Wednesday, 1 July 2009

Geçmişe mazi derler cicim

Ailemin yanından ayrılıp üniversiteye başladığımda tam 17 yaşındaydım.

7 yıl boyunca en fazla 18 metrekarelik bir devlet yurdu odasında 5 kişiyle birlikte yaşadım. 6 kişi bir avuç odada. 3 ranza, 6 raf, 1 masa ve 2 sandalye ile.

800 kişilikti yurt. 400 kişilik 2 binadan oluşuyordu. Her katta 6 duşakabin vardı. Ancak son iki katın suları genelde soğuk aktığı için 12 duşakabini 400 kişi paylaşırdı. Ve sıcak su akşamları sadece 2 saat verilirdi :)) 'Sıcak sular verilmiştir, sıcak sular verilmiştir' anonsu hala kulaklarımda :)

Sabahtan torba, havlu asardık duşakabinin yanındaki askılara. 1. sırayı almak önemliydi, sona kalan donakalabilirdi çünkü :) 10 dakikalık yıkanma süresini aşanı arka sıradakiler uyarırdı; hadi arkadaşım çabuk ol! Tüm kızlar duşakabinlerin önünde sıra olmuş beklerdi.

Yanılmıyorsam son 3 yıla kadar çamaşır makinası da yoktu. Akşam olunca leğenini alan banyoya gider çamaşırını yıkardı. Çamaşırları yıkamak için duşakabinlerin yanında bir tezgah ve 3 çeşme vardı. Birlikte çamaşır yıkama seansları düzenlerdik arkadaşlarla. Kot pantolonlarına her zaman 2 kişi gerekirdi, sıkabilmek için.

Aynı banyoya masa atar, sabaha kadar batak ve king çevirirdik, kapıları kapatır radyoyu tezgaha koyar, fayanslı banyo akustiğinde akla gelebilecek her tür müziği dinlerdik. Ertesi sabah da 'entellektüel' kimliğimizi giyinir okula gider, Aristotales'in, Kant'ın felsefik yaklaşımlarını, Freud'un rüya yorumlarını tartışırdık.

Yurt odalarından geçip de arabeskin tadını almamış genç yoktur :) En harbi rockçısı, metalcisi bile. Yurt hayatı kendi başına bir arabesktir çünkü :)

Mutfak yoktu, gece 12'de kapanan kantin vardı. Akşamları yemek çıkardı, yetişip yiyebilirsen ne ala, yetişemezsen ekmek arası patates, sucuklu+kaşarlı tost, sahanda yumurta.. seç beğen al :)

Çaresizlikten problem çözme yeteneği en üst seviyeye ulaşmış insanlardık. Kettle'da (elektrikli su ısıtıcılarında) makarna haşlamayı bile becermiştik. Her 5 saniye içinde kaynadığı için kapanan ancak içindeki makarnalar pişmediği için devam etmemiz gereken işlem için yarım saat kettle başında bekleme sabrına sahip insanlardık :) Sabretmenin gücünü öğrenmiş insanlardık Sabırla, hoşaf olma yolunda koruklardık.

7 koca sene ve neler yaşadığım anlat anlat bitmez. Ailesinin yanında hanım hanım okuluna gidip gelmiş arkadaşlar neler yaşadığımızı hayatta anlayamaz. O kadar uzun seneyi, o şartlarda yaşayan insanların ileriki yıllarda evleriyle, ev eşyalarıyla, odalarının küçüklüğü, büyüklüğü, maddi-manevi imkanlarının eksikliği ile ilgili kaprisler yapacaklarını sanmıyorum. Bazen insanların ufacık tefecik ve bence saçma sapan eşya ve maddiyat kaprisleri beni hem güldürüyor, hem sinirlendiriyor. O kadar boş, anlamsız şeylerle oyalanıyor ki bazı insanlar.

Hayat 1 vitrin, 2 koltuk değildir. Mutluluk bulaşık makinasıyla, fransız yemek takımlarıyla bulunmaz. 'Eşya'ya dair kaprisiniz, anlamsız hırslarınız varsa bilin ki bu mantıkla hayat boyu mutlu ve huzurlu olamazsınız.

1 tek, 1 tek kupam vardı yurtta kalırken. Her öğrencinin kendisini ifade edebildiği en önemli parçasıydı kupalar. Odanızda bulundurabileceğiniz, rafınıza koyabileceğiniz, ders çalışırken etüd odalarına çıkarabileceğiniz, elinize alıp arkadaşlarınızla sohbet ede ede kantine çay almaya gittiğiniz, ılık bahar akşamları yurt bahçesinde yoldaşınız, sırdaşınız, arkadaşınız olan kupanız. Sizin simgeniz, zevkinizi yansıtan yegane 'eşya'nız. 1 tek kupam varken, insanın nasıl umut dolu, nasıl mutlu olabileceğini gördüm, öğrendim, yaşadım. O yüzden olan, başkasında olup sizde olmayan, kırılan, kaybolan eşya için, 'madde' için üzülmenin nasıl komik, saçma, anlamsız ve yanlış olduğunu biliyorum.

Bir yurt arkadaşım İzmit depremini yaşamıştı ailesiyle. Ailesiyle göçük altından canlı çıkabilmenin mucizesini de. Eşyayla kafayı bozmamış nadir arkadaşlarımdandır.

"İnsanın 1 gecede nasıl her şeyini kaybedebileceğini çok iyi biliyorum ben. Gece yatarken herşeyiniz vardır, sonra deprem olur ve sabaha 1 toplu iğneniz bile kalmaz. Ama bunun bir önemi de kalmaz çünkü ailenizin yanınızda olmasının en önemli şey olduğunu anlarsınız" demişti.

Para, eşya, mal.. Bunlar boş şeyler değil elbette. Ancak bunlar için üzülmek gerçekten boş.


******************************

Üniversite hayatıma hiç girmiyorum. Hiç. Bedenen ve ruhen parçalanmadan (acaba?) bitirmiş olmam bir mucize. Ve yurt arkadaşlarım, yurt hayatım, onların desteği, terapisi olmasaydı bu mucizeyi yaşayabilir miydim emin değilim.

Üniversitede, haftada 30-35 saatlik ders programına rağmen para kazanmak için çalışıyordum. Öğle tatillerimde ve boş bulduğum zamanlarda okul kütüphanesinde part-time çalışırdım. Ödünç alınıp verilen kitapları raflara yerleştirir; arşivde saatlerce gazeteleri düzenler, arşivler; öğrencilerin kitap aramalarında, ödünç alıp-vermelerinde yardımcı olur; yeni gelen kitapların kütüphaneye kayıtlarını yapar; periyodik dergileri, bilimsel yayınları tasnifler, gerekirse toz bile alırdım. İnsanın alın teri ile kazandığı paranın, ne kadar az olursa olsun dünyanın en bereketli, en tatlı parası olduğunu anladığımda 18 yaşındaydım.

Yıllarca çalıştım kütüphanede. Üniversite biter bitmez İngiltere'ye gelmiş olmama ve Türkiye'de hiç kariyerim, full time çalışma hayatım olmamasına rağmen hatırı sayılır bir SSK ödemem var bu sayede :)) Aradaki farkı ödersem emekliliğime pek bir şey kalmadı yani :P

Kütüphanedeki işim ana işimdi ama aynı zamanda başka işler de yaptım. Bir dönem hem 7-8 saat derse giriyor, hem öğle tatillerinde kütüphanede çalışıyor, hem de akşam üzeri ders çıkışı bir ressamın/fotoğraf sanatçısının asistanlığını yapıyordum. Malzeme alışverişi yapıyor, atölyesindeki hazırlıklarına yardımcı oluyor, hafta sonları açtığı sergisinde çalışıyordum. Beni kütüphane arşivinde bulmuştu :) Tozlu ve karanlık arşivde, gazetelerin içinde uğraştığımı görünce 'bu kız çalışkan, benim işime yarar' diye düşünmüş :)))

Gece yarısı yurda gelip, yegane eşyam kupamda bir yandan çayımı içip, bir yandan günün analizini yapıp, üzüntümü, sevincimi, dedikoduları :)) dostlarımla paylaşmam hayatımın çok ama çok mutlu, umut dolu, bambaşka, başka zamanlara ait, harika anlarıydı.

Devam edecek...

35 comments:

Petunya said...

Ders alınası bir azim hikayesi bu, kupaya yüklediğin anlamlar dizisine bayıldım. :) devamını bekliyorum.

Anonymous said...

Esra Hanım Merhaba, uzun zamandır takip ediyorum sizi ama ilk defa kendinizi anlatan bu kadar uzun bir yazı yazıyorsunuz yanılıyormuyum, devamını merakla bekliyorum.
Teşekkür ederim bu yazı ile çok uzaklara, bizimde bir zamanlar öğrenci evinde yakmak için aldığımız kütüklerden sehpa yaptığımız günlere gittim...
Geçmeyecek sandığımız günler gün gelip insanın içinde bir sızı olarak kalabiliyormuş.
Serap

Sessizce said...

Valla pek bi güzeldi anlatımınız. (Hernekadar yaşarken zorluklarını yaşasanızda)..

Sevgiler

Yazmak iyidir... said...

Devamını heyecanla bekliyorum :)
Not: Evlilik hazırlıkları sırasında eşya alımını hiç umursamamam, eski bekar koltuklarıma hala mücevher muamelesi yapmam ve bu sebepten kayınlarımla pek senkron olamamamın kaynağı bu yazıda mıdır nedir...

TATLININ HUYSUZ ANNESİ said...

:) çok tanıdık geldi valla. benim de 11-19 yaş arası 8 yıllık yatılı okul maceram var ki, o yılları hiçbir şeye değişmem sanırım...

Naile said...

Demin sitenin birinde daha bir markanın ürünlerine bakıyordum (çok ünlü olduğunu fiyatlardan anladım ama ben ilk kez gördüm tabi, markaları pek bilmem). Sadece basit anahtarlıkları 59 tl idi. İnanabiliyor musunuz? 599 tl olan bir çanta tükenmişti! İnsanlar Türkiye'de hala o paraya 1 ay evini geçindirmeye çalışıyor. 60 liralık basit bir şeyi alıp anahtarlığa takmak anlamsız geldi! Tüm bunların üzerine senin yazını okudum. Nasıl da güzel ifade etmişsin, bir tek kupamız vardı ve mutluyduk diye. İnsan ihtiyaçları için çok abartmadan alıp kullansa da eşyaya bağlanmaması lazım.

Püstüklü Mama said...

Balıklıydı benim kupam. Sarı, dinlendirici. Hiç sevmediğim fizik dersine çalışırken yanımdadı balıklara bakayım da rahatlayayım diye. Yurdun öndünde çay içerken elimdeydi.

Sonra yurt dayanışma demekti. Gecenin 3ünde hastalığı nükseden arkadaşı şehrin en ebrbat, en pis, en sabıkalı ama okula en yakın devlet hastanesine götürmek ve sabaha kadar başında beklemekti. İlaç saati gelen yan ranzanın ilacını bir bardak su ile önüne koymaktı. Zorlu sınavlara birlikte çalışmak, sınava giderken dualar okumaktı.

Belki de en önemlisi gizlice ağlayamamak, her zaman dayanacak bir omuz bulmaktı.

Mutlaka savunurum, eğer mümkünse, sonrasında benim gibi tası tarağı toplayıp memleketine dönse bile, üniversiteyi aileden ayrı okumalı insan. Getirileri götürülerinden binlerce kat daha fazla diye.

Bekliyorum devamını :)

Nilsu'nun annesi said...

Öyle kaptırmışım ki okurken kendimi, beklemediğim bir anda bitince bozuldum sanki:) Merak ettim devamını ve sabırsızlıkla bekliyorum:)

ZeyNes said...

Esya,mal,mulk,para hirsi olan insanlardan korktum hep.Kizimi da elindekilerle yetinen,kiymetini bilen,mutlulugu "sahip olmak"ta degil "olmak"ta arayan bir insan olarak yetistirebilmek icin butun cabam...Ankara'dan sevgiler

Magissa said...

Hic yurtta kalmadim ve yurtdisinda gecen bir sure haric hep anne evi konforunda gecti ogrenciligim. Ama ben de anlayamiyorum pek "esyalarla varolma" sendromunu.

Herkes senin gibi olmuyor gerci - kimisi de eskiden eksik olan seylere surekli ve abartili bir sekilde sahip olmak icin cabaliyor gibi geliyor bana.

Ben arsizlik ettigimde aklima Hayrettin Karaca'yi getiriyorum - o adamin dunya gorusune cok saygi duyuyorum. "Bana kazagin yamali diyorlar, kazak fabrikam olmasina ragmen neden eski kazagimi atmak yerine yamadigima sasiriyorlar" diyordu bir roportajda. Kazak ne icindir, isinmak icin - giyinmek icin. Sokuk ya da eski kazak yamandiginda islevini yerine getirmeye devam eder, neden atayim? Bu cimrilik degil, mal hirsim yok ne yapayim" gibi birseyler demisti. Yani tamam evsiz $arapcilar gibi gezmesek bile 88 tane gomlek sahibi olsan ne olur olmasan ne olur, bir durup dusunmek lazim.

Aman ne cok konustum isime doneyim ben. (Bu arada Meltem'e selam; bana bir mail adresi verirsen tesadufen direkten donmesini anlatirim ;)

Anonymous said...

sessizce yazdıklarınızı takip ediyorum.Yaşayış biçiminiz benim hayal ettiğim gibi.
devamını heyecanla bekliyorum
çok güzel olmuş
ayşe

zeynep said...

hoşuma gitti çok.
ve de aslında hiç şaşırmadım, çünkü şahsi yazılar çoğunlukta olmasa bile satır aralarından da birşeyleri anlamak mümkün oluyordu.

gonca A. said...

resmen beni anlatmışsın yoksa aynı yurtta mıydık yada yurtlarda yaşanılanlar hep aynı sadece kupalar mı farklı:)))

hayal said...

Ben de üniversitede çalışmıştım, çeviri yapardım ben, hatta ilk cep telf kendi kazandığım parayla almıştım. Zaten anladım ki, kendi çalışıp para kazanmayanlar para harcamayı da bilmiyor. Ya da daha doğrusu paranın kıymetini bilmiyor..

tomurcuk said...

Off süper! Bi çay demleyip tekrar okuyasım var. Ben de üniversite yıllarıma gittim. Tabii karşılaştırılınca biz Bilkentte saksıda çiçek gibiymişiz. Ama gene de yurt hayatından geçmenin önemine inanıyorum. İnsanları tanımak, gerçek dostluğu anlamak, geceyarısı çay muhabbetleri yapmanın keyfini bilmek, o sıkıntıları çekmek önemli. İsterim ki, benim de çocuğum üniversiteyi yatılı okusun.

Bir de en çok kafama takılan biz nasıl giriyorduk o umumi tuvaletlere, umumi duşlara? Temizinin yanında çok pis kızlar da vardı. Demek başa gelince herşeye alışılıyor.

Eşya konusuysa ayrı bi alem. Amerika yıllarını da katarsak 13 yıldır bulaşık elde, çamaşırhane uzakta yaşadık. Şimdi bulaşık makinemi öpesim var, napiim sevmiyorum bulaşığı :)))

Kirpikteki Gözyaşı said...

Keyifle okudum, bekliyorum devamını ve çookk haklısın diyorum:)

Gofrett said...

ne de güzel anlatmışsın , eski günlerime gittim.. yurtta kalmadım ama zor şartlarda 2 senem 4 sene gibi geçmişti..

aysencifci said...

Hep okurdum ama hiç yorum yazmaya fırsatım ya da nedenim olmamıştı.
Evlenene kadar tam 31 yıl anne evinde kaldım, yurt hayatını hiç bilmem. Ama üniversitedeyken 4 sene tam zamanlı çalıştım, sadece sınavlara gitmek için izin alırdım ve işten çıkarılırdım. Öğrencisin işte, en kolay harcanacak sensin işverenin gözünde. Anketörlükten tezgahtarlığa, muhasabe elemanlığından kapı kapı tencere pazarlamacılığına hatta tabela yapımı işine kadar ne iş olsa yaptım. O günlerim aklıma geldi. Çok güzel bir yazı olmuş, sabırsızlıkla devamını bekliyorum.
Sevgiler,

bezgin tekir kedi said...
This comment has been removed by the author.
bezgin tekir kedi said...

Sayenizde ben de üniversite günlerime döndüm. 1998 senesinde 17 yaşımda başladım ben de üniversiteye.(hah! yaş da çıktı meydana :P) Kampüsün içindeki yurtta 3 blok kızlara aitti, diğer 3 blok da erkek öğrencilere. Benim girdiğim sene yurt binalarında tadilat vardı, hamamdan duşakabin sistemine geçiriyorlardı bloğun altındaki banyoları. Sadece bir bloğun tadilatı bitti, diğerlerini yetiştiremediler ve bu yüzden 3 bloğun kızları (toplam 1500 kız) bizim bloğa gelirdi, günde sadece 2 saat verilen (17-19 saatleri arası) sıcak su ile duş almak için!!! çoğu zaman sıcak su ilk yarım saatte biter, 1 saat daha ılık su ile idare edilebilirdi.Bu yüzden 1,5 lt.lik su şişelerini geceden kalorifer üzerine bırakır, sabaha ılınmış olan su ile sırayla saçlarımızı yıkardık. 6 kişi ile paylaştığımız odalardaki minicik dolaplar vardı ve ayrıca ortalıkta eşya bırakmak yasaktı, kupalarımız hariç :)
3,5 sene kaldım ben o tıkış tıkış, kantinleri saat 9'da kapanan, tuvaletleri ile odaları aynı paspasla temizlenen yurtta. kimler geldi kimler geçti odamdan, ne hayatlar, arkadaşlar...
dediniz gibi bir lokma bir hırka felsefesi ile yaşamaya o kadar alışkınım ki, evlenmeye karar verdiğimde sadece 2 günde evimin bütün eşyalarını alabilmiş olmama -ailem hariç- kimse inanamamıştı.(evet çarşaftan tencereye, perdeden çarşafa kadar) hayır çok zengin olduğum için ilk girdiğim mağazadan yüklenip çıkmadım.aksine her girdiğim mağazanın en ucuz ve işime yarayacak ürününü alıp çıktım! hala "çocuklar duymasın koltuk takımı ama bunlar..." diyerek bana aldığım takımın iki katı değerinde üstelik hiç işime yaramayacak son derece hantal mobilyaları kakalamaya çalışan satıcıya kızgınım!!!sonuçta en çok değişen şey renkler ve desenler,eşyaların (buzdolabından komodine) modellerinde çok farklılık olmuyor(alım gücünün ölçüsünde) ki bu durumda her zaman daha iyisini ve cici olanını bulma ihtimali var, ömür boyu bitmez!!!!!
çok gevezelik ettim sanırım ama o kadar güzel anlatmışsınız ki, ben de kendi yaşadıklarımı paylaşmadan duramadım! :P

Kremali'nin annesi said...

Cok guzeldi Esracim; devamini merak ve muhabbetle bekliyorum:)

yalniz said...

ah be canim bana gece gece ankara gunlerimi hatiralarimi hatirlattin..simdi gel de uyu uyuyabilirsen..halbuki kizi da uyutmustuk :)) ha bu arada ben gurbete cikalida 12-13 yil olmus...

ensar bera ve annesi said...

16 (2001) yaşında üniversiteye başlamış ve çok çeşitli nedenlerle biraz erken olgunlaşmış biri olarak,neden seni ve yazdıklarını bu kadar sevdiğimi şimdi anladım.
bu kadar mantıklı,hayat dolu ve birikimli olman bu yıllara bağlı galiba..
sevgiler.saygılar.selamlar..

banu said...

Yazının başlığına inat o günleri hiç unutmamış olman, dahası hayatını hala bu kadar olumlu etkiliyor olması taktire şayan... Çok güzel ve içten yazmışsın...

MonteCito said...

Çok hoştu. Gözlerim doldu desem yalan olmaz. Farkında olmadan yaşadığımız bu güzellikleri geri dönüp baktığımızda özlememek elde değil. Hani derler ya "insan bazı şeylerin değerini kaybettikten sonra anlar" diye. :)

Benim Hayatim said...

Yaşanmışlık hissi mi? Senin güzel anlatımın mı? Seni kendime daha da yakın hissetmem mi? bilemedim :))

Devamını merakla bekliyorum!

Ozgur said...

Okudum, ama yazmaya fırsatım olmadı. Nasıl desem. O günlere gitmek bir yana, düşündürücü güzel bir yazı olmuş. Ivır zıvırın fazlası mutlu etmiyor o kesin. Kupa konusuna gelince... Yurtta kalmış biri olarak kupanın kokusunu, çalışma salonuna sinmiş sigara kokusunu içime çeker gibi oldum okurken. Gürültüden etkilenmemek için kulağımda walkman çalışışım. Gürültüyü gürültüyle bastırışım. Walkmanle uyuyuşum. Su eylemleri. Sıcak su verilmediği için bornozla yapılan yürüyüşlerimiz.
Farklı şimdi.

ela selin said...

Tesekkürler bu ayrintilari bizimle paylastigin icin Esra.
Ben anneannemin yaninda tamamladim üniversite hayatimi. Yurttaki arkadaslara özenirdim aslinda. Paylasmaya, dostluklara imrenirdim.
devamini bekliyorum...

New York'tan said...

Gecmıse gıttım Esra'cım sayende,bız de atolye tutmustuk arkadaslarla sabahtan aksama kadar temızlemıstık,tertemız pırıl pırıl olmustu,resım calısmalarımızı orada yapmıstık, ısteyen dres verıp harclıgını cıkarmıstı ,cok cabuk gecıyor zaman malesef, bu arada kettle da makarna olayını duymustum ama mantıyı duymus muydun :))

Şahane said...

Öyle güzel anlatmışsınız ki,öğrencilik yıllarımda yurtta kalmadığıma üzüldüm...

Mert Yaşar said...

Merhaba Esra.

Özlem ile buluştuk geçen akşam. Uzun uzun konuştuk.

Bir arkadaşımın blogundan bahsettim. O da senin blogunu anlattı. Öve öve bitiremedi.

Haklıymış. Harika bir blog olmuş.

GSU zamanına ilişkin yazına bayıldım.

Yemek tarifleri de ayrıca dikkatimi çekti :). Gelsem bana da yapar mısın?

Çok kolay gelsin.

turcosuisse said...

Bloguna tekrar baktım. Sondan başa geldim.

Bu yazını arka arkaya üç kez okudum. Çok etkilendim.

Bol bol yazmalısın Esracığım. Kendin için, oğlun için. Ve bizim için...

ol dedi...oldu...kaderra... said...

Merhaba Esra Hanım,
Blogunu yeni keşfettim ve bu yazına bayıldım. :) Allah yollarını açık etsin her daim. Yollarına güller serpsin.

Çelebİ said...

Esra Hanım, keşke sizinle tanışma imkanım olsaydı, inanın çok mutlu olurdum!! Sizi her okuduğumda 'bir ben var benden içeri' gibi hissediyorum. Hatta MK ve Ege'nin hayatlarının bile özdeş olduğu kanaatindeyim :)))) Yazmayı sakın ola bırakmayın!!!

Deli Anne said...

Kerim akşamdan beridir uyanıp duruyor. Şimdi de son çare sallıyorum ayağımda.. takıldım buraya da.. bu yazı da pek dokundu bana.. benim öğrenciliğim de pek sefildi.. ve dediğin gibi o anlayış ömür boyu devam ediyor.. bazen kısıyorum bu duruma bazen iyi olmuş diyorum.. kızdığım taraf herşeyi sırtlanmaya alışmış olmak, asgaride yaşamayı kocanın eline vermek ve buna layıkmış gibi karşılık bulmak. bazen bakıyorum insanların canı ne çok kıymetli.. kocalar el üstünde tutar, anneler babalar el üstünde.. ben kendimi sokak kedisi gibi görrürüm bu yüzden.. o hal üzerine kaldım. güçlü yaptı beni bu durum orası tamam da belki bu okadar da iyi değildir. yardım istemeyi bilmem mesela. çok uzar bu gideyim ben!

x