Friday, 31 October 2008

Delikanlı Pozu :D


Kışın Habercileri..


Sevgili Nihan ve diğer bazı blogger arkadaşlarım beni blog arkadaşlık ödülüne layık görmüşler :) Teveccühünüz efendim, hepinize çok teşekkür ediyorum. Ben okuduğum her blogtan bir şeyler öğrendiğim için, ödülü, blogunu okuduğum tüm blogger arkadaşlarıma hediye ediyorum :)

**************************************
  • Eşim kasım ayı içinde muhtemelen Kenya'ya gidecek. Eğer bir aksilik çıkmazsa ben de MK ile arkadaşlara taşınmayı düşünüyorum. Evde olmamız MK için daha zor oluyor, geçen seferden tecrübe ettiğimiz üzere.

  • O salata yağlıydı :) Yemekten sonra banyoya soktum :)

  • Banyo deyince.. Babam 61 yaşında, benimkilerden gür saçları var maşallah. Kendimi bildim bileli zeytinyağlı sabunla yıkar saçlarını. Daha önce bir kaç kez zeytinyağı sabununa geçmeye çalıştım ama geçiş aşamasındaki o süreci bir türlü atlatamadım :) Geçenlerde zeytinyağı+Defne yaprağı yağı karışık bir sabun kullanmaya başladım. Biraz kepek yaptı ama daha öncesi gibi vıcık vıcık yağlı saç sorunu olmadı. Çok memnunum. Bir süre sonra kepeklerden de kurtulacağımı düşünüyorum. Gözlerini kapatırsa suyun&sabunun kaçmayacağını kavradığı zaman oğlumu da zeytinyağı kulübüne katmayı düşünüyorum :)

  • %100 zeytinyağı sabunu satın almak isterseniz size Delfina'yı tavsiye edeyim :)

  • Ayrıca duş jeli denen şeyi de çıkarıp attım hayatımdan. Hacı Şakir'in lavanta, leylak ve gül kokulu sabunlarını aldım yerine.

  • MK çok çok uzun zamandır geceleri 10 saat uyku ile yetiniyor. Akşam 9'da yatarsa fix sabah 7'de kalkar. Saat gibi, hiç şaşmaz. 10'da yatsa en fazla 8'de kalkar. Ama mesela 11'de ya da sonrasında yatsa 9'da değil yine sabah 8'de kalkar!! (Full uyumuyor tabii, bilenler biliyor, gecede pek çok posta uyanır.)

    Bu aralar zaman zaman 8 saate düşürdü uykusunu! 8 saat karı koca bize yetmiyor, 17 aylık bir çocuğa nasıl yetiyor aanlamıyorum! Korkumuzdan artık akşam 9'da yatar olduk. Geçen akşam 8.20'de yatmak suretiyle kendi rekorumu kırdım! Korkuyorum bu oğlan yakında 5-6 saatle idare etmeye başlayacak. Hayır uyanınca kendi kendine oynasa, hatta bir zamanlar karşı olmama rağmen şimdi neredeyse yalvaracağım şekilde televizyon falan izlese, hiç sorun değil:P Ama uyanınca bizi de zorla uyandırıyor. Saçımızı çekmeler, göz kapaklarımızı zorla açmaya çalışmalar, hiç biri işe yaramazsa arabalarını kafamıza atmalar! İnatla, biz kalkana kadar uğraşıyor :)) Az yiyen, az uyuyan, az konuşan, pek spirituel bir çocuk :D Yakında 'ben inzivaya çekiliyorum' diye çıkmasın karşımıza :D

Wednesday, 29 October 2008


O salata kasesini bir de kafasina gecirdi :)


Babasinin is yerinde.


Gunduz gezilerimizi artik sabaha aldik. Hem hava erken karariyor, hem de parklar erken kapaniyor.
Yuzmeye cumartesiden itibaren aksamlari gidecegim insallah. MK'ya da babasi bakacak :))






Belli olmuyor ama ordeklere ekmek atiyordu. Sonra kocaman bir tanesinin soldan soldan uzerimize dogru yurumesiyle kosarak uzaklastik:))


Sumuklu..


Guz gulu :D

Monday, 27 October 2008

Peak District II

Yarim kalan gezi notlarina devam..

Pazar gunu kahvaltida..

Kahvalti sofrasi..



Eller havaya :))

Ucsuz bucaksiz..

Meshur koyun :))





Castleton köyü..
Evet, köy..



Köyün kalesi. Az tirmanmadik o kaleye cikmak icin. Bugune kadar ciktigim en yuksek kaleydi.



Buyudugum ve hala ailemin yasadigi ilcenin manzarasini animsatti bana. Iki beldenin de konumu ayni.


Cografya dersi:))



Kalenin arkasindaki dere..



Tarih dersi :)



Uzak..



Inis yolu.. Evet o arabayi da cikardik! Ustelik de hic gereksiz yere!



Arkeoloji ve Sanat Tarihi dersi :))



Megerse o bolge yamac parasutu ile unluymus! Fotografin cekildigi o alanda elliye yakin parasutcu vardi.



Donus yolunda mola..

Bu ulkeye ilk geldigimde pek cok Turkiyeli gibi ben de Ingilizlerin kahvaltida ya da kumpirin yaninda tatli kuru fasulye yiyor olusunu "igrenc" bulmustum. Oysa ki damak tadinda igrenc diye bir seyin olmayacagini sabah kahvaltisinda et+pilav+sarimsakli cacik yiyebilen bir insan olarak bilmem gerekiyordu. Neyse.. Artik ben de, esim de ve goruldugu uzere Meral de ayila bayila tatli kuru fasulye yiyoruz:)

Olaya yabanci olanlar icin, o kuru fasulyeler sekerli:)) Biliyorum, tahayyul edemiyorsunuz:)) Insan yedikce alisiyor:P



Prenses Diana'nın büyük büyük akrabası olan Devonshire düşesinin hayatını anlatan 'The Duchess' filminin çekildiği malikanenin dönüş yolu. Bu arabalar dönmeye çalışırken biz oraya ulaşmaya çalışıyorduk.




Bahçesine girdik sadece. Malikaneyi gezmek için ayrıca gitsek güzel olur :))

Dönüşte eşimin bir tanıdığının düğününe uğradık. Gerçi bu gezinin asıl merkezi bu düğündü ama biz merkez noktasını epey bir kaydırdık :))

Eşimin kuzeni, İngiliz eşi, 2 yaşındaki kızları ve perşembe günü doğmuş olan 3 günlük ikinci kızları da geldi! 3 günlük bebeğin düğüne gelmesini anlıyorum. Sonuçta o daha nerde olduğunun farkında değil, sütünü içip uyuyordu. Ancak daha 3 gün önce doğum yapmış olan anne beni şaşırttı.

40 gün yorgan döşek yatan nazlı bir lohusa değildim elbette, ben de 3 haftalıkken Hyde Park'a pikniğe gitmiştim ama 3 günlükken düğüne gidecek enerjiyi bulabileceğimi sanmıyorum kendimde :)) Bu İngiliz hatunlar bizim eski köylü kadınlarına benziyorlar maşallah :) Naz, niyaz bilmiyorlar; doğur sonra koştur babam koştur :)) Helal olsun, ne diyeyim.

Sunday, 26 October 2008


Gezmeye hazir ve nazir MK





London Bridge





London Eye





Big Ben





Nasil olsa uyumuyor, bir de kahve icirelim bakalim ne olacak dedik:))





Kurabiye Canavari



Bugün kış mevsiminin resmi açılış günüydü. Dün gece saatlerin geri alınmasıyla birlikte havanın öğleden sonra 3.30'larda kararmaya başlamasına adım adım yaklaşır olduk. Bu kış renkli bir şeyler yapmak istiyorum, gri hava işimi daha da zorlaştırıyor çünkü.

Mesela bugün hava gibi MK ve benim için de gri bir gündü :(

Bir ara Yeşim'e telefon açıp telefonda ufak çaplı bir sinir ve ağlama krizi geçirip kapattım.

MK'yı tam uyutmuştum, kucağımda, salonda, emzirerek. 10 dakika sonra yer yatağına koydum, uyandı. Yanına yatıp emzirdim, uyudu. Ohhh.. Ben de uyuyabileceğim ve dinlenebileceğim. 1-2 saat uyuyup tazelenmiş olarak kalkacağım. Günün geri kalanını sürdürebilme enerjisini ve psikolojisini kazanacağım.

Ama bi dakka, o da ne! Bulaşık makinası işini bitirmişti ve kırmızı düğmesi yanıp sönüyordu. Bırak bırak, düşünme, uyanınca kapatırsıni n'olacak?!

Olmaaaazzzz.. Boşuna elektrik harcıyor, yazık dünyamıza, doğamıza, paramıza..

Kalkarsan uyanır!

Uyumalıyım..

Allahım kırmızı ışık beynimde yanıp sönüyor, imkan yok uyuyamayacağım!

Üstelik TV ve İnternetin kırmızı ışıkları da açık!

Her yer kırmızı, her yer ışık.. Üstüme üstüme geliyorlar, beynimde yanıp sönüyorlar. İsraf.. İsraf..

Telefonun fişini de çekmedim! Bir çalarsaaa.. Yandı gülüm keten helvaaa....

Kalkıyorum, kalkmalıyım, kalktım!

Bulaşık Makinası tamam.

Yolumun üzerinde telefon fişi, çektimmmm. Ohh!

İşte tv ve internet, çat!

Ohhhh. Şimdi huzurla uyuyabiliriimmmm mmm? Noooooo! Daha salondan odaya dönmedim bileeeee!

Ağlamak istiyoruuuuuum!

Hayır hayır, daha 40 dakika bile olmadı!!!

Hemen emzirmeliyim, hemen! Hemen uykuya geri dönmeli! Çünkü çok yorgunum, uyumam lazım, dinlenmem lazım, yoksa bütün öğleden sonra, akşam!!!! Da-ya-na-mam!

Uyumadı tabi, son kapasitedeki algısı buna izin vermedi.

Sonrası kabus.

Neyse ki akşam, pazar olmasına rağmen çalışan eşim isten dönünce Londra merkeze gidip biraz dolaşmayı teklif etti de.. Biraz açıldım/k.

Kucağımda uyuyor şimdi. Ya yine yerine koyarken uyanırsa ???

Koyun değilem ki güdülem :))

Hem wordpress’te (http://annevebebisi.wordpress.com) hem buradayım. Gerekirse blogcu’ya da giderim :))

2000′li yılların başında üniversitedeki bir hocam, “İnsanlık tarihinde ilk kez bilgi ve tecrübe olarak gençler kendilerinden önceki jenerasyonun, büyüklerinin önüne geçti. Bugüne kadar hep büyükler bilgili idi, gençleri eğitiyorlardı ancak internet ile birlikte ilk kez durum tersine döndü. Bunun ne gibi getirisi, götürüsü, insanlığa etkisi olacak bilemiyoruz” demişti.

Hem akademik, hem mesleki tecrübe olarak donanımlı, eğitimli, yaşını başını almış bazı “insanlar” aldıkları komik kararlar ve uygulamalar ile gençleri kendilerine güldürüyorlar. İlk kez onlar emeklemeye çalışırken biz koşup ordan oraya atlıyoruz.

Hop ordayız, hop burda.. Kimimiz yorulsak da, çoğumuz koşuyoruz sonuçta..

Hem..

Koyun değilem ki güdülem :))

Tuesday, 21 October 2008

Huysuz'a birakilan yorumlardan birisinde linki vardi. Cok gulduk esimle izlerken :))


Bu akşam, daha önce bahsettiğim Çin usulü balık ve patatesi yaptım. Biz çoook beğendik. Yurtdışında yaşayıp da, tadsız-tuzsuz okyanus balığından başka pek alternatifi olmayanlara kesinlikle tavsiye ediyorum. Okyanus balığı sağlıksız bir yolla da olsa lezzetleniyor:)

Bazı malzemeleri bulamadım, bazılarını atladım ama enfes oldu. Kendi tarifimi yazıyorum.

Yarım saat öncesinden (20 dakika yeterli) küçük küçük doğranmış 4-5 taze soğan+toz beyaz biber (white pepper)+rendelenmiş küçük bir parça zencefil/ginger ile 400 gr kadar, 2 parmak eninde ve boyunda şeritler halinde kesilmiş Haddock cinsi balığı (atlantik morina balığı imiş türkçesi) harmanlayıp buzdolabına kaldırdım.

Bu esnada..

3 orta boy (sweet potato'yu) tatlı patatesi karabiber ve tuzla harmanladım. Yağlı tepsiye dizip 200 derecede fırına verdim. Yaklaşık 2o dakika içinde hazır oldular.

Patatesleri fırına attıktan hemen sonra balıkları dolaptan çıkardım. Tek tek önce una, sonra 1 adet (tarifte 2 idi) çırpılmış yumurtaya, en son da tuz+beyaz biber ile harmanladığım ekmek kırıntılarına buladım ve kızdırılmış çiçek yağında, wok tavada (derin tavada) 1-2 dakika kızarttım.

Balıkları ve patatesleri sofraya koyunca kendim için bir sos yaptım. Eşim acı yiyemediği için balıklara acı koymamıştım ancak orjinalinde kırmızı pul biber daha doğrusu kurutulmuş ve parçalanmış kırmızı biber (crushed red pepper flakes) de ekleniyor ekmek kırıntılarına.

Sos için:

2 yemek kaşığı limon suyu+1 yemek kaşığı dark soya sos (ben 2 kaşık koydum çünkü hoisin sos bulamadım) 1 tatlı kaşığı acı pul biber+1 yemek kaşığı mısır unu+2 yemek kaşığı denilen ama benim daha fazla ekleme ihtiyacı duyduğum suyu ateşte koyulaşıncaya ve ısınıncaya kadar karıştırdım. Bir dahaki sefere daha da fazla su koymam lazım:)

Afiyet olsun!

Sunday, 19 October 2008





Bir önceki dertli postuma yorum bırakan 32 yorum bırakan her birinize tek tek ve de çok çok teşekkür ediyorum. En ufak bir ''bu da geçecek'' sözü bile böyle zamanlarda çok yardımcı oluyor.

Bazen düşerek, bazen koşarak ilerliyoruz işte.

Wednesday, 15 October 2008

Sabah 5.30'da uyandi. Saat 13.27
(5.30'dan oncekileri saymiyorum!)

5.30'dan 7.30'a kadar neredeyse kesintisiz emzirdim.

Kahvalti ettirdim.

8'de isyan edip babasina postalayip yattim. Uyuyabilirsen tabi!

9'da esim gidince yine uyutmaya calistim. Sonuc sifir.

Ne halin varsa gor deyip vurdum kafayi. Basima geldi gitti, agladi. Gozumu acacak halim yoktu. Sadece uykusuzluk degil, moral bozuklugu da beni elden ayaktan kesiyor.

Bakti benden fayda yok kendi kendine oynadi.

10.30'da uyanabildim.

Seytan diyor gonder Tukiye'ye ...

Monday, 13 October 2008

Peak District I

CUMARTESİ:

Yol:

Cumartesi sabahı Meral'i aldık ve Peak District denilen bölgeye doğru yola çıktık.

Bir gün önce MK için aldığım boyaları ve biraz kağıt aldım yanımıza, belki arabada oyalanır diye. Ama maalesef, belki hoşuna gider diye Meral'in araba resmi çizmesine rağmen:) ne pastel boyalar, ne de bugün sabah denediğim parmak boyalar ilgisini çekti. Orgla günde 2 dakika ancak
ilgileniyor. Belki zamanla boyalar da ilgisini çeker. Ama galiba bu çocuğun sanata pek kaabileyeti ve ilgisi yok :P Varsa yoksa arabalar. Yol üzerinde bir mola yerinde durduk. Kitapçıdan 2 kitap aldık Meral'le. Bu arada MK babasıyla 'araba dergilerinin' önünde takılıyordu. Babası reyonun önünden ayrılıp yürümeye başlayınca 'neeeee!' diye bağırıp reyona, daha doğrusu araba dergilerine doğru hamle yaptı :)))

Ilam Park:

Cuma günü Ashbourne kasabasındaki bir evde, B&B (Kahvaltı&Yatak) olarak yer ayırtmıştık. İnsanlar evlerinin bir kaç odasını pansiyon olarak ayırıyorlar, sabahları da bir kahvaltı veriyorlar ve böylece yan gelir elde ediyorlar. Müşteri&Turist için de otele göre daha ucuza geliyor. Ayrıca orjinal olarak hazırlanıp döşenmiş evlerde kalmanın tadı başka oluyor :)

Ancak tabi Ashbourne'e gelmeden yol üzerinde bir kaç yer gezelim dedik ve Ilam Park'ta mola verdik. Gerçi hava şansımıza cumartesi kapalı ve ara ara yağmurluydu ama yine de park çok güzeldi.











MK babasıyla saklambaç oynarken :)



Çokoprens :))

Ashbourne/B&B:



Kaldığımız evin oturma odası manzarası. Nasıl sakin, nasıl huzurlu bir yer country side/taşra. Ses-gürültü yok. Tek duyacağınız kuş sesleri, arada kuzu me'lemeleri :) Gerçi insan gençken, hele de bizim gibi şehir hayatına alışmışken bir süre sonra sıkabilir ama hafta sonları dinlenmek için çok ideal.

Evin bahçesi..




Pazar günü ile devam edeceğiz .. :)))
x