Saturday, 31 January 2009


Bir ara bir mim vardi, desktop fotograflari uzerine. O zaman aklima gelmisti. webshots isimli bir sitenin uyesiyiz. Inanilmaz bir fotograf arsivi var. Gunde hesabiniza 5 fotograf gecirme hakkiniz var. (Gerci her 5 indirme sonrasi bilgisayarinizda yapacaginiz kucuk bir hile ile istediginiz kadar fotograf indirebilirsiniz ama bosverin derim:) Her gun 5 taneyi secmek, indirmek daha zevkli inanin:)))

Hesabiniza gecirdiginiz fotograflar karisik olarak desktopiniza arka fon oluyor. Zaman zaman cok hosuma gidenleri kaydettim, webshots'in reklamini yaparken kullanmak uzere :))

Dur sevgili Banu gibi yapayim :)

E
NJOY!




Friday, 30 January 2009

Honey

Bal mı tatlı, baldan tatlı oğlum mu tatlı? :))

Yeni başucu kitaplarım. The Name of the Rose perşembe-cuma iş yolunda metro kitabım :) Diğer ikisi akşamları azar azar, sindirile sindirile okunan başucu kitaplarım.

Uğraştı, didindi, deliği buldu ve taktı. Bilgisayarı açıp başına geçmesi yakındır :D
Akşamları babaane ve dede ile kamera bağlantısı kuruyoruz. Bilgisayar açılır açılmaz dedeee diye bilgisayarın başına koşuyor. Görüşme bitince 'hoşçakal de' diyoruz, ekranı (ekrandaki babaanne-dede-halayı) öpüyor :)

Bilgisayar çağı çocuklarının algısı bizimkilerden çok farklı olacak.


Yemek yapıyordum, ocağın başından ayrılamayacaktım. Ama çamaşırlar da makinadan çıkmazsa nem kokmaya başlayacaklardı. Kuvvet destek ünitesini:P yardıma çağırdım :))

İşlem tamam mı emin olalım :)
Görev Adamı :))

Yeni yayınlanan, hijyen hipotezi başlıklı araştırmaya göre, bakteriler, virüsler, özellikle de minik kurtçuklar bağışıklık sistemini güçlendiriyormuş.

Son yıllarda ABD ve diğer gelişmiş ülkelerde MS (Multiple Sclerosis), Tip 1 Diabet, İdrar Yolları İltihaplarının artma sebepleri olarak da aşırı hijyen gösteriliyor.

“Why Dirt Is Good” -“Kir Neden İyidir?”- isimli kitabın yazarı olan mikrobiyoloji ve immunology -bağışıklık sistemi- hocası olan Mary Ruebush, bebeklerin ellerine geçen her şeyi ağızlarına götürmek süretiyle, bağışıklık sistemlerinin çevrelerini tanımalarını sağladığını söylüyor.

Araştırmayı yönetenlerden birisi olan Dr. Joel V. Weinstock, yeni doğan bir bebeğin bağışıklık sisteminin henüz sistemi kurulmamış bir bilgisayar gibi olduğunu, yönlendirmelere ihtiyacı olduğunu söylüyor.

..

Mary Ruebush, antibakteriyel temizlik ürünlerinin antibiyotiğe dayanıklı, salgın hastalıklara sebep olabilecek bakterilerin üremesine sebep olabileceğini, temizlik için sade bir kalıp sabun ve suyun yeterli olduğunu yazıyor.

Dr. Weinstock ise, çocukların kesinlikle çıplak ayakla kirin içinde dolaştırılmasını, kirle-pis şeylerle oynanmasına izin verilmelerini, eve geldiklerinde de bir şey yemeden önce ellerinin yıkamamalarını öneriyor.

Çiftiliklerde yaşayan ve kurtçuklarla, hayvanlarda bulunan diğer organizmalarla içiçe olan çocuklarda allerji ve bağışıklık sistemine yönelik hastalıkların daha az bulunduğunu belirtiyor.

Çocuklarınıza 2 köpek ve 1 kedi alın, bunlar onlara gerekli bakterileri sağlayacaktır diye ekliyor :)))

*************************

MK dahil, buradaki çocuklar parklarda demirleri, otobüslerde benim bile (bu konularda çok genişimdir) dokununca elimi yıkama isteği oluşturan tutunma yerlerini, demirleri, koltukları y@lıyor, ısırıyorl@r.

Salı günleri Müzik Grubu var. Çocuklar 45 dakika boyunca değişik bir çok müzik aletini kullanıyorlar. O aletlerin alındıkları günden beri herhangi bir dezenfekte işleminden geçirildiğini sanmıyorum :) Öğretmen her gün 2 ayrı gruba ders veriyor. Haftanın 5 günü, 10 dersten kimbilir kaç çocuk onlarla oynuyor, yere düşürüyor vs. vs.

Oyun grubunda yerlere yatıyorlar, yuvarlanıyorlar. Şarkı eşliğinde zıplattıkları topları ağızlarına sokuyorlar.

45 dakika bitince eve dönüyoruz. Dönüş yolunda karnı acıkmış oluyor, eline atıştırmalık şeyler veriyorum. Islak mendil yok, elleri yıkamak yok, dezenfekte edici sıvı madde yok. Bunları kullanmaktan pis olduğum için değil, kirin pasın, yerlere sürdüğü ellerini ağzına götürmesinin ona faydası olacağına inandığım için, fazla hijyenin yarar değil zarar getirdiğine inandığım için kullanmıyorum.

Titiz anne, anneanne-babaanne tarafından el üstünde büyütülen, aman aman diye üstüne düşülen, eline aldığı bir şeyi ağzına götürmeye kalkıştığı anda engellenen, sürekli elleri temizlenen, dokunduğu, bastığı, yanından geçtiği her şey kontrol altında olan çocuklar rüzgardan nem kapıp sürekli hastalanırken, apartman çocuklarında allerji artışı yaşanırken, kimisi çoraplı, kimisi çorapsız sokakta koşturan, sümükleri burnundan aka aka, onları yiye yiye :) gezen, elindeki ekmeğe toprağı katık eden bebeler hep taş gibi maşallah :)))

Çocukken bazen günde nerdeyse 12 saati dışarıda geçirirdik. Bir alay çocuk. Gün boyu koştura koştura oynar, mahallemizdeki ilkokulun bahçesinde kaydıraktan kayar, jimnastik demirlerinin tepesinde cirit atar, ağaç dallarına evler kurar, susayınca okul çeşmesinin musluğuna ağzımızı dayayıp su içerdik. Daha titizlerimiz:P ağzını dayayıp su içmez, sabahtan beri çöp tenekesi dahil değmemiş yer kalmayan avuçlarıyla içerdi suyu :))

Acıkınca sokaktan geçen, simiiitççiii diye bağıran simitçinin üstü açık, toz toprakla arkadaş simitlerinden alır yerdik.

Eve dönünce annem, önce ellerini yıka diye arkamdan seslenir ama ben ilk önce ille de tuvalet çeşmesinden, ellerimi yıkamadan kana kana su içerdim.

Hiçbirimiz pislikten hastalanmadık.

Şimdi de MK otobüs demirlerini yalayan, sokakta pis elleriyle yemek yiyen bir çocuğa dönüştü :)

Eve girince ilk iş gidip tuvalete eller yıkanıyor, telaştan unutmazsam her yemekten önce ve mutlaka her yemekten sonra elleri yıkanıyor. Alt değiştirme sonrası mutlaka ellerimi yıkıyorum.
Dışarda giydiğim kıyafetimi ve MK'nınkini, annemden kalan alışkanlıkla daha neredeyse giriş kapısının ağzında çıkarıyorum. O kıyafetlerle değil yatağa, koltuğa bile oturmuyorum. Bunlar başka şeyler. Ama hasta olmasın diye çocuğu cam fanusta yetiştirmeye çalışmak başka bir şey. Yetişmiyor zaten. Vücut isyan ediyor.

Tuesday, 27 January 2009

Friends Forever



Meya dittiii :)) Gül dittiii. Burcu ditttiii. Baba dittiii :)))


Ayşecim sobelemiş, en yakınımdaki kitabın 161. sayfası, 5. cümlesi.

İnternetten ısmarladığım, dün gelen, Elizabeth Pantley'in "The No-Cry Discipline Solution"

His father said that every time he had one of those angry outbrusts, it had a permanent effect on the people around him, just like those unsightly holes in the fence.

Elizabeth Pantley'in bir de; "Hidden Messages: What our words and actions are really telling our children" isimli kitabını aldım. Bir kaç başlığı okudum bile. Özellikle "hamburger" başlıklı ilkini çok sevdim, doğru yolda olduğumu anlattığı için sanırım :D İlk hikayeyi vakit bulursam paylaşmak istiyorum. Özellikle erkek anneleri için :)) Türkçe'ye de çevrilmiş, tavsiye ederim.


Friends Forever :)
Londra Hatırası :)




Bugün hiç aklımda yokken girdiğim bir mağazada buldum bu sandığı. Çam ağacından yapılma. Uyduruk suntalardan sonra gerçek ağaç çok güzel geldi :)







İnternetin kazandırdığı yeni arkadaşlarımız :)

Sevgili Banu aylar önce mail atmıştı blog mail adresime. Londra'ya master için geleceğini haber vermişti. Eşi Alpay'la geldiler, yerleştiler. 2 yıl buradalar inşallah. Çok sıcakkanlı, çok tatlılar :) Umarım hep birlikte dolu dolu zaman geçiririz :)

Bir kaç hafta önce misafirimiz olmuşlardı. İzin almadığım için fotoğrafları eklememiştim :) Bu fotoğraflar o haftadan..

Bu da o geceden :))

Sunday, 25 January 2009

Cumartesi Aksami:

Pazar Sabahi:

Ben zeytin memleketinden olmama ragmen, zeytinyagini cok sevsem de, zeytin yemem. 1 tane bile yemeden 1 sene gecirebilirim :) Esim de eh iste, hafta sonundan hafta sonuna 3-5 tane yer. Ama MK masallah cekirdeksiz zeytinleri cekirdek gibi lupletiyor:) Simdi sirf onun icin eve zeytin almaya basladik :))

Istahi biraz acildi. Gorulecegi uzere :)))

Recel sanati :))

Ustune damlayan recelin fotosunu cekmek icin, kolunu kaldir oglum deyince :))

Mama sandalyesini kaldirdik. Uzun zamandir onda oturmuyor. Buyuk sandalyesinde artik :) Boyunun erismesi icin minder destegine basvuruyoruz :D

Poti (petit) kareli kumas deniyor di mi buna? Ingilizcede gingham diyorlar. Cok sirin gorunuyorlar bence :) Kavanozlara kapak yapmak icin internetten aldim bunu. Bir de kenarlarini girintili cikintili kessin diye ozel bir makas. Ama maalesef kagidi guzel kesse de kumasi kesmiyor :(( Hayalimdeki kenarlari tirtikli kapak ortusuydu ama napalim :))) Yine de guzel oldu bence. Boyle 3-5 kavanoz hazirlayip dekoratif amacli siralayacagim tezgahin ustune :) Mutfaga bir raf almistim, takabilirsek onun uzerine dizerim artik :D

Bu kumastan bir kac sey dikmek istedim ama dikis makinasinin alt bobininde bir sorun sorun var. Ipler birbirine dolaniyor. Cuma aksamimi o bobini+makarayi takmaya harcadim ama halledemedim :(( Yesim gelince ellerinden oper artik :D Dikis makinasi uzmani o ne de olsa :D

***************************

Dun aksam Meral, Burcu, MK ve ben once alisveris merkezine, sonra da yemege gittik. Masallah, gezimizin gec bir saate sarkmasina ve uykusu gelmis olmasina ragmen uslu uslu durdu, bize ayak uydurdu :)

Cocuklari bebekliklerinden itibaren gidilen her yere goturunce bence zamanla alisiyor ve anne-babaya ayak uydurmaya basliyorlar. Ilk baslarda zor oluyor evet. O zahmete katlanmak icin gezmeyi cok seviyor ve bol bol pratik yapiyor olmaniz lazim :) Ama bence o ilk zamanlari atlatinca her sey kolaylasiyor. Surekli anne baba ile gezen cocuk gezinin ne anlama geldigini, ne zaman eve doneceklerini vs ogrenmis oluyor. Hani yabancilarin kucucuk cocuklarinin anne babalarinin yaninda buyuk insan gibi gezmesine, sorun cikarmadan, aglayip mizlamadan durmasina sasilir ya. Iste bunun sebebi o cocuklarin bebeklikten itibaren anne baba ile surekli geziyor olmalari. Bence :))

***************************

Çünkü bizim zamanımızda bizler mutlu çocuklardık, neden, çocuk bu; sorumluluk istemez, bünyesi kabul etmez, bize herhangi bir şey için seçimimizi soran olmadı. Ne verdilerse onunla mutluyduk.
Ne güzelmiş eskiden entellik yokken yahu. Şimdiki çocuklar hem bizim sorumluluğumuzu çekiyor, hem de kendi sorumluluklarını. İşleri zor.

diyor Ayca'nin gonderdigi linkteki Ayca Sen su yazisinda:)

Continuum Concept kitabinin yazari Jean Liedloff da $u yazisinda bu konudan bahsediyor, Who's in Control?/Kontrol kimde? diye sorarak.

Modern zamanlarin, cocuk merkezli modern ailelerde cocuklarin sinirli davranislar sergilediginden, sendromlar gecirdiginden bahsediyor. Bunun nedeni olarak da ailenin cocugu merkeze almis olmasini gosteriyor.

Cocuk, kendi isiyle ugrasan buyuklerini izleyip, takip edip, ogrenip taklit etmek ister, ancak buyukler kendi islerini birakip cocuk ne yapmak istiyor diye ogrenmeye kalkisir, cocuga sorarsa bu dogal akis bozulur diyor.

Ozellikle 2-3 yasindaki cocuklar buyuklerinin kendilerinde emin, ne yaptigini bilen insanlar olmasini isterler ic dunyalarinda. Ancak buyukler cocuklara, onlarin ne istedigini, ne yapmak istedigini sordukca cocugun gozunde buyuk ne istedigini bilmeyen bir insan olur, bu durum da aslinda guven ve disiplin isteyen cocugu panige, korkuya sevk eder.

Cocuk anne babasinin ne kadar kendinden emin, kararli oldugunu gormek icin onları zorlar. Mesela, duvara resimler cizen cocuga annesi, dinlemeyecegini bile bile neredeyse ozur diler bir ses tonunda duvarlara cizmemesini rica ederse, cocuk duvarlari karalamaya devam edecektir. Oysa anne cocugun elinden kalemleri alip kaldirdiginda aslinda cocugun gormek istedigi davranisi sergileyecektir.

Kisaca, bir cocuk buyugunun bir davranisini kontrol etmeye kalkistigi zaman bu, cocuk gercekten anne-babasini kontrol etmek istiyor demek degil, tam tersine, anne-babasinin ne yaptiklarini bildiklerinden emin olmak istiyor anlamina geliyor.

Cocuk kontrol ele gecirdigi zaman kafasi karisir, korkar ve anne babasinin kontrolu ele aldigini gorene kadar da limitleri zorlar.

Bunlar linkteki yazidan kabaca ceviriler. Bir de sanirim kitapta okumustum, cocuklara secenek sunmayacaksiniz diyordu. Hani anne babalar cocuklara soz hakki, secim hakki verdiklerini dusunurler, onlari birey yerine koyduklarini dusunurler ve cocuklarin fikirlerini sorarlar, tercihlerini, isteklerini vs. Bu cocuklari korkutan, panikleten bir davranistir diyor. Cocuklar kendilerine ne yapmalari gerektiginin soylenmesini ister. Hayatlarinda bir disiplin ve sInIr isterler. Bunu bulana kadar da her turlu uç davranisi denerler.

Verdigi bir ornek kahvalti uzerineydi. Mesela cocuga kahvaltida ne yemek istersin diye sormayin. En fazla iki secenek sunun diyordu.

Eger soz geciremediginizi dusundugunuz bir cocugunuz varsa, iliskinizde sorunlar yasiyorsaniz bir de bu otoriter anne-babaligi deneyin. JL'e gore cocugun anne babadan asil istedigi otorite, disiplin, kararlilik.. Birakin bir sure onun istekleri degil, sizin kararlariniz iliskinizin merkezinde olsun.

Tabi bunlar ozellikle 2-3 yas civari cocuklar icin tavsiyeler ama dozu ayarlanarak her yasa uyarlanabilir. Her seyin bir karari olmali bence. Elbette totaliter bir rejimden bahsetmiyorum:) ama demokrasi cocuklara uygun bir sey degil:) Onlarin asil istedikleri, ne istedigini bilen, kararli, cocuguna ne yapmasi gerektigini kesin bir dille soyleyen guclu anne babalar.

Daha once de yazmistim, biz dikkatini baska yere cekme politikasini uyguluyoruz. Elindeki oyuncagi istemedigim bir yere vuruyorsa baska bir seyle oyaliyor ve oyuncagi ortadan kaldiriyorum mesela. Pastelleri ile masayi boyamaya kalkti, bitti dedim hepsini toplayip kaldirdim. Istemedigim hangi davranisi gosteriyorsa kesin bir sekilde duruma el koyuyorum:) Yani en azindan oyle yaptigimi dusunuyorum.

Bugunlerde yeni bir huy gelistirdi, eline su dolu bardak veremiyoruz icmesi icin. Aninda ya da iki yudum sonra bardagi ters ceviriyor:) Yapacak bir sey yok. Eline bardak vermiyoruz. Susadiginda bardagi biz elimizde tutup iciriyoruz. Unutup vazgecene kadar boyle.

***************************

Uyku tulumu tavsiyeleri icin cok tesekkurler. Bir arkadas link gondermisti, su ayakli olanlar. Tam bize gore. Bir kac yere bakayim, olmadi internetten ismarlayayim. Tekrar tesekkurler.

Kitaplik tavsiyeleri icin de tesekkurler arkadaslar. Ilk aklima gelen IKEA olmustu :) Baktim ama internetteki katalogtan istedigim gibi bir sey bulamadim. Cok uzunlar. Bana daha kisa bir sey lazim. Yine de elinde link olan gonderirse sevinirim.

Bir kac cocuk magazasinin internet kataloglarina baktim ama ben rengarenk, cicili bicili seyleri sevmiyorum. Benim gozumu yoruyorlar :) Beyaz ya da en fazla beach dedikleri acik kum rengi gibi bir renk tercihim.

Bu aradaaa son olarak, Burcu'nun sagindakini soran anonim kim yahu? :))

Sorunuzun Cevabi: Gul ablamiz:)

Thursday, 22 January 2009

Anne ve Oğul Günü

Minik DJ :)

Bu tahtaların benzerlerinden çocukken benim de vardı. Çok severek oynardım. Oğluma da aldım ama henüz ilgisini çekmiyorlar. Arada çıkarıyorum, şöyle bir dağıtıp geri topluyor ve kaldırıyoruz :D


Bu sabah geri dönüşüm için ayırdığım şişeleri alıp gelmiş. Ben aşure için (evet ikinci kez yaptım bugün hayatımda, hızımı alamadım :)) nohutların kabuklarını soyarken epeyce oyalandı o şişeler ve ona verdiğim nohutlarla.

Neyin çöp kutusuna, neyin geri dönüşüme gideceğini de öğrenmeye başladı. Ortaya bıraktığım bir kaç süt şişesini bugün geri dönüşüm için ayırdığım sepete istiflemişti :)

Burası bizim sitenin çöp odalarından birisi. Görüleceği üzere konteynırlar boşken torabalarını kapının ağzına yığmışlar. O torbaları buraya kadar taşıyorlar ama kaldırıp çöpün içine atmaktan acizler. Üstelik kapıda bir de not var, lütfen çöpleri konteynırların içine atın, dışarda bırakmayın diye. Öküz her yerde öküz.

Hafta sonundan bu yana hava çok güzel. Hava güzel ve güneşli olunca MK'yı içerde tutmaya gönlüm razı gelmiyor :) Aşureyi dönünce pişirmek üzere bıraktım ve biraz hava almaya bahçeye indik. Yavaş yavaş geçen yılki arkadaşları da kapıdan camdan görünmeye başladı.. Tüm kış görmediğim çocuklar kocaman olmuşlar :)

MK öğle uykusu uyurken ben aşureyi bitirdim. Bu sefer daha az su koydum hatta biraz nişasta da koydum ama yine sulu oldu. Bir de sütü biraz fazla kaçtı :) Yine de tadı güzel.

Öğleden sonra 2.5 saatlik bir çarşı gezisi yaptık. Uzun zamandır bizim semtin alışveriş merkezine gelmiyordum. Soğuk ve yağmur sebebiyle.

Evdeki kitaplarını artık ezberledi, sıkılıyor olabileceğini düşünerek kütüphaneye uğradım. Bizim kahveci:P hemen bütün sandalyeleri hizaya soktu :))

Kitabın bir başına bir sonuna bakıp bitti diyerek yenisine geçiyordu :) Hızlı okuma kursuna mı gitti naptı :P Bir ara masa üzerine çıkıp inmemeye kalkıştı ama bu durumların en büyük kurtarıcısı olan 'dikkat dağıtma' yöntemiyle vazgeçirdim. Bu tür durumlarda hemen dikkatini başka yere çekiyor ve ona bir iş veriyoruz. Kütüphanede, aaa annecim bak şurdaki kitaba, getirir misin onu bana? diyerek raftakilerden birisini işaret ettim. Hemen gönüllü olarak masadan indi, koşa koşa kitap getirmeye gitti :))

Sanırım hemen hemen her anne baba bunu keşfetmiştir. Daha tazeler de ileride keşfedecektir ama ben şimdiden söyleyeyim, zamanı gelince hemen akıllarına gelsin diye :))

Ne tatlı dil, ne kızmak hatta bazen ne de ilgilenmemek çocukları (genelliyorum:)) istenmeyen bir davranıştan vazgeçirmez. En iyi taktik dikkatini başka yöne çekmektir :)) En azından bizde öyle :)

Şöyle bir kitaplık bulsam alacağım.

1 bana, 6 oğluma :))
Gülün Adı kitabını hala okumamış bir insan olarak metro yolculuklarımda yanıma arkadaş etmeye karar verdim :)


MK'ya çok oyuncak almıyoruz. Sayılıdır oyuncakları. Artık tarzı da belli oldu :)) Aynı arabalarla bütün gün oynuyor maşallah. Onları sürekli masadan ya da herhangi bir yüksek yerden yere atmayı sevdiği için bu oyuncağı da sevebileceğini düşündüm. Bu akşam annesiyle babasından pek sıra gelmedi ama ilerleyen günlerde severek oynar umarım :))

Benim Hayatım sormuştu, doğal gaz bir bizi mi vurdu, sizin ev kaç derece diye :) 20-22 arasında:)

Burda da zam geldi ama TR gibi abartmadılar tabi. İnsanlar yeniden kömüre dönüyorlarmış, haklı olarak!

Isı yalıtımı çok kar ettiriyor. Bir de tabi ben kolay üşümeyen bir olduğum için oğlanı da kendim gibi yetiştirmeye çalıştım. Evde gündüzleri özellikle body ile dolaştırıyorum, alışsın diye ki bebekliğinden bu yana uyguladığım için işe yaradı :))

Monday, 19 January 2009

Yemekteyiz Asure :))




Bu da Tatli kritigi :P


**************************

1 ayi gecti evde, sadece anne sutu+ babasinin küspe dedigi:)) porridge tarzi sutlu mama ile besleniyor sadece. SADECE! Ve sadece EVDE! Bakicisinda oldugu gunler corbasini da iciyor, yemegini de yiyor. Eskisi gibi degil ama yiyor. Ayni corbayi ben yapiyorum, icmiyor. Uzum, mandaline en sevdigi meyvelerdi, agzina koymuyor. Kuru uzume hayir demezdi, bir tane bile yemiyor. Anlamadim gitti?

Tamam yeme-yememe konusunda rahatim dedim de bu ne ya? Sut, sut, sut, su, su, su... E guzel.

Gerci bu durumda bile eskiden okudugum bir gazete haberi ile kendimi rahatlatmayi basariyorum.

Haber, 14 yasindaki Ingiliz bir delikanli hakkinda. 2.5 yasindan beri sadece ve sadece sut ve cilek recelli ekmek yedigi uzerine!! Sut ve cilek recelli ekmek. Sabah, oglen, aksam!

Testler yapilmis, vitaminler tam vucudunda. Gayet saglikli. Ve muhtemelen sutun etkisi, gayet uzun boylu. Mutlu bir genc adam!

Biz de bu konuda gazeteye haber olur muyuz acaba? 14 yasinda ve sadece anne ve inek sutu ile beslenen delikanli diye :D

**************************

Yaklasik 3 ayliktan bu yana yer yataginda yatiyor. Montessori icin idealmis, simdilerde haberim oluyor. Bize kalsa yatagina yatirirdik tabi ama yerde yatmayi bir nevi kendisi istedi :)) Ben de yanina yatip emziriyordum ya da uykusu hassas otesi bir genc oldugu icin kendisi, sallayip uyudugu yerde birakiyoruz. Ordan alip da yataga koymak hayal :))

Uykusunda donme konusunda kendisini asti. 360 derece falan cocuk oyuncagi kendisi icin :P Uykusunda asker misali yerde surunuyor mesela. Oyle surune surune bir kac metre gidiyor. Dahasi, babasi ayri ben ayri defalarca koridordan topladik kendisini! KORIDORDAN! Done done, surune surune odadan cikip koridora giriyor, hatta orda da yol almayi basariyor :))

Tabi koridor cikis kapisini bulamadigi zamanlarda taak tuuk sesleriyle kafayi duvarlara vuruyor :) Guluyorum cunku duvarlar sunta :P Ancak ses veriyor, can yakmiyor cok sukur.

Battaniye falan hak getire tabi. Uyku tulumuna sokmaya calistim bir kac kere ama uykusunda bile ayaklari rahat hareket etmesi gerektigi icin uyumadi. Bir de ayaga kalkamadigi icin sinirlendi, agladi. Imkan yok uyumuyor. Battaniyeyi zaten uyumadan ortemiyoruz, ustemiyor. Uyurken koridorlara tasmaktan ustunde battaniye durmuyor. Velhasil arkadas ortusuz, battaniyesiz yatiyor.

Zor cocuk demek istemiyorum. Haksizlik oluyor. Ama hangi sifati kullanacagimi da bilemiyorum. High Need Child orasi tamam ingilizce de, turkce icin ne diyecegim hala dusunuyorum. Kendi bildigini okuyan bir cocuk:)) olmasi itibariyle, gun icinde cok yoruluyor olmamin bu konularda bana faydasi oluyor. Bu konular: Yememe, ustunu acma vs:P

Bu tur konularda, ooofff yorgunluktan bitmisim zaten, ugrasacak halim kalmamis, yemezse yemesin, ustunu acarsa oyle uyusun napiiim! tarzi bir yaklasim benimsedim gidiyorum. Saldim cayira :P

Bu arada zamanina mothercare'den aldigim yatagi da yukluk niyetine kullanmaya basladim iyi mi! Yatak yorgan attim icine, duruyor :D Satsam mi acaba diye dusunmeye basladim. Ikinci cocuk falan beklersek ohooo.. Onu da yerde yatiririm muhtemelen :))) Satsam mi?

Saturday, 17 January 2009

Yemekteyiz Londra :))




Hic bir masraftan cekinmedik Yemekteyiz programini Londra'ya getirdik :))

Devami gelecek :)))

Thursday, 15 January 2009

Blog is...

126. son dönem hastalığı. the psychologist'te yayınlanan bir makalenin çevirisini okuduğumda gözüme çarpmıştı, blog yazma kendini teşhir etmek isteyenler arasında son dönemde oldukça yayılan bir hastalıkmış. özellikle kişisel bloglar, yazan kişilerin özel hayatından, fikirlerinden izler içerdiği için bir süre sonra kişide tutkuya dönüşüp, sürekli kendini ifşa etme ya da kendini kanıtlamaya çalışma gibi sonuçlar verirmiş. yine makalede yazılana göre kişisel blogların çoğu ortalama olmayıp, her biri en uç seviyedeymiş. kişiler ya kendisini zavallı, yalnız, depresif ve melankolik olarak göstermekte ya da başarılı, tuttuğunu koparan, zengin ve sevilen birisi olarak ifşa etmekteymiş. blog yazarlığına hastalık gözüyle bakan psikologlar, blog yazarlığını internet hastalıkları arasında ilk sıralara yerleştiriyorlarmış.
(cicozumsu birsey, 07.12.2008 03:46)

Eksisozluk.

Hastayiizz, hepimiz hastayiz arkadaslar :D

Bizi rahat birakin kardesim, ne de olsa; Delidir.. Ne yapsa yeridir :D

Wednesday, 14 January 2009

Kis Bitsin, Bahar Gelsin Kampanyasi

Bu haftanın başına kadar buralar böyleydi. Gündüzleri -2, -3 dereceler. Geceleri hiç sormayın.
Bu hafta başında soğuk biraz kırıldı. Artık +3, +4 derece :))

O kadar - dereceye rağmen sadece 1 gün, 10 dakika kadar kar yağdı. Kar yağsa hava biraz ısınacak belki, biz bahçede kardan adam yapacağız en önemlisi :) Ama onun yerine her yer 24 saat buz tuttu.


Bu pasteller itina ile sepetten çıkarılıyor. Sonra? Sonra hepsi çılgın bir el-kol hareketi ile sağa sola saçılıyor ve koşa koşa arabalarla oynanmaya gidiliyor :))

Resim-müzik zayıf ama beden eğitimi 10 üzerinden 10 maşallah :))

Ne kadar değersiz derslerdi bu müzik-resim-beden bizim zamanımızda. Şimdiki durumu bilmiyorum.

İlkokul 2'den, 3'ten?? neredeyse lise 2'ye kadar her yıl bu dersleri aldık. 8-9 sene yapıyor. Dile kolay, 8-9 sene! Onca yılda bize kaç yerli, kaç yabancı ressamın adını öğrettiler? Kaç akımdan bahsettiler? Kaç sanat eserini, bir tane olsun, fotokopisi olsun gösterdiler?

Müzik dersinde kaç yerli ya da yabancı bestekar, müzisyen ismi öğrendik, kaçının eserlerini dinledik? Dünyadaki kaç etnik müzikten haberdar olduk?

Cevap: HİÇ! SIFIR!

Varsa yoksa persepektif çiz, natürmort çiz.. Sanki sanat okulu? Resim dersleri benim için işkenceydi. Kendi yaptığım resimlere 6 veren hoca, resimleri anneme yaptırdığımda 9 verirdi!

Resim dersinde niye illa yeteneği olana, olmayana resim yaptırılır ki? Neden öğrenciye bir bakış açısı kazandırılmaya çalışılmaz? Neden sanat eserleri, ressamların hayatları hem eğitici, hem bilgilendirici şekilde verilmez?

Bu soruların bir cevabı yok. Ezbere almış bir sistem, onlarca senedir kendini tekrar ediyor.

Gencecik beyinleri öğüten, silen, sindiren; insan emeğini heba eden ve bir türlü değişmeyen-değiştirilmeyen sisteme oğlumun pek fena bakışını yolluyorum :))



****************************

Normalde şikayetçi bir insan değilimdir. Ama sıcak havayı, daha doğrusu dışarıda keyifle oturulabilecek sıcaklıktaki havayı çok özledim :)) Sabah güneşli ve güzel bir havaya uyanmayı, kahvaltıdan sonra topumuzu, battaniyemizi alıp bahçeye inmeyi, öğle uykusundan sonra nevaleleri çantaya atıp parka gitmeyi... Saatlerce dışarıda üşümeden gezmeyi... Gel bahaar geeel :))

Şimdi aklıma geldi. Geçen gazetede okuyup sakladığım bir haber:

Çocuklar açık havada ne kadar vakit geçirirlerse, gözlerinin miyop olma ihtimali o kadar azalıyormuş. Günde sadece 2 saat açık havada vakit geçirmeleri, miyop olma ihtimallerini %90 azaltıyormuş.

Singapur'da yaşayan Çinli çocukların 1/3'ü miyop sebebiyle gözlük kullanmak zorunda kalırken, Avustralya'da yaşayan Çinli çocukların sadece %3'ü miyop sebebiyle gözlük kullanıyormuş.

Bu durumun genetik değil, çevre şartları sebebiyle olduğu açıklanmış.


****************************

Yine aynı gazeteden başka bir haber. 43 yaşındaki Fransız Adalet Bakanı Rachida Dati, doğum yaptıktan sadece 5 gün sonra, kabineden çıkarılma korkusuyla işe dönmüş.

Sunday, 11 January 2009



Detaylara dikkat :)

Baby Center'in geçen haftaki maillerinden bir tanesinde, çocuklar yardım etmeye ve işbirliği yapmaya meyilli olarak doğarlar diyordu.

MK'nın ev içindeki görevleri:

- Ev içinde ve anne baba arasında bilimum getir götür. Taşıyabileceği her şeyi taşıtıyoruz :)
(Telefonu getirir misin annecim, şunu babana götürür müsün oğlum, bunu masaya koyar mısın?)
- Çöp kutusuna atılacak herhangi bir şeyi götürüp atmak.
- Bulaşık makinasından çatal-kaşıkları&tabakları boşaltmak.
- Çamaşırları sepetten alıp asması için anneye uzatmak.
- Katlanmış çamaşırları, alt çekmecelere yerleştirmek.
(Tabi bunlar büyük insan işi gibi olmuyor, daha çok tıkıştırıyor ama hazır gönüllüyken şevkini kırmayalım di mi:P)
- Eline tutuşturulan bezle sehpaların, koltukların, bilgisayarın ve tv'nin tozunu almak. (Olduğu kadar:))
- Alışveriş sonrası torbaların içindekileri tek tek anne babaya uzatarak yerleştirilmesine yardımcı olmak.
- Elektrikli süpürge ile sağı solu olduğu kadar süpürmek.
- Elbette oyuncaklarını ve kitaplarını kutularına geri toplamak.
- Kıyafet dolabını odasına geçirdim ve Montessori mail grubundaki bir arkadaşın bu konuda bir hatırlatması sonrası günlük kullandığı kıyafetlerinin olduğu çekmeceyi en alt kata koydum. Artık bodylerini, çoraplarını kendisi alıp-koyabiliyor.

Aklıma gelenler şimdilik bunlar. Bir de bu konuda pratik annenin yazısını okuyun derim :)

Bedava Çocuk İşçi



Londra'daki Israil konsoloslugunun onu. Polisin verdigi bilgiye gore 20 bin kisi varmis bugunku protestoda.

Dunya boylesi bir zalimlige seyirci kalsa da sessiz kalmiyor en azindan.

Bu isin bir cozumu yok.

Yahudiler bir devlet kurmak istediklerinde Afrika'da kendilerine yer gosterildi, istemediler. Dini ve tarihi baglari geregi Israil topraklarini istediler.

Onlar gittiklerinde Filistinliler ordaydi.

Once toprak aldilar, sonra da bagimsizliklarini ilan ettiler. Orada Filistinliler'i istemiyorlar. Onlari silmek icin ne gerekiyorsa yaptilar, yapiyorlar. Dunyanin siyasi ve ekonomik kosebaslari onlarin elinde. Kimse sesini cikaramiyor. Kimse Irak'a Afganistan'a, Iran'a yaptigi gibi gozdagi veremiyor, baris getirmeye geldik diye gidip tepelerine konamiyor.

Filistinliler Israil devletini kabul etmiyor. 3000 sene once burda yasamis olmaniz, bu topraklarin kendinize ait oldugunu dusunuyor olmaniz umurumuzda degil, burasi bizim topragimiz diyorlar. Onlar da Israil'i istemiyor.

Bu isin bir cozumu yok. Ortada, iki tarafin da digerine vermek istemedigi ve vatan olarak kabul ettigi bir tek toprak var. Ve Israil o topragi Filistinlilerin ayaginin altindan cektikce cekiyor. Her gecen gun daha zalimce vuruyor. Ve her seferinde kendilerine yonelik "terorist" faaliyetleri sebep gosteriyorlar.

Ne taraftan bakarsaniz o tarafi hakli gorursunuz.

Istedigi yerde devlet kurmak Israil'in hakki, Filistinliler de artik diretmesin, razi olsun diyorsaniz Israil'in saldirilarini hakli bulabilirsiniz.

3000 yil oncesi bugunu baglamaz, bir milletin cani istedigi topraklar uzerinde devlet kurmak istiyorsa ona o topraklari kimse altin tepsiyle sunmaz diyorsaniz Filistinlileri hakli bulursunuz.


Turk medyasi Filistinli kurbanlarin fotograflarini ve videolarini yayinliyor sanirim. Burada etik geregi o tur goruntuler yayinlanmiyor. Hic birisini gormedim, izlemedim. Zaten seyirci kaldigimiz bir olayin tam seyirlik hale getirilmesi ne kadar dogru? 60 senedir seyrediyoruz, ne degisiyor?

Wednesday, 7 January 2009

İsrail'in saldırıları karşısında Obama'nın sesinin çıkmıyor oluşu -her ne kadar göreve başlamamış olsa da- ABD dış politikasında hiç bir şeyin değişmediğinin erken ispatı oldu.

Yurtdışındakilerin Gazze'ye uzanabilmek için kullanabilecekleri bir kaç örgüt:

Oxfam

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü

Unicef

IR Worldwide

IR UK

Christian Aid

Winchester

Kral Arthur olduğunu sandığım ama Alfred olduğunu öğrendiğim heykel.

Cumartesi günü havanın 2 derece ama güneşli olacağını görünce fırsat bu fırsat dedik ve Winchester'a, 2000 yıllık tarihi olan, İngiltere'nin en eski başkentine gittik. Gittik ama soğuktan, öğle uykusunu yeterince almadığı için keyifsiz olan MK'dan ve bazı başka can sıkıntılarından pek bir keyif almadık. Ama herşeye rağmen çok güzel bir şehir olduğu belli olan, üstelik kalesini ve yine İngiltere'nin en eski akademik kurumunu gezemediğimiz için daha sıcak bir havada gelmek niyetiyle Winchester'la sözleştik :D

Bir zamanlar tüm Avrupa'nın en büyük Katedrali olan Winchester Katedrali. Kökeni 7. yüzyıla dayanıyor ama şu anki binasının yapım başlangıç yılı 1079. Zaman darlığından içini gezemedik, bir dahaki sefere diye umut ediyoruz.

Ama şehir müzesini gezmek için vaktimiz vardı.


Çeşitli küçük oyunlar, bilmeceler, yap-bozlar hazırlamışlardı. Hem eğlenip hem öğrenmek için ideal.

Mozaiğin ortasında görünen, yanlışlıkla oraya düşmüş bir kağıt parçası değil. Kağıttan küçük geyikler hazırlamışlar ve pek çok eserin arasına ya da içine saklamışlar. Girişte çocuklara önceden hazırlanmış anket kağıtlarından veriyorlar, gezerken bu geyikleri farkedip işaretlemeleri için.

Çocuklar asla unutulmuyor.

2000 yıldan daha eski bir tarihi var. İlk yerleşimcileri Milattan Önce 150 yılına dayanıyor.







Great Hall&King Arthur's Round Table

Her ne kadar, -sanırım bizim ülkemizde Sean Connery ve Richard Gere'in oynadığı First Knight filmi ile meşhur olmuş- Kral Arthur'un masası diye geçiyor olsa da; 6. yüzyılın başlarında yaşadığı tahmin edilen Kral Arthur ve şövalyelerine ithafen 14. yüzyılda yapılan, Kral Arthur'un resmedildiği, 24 şövalyesinin isminin yazıldığı, 1200 kg ağırlığındaki meşhur yuvarlak masa.

Masa, 1066-1087 yıllarında inşaa edilen kalenin, 1222-1235 tarihleri arasında yapılan Great Hall/Büyük Salonunda sergileniyor.

Masanın özelliği, Kral Arthur'un şövalyeleri ile eşit olduğunu vurgulamak adına yuvarlak olması.


Sörler&Şövalyeler


Bu fotoğrafı çektikten bir kaç dakika sonra sıkıldığının belirtisi olarak kalemler havada uçuşmaya başladı. Biz bir kaç tanesini ayırıp gerisini garsona verdik; O, ona verdiklerimizi de istemediğini bizzat kendisi garsona ııh ııh diye uzatıp vererek göstermiş oldu :))
x