Tuesday, 30 December 2008

mkmn ,c ,,,,, cccccccccccc m b , vb, cc ,

Sunday, 28 December 2008

Üç Maymun

Nuri Bilge Ceylan'ın Three Monkeys/Üç Maymun filmini izledim cuma akşamı. Tam da Mustafa Hakkında Herşey filmi ile ilgili yorumumu yazdıktan sonra.

Çok beğendim. Çok ama çok beğendim. Çok yavaş ilerleyen bir film olmasına rağmen bir anını bile kaçırmak istemedim. Keşke sinemeda izleme, 'an'ları dev ekranda görme şansım olsaydı.

Ekşi Sözlükte hem Mustafa Hakkında Herşey, hem de Üç Maymun hakkında tüm yorumları okudum. Her iki filmin de sevenleri, sevmeyenleri; hayran olanları, nefret edenleri var :))

Bir kere daha izlemek, daha dikkatli izlemek istiyorum.

Friday, 26 December 2008

Mustafa Hakkinda..

Izledim, olmamis :)

Cogu kisinin takildigi yere takildim; okumus, egitimli, entellektuel denebilecek, zengin, heykeltras, cok mutlu olmasa da (ki film basladiginda tam tersini dusundurtmustu sahneler bana, orta da hic de mutsuz bir kari koca gormemistim ama hersey gorundugu gibi degil sloganini kullaniyormus film, tamam evet, her sey gorundugu gibi degildir de bu daha cok disardaki bir goz icin gecerlidir. Filmin basindaki ev ici-aile saadeti sahnelerinde disariya oynamiyorlardi ki, kendi halleriydi, gayet de mutlu gorunuyorlardi..) evliligi ve de cocugu olan bir kadin kocasini aldatabilir. Ama bunu neden Cicek Taksi dizisinin taksicisi kiligindaki, ustelik de hic tanimadigi, bilmedigi, oylesine yoldan gecerken taksisine bindigi bir taksiciyle yapsin ki? Bu isin yani aldatmanin mantigi yoktur yorumunu getiriyorlar ama.. Bilmiyorum, olmamis :)) Taslar yerine oturmamis..

O degil de, kadin ayni gun icinde hem turlu yapti birakti, hem Kilyos'taki yazliga sofor arkadasi atti, orda isini bitirdi:) cikti, cocugu yuzme kursundan almaya gidiyordu.. Daha bir de kocasina, bir seyler yaptim yemek icin ama istersen disarda yeriz teklifi sunuyor telefonda! Hey masallaahh... :)) Enerjiye bak :D

****************************


Mustafa Hakkinda Hersey filmini izlerken yorumumu da canli canli yapiyordum ama yapmamaya karar verdim :D Belki sonra..

Thursday, 25 December 2008

Close-up





Oturttuk bizim oğlanı ekmek teknemizin başına,
Bir an önce başlasın diye çalışmaya :D

Yarın anne çalışıyor, baba oğlana bakıyor.. Bakalım gün nasıl geçecek :))
Limonlu cheesecake yaptım, dolaba attım. Akşam bizi kim çaya çağırırsa ona gidecek :D

Tuesday, 23 December 2008

Harrods & etc.

Christmas Işıklarıyla Harrods

Harrods yakınlarındaki park yerine park etmeye çalıştığımız sırada önümüzde olan arabanın plakası. Harrods civarında olmamız sebebiyle Paris Hilton olma ihtimali yok değil hani :))

Harrods çok katlı. Biz sadece Food-Yiyecek bölümünü gezdik.

Zemin katta Lady Di ve Dodi El Fayed için ayrılmış özel köşe. Lady Di'nin kullandığı son kadeh ve pırlanta nişan yüzüğü. Mermerin etrafında küçük bir havuz var, bozuk para atmak için. Toplanan paralar, çeşitli sağlık sebepleri ile eğitimine ara veren çocuklar için özel açılan bir okula yardım olarak gidiyor.

Yanlış bilmiyorsam 1- Harrods binası içinden metro durağına doğrudan geçiş yapılan tek bina. Zemin kata inince doğrudan Piccadilly hattının durağına inmiş oluyorsunuz. Müşteriler soğukta dışarıya çıkmadan, yürümeden doğrudan metroya geçiş yapabiliyorlar yani :))

Yanlış bilmiyorsam 2- Lady Di vak'asından önce Kraliyet ailesinin alışveriş merkezi imiş ancak sonrasında alışverişi kesmişler :))

Harrods'ın kuruluşu 1834.
1985 yılında Fayed kardeşler tarafından 615 milyon sterling'e satın alınmış. (Beynim miktarı algılayamıyor:) Öylesine yan yana gelmiş rakamlar benim için:D)
İngiltere sınırları içinde (UK'de) hala daha gerçek kürk satmaya devam eden tek satış mağazasıymış.


Vitrinden..

Vitrinden 2..

Yıllar önce bir gün bir arkadaşımla Harrods'ın içinde dolaşıyoruz. Bir köşede genç ve güzel&yakışıklı bir çift gördük uzaktan. Arkadaşıma dedim ki, bak bunlar kesin Türkiye'den gelmişler. Yanlarından geçerken konuşmaya başladılar ve evet, Türkler ama bence kesin turist Türklerdi :)) 500 metreden ayırt edebilirsiniz bizimkileri. İstisnalar kaideyi bozmaz ama tecrübe de sabittir hani :))

Hatunların yüzler beş karış, saçlar savrula savrula, mekanın en güzel, en bakımlı hatunu benim (ayy yoksa değil miyim??) bakışları, şöyle bir tepeden bakmalar, burun kıvırmalar..

Erkeklerin yüzler beş karış :)) Ağır takılmak lazım ne de olsa:P Bakışlar sert, mekanın en karizma erkeği ben miyim kaygıları, tepeden bakmalar, burun kıvırmalar..

Vücuttan ve bakışlardaki yayılan negatif elektrik 500 metre öteden hissediliyor.

Kasmayın arkadaşım :)) Bir güler yüz, bir çift tatlı sözdür insanı özel kılan. Orada senden on bin kat zenginler var, dededen gelme zenginlik olduğundan mı, sindirmişlikten mi, hayatta özel okul+executive director'lük dışında başka şeylerin de olduğunu farketmişlik ve hatta yaşamışlık mıdır bilmiyorum ama onlardan bu negatif enerji yayılmıyor genelde dalga dalga.. Genelde tabii, yoksa orda da var istisnalar.

Araya karışmış :)) Daha bir potansiyel Türk erkeği pozu :D

Babasının iş yerinde, John amcasından İngiliz Kültürü dersleri alırken..

John 10 yıl Türklerle çalışmış İngiltere'de. ğ ile Doğum Günün Kutlu Olsun mesajı yazacak kadar iyi Türkçesi. 20 yıldır bu ülkede olup Yes, No, Bus, Shopping dışında başka ingilizce kelime bilmeyen bizimkiler, bir de John :P

Gerçi 10 yıldan fazladır İspanya'da yaşayıp inatla İspanyolca öğrenmeyen, öğrenmeyeceğini de savunan İngilizler de var :)) Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Ya da tencere kapak:P Yok olmadı, ne ekersen onu biçersin :)))))) Hah buldum! Üzüm üzüme baka baka :D

Her gün mutlaka en az yarım saat dışarı çıkarmaya çalışıyorum. Özellikle yazın tam bir sokak çocuğu olduğu için, kış geldiğinde napacağız biz? diye düşünüyordum ama insan evladı mevsime ayak uyduruyormuş :)) Kışın çok fazla sokak istemiyor, evin içinde arabalarıyla mutlu mesut vakit geçirebiliyor. Dışarı çıktığımızda, üşüdüyse kendi kendine eve geri dönmek istiyor. Korkacak bir şey yokmuş :)))

İrem ve Ayşe sobelemişlerdi beni. Şu anki başucu kitabım, We Need To Talk About Kevin. Yazın Türkiye'de tatilde iken başlamıştım. Akşamları MK uyuduğunda okuyordum çünkü sabah o uyandığında ona bakmaya gönüllü çok kişi vardı, ben uyumaya devam edebiliyordum :)) Tr'den dönünce üzerine başka kitaplar okudum ama elim bir türlü gitmedi bu kitaba. Ana kahramanlardan birisi, Kevin'in annesi ABD'de yaşayan Ermeni Diasporasından. Konuyla alakası olmadığı halde yazar, kör gözüm parmağına misali, 1915 Ermeni katliamı iddialarını serpiştirmiş sağa sola. 1915'in, Hitlerin Yahudi katliamı için fikir verdiği iddiasını (ciddiyetle atılmış bir iddia değil, Eva'nın kocasının karısını abarttığı yönünde eleştirirken kullandığı bir iddia ama öyle ya da böyle okuyucunun kafasına sokulan bir iddia) da okuyunca eööööhhhhhhhaaa! demiş ve soğumuştum. Yapıcılık lazım dünyaya, yıkıcılık değil. Çoğunluk balyozlarla vurup yıkmaya çalışırken bir tuğla alıp gediği kapatmaya çalışandır bence yüzyıllar sonra da sevgiyle hatırlanıp anılacak olan. Çünkü insan beyni, insanın hayatını devam ettirebilmesi için, kötü olanı unutup, iyi olanı hatırlamaya programlanmıştır.

Neyse, bu pazar kitabı bitirdim. Çok derin bir konu. Hiç açmadan kapatayım :)) Okuyup yazan olursa seve seve yorumlara katılırım:D

Christmas Tree..

Christmas Tree 2..

Ofisteki, Abstract Art Exhibition'ımdan bir eser :D

Bu eller hamura değer de, bu ekmek tadından yenmez mi? :)))

Ciabatta. Hamurunun yapımı biraz zaman alıyor, en az 12 saat önceden mayalanmaya bırakmak gerekiyor. Ancak hazır unları satılıyor :)) Sulandırıp yarım saat kabarması için bekliyorsunuz, hepsi bu. Bir dahaki sefere ön hamurunu da kendim mayalamak istiyorum.

*****************************

Bu hafta Christmas tatiline giriyor İngiltere. Çarşamba Christmas Eve, Perşembe Christmas Day, Cuma Boxing Day.

Bense bu hafta full çalışıyorum. Kendi tercihim. Christması kutlamadığım için çalışmayı tercih ettim. Bugün, yarın ve çarşamba Aysel teyzesi bakıyor oğluma. Perşembe ve cuma babası. Bakalım baba ile full 2 gün nasıl geçecek :))


*****************************

Bir önceki postun başlığı Truffle idi ama yazıda truffle falan yoktu :)) Yazıya 1 gün önce başlayıp, 24 saat ara verip devam edince başıyla sonu arasında böyle kopukluk oluyor :))

Chocolate truffle yaptım. İlk başta beğenmedim ama durdukça daha lezzetli olmuşlar. %70 kakaolu çukulata ile yapmıştım, bir dahaki sefere sütlü ve beyazla da denemek istiyorum.

Yapımı çok basit.

Ben 300 gr kadar bitter çukulata kullandım. 3 paket yapıyor. Onları küçük küçük kırıp, mikro dalgada ısıtarak erittim. Aralarda sık sık çıkarıp karıştırdım ki yanmasın.

Çukulatalar eriyince içine, 300 gr'a yakın, 1 kutu double cream, krema, kattım ve karıştırdım.

Buzdolabında 1 saat kadar beklettim. Katılaşıncaya kadar bekletmeniz yeterli. Tabii biraz daha bekletsem daha iyi olacakmıştı, yuvarlarken özellikle :))

Küçük küçük toplar yapıp kakaoya buladım. Hepsi bu!

Kakaonun yanı sıra, fındık, badem veya alınıza gelen, hoşunuza giden her şeyi kullanabilirsiniz.

Afiyet olsun!

*****************************

Aslında uzun bir konu, burada kaynayıp gitmesin ama ben link vereyim, sonra üzerine yazmaya devam ederim, umarım :))

Emzirmeye Giriş.

Emzirmeyi Öğrenmek.


*****************************

Dün gym'de bir spor hocası ile tanıştım. 2 çocuk annesi imiş, konuşurken konu emzirmeye geldi. 2 çocuğunu da 2 yaşına kadar emzirmiş. Güney Afrikalı bir zenci idi. Annesi 5 çocuğunu senelerce emzirmiş. Batılıların bu konuda ne kadar tembel ve bilgisiz olduklarını söyledi.

İzlediğim bir programda, hayatında hiç hamile kalmamış ve doğum yapmamış bir kadın evlatlık edinmeye karar veriyor. İşlemleri başlatıyor. Bu esnada bir pompa makinası alıyor ve her gün düzenli olarak aynı saatte pompayı kullanmaya başlıyor. Başlarda süt gelmese de işleme devam ediyor. Sonrasında süt geliyor. Vee evlatlık kızı geldiğinde 4 ay kızını emziriyor.

Bu, örneklerden sadece birisi, hiç hamile kalmadığı için bu örneği yazdım ancak ilkini doğuran ikinciyi ya da sonrakileri evlatlık alan ve öncesinde böyle bir çaba ile süt üretip emziren anneler çok, çok, çok.

Bir kadının süt üretmesi için bebeğe ihtiyacı yok. Kadın vücudu, hormonların harekete geçmesi ile süt üretir. Aklınızda bulunsun.

Yasemin'e yorum bırakanlardan bir tanesi, bazı mama firmalarının Türkiye'deki hastanelerdeki
hemşirelere para verdiği iddiasını duyduğunu yazmış. Yeni doğum yapmış annelere mama takviyesi yaptırmaları için. Belki bir iddiadır ama Türkiye söz konusu olduğunda doğruluk payının yanlışlık payından yüksek olduğuna inanıyorum.

Friday, 19 December 2008

Truffle

Burayı listemize aldık, hafızamıza kazıdık. Havalar ısınır ısınmaz arkadaşlarımızla piknik yapmak için :))

Yeşil başlı gövel ördek..

Bir geyik çiftliği keşfettik. Ellerinizle besleyebiliyorsunuz. Kaşla göz arasında geyikler elinizdeki kesekağını kapıp kafaya dikiyorlar falan :))

Geyiklere dokunduktan ya da onları besledikten sonra ellerinizi yıkayınız. El yıkamak için lavobo biraz uzaktaydı, mikrop öldürücü hijyen sıvılarından koymuşlar uyarının altına.

12 Aralık Cuma. O kadar soğuktu ki göl yer yer donmuştu. Buzlar Kraliçesi diye bir masal vardı, hatırlayan var mı? Çok severdim.





Ana babalarımızın bizden öğrendiği, bizim doğuşuna şahitlik ettiğimiz teknolojinin ve internet çağının içinde büyüyen ilk nesil olan bizim çocuklarımız, dünyayı nasıl algılayacaklar acaba? Bizimkinden, hele hele büyükanne ve büyükbabalarınınkinden çok çok farklı olacağı kesin. Cep telefonsun, internetsiz, dijital teknolojisiz bir hayata tanıklık etmemiş çocukların nasıl bir bakış açısı, düşünce tarzı, yaşam stili olacak? Dünya, internetin doğuşuna tanıklık eden bizimle değil, sanal dünyanın tam da içine doğan bu yeni nesille değişecek. İyiye doğru değişmesi en büyük dileğimiz tabi.

Festive Season.

Artık 2.5 değil, tam 3 kişilik bir aileyiz :) Siparişlerde onu da adamdan sayıyoruz :))

Su gibi aziz ol evladım.



Türk bloglarında 'Yemekteyiz' programındaki yarışmacıların yaklaşımlarının ne kadar kötü olduğunu okumuştum. Geçen akşam İngiltere'deki adı ile Come Dine With Me'ye rastlayıp biraz izleyince aklıma geldi. Bugün youtube'den Yemekteyiz programını izledim biraz.

O arkadaşların, kameralar kapatıldıktan sonra şöyle güzel bir kahkaha patlatıp,"amma rol kestik ama, ay bilmemne beyciğim haftaya da ben size şöyle mana bulayım, yemeklerinize böyle burun kıvırayım da iyice bir eğlenelim" diyorlardır diye umut ettim.

Eğer öyle değilse, emeğe ve yemeğe ne zamandan beri burun kıvrılıyor bizim kültürümüzde? Ve biz ne zaman bu kadar aşağılık kompleksli, bu kadar kibirli, bu kadar ucuz insanlar olduk?

Dün akşam izlediğim İngiliz versiyonunda, yemek yapacak yarışmacının menü seçeneği diğer yarışmacılara verildiğinde insanlar, 'woow çok lezzetli görünüyor, şimdiden ağzımın suyu aktı, John'un bu yemeği harika yapacağına eminim' gibi şeyler söylüyorlardı. Yemekleri iştahla yiyor, sonra da; 'çok güzel olmuştu, neredeyse parmaklarımı yiyecektim' falan diyorlar. Elbette beğenmedikleri şeyler oluyordu ama eleştiriyi de dozunda ve kibarca yapıyorlardı; tatlının kreması biraz ağırdı veya 7 puan verdim çünkü ben şu malzemeyi pek sevmem vs falan filan. Verdikleri notlar da 7-8-9'du. Bizimkilerin 5'ten yukarı not verdiklerini sanmıyorum :)))

Menü'de kuru erikli pilav olduğunu öğrenince, erik ve pirinç? Bir arada? Nasıl bir şey olacak hiç anlayamadım ama.. gibi moronik tepkiler veren arkadaş, madem dünya mutfağından, fusion'dan falan anlamıyorsun, orda ne arıyorsun?

Orjinallerinde, gayet sevimli insanların günlük hayattaymış gibi davrandığı sıradan yarışmaların Türkiye'de, insanların birbirinin gözünü oyduğu, abartısız 3.5 saat çalgı çengi havasında sunulduğunu falan görünce aklıma hep; 1930'larda ekonomik kriz sırasında Amerika'da, bir dans yarışmasında en uzun süre dayanan çiftin para ödülü alacağı yarışmanın ve yarışmacıların çaresizliklerinin işlendiği Atları da Vururlar filmi geliyor.

Binbir Gece'nin 76. bölümünde, Bennu'nun kalp sesini duyamadıkları bebeğini normal yolla doğurttular!!! En .oktan sebeple sezaryen yapılan ülkemin, komik dizisinde, kalp atışı duyulamayan bebeği, hani yaşayacaksa da o kanaldan çıkarken iyice oksijensiz kalıp ölsün diye normal yolla doğurtuyorlar. hahahhaha. Çok güldüm :))

Tuesday, 16 December 2008

Küçük Şirin Adam

Oğlumun tüm fotoğrafları içinde şu anda en favori fotoğrafım bu :D

İşin daha komiği, fotoğraf çekmek için çocuğu bu hale getirmedik, arkadaşlardan gelmiş, içeriye yeni girmiştik ve doğal hali buydu :))) Çocuk misafirliklerde böyle geziyor yani :))))

Bu da bir başka misafirlik gezisi :D Kendi çorapları ıslanmıştı. Yedek de yoktu yanımda. Büyük çorabı geçirdik ayağına :) Avcılar gibi olmuş :))

Poz ver dedim, bu pozu verdi :))) Yan dönmüş, sol eliyle de sağ el bileğini tutuyor :D
Ama az da olsa titreme olduğu için gece modunda böyle titrek çıkmış maalesef.

Arkamı bir döndüm ki :))
Amaaan, elektrikli süpürgeler ne için var ki zaten :D

İşte karşınızda Sıska Obelix :))

Bir de atletinde Little Man/Küçük Adam yazıyor :D

Hurma delisi. İçindeki çekirdeği çıkarıp verdiğimizde sinirlenip bağırıyor ve reddediyor :) Bizim gibi yiyecekmiş beyefendi :))

Daha yüklemem gereken bir sürü tatil fotosu var ama bunları araya sıkıştırmak istedim:))


*************************

Dün gece yarısı, yine MK uyutma çabaları sırasında, Komedi-Polisiye tarzında bir İtalyan filmine rast geldim. Tarihi yapısını ve sıcakkanlı insanlarını izlerken ekrandan, burda yaşamaktan çok Keyif alabiliriz, karı-koca bize çok hitap ediyor diye düşündüm. Tarih, doğa, güneş :)) Aslında Akdeniz'e kıyısı olan herhangi bir yerde yaşamaktan keyif alabiliriz ailecek.

Aslında her 6 ayda ya da her yıl ülke değiştirmek isterdim. Bir süre İzlanda, ordan hoop Kuzey Afrika, sonra Rusya, arkadan Avustralya :)) O zaman sırf fotoğraflar için ayrı bir fotoğraf blogu açmam gerekir :D

*************************

Eğitimli bir ailenin, eğitimli bir kızı olan, yaşıtım, avukat bir akrabam var. 4-5 aylık hamile. Hamile olduğunu öğrendiğimde, çok uzun yıllardır içtiği sigarayı en sonunda bırakmış olacağını düşünmüştüm. Aksi aklıma bile gelmemişti. Annemden öğrendim ki içmeye devam ediyormuş. Doktoru günde 1 tane içebileceğini söylemiş! Var mı gerçekten böyle doktorlar? Gerçekten bunu inanarak mı söylüyorlar yoksa müşteri kaçmasın diye mi böyle yapıyorlar?

Üstelik doktorunun günde 1 taneye izin vermesine rağmen annemin gözlemlerine göre sabah kalktığı andan itibaren gün boyu 1 pakete yakın içiyormuş. Ne diyebilirim ki.

*************************

Baby P davasının sonuçlanması Mart ya da nisan ayına ertelendiği açıklandı.


*************************

Fotoğrafların blogta büyük çıkmasının sebebi arkadaşlar, önce Picasa' ya yükleyip, oradan fotoğrafın üzerine tıklayıp, copy image location yapıp, tekrar blogger'a dönüp
'Or add an image from the web' başlığı altına URL'ini yapıştırıyorum. Bu kadar zahmete büyük foto koymak için mi giriyorsun? diye düşünebilirsiniz :D Hayır, ben mecburiyetten böyle yapmaya başladım, bir baktım ki fotolar bu şekilde ekranı kaplıyor :)) Zahmetli iş, mecbur olmasam hayatta uğraşmam.


18 ay sendromu

Bu aralar en favori kelimeleri:

1- oh no no no no no :)))
2- Carpti :)

Istemedigi her seye oh no no no no no diye tepki veriyor:)
Yeni ogrendigi carpti kelimesini alakali alakasiz her durum icin kullaniyor :)

Bir suredir, montunu giydirirken montunun kolunun icinde kalan ve goremedigi eli icin, pijamasi uzun geldiginden goremedigi ayagi icin, bir sey yerken parmagina yapisan herhangi bir sey icin panikle agliyor. Hele bugun, teyzesinin olmadigi-babasinin ise dondugu-annesinin kendisini iyi hissetmedigi icin surekli uyuklama modunda oldugu tatil sonrasi ilk pazartesi gunu, her seye agladi. 6 aylik haline geri donduk zannettim! Yeni bir dis cikariyor sanirim. Gunduz aglamalarinin ve gece aglayarak uyanmalarinin nedeni bu olsa gerek.

Kardesim gelmeden bir sure once geceleri 1 en fazla 2 kere uyanarak uyumaya baslamisti. 6 saat deliksiz uyumanin nasil bir duygu oldugunu unutmusum! Sabah bir uyaniyorum ki 6-7 saattir uyanmamisim ve kesintisiz uyumusum! Yataktan ne kadar dinlenmis olarak kalktigimi anlatamam. Kardesim burdayken de genelde 2 uyanmayi gecmedi, guzelce uyudu. Ama son bir kac gundur aglayarak ve SIk uyanmaya basladi yeniden.

MK'nin bu durumu yuzunden evin her yeri yatak:) Onun odasinda bir yer yatagi, salonda bir yer yatagi.. Cunku 16 aydir devam eden bu durum yuzunden karaanlikta bir basima, oooyleece oturmak sinirlerimi cok bozuyor. Ya emziriyor oluyorum, ya ayagimda salliyorum. Sansliysam tabi. Uykusunun kacip yemek yemek istedigi, emmeyi reddediyor, ya da oyun oynamak istedigi zamanlar da oluyor. Aciyorum tv'yi, hem uykum aciliyor hem sinirlerim yatisiyor :)

Mesela nerdeyse her geceyarisi mudavimi oldugum programlar var artik :)

Sky'da gece 2-3 arasi Taste isimli yemek programi. Programi sunan hatuna gicik oluyorum o ayri ama kraliyet ailesinin dugunlerinin pasta ve tatlilarini yapan $ef harika seyler yapiyor, bayiliyorum :)

Genelde 3'ten sabah 6-7'ye kadar Home&Health kanalinda; "A Baby Story": ABD'deki hamile annelerin hamileliklerinin son haftasi ve dogumlarinin hikayesini iceriyor. Bir de dogumdan 3 hafta sonra yeniden ziyaret edip islerin nasil gittigine bakiyorlar:) Neredeyse her dogumda gozlerim doluyor:) Dogurma sureclerini izlerken ebelik okuma fikrim iyice pekisiyor. Bence midwifery benim hayatimin meslegi :) O meslegi icraa ederken cok mutlu olacagima inaniyorum :)

An Adoption Story: Yine ABD'de evlatlik edinen ailelerin evlatlik edinme sureclerini kameraya aliyorlar.

Baby's Room: Bu da Ingiltere'de cekilen bir program. Hamileliginin sonuna gelmis ama henuz cocuk odasini hazirlamamis anne adayini sabahtan aksama keyfine bakacagi bir guzellik&terapi merkezine yolluyorlar, annenin sevdigi renklere, tarzina bakarak, babanin da yardimiyla 1 gun icinde bir bebek odasi hazirliyorlar. Cok guzel tasarim fikirleri veriyorlar.

Bu programin birisinde beni sinir eden bir sey oldu. Avrupa kokenli Zimbamveli bir kari koca. Muhtemelen buyuk dedeleri somurgelestirme doneminde oraya yerlesmis.. Neyse, ozellikle kadin Ingiltere'ye yerlesmeyi cok istemis, kalkmis gelmisler.

Ilk bebeklerrini bekliyorlar, bebegin cinsiyet belli degil. Baba ile tasarimci hatun unisex renklerde ve tasarimdaa bir oda hazirliyorlar. Kadin suntalardan kirmizi kalpler yapmak istedi, baba adayi karsi cikti. Neymis, erkek olursa kalp yakismazmis! Neyse kadin yine de adama kalpleri kestirdi, boyattirdi. Bir ipe gecirip duvara gerdiler. Kisacik, sirin bir kalp serisi oldu.

Bebek dogduktan sonra ziyarete gittiler, adam cikarmis, saklamis kalpleri! Ogullari olmustu da! Yakismiyormus erkek bebek odasina! Tabi bu arada adamimn dogum esnasinda bebeginin cinsiyetin ogrendigindeki sevinci de ayrica gorulmeye degerdi!

Nasil hasta ve salak bir zihniyet! Avrupa kokenli falan olmasi hic bir seyi degistirmiyor, yasadiklari kulturun zihniyeti beynine islemis bence.

Neyse, cok gicik olmustum adama, buraya da icimi doktum rahatladim :D

Sunday, 14 December 2008

Oxford ve Cheesecake :)

Araba piknigi :)

Ipekcigim, ben portakal agacindaki su limonlu cheesecake tarifini yaptim. Tarif vermek icin yeni bir tanesini yapmayi bekliyordum cunku bu tarifte Nestle'nin "sweetened condensed milk"i kullaniliyor, bildigim kadariyla Turkiye'de kolay bulunmuyor. Acikasi ben cabuk olacagi icin bu tarifi yaptim cunku bir kutu sutle bir kutu krem peyniri karistirmak ustunu hazirlamak icin yeterli oluyor. Ancak soyle bir tarifte ust kismi bu sut olmadan hazirlayabilirsin, kendim denemedigim icin not veremiyorum:D Ama kesinlikle en ust kismi icin bir onceki linkteki "Limonlu Krema"yi hazirlamalisin, cok ama cok leziz bir sey :D

Fotograf makinami degistirmedim arkadaslar, sadece sık kullanmadigim gece modunda cekim yaptim :)) En ufak bir titremede kayik fotograflar ciktigi icin 15 fotodan 1 tane falan ise yarar cikiyor:)

Peynirli ekmek arasi.

Muzip oglum :)

Oxford Traktoru :D

1480'de kurulan Magdalen Koleji.



Oxford, Oxford Universitesine ev sahipligi yapan, kurulusu 8. yuzyila dayanan tarihi bir sehir.

Oxford universitesi de kayitlara ilk olarak 12. yuzyilda gecen, ingilizce konusulan ulkeler icinde kurulan ilk universite.

Yikildi, yikilacak..
















Londra'ya daha yakin oldugu icin biz hep Cambridge'e gidiyorduk. Iki sehir ve universiteleri de asagi yukari ayni zamanlarda kurulmus olmasi sebebiyle ve bir zamanlar ikisini de goren arkadaslardan birbirine benzeyen sehirlerler oldugunu duydugumuz icin Oxford'i gormeyi hep erteliyorduk. Ama sanirim bir daha misafirlerimizi Oxford'a goturmeyecegiz :) Cambridge'i zaten severdik, bu geziden sonra daha cok begendik:) Turist gozu ile soyleyeyim, Cambridge daha tourist friendly :D

Ingiltere'de olup da, gezmek icin Oxford mi, Cambridge mi diye ikilemde kaldi iseniz; kesinlikle Cambridge diyorum :))

*******************************

Geçen yıl bu zamanlar:
Aralık 2007
x