Tuesday, 18 August 2009

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim...


Pek çok kişi soulemama'nın gerçekliğini sorguluyor zaman zaman :) Bilmiyorum benden başka soulemama'ya ve enerjisine şaşırmayan var mıdır? soulemama'dan önce benim annem vardı çünkü, öz hakiki, yüzde yüz yerli soulemama olarak :))

Benim jenerasyonumun annelerinin her biri, birer soulemama'ydı.

Penceremizdeki dantel perdeler, masa örtülerimiz, nevresim takımlarımız, yorgan kılıflarımız, yastık yüzleri, bayramlık etek-bluzlerimiz, kışlık yelek-kazaklar, yazlık askılı, çiçekli elbiselerimiz, kolumuzdaki çantalar, duvarımızdaki tablolar.. ve daha neler neler.. her biri annemin, anneannemin, teyzemin, halalarımın el emeği, göz nuru idi.. Yerdeki halılarımız da el dokuması idi ama artık onlar bizim ailenin kadınlarının değil, başka kadınların el emeği idi :)

Mevsimi geldiğinde bahçemizdeki ağaçlardan vişne ve kızılcık toplanır, komposto ve reçeli yapılır; asmanın yapraklarından sarma sarılırdı.

Yaz günlerinin en sık repliği idi; "Nane topla da gel bahçeden, yemeğe koyacağım. Köklerinden çıkarma, tepelerinden tepelerinden kopar." Nanenin, tepesinden koparılınca yine büyüyeceğini böyle öğrenmiştim.

Bu yazı, rahmetli anneannemden yadigar kalan evi tamirle geçirdi annem ve babam. 62 yaşındaki babam her gün çatıya çıkıyor, ustayla çalışıyordu; annem evi, her bir eşyayı tek tek elden geçiriyor, temizliyordu. Yorulmalarına kıyamamış;"Uğraşmayın o eski evle, satın gitsin anne" demiştim. Kıyamadı. Satamadı. O evi de elleriyle, tek tek taş taşıyıp harç kararak yapmıştı çünkü.

Bir ustabaşı, dedem ve annem. İş çıkışı, annemi de alıp evlerinin inşaatında çalışmaya gidermiş dedem. Kendi elleriyle yaptığı evde, kendi elleriyle baktığı bahçede yaşlanmak nasip oldu ona.

Bugünün, sanki dünyada bir tek çalışan ve yorulan kendisiymiş gibi eve gelip, mutfakta yemek hazırlayan yorgun karısını boşverip, tv karşısında yayılan tembel erkeği nerde, işten çıkıp, gidip evinin inşaatında çalışan dedem nerde?

****************************

Anne ve babamın evindeki koltuklar, yemek masası ve vitrinden bozma kütüphanemiz benden yaşlıdır. 19 yıl sobalı evde yaşadıktan sonra, kaloriferli dairelerine giderken yanlarında götürdüler eski ama eskimeyen eşyalarını. Yenileri de alındı ama eskiler atılmadı. Koltuk süngerlerinin yüzü değişti, tahtaları cilalandı ve salondaki, oturma odasındaki yerlerini aldılar. Benim ve kardeşimin, bir zamanlar çalışma masamız olan eski ve büyük, tahta masa şimdi kardeşimin odasında; bilgisayar masası işlevi görüyor. Yanında, vitrinden bozma kütüphanemiz :)

Hiç 5 yıldızlı otelde tatil yapmadık. Yap-a-madık değil, yapmadık. Bugün moda olan 'butik oteller', pansiyonlar, kamplardı istikametimiz. Yıllar sonra bir komşumuzun açtığı 3 yıldızlı otel, hayatımızın tek 'yıldızlı' konaklama yeri oldu :)

Hiç arabaları da olmadı anne ve babamın. Almadılar. Etraftan gelen tavsiyelere rağmen, 'her yere araba var zaten, ne gerek var' dediler hep. Biri 7 yaşında, diğeri daha 3 aylık 2 çocukla, otobüsle tatile bile çıktılar.

Bugünün anneleri, sanki hayatta ilk kez çocukla otobüse binecek olan onlarmış gibi bir panik, bir panik:) Bu yıl, yanımda 22 aylık MK ile, uçakla Londra-İstanbul, otobüslerle; İstanbul-Çanakkale, Çanakkale-Ankara, Ankara-Aksaray, Aksaray-İstanbul ve yine uçakla İstanbul-Londra yaptım. Küçüklüğümde anne ve babamın cesaretini görmeseydim aynı cesaret gelişir miydi bende? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey; Annemin her zaman, her konuda söylediği; Yap-a-mam diye bir şey yok. Ağzına ekmek götürmesini bilen dünyada her işi yapabilir sözü :))

Annem ve babam.. hala daha, 2 adımlık yolu yürümek yerine arabayla gidenleri çevreyi ve cüzdanlarını zedelemekle suçlarlar, haklı olarak :) Doktorlar; kısa mesafeleri arabayla gitmek yerine yürümenin faydalarından bahsediyorlar. Yürümek benim hayat felsefem zaten :))


****************************

Pazara pazar sepetleri ile çıkılırdı. 15 yıl önce pazarcılar çılgın gibi naylon poşet kullanmaya başladıklarında, annem ve babam, eve getirdikleri naylon poşetleri boşaltıp, yıkayıp, ertesi hafta, yeniden ve yeniden ve yeniden kullanmak üzere yine yanlarında götürmeye başladılar. Hala aynı sistemi uyguluyorlar. İngiltere'de marketler, aynı naylon poşetin tekrar tekrar kullanılması konusunda daha 2 yıl önce harekete geçtiler! Benim annem ve babam bunu bana 15 sene önce öğretti :)

Telefonların evlere girmeye başladığı zamanlar.. Hasta olduğumuz zamanlar bile annem iş yerinden evi arayıp konuşmazdı. Bir sistem geliştirmiştik, ev telefonunu 1 kere çaldırır kapatırdı. Annem olduğunu anlar, çalıştığı yeri biz geri arardık. İş yeri telefonunu, kendi özel işlerinde boş yere kullanmaması için..

İşe sabah 5 dakika geç gitse, aldığı maaşı hak etmek için akşam işten 5 dakika geç çıkardı annem.

Şimdi bizim işyerinde, bilgisayarı açıp kapatma saatleri, hangi sitede kaç dakika gezinildiğinin kontrolü vs. vs yapılıyor. Oysa ben, çalıştığım her dakikanın karşılığını hak etmem gerektiğini daha çocukken öğrenmiştim.


****************************

30 küsur yıl ilkokul öğretmenliği yapan babam, hayatında 1 saat bile özel ders vermedi hiç bir öğrenciye. İlçe kaymakamının, kendi çocuğu için özel ricasını bile geri çevirdi.

Sabahtan öğlene normal dersini verir, öğle yemeğinden sonra öğrencilerini yeniden toplar ve Anadolu Lisesi'ne hazırlardı. Köylünün, işçinin, garibanın çocuklarının hayatı kurtulsun diye uğraştı senelerce. Çünkü o çocukların değil özel ders almak, dersaneye, kursa verecek parası bile yoktu.

Yıllar önce, kendisi de bir öğretmen olan öğrencisi bana, 'Baban olmasaydı ben okuyamazdım' demişti. Ölü Ozanlar Derneği ne tutmuştu.. Oysa gerçeği, gözümün önünde yaşardı..

5 yılın sonunda yeniden 1. sınıflara dönen öğretmenler, şehrin zengin ailelerinin çocuklarını paylaşamazlardı. Pek çoğu da fakir fukara öğrenciyi kendi sınıf listelerine almak istemezdi. Hepsi toplanır, hiç itiraz etmeyen babama verilirdi.

Zengin ya da eğitimli ailenin çocuğu okula karnı tok gider, evde ailesi dersleriyle ilgilenir, öğretmenler gününde özel hediye gönderir, gerekirse özel ders aldırır :)) Zahmetsiz oldukları gibi karlıdılar üstelik. Oysa garibanın çocuğu okula aç gelir, evde geçim derdinde anne baba onlarla ilgilen-e-mez, hiç biri de çocuğuna özel ders mers aldırmaz :))

Öğretmenler gününde çiçekten başka (o da özel yaptırılmış buket falan olmayacak) hiç bir hediyeyi kabul etmezdi babam.

40 senedir aynı kazağı giyer durur. Öğretmenlik hayatını 2-3 takım elbiseyle geçirdi.


****************************

80 sonrası, başka bir ilçenin, uzak bir dağ köyü düştü babama, sürgün niyetine. Her sabah 5'te kalkar, bir yere kadar köy-kasaba minibüsleri ile gider, bir yerden sonra geçerse kamyonlara, traktörlere otostop çeker, geçmezse tabana kuvvet yürürdü. Hafta içi, her allahın günü. Bunun yazı var, kışı var; yağmuru-çamuru, karı var...

Şimdi bana, git-gel günde 3 saatlik yol zor gelmiyor mu diye soruyorlar? Sıcacık metro ile, zahmetsizce gidip geldiğim yol.. Zor geliyor demeye utanırım. Karda kışta, uzak dağ köylerine yürüyen bir babam varken, utanırım.

Dünyanın dört bir köşesinden, isteyen herkese gönüllü Şehitlik-Gelibolu rehberliği yapan babam. Yeter ki insanlar görmek istesin, yeter ki öğrenciler tarihlerini öğrensin. Yeter ki.. 1 müze daha görsün insanlar, tarihle, kültürle biraz daha kaynaşsın..

Birinin hayatı devlete, diğerininki öğrencilere hizmetle geçen annem ve babam...


Bana; okumanın, eğitimin, tutumluluğun, seyahatin, öğrenmenin, özbenliğine ve başkalarının haklarına saygının, üretmenin, emeğin, alın terinin, girişimciliğin, sabrın, paylaşımın, fedakarlığın... süsten püsten, kılık kıyafetten, eşyadan, israftan, tüketmekten, tembellikten, bencillikten, mızmızlıktan, habire şikayet etmekten... çok daha değerli ve üstün olduğunu yaşayarak öğrettiğiniz için teşekkür ediyorum.








Compost Bin/Sebze ve meyve kabuklarının toprağa dönüşümünde son durumda :)

56 comments:

Aborjin said...

İçimi ısıttın.
Ne güzel bir insansın sen...

Kremali'nin annesi said...

Esracim,

Tanismadan tanismis olmamizin bir sebebi olmaliydi, varmis netekim:) Dilerim yillar sonra siz de, kendi evladinizin boylesi kadirsinas satirlariyla taclanirsiniz, birer anne ve baba, ama hepsinden once, insan olarak.

Sevgiler,
Ayse Sule

Ayşe said...

canim, ne guzel anlatmissin. Ayse Sule'nin dileklerine katilmamak elde degil...
MKcigin domatesleri pek sevimliler...

ps. yesil domatesler ne oldu?

huysuz ve tatlı said...

çok güzel yazmışsın, sevgiler...

Petunya said...

Esra'cım, hayat görüşümüz öyle örtüşüyor ki,sen tüm blog camiasına örneksin, seni seviyorum.

Delfina ; said...

Baban ve annenin yüreklerine sağlık Esracım.Ne mutlu onlara ki,hayatlarını dolu dolu yaşayabilmenin sırrını başkalarına yardım yaparak öğrenmişler,öğretmişler...

Onlar dünyaya örnek soulemama'lar gerçekten.Bir de evlatlarına verdikleri sevgi,şefkat duygularının doruğu var ki,şimdiki ebeveynlerin göstermekte ne çok zorlandıkları bir şey.

Ömürleri çok uzun olsun Esracım,hep birlikte nice mutlu günleriniz olsun inşallah...

Hasretle,

şule-bilgebebek said...

Sabah sabah bir solukta okudum.Nefisti.
Ne kadar doğru şeylere değinmişsin.
Yüreğine sağlık.Aile büyüklerine hürmetler.

Kirpikteki Gözyaşı said...

Zaten hepimiz BÖYLE olabilsek bu ülke bu durumda olur muydu??? Bilinçli, doğaya-değerlerine sahip çıkan insanların olduğunu bilmek çok güzel. İyi ki varlar! Onlar seni yetiştrdi, şimdi sen Memo'yu...Belki bu yazdıkların bizlere de güzel birer örnek olur. Paylaştığın için çok ama çok teşekkürler.

Benim Hayatim said...

Farkında olmadan değişiyoruz bizlerde. Aslında hepimiz benzer ailelerden ve yaşam şartlarından geldik. Ama bu tüketim toplumu çılgınlığı bir şekilde bulaşıyor insana.
Eve dönerken şimdi bunları neden aldım ki yi sorgulamamk için 3-5 kez düşünmeden hiç bir şey almıyorum. Dolapta duran 50-100 çift ayakkabı kim ne derse desin bence görgüsüzlük ama insanlar artık rahatça bunlarla övünüyorlar. Hatta çekinmeden resimlerini yayınlıyorlar.

Daha bir çok şey hepimizin görüp kanıksadığı bazen farkında olmadan benzer davranışlar geliştirdiği. Doğru olanın o sandığımız....

İşte bu hayat hikayelerini daha çok dinledikçe farkındalığımız artacak. Davranışlarımızı daha çok sorgulayacağız.

Daha sık yaz Esracım. Çok seviyorum seni ve MK'nin yaşamına ortak olmayı :)

duygu said...

ne kadar şanslısın... hem ailen için, hemde ailenin öğrettiklerini hayatına dahil edebilme erdemine sahip olabildiğin için...

Ozgur said...

Çok ama çok güzel bir yazı yine. Kendi şımarık dünyalarında kaybolup, kendini padişah kızı, oğlu sananların olduğu bir kentte, her biri tek otosunda, tek başına dolanşan insanların içinde. Yazdıkların düşündürdü tekrar, yeniden sorgulattı. Bir yere kadar direniyorsun, sonra sanki farkında olmadan kendini herkesin gittiği yöne gide bulabiliyorsun eğer kendini dürtmezsen. Bu yazı beni bi dürttü.

Özel şirkette çalışmanın asıl kötü yanı ne biliyor musun? Fazla çalışmak, hak ettiğini almamak, eşit olmamak, haksızlık, sendikasızlık filan değil. Böyle bir hayata, özveriye, çalışmaya uzaklaşmak, kapitalist dünyanın kurallarını sevmesen de yaşamak zorunda olmak, daha beteri yanında yörende toplantıda konuşulan, o araba, bu ev, bu yaz konularına şahit olmak.

Dedem ondan istenmediği halde, bayramlarda dahi çalışırmış. (Karayollarında çalışıyor) Dede neden çalıştın dediğimde, ayıplar gibi "devletin işi aksamasın diye kızım," derdi. Sanki başka bir seçenek varmış gibi onun için. Ülke olarak ayakta olmamızı onlara borçluyuz. Umarım o ruh bu topraklardan hiç göçmez...

sevgiler.

Anonymous said...

Kaleminize yüreğinize sağlık.Ne kadar güzel yazmışsınız . Keşke herkes bunların farkında olsa.Şu tüketim çılgınlığının yaşandığı bu günlerde.Birde şımarık anneler nelerden uzak çocuk yetişdirdiklerinin farkında olsalar da bu yazınızı okusalar...
FATOŞ

Yazmak iyidir... said...

Bal damlıyor Esraaaa! :D
Her okuduğu halttan kendine ders çıkarmaya çalışan bünyem, utanmama sebep oldu: İşleri delege etmeye başladım. Dün itibariyle temizlik için bir bayan ayarladım. 2 haftada bir gelecek. Şu ana kadarki ev hayatımda herşeyi kendim halletmiştim. 6 yıl oldu herhalde ev işlerini kendim yaparım. Ama bıktım. Ve düşük bir standartta temizlik yapıyorum :P Bu da Türkiye'de evli ve sosyal hayatı olan bir aileninkine uymuyor. Benim standardım yani :P
Sonra nedense hem işte hem evde mükemmellik sağlanamayacağına dair bir vızıltı kaçtı içime, son aylarda. Çok hırs yapmayı sevmem. Bi yerde bırakırım. Ama bu vızıltı başka birşey. Yorgunluk mu?! Neden ki...
Bi tek bu bile utandırdı beni ya. Üff...

arzu said...

Esracim hemen her satiri gozlerim dolarak okudum. Iyiki varlar! Omurleri ziyade olsun...Kendi adimada sizlandigim bir cok seyi dusundum. Sagol canim bir ic muhasebe oldu bana.

Ful yaprakları said...

iahane bir yazı olmuş,
resmen çimden gelenler, gördüklerim,biriktirdiklerim, sanki senin kaleminden hayat bulmuş..
israfın, sabahları 2 adım mesafedeki pastaneye jipleriyle giden üst kat komşularımın ve daha nicelerinin hikayesini buldum yazdıklarında,
eline yüreğine sağlık,

sevgiler,

Selen Özcan said...

cok etkılendım, cokk..

banu said...

Esra'cım yine çok güzel bir yazı yazmışsın... Beni en çok etkileyen böyle güzel bir ailede yetişip bunları hiç unutmaman oluyor. Ben de anne babamızın kuşağında onlar gibi çok örnek varken bizim kuşakta niye olmadığını çokça sorguluyorum. Çok kişi biliyorum ki anne babaları çok çalışkan, özenli ve mütevazi ama kendileri tam tersi...

Her geçen kuşak daha mı tembelleşiyor? O yüzden mi inanılmaz geliyor soulemama? Sana da hayretle bakılmıyor mu, ev, iş, bahçe, MK, bunca işe bi başına nasıl yetişiyorsun diye?

Anne babalarımızın bizi nasıl yetiştirdiğini unutmadan aynı değerlerle güzel çocuklar yetiştirmek nasip ola bize de...

Teşekkürler paylaştığın için...

Anonymous said...

Herşeyin fiyatını bilip değerini bilmeyen biz zamanzedeleri ayılttın esracım
Allah razı olsun ,ne diyim ..
zeynep

sardunya said...

Sevgili Esra

Sayende gidip öpmeyi akıl ettim bir daha annemi babamı.... ağzına sağlık. Naifliği özledim. Gece 3^ten beri gelip gidip okuyorum bu yazıyı. MK'ya kocaman selam.

ZeyNes said...

"Sahip olmak ya da olmak-Erich Fromm" benim başucu kitaplarımdandır.Umarım çocuklarımız çatlak bir duvarın arasında açabilen küçücük çiçeği farkedebilen ve o çiçeği orada sevebilen insanlar olarak yetiştirebiliriz.Çok teşekkürler Esra...

Asortik Krep said...

Ekolojik yaşam diyorlar ya işte bu anlattıkların ekolojik yaşamın ta kendisi.. Birde ilk cümlenle vurdun beni :)) daha ilk cümleden nasıl farklı bir yazı okuyacağımı düşünmüştüm aslında..

Nur said...

bugüne kadar sessiz takipçilerinizdendim ama bugün okuduklarım beni çok etkiledi ve çok hoşuma gitti ne kadar güzel bir yazı olmuş bu böyle.. eminim mk da büyünce aynı sizin gibi doğru bir insan olacak..

Magissa said...

Gözlerim doldu, sarılasım geldi.

Onur`un Annesi said...

cok anlamli bir yazi olmus. cok etkileyici.

sirinanne said...

Harikasın.

Anonymous said...

Esracim,

blogunu ilerde bir kitap haline getirmeyi dusundun mu hic :)

alkisliyorum...kendimden cok seyler buldum...aldin goturdun beni Samsun`daki kucucuk bir mahalleye..

sevgiler,

demet-londra

SenaBera said...

Harika bir yazıydı, gözlerim doldu.. Dilerim MK da sizin değerinizi en az bu kadar bilen, hayırlı, gönlüne göre bir evlat olur..

Sebnem'den said...

Gçzlerim dolu dolu okudum.Mutluluktaan..Sana verdikleri iyi aile eğitiminden,Babanın ve Annenin yaptığı bunca güzel şeylerden..
Onlar herhalde yaşayan nadir meleklerden...
Hepsini ellerinden öpğyorum..
Senide çok öpüyorum.
Bir gün M.K.'da bu tarz bir yazıyı senin ve eşin için yazar veya anlatır..
Bir ömür mutlu ve sağlıklı olun..

turkuaz kıyılar said...

anne ve babanızın ellerinden öpesim geldi...sanki kendi dedeciğimi gördüm onlarda...bir farkedebilsek kendi değerlerimizi, bizden alınmaya çalışılan güzellikleri...gözlerim doldu inanın...yüreğinize sağlık...

mummy said...

İnsanlar yüzüne karşı övülmezmiş ama tutamayacağım ki..Öyle belli ki böyle bir anne babanın evladı olduğun..Allah onlardan da senden de razı olsun diyorum..Yazın kendine getiriyor insanı,dönüp dönüp okunmalı..
SEvgiler..

Fevkalade said...

Ne mutlu sana...Boyle bir ebeveynin var, ne mutlu!

hayal said...

Çok güzel demişsin.. Bizim Soulemamalar olmasa, hangimiz tek memur maaşıyla (şanslı olanlar iki) iki ya da üç kardeş ünv. okuyabilir, her bayram yeni giysiler giyebilirdi ki? Ben onlara kısaca süperanneanneler diyorum :))

Anne İş'te said...

Şapkamı çıkarıyorum saygıyla ve sevgiyle bu yazıya...neler buldum kendimden,bizden....

ruhuma nasıl iyi geldi,çok teşekkür ederim

beyaz mendil said...

Merhaba,yazını çok beğendim.Benim de hayatımdan kesitler var yazında,beni nerelere götürdün bir bilsen.Sevgilerimle

sevgistanbul said...

Ben de çok beğendim bize hayatta aslında nelerin hedeflenmesi gerektiğini hatırlatan bu yazıyı.Tıpkı yurt hayatıyla ilgili diğer yazı gibi. Herkes maddi şeylerin peşinden koşuyor diye eleştirirken bizler de aynı kısırdöngünün içine fark etmeden girebiliyoruz. O nedenle idealleri için yaşayan ve gerçekten mutlu olan insanların varlığını hatırlamak iyi geldi.
Sevgiler...

Mert'im said...

Ne güzel yazmışsın Esra, benim annem ve babamda aynen seninkiler gibiydi ve inşallah bizim çocuklarımızda bizler yaşına gelince böyle iyi bahsederler bizlerden. Öpüyorum seni ve tatlı oğlunu.

Pratik Anne said...

yorum yamis olmak icin yazmis gozukmek istemiyorum ama cok guzel yazmissin demekten baska birsey gelmiyor aklima. o bile yetmiyor keza.
Annemin "Sen de anne olunca anlarsin" demesine geldim ben de. :)

paçoznuri ve saz ekibi said...

hep aklımda ama yazıyı okunca hemen yine günyüzüne çıkıverdi
'doymayan nefisten, ürpermeyen kalpten,cimrilikten,israflıktan, korkaklıktan sen koru bizleri ya Rabbim!'
ne güzel yazmışsın,beni nerelere aldın götürdün bi bilsen...

Burcu Demirel said...

diger butun yazdiklarina bayilmakla birlikte sunu belirtmek isterim ki, soule mama diye biri yoktur, o bir sehir efsanesidir..bi insan suruyle cocukla plaja gidip, bebegi plaj kumuna uyutup, el orgusu oremez..Gidip bizzat tokalasmadan da onun gercek olduguna inanmiyorum, boyle bir annenin varligini reddediyorum :)

Anonymous said...

Korler sagirlar birbirini agirlar, herkes bayilmis yazilana...
Esra hanim cok fazla fakir edebiyati yapmissiniz. Tabiki eskiden Turkiye sartlari oyle idi ve genelde hepimiz oyle buyuduk ama artik cag degisti.
Soule mama ya gelince kadin calismasin, evinde oturup cocuk baksin, kocasini mutlu etsin, zaten baska ne icin bu dunyaya gelmis diyen Amerikadaki tutucu cumhuriyetci bir grubun yaratti bir kisilik. 4 tane cocuk, kadincagiz surekli yemek yapip dikis dikiyor, koyde yasiyor ve herkesin gozunde role model olmus, bu resimde bir terslik yok mu?

Anonymous said...

ustteki anonymous: ya soulemama gayet hippi, christmas bile kutlamayan, tanridan hiiic bahsetmeyen bi tip degil mi? ben mi yanlis anliyorum okuduklarimi? kadinin cumhuriyetcilerle ve tutucularla uzaktan yakindan alakasi yok. iki de kitap yazmis (yayinevinin kitap listesine bir bakin), daha ne yapsin?
terslik bakis acisinda bence.
ltg

Anonymous said...

kim? soulemam mi noel'i kutlamiyormus ? ? ?

soulema'nin

Aralik 2008, 2007, 2006 vb. aylarindaki postlarina bir goz atin.

Güneşligünler said...

Suelemama hakkında hiçbir fikrim yok ama yazdığın her satırı büyük bir beğeniyle okudum. Belki tıpatıp değil ama ailelerimiz üç aşağı beş yukarı böyle bir yaşam sürdüler zaten. O dönemde herşey çok kıymetliydi, çok da değerli. Asıl sorun bizim neslimizle başladı. Ne hikmetse birden zenginleşti toplum ve onunla birlikte de düşünceler değişti, algılar değişti, davranış biçimleri değişti. Bize çok görev düşüyor elbette. Öncelikle bu farkındalığı oluşturmak ve güzel olan hasletlerimizi yaşatmak. Bu konuda gösterdiğin çaba ve örnek yaşamından dolayı seni kutluyorum canım. MK çok şanslı bir çocuk...

buyulubahce said...

Valla Esra'cım, yazdıklarına çok az yorum yapabilmekle beraber, tek nefeste keyifle okuyorum...
Bu yazı da çoook güzel olmuş...
Burnuma tütün kolonyası kokusu geldi, anneannem kullanırdı.
Yani bence sen böyle şeyler yazarak başına bela alıyorsun :) İnan bir fırsatta uçağa atlayıp Londra'ya gelesim, sizi göresim var. Sanki hiç yabancılık çekmezmişim gibi geliyor :))))

Kremali'nin annesi said...

Soulemama karakteri, adeta bir bayrak yarisi gibi kurgulanmis olan bu yazida, sadece bir cikis noktasi olarak kullanilmis, varis degil. Her paragraf bir oncekinden devraldigi anlam silsilesine yeni birseyler katmis, sirasi geldiginde de usulce bir sonrakine emanet etmis. Bu panoramik kurguyu iskalayip, resmin daha ilk karesine takilmakla bence Esra'dan cok kendinize haksizlik etmissiniz sevgili isimsiz. Okuyup anladiginizi iddia ettiginiz diger kisimlari "fakir edebiyati" diye kucumsemeniz ise en hafif tabirle, talihsizlik.

Sizin de buyurdugunuz gibi cag degisti. Modern zamanlar kadinlara yeni roller kesip bicti. Ustelik bunu oylesine guzel yapti ki, uretkenlik ve mutluluga giden milyonlarca yol icinden evinde kalip cocugunu buyutmeyi secen kadinlari anlayip anlamladiracak melekelerimizi bile elimizden aldi. O yuzden soulemama ve benzerlerini bu kadar acimasizca otekilestirmenizi hic yadirgamiyorum. Yadirgadigim sey, Esra'nin annesi gibi super kahramanlarin, yani hem modern hayatin hem de geleneksel yasam tarzinin tum gereklerini canla basla yerine getirenlerin, bile size yaranamamis olmalari !!!

Nilly said...

Harika bir yazı...
80 yıllarda geçen benim çocukluğum hiç senin anlattığın gibi değil.
Herkesin zaten aynı değil miydi yazanlara cevaben.
Benim ki gayet mutlu mesut ve rahatlık içinde geçti. Durumumuz çok çok iyi değildi belki ama iyi okullara gitmeyi başarabildik.

Ancak çocukluğunda zorluk görmüş geçirmişler kadar tad alamadık hayattan bence...

Anonymous said...

tavsiyenize uydum, baktim. buyrun:

"The craziest thing about it, is that we don't "do" Santa here. We mostly celebrate Solstice--feasting, and exchanging gifts with each other, and giving to the Earth.Though we do celebrate with extended family around Christmas Day, we've never talked about Santa, never had gifts from him, etc...."
http://www.soulemama.com/soulemama/2005/12/ho_ho_ho.html

"Our gift exchange and major celebrating happened on Solstice, but on Christmas morning, we do stockings and then host a small brunch with friends and family. (It's always about the food, as far as I'm concerned.)"
http://www.soulemama.com/soulemama/2005/12/the_stockings_a.html

siz politikayi (tutucu cumhuriyetciler) isin icine soktuunuz icin yaziyorum; sanki bir nevi mahalle baskisi goruluyor burada ha, ne dersiniz?

soulemama da otuzlarini suruyor ve ailesine dair anlattilari "fakir edebiyati" acisindan bu blogdakilerle benzer. gecmisi kotulemek veya yuceltmek yerine 'yasadiklarindan ogrendiklerini' hayatina uygulayip bir 'niche' yaratmis, sonucta mali acidan rahata ermis, kocasina part-time calisma, kendisine de evde kalabilme (calismama demiyorum, cunku 2 kitap yayinlamis) imkani yaratmis birisi. bu yonuyle de sizin deyiminizle gayet de "cagdas".

ltg

KeLeBeK said...

ne güzel anlatmıssın imrendim okurken, bizlerde evlatlarımızı böyle bilinçle büyütürüz inşaAllah
sevgiler

Kuaybe said...

Gençliğinin en güzel yıllarını, Güneydoğunun bir ilinde, ailesinden ve akrabalarından uzak bir başına geçiren, bu arada da dört çocuk büyüten annem geldi gözümün önüne.. Gözlerim doldu..

Çoğumuzun hayat hikayesi -başlangıcı- benzer biliyor musun Esra.. Bu hikayenin şekillendirdiği hayatlar sürebilmek de güzel bence.. Anlamayanlar olabilir, bana garip gelmiyor..

Çünkü onların hikayesi başka!!

ela selin said...

O kadar güzel yazmışsın ki... Bu kadar insanın ruhunun en ince yerlerine dokunmuşsun.
Annenin ve babanın da ellerinden öpüyorum saygıyla.

turcosuisse said...

Mükemmel bir yazı Esracığım.

Ne kadar şanslısın! ailen ne kadar şanslı!

Ailemi andım yazını okurken. Gözlerim doldu. Şimdi annemi aramak isterdim ama gözyaşlarımın dinmesi lazım.

Arayıp da "sizi çok özledim" desem, üzülür. Neşeli konuşmalıyım. Havadan sudan muhabbet açarım. Sesini duyar kapatırım.

YAzını okuyunca, ailemin yaptıklarını düşününce ebeveyn olmaktan korktuğumu anladım. Ailelerimiz gibi özverili olabilir miyim bilmiyorum. Onlardan öğrendiklerimi, ben ve kardeşim için yaptıkları fedakarlıkları ben yapabilir miyim? O kadar güçlüler ki!

Tekrar çok teşekkürler. İçim temizlendi. Gözlerim ıslandı ve ışıl ışıl şimdi :)

HaNdE... said...

ama ne güzel bir yazı bu böyleeee :):)Yürepğine sağlık...
birde bir süpriz adı altında bloguma davet etmek isterim seni:)
olur mu acabaa :)

sirinanne said...

Bu yazın için daha önce yorum yapmıştım.

Bloğumda senin için bir ödül var.
Alırsan sevinirim.

Sevgilerimle

edanik said...

katılmamak elde değil...
birde çiş konularında ne aşamadasın sevgili anne?
3 yaşınamı sarkacak bizimkiler?

Chido's said...

Merhaba,

Seni montessori grubundan tanıdım ve inanılmaz mutlu oldum ne güzel yazmışsın içim umutla doldu inan ki hayatın koşturmacasında bazen dikkat etmediğimiz şeyler aslında çocuklarımız için ne kadar da önemli diye bir kez daha düşündürdün beni.
Annene ve babana Allah uzun ömür ve sağlık versin ne mutlu size bundan sonra takipçinim :)

Anonymous said...

pozitif ve negatif olarak çok fazla yorum yapılmış. Ancak insanına bu kadar emek veren bir anne babanın evladı olarak neden yurtdışında yaşamayı tercih ettiniz? Birde bazı yazılarınız çelişki taşıyor. Sanki ülkemizde herşey kötü Avrupa'da herşey mükemmel gibi yaklaşımlarda bulunuyorsunuz ve sürekli insanımıza karşı bir yergi var.Onca güzel, iyi niyetli ve insanı bir model çizerken bazı yazılarda böyle oluşu tuhaf...

x