadı kardan :) Evden, camdan izlemek daha çok hoşuna gitti. Biraz daha büyüdüğünde birlikte daha çok eğleniriz inşallah :)

Eve girerken, kurabiye yapmak karlı havanın şanındandır diye kendi kendime gülerek düşünüyordum ki iş arkadaşımdan telefon geldi. Ulaşım araçları çalışmadığı için 3-5 kişi hariç kimse gidememişti. Evden çalışabiliyor olmanın ayrıcalığı ile iş başa düştü :)) Son dakika gelişmesi olduğundan MK'yı bakıcı teyzesine yollamadan, yani hem ona bakmayı, hem de çalışmayı denemeye karar verdim. Oldukça cesur bir girişimdi, kendimi takdir ve tebrik ediyorum :))

Eh çok kolay olmadı tabi ama eskiye oranla daha kolaydı kesinlikle. Yine de, neden yanıbaşında olduğum halde onunla oynamadığımı anlayamayan oğlumu oyalamak kolay olmadı. Kesintisiz yağan kar ve dışarıda neşeyle oynayan çocukların oyalama konusunda epey katkısı oldu tabii :))

Tabii bir de, bilgisayara dokunmamak şartı ile ne isterse yapmasına izin vermenin de :))

Bilgiç Şirin :)

Nedense şu arabaları benim laptop'ın üzerinde sürmenin keyfi hiç bir şeyde yok oğlum için :)
Bu arada, ekmek,eğitim ve eğlence teknemin teklediğinin ispatı arka fonda :)) Yaşlılıktan dökülen dişler :)) Bazı gençlerin bu süreci hızlandırdıkları da yadsınamaz tabi :D

Akşamüzeri..

İş sebebiyle günboyu dışarı çıkamayınca akşam eşimin iş dönüşü kısa bir market alışverişi yapalım dedim. Dönüşte bizi günün son ve en bomba kardan adamı karşıladı :D

Düşündüm de, bir de bunu göndereyim bbc'ye :D

Bir de karı-koca kartopu savaşında kendimizi kaybedip çocuğu unuttuk :P Babasının attığı kartopunun, benim eğilmem sonucu oğluşun omuzuna denk gelmesi, acıtmasa da oğluşun ne olduğunu anlamayıp sendelemesi ve akabinde yaygarayı koparmasıyla muhtemelen bu kışın tek ve en güzel kar keyfine hoşçakal dedik :))

Sunday, 1 February 2009

Regent's Park

Pazar gunu hava (-) derece olacağı ve yoğun bir kar yağışı başlayacağı haberini aldığımız için cumartesi gününün güneşli havasını kaçırmak istemedik.

Önce park manzaralı arabada Türk çayımızla kahvaltı edip, sonra da; ödül kazanmış çiçek bahçeleri olan, Londra'nın göbeğinde 2 kilometrekarelik alana yayılmış Regent's Park'ın sadece küçücük bir alanını, "Aman Allahım, şimdi böyleyse yazın kimbilir nasıldır?" hayranlığı ile gezdik.

Babasını kovalarken..

Sosyetik parkın ördekleri bile sosyetik :P

Emeklinin sesi :)

Onlarca değişik gül çeşidini gruplar halinde dikmişler. Her birini de ayrı ayrı isimler vermişler. Bunların ismi de Emeklilerin Sesi, Türkçe'ye uyarlarsak; Emeklinin Sesi :))

Yazın gelsek hangi çiçeğin, hangi böceğin resmini çekeceğimizi şaşırıp deli gibi ordan oraya koştururuz sanırım :)



Saklambaç.








O yokuştan 50 kere koşarak indi çıktı :)






**********************************

Bu öğleden sonra kar yağışı başladı. Ara ara devam ediyor. Şu an tam bahçe karlar altında. Hava durumuna göre bu gece saat 10'dan yarın öğleden sonra 4'e kadar neredeyse kesintisiz kar yağışı bekleniyor. Eğer güzel yağarsa her yer karlar altında kalacak :) Umarım yarın oğlumla dışarıda karın tadını çıkarabiliriz :)

Akşam 5'te başlayacak yağmurla da sanırım bu yılın ilk ve son karı olacak :)) Ertesi gün güneş var çünkü :) Ah şu Londra'nın havası :)))
x