Thursday, 28 February 2008

Sabah Jimnastiği:)




Bahar...

Sudan çıkmış balık :)



Uykudan önce...

Geçen gün eline kağıt kalem verdim, bakalım ne yapacak diye. Bir şey yapmadı tabii, attı elinden kalemi. Sonra düşündüm, çocuk bizi hiç elimizde kağıt kalemle görmüyor ki, ne yapacağını bilsin. Sürekli klavye ile görüyor, o yüzden klavyeyi eline geçirince pat pat vurması gerektiğini biliyor mesela :))

Teknoloji ile iç içe yaşayan yeni nesil çocuklar ne kadar farklı büyüyorlar-büyüyecekler. Kalem tutmayı öğrenmeden klavye ile yazı yazmayı öğrenmiş olacaklar mesela :)

Bugünlerde yine kabız, iştah yine biraz sallantıda. Geceleri salonda uyumaya devam :) Gece uykusuna geçiş saati 7'den 10'a kaydı. Ama bu durumu düzeltmek için hiç çaba sarfetmiyorum. Her çocuk farklıdır herhalde ama, MK'nın epey bir dişi çıkana kadar ve bu dişlere bağlı huzursuzluklar geçene kadar herhangi bir düzen kurmaya çalışmanın gereksiz olduğuna kanaat getirdim. 1 hafta uğraşılıp kurulan düzen 1 gecede tak diye yerle bir oluyor. Sonra keyfi yerine gelince 1 hafta daha uğraş eski düzene dön. Tam her şey yerine otursun bir daha sil baştan... Zaman ve emek israfı :P

1 yaşını kendi içinde milad sanıyor/sayıyordum ancak 1 yaş bile erkenmiş anladığım kadarıyla. İlk 1.5 sene, yok gazıydı, yok dişiydi, yok hastalığıydı, yok büyüme atağıydı derken bir düzen oluşturmaya imkan yok. Saldım çayıra.

3 yeni bebiş dünyaya geldi çevremizde:) Hepsi erkek. Hepsinin hediyesi hazır, cumartesi siftahı yapıyoruz :))

Tuesday, 26 February 2008

  • Linkleri duzenliyorum, yarim kaldi, linki olmayan arkadaslardan ozur dilerim. En kisa zamanda tamamlayacagim.
  • Link verenleri listeyen bir link kesfettim:) Link listesi yakinda upuuuuuzuuuun olacak :)

Sunday, 24 February 2008

Cuma:

hmmm.. Acaba bu akşam ne pişirsek?

Spagettiye ne dersiniz?

mmmmm...


Cumartesi:

Kilt'ime etek diyeni çizerim, ona göre! :)

Babacım, bir tane de sana alalım, İskoçya'ya gidince giyeriz bir örnek :))

Give me a High Five dad!
Çak bi beşlik :))


Ne yiyorsunuz siz orda bakim?



Peçete vereyim babacım?


Pazar:


Oxford Street


Meral Teyzesinin gözünden, Pizza Hut'ta sıra beklerken...

Thursday, 21 February 2008



















Son günlerde, yediği ve uyuduğu zamanlar dışında, "kokteyl misali" ayakta takılıyor "Mehmed Kaan Bey" :))

En popüler mekanı tv/pc önü ile yatak odasındaki yatağın ayak ucu :))

Monday, 18 February 2008

Cumartesi:

...Şimdi karışımımızı blendırdan geçiriyoruz...
MK usta mutfakta :)

Daha net görünen ilk ve tek diş ile bir türlü patmayan komşusu :)

Limon gibi sıkarım ;))

Pazar:

Hanııım! Gazetem nerde benim?



Çocuğun hasta olduğuna değil, huyunun değiştiğine yanarım! derlermiş ya, doğruymuş.

Hastalığından bu yana gece uykularının düzeni değişti. İyileşmesine rağmen uykuya geçişi, uyku süresi, uyuma şekli... hepsi karman çorman. Dün gece uyutup odasından çıktığımda saat 19.55'ti. 20 dakika sonra uyandı. Tekrar uyuttum, yanından ayrılmadan yine uyandı. Yine uyuttum, salona girer girmez uyandı. Sonra yine, sonra yine. 21.00'a kadar bu şekilde inatla uğraştım. En sonunda hem nezle olduğum, hem de çok yorgun olduğum için pes ettim, yanına uzandım. Bir yandan emzirip bir yandan uyumasını bekledim, bu arada ben de uyuyakalmışım. Ama MK'yı m(e)m(e)den almak ne mümkün! 23.00 gibi uyandık. Bir türlü uyumayan MK'yı alıp salona geçtim. TV'de film başlamıştı. Bir yandan filmi izleyip bir yandan MK'yı uyuttum. TV gürültüsünde ve ışıkta uyudu 2 saat.

Şu anda da 2 saattir salonun ortasında, tv gürültüsünde, tv ve bilgisayar ışığında uyuyor! Normalde çıt çıksa gözünü açar! Bakalım ne kadar sürecek bu böyle.

Cumartesiden bu yana biraz hastayım. Yorgunluk ve kırgınlık var üzerimde. Dinlenmek ne mümkün :) Yavaş yavaş geçiyor.

Bu arada... İştahı biraz daha açıldı çok şükür. Ama günde 6 öğün olacak kadar değil tabii :)

6 öğün dedim de.. Aşağıda kalan yorumları buradan cevaplayayım :))

Sevgili Melike, ben de öyle biliyorum maalesef. Ama bir umut işte :))

Sühendancım, ben anne sütü alması açısından değil de, emerek uyumaya ya da uyumadan önce emmeye alışkın :) Acaba biberon yerini alır mı diye düşünmüştüm :)) Alacağını hiç sanmıyorum ama bu da -yine- bir umut :))

Derya, sen de haklı olabilirsin ama alamadım bir biberon :( Şimdilik kaldı sanırım.

Sevgili Banu, eğer tüm gün yemek verirsen ve anne sütünü bir tek gece yatmadan vermeye başlarsan bir süre sonra sütün azalabilir, bebeğin emmeyi bırakabilir.

Burada da farklı farklı görüşler ve tavsiyeler var. Genel olarak daha rahat yaklaşımları var. Yemek istediği kadar yesin, zorlama olmasın yönünde. Benim takip ettiğim görüşe göre de, bebeğin ilk 1 yıl ana besin maddesi anne sütü. Ek gıdalar da sadece bebeği farklı tatlara alıştırmak için veriliyor.

Bu ek gıda konusu çok sesli bir konu bence :) Bir tek doğru yok, her kültür, her toplum kendine göre bir "bebeği masaya alıştırma yöntemine" sahip diye düşünüyorum.

Geçen gün Yeşim'in bir arkadaşı ile tanıştım. Kendisi ve İngiliz eşi, yiyecekleri pişirmeden, çiğ yiyerek besleniyorlar. Süt ve süt ürünü, et tüketmiyorlar. Bu şekilde beslenen arkadaşlarının, 3.5 yaşındaki çocuklarının bugüne kadar hiç pişmiş yiyecek, süt ve süt ürünü, et vs. tüketmediğini söyledi.

Vegan ve/veya vejeteryan olan ve çocuklarının beslenmesini de bu şekilde ayarlayan çok kişi var. Sonuçta çocukların hepsi sağlıklı bir şekilde büyüyor :)

Ben MK'ya çeşitli yiyeceklerden tattırmaya çalışıyorum. Artık biz ne yiyorsak Ona da onlardan veriyorum. Ancak sadece yemek istediği kadar veriyorum.

Aslında düşünürsek, ilk 1 yıl çocukların oldukça acılı-sancılı diş çıkarma dönemleri. Pek çok çocuk da bu sebepten iştahsız veya canı yanıyor, yiyemiyor. Kendimi MK'nın yerine koymaya çalışıyorum. Benim dişim, dişetim sızım sızım sızlasa, bu esnada ağzıma kaşık kaşık yiyecek dayasalar naparım? diyorum. O yüzden hiç zorlamıyorum :) Keyfi yerinde olunca masadaki yiyeceklerden azar azar yiyor, olmayınca gün boyu en sevdiği yiyeceklerden olan muzu bile yediremiyorum.


Teşekkürler bir hoş seda:))

Sana da çok teşekkürler Zehra :)

Püstüklücüm, hehehe iyi aklıma getirdin hediye olayını :P
Kardeş olunca benim izin uzar diye benim de aklıma gelmedi değil :P Amma doğurganmış diye arkamdan konuşmasınlar yalnız sonra :P

Friday, 15 February 2008

Perşembe:
MK mutfakta ;)


Cuma:Dikkatli bakılırsa resme göre sol taraftaki tek dişi belli belirsiz görülebilir:) Komşusu bir görünüyor, bir kayboluyor. Sabırla bekliyoruz:)

İshal ve iştahsızlık hariç tamamen iyileştiğini söyleyebiliriz artık:) Çok şükür.

Bu akşam 7-8 çay kaşığı babaannesinin tarhana çorbasından yiyerek son 10 günün rekorunu kırdı :P

İyileşmiş olsa da, çıkmaya çalışan diş-ler-in verdiği acı sebebiyle gün boyu kesintisiz, yüksek perdeden mııyyzzzz ııhhh ıhhhh ühüüüüüü mmmmmm devam ediyor maalesef. Daha önce denemelerime rağmen bir tadına bakıp attığı taze soğanın beyaz kısmını bugün kemirince gözümün önünde bir mucizenin gerçekleşmesine de tanık olmuş oldum :)) Çok işe yaradı, tavsiye eden arkadaşlara çok teşekkürler :) İşe yarıyor ama vatandaş çiğnemeye tenezzül ederse :))

Bugün çok parlak bir fikir geldi aklıma :P

Nisan sonunda işe dönmem lazım. Ama ben bu dönüşü biraz daha ertelemek istiyorum. MK için. Biraz daha büyüsün, 4-5 ay daha geçsin, 1.5 yaşına gelsin istiyorum. Resmi iznim nisan sonunda bitiyor ama yerime bakan arkadaşı ve şirketi ikna etsem, bir kaç ay ücretsiz izin alsam, biraz da yıllık iznimi kullansam... Ancak arkadaşım mayıs ayında Avrupa turu yapıp haziranda ülke değiştirmeyi düşünüyor. Ufff... böyle işte. Bakalım. Evdeki hesap ve çarşı birbirine uyacak mı?

Şimdi başlasam MK'yı biberona alıştırabilir miyim? :P İşe dönmem gerekirse gündüz beni ememeyecek, gündüz emmelerini şimdiden biberonla vermeye başlasam da alışsa :( Hiç hoşuma gitmiyor bu durum.

Wednesday, 13 February 2008

Ateş ve İshal sonrası süzülüp kalmış MK.

Dün gece yine yükselen ateş sonrası, böyle devam ederse ertesi gece acile götürmeye karar vermiştik eşimle. Çok şükür ki gerek kalmadı, bugün, önceki günlere göre çok çok daha iyiydi oğlum. Tabii iyi olması beni wc'ye göndermesi, mutfağı toparlamama izin vermesi falan anlamına gelmiyor :)) Ama hiç önemli değil. Yeter ki iyi olsun.



Türkiye'yi aradığımızda kardan bahsediyor ailelerimiz, burada ise hava 1 haftadır 12 derece civarında ve bol güneşli. Bugün yine güzel, güneşli ve sıcak havayı görünce günü evde harcamak istemedim. Ancak anne sütü ve su dışında bir şey tüketmeyen MK çok çabuk acıkacağı için de fazla uzağa gitmek istemedim. Biraz sokaklarda dolaşıp yakınlardaki bir süpermarkete gittik. Ancak yine de yol uzun geldi, dönüş yolunda kucak istedi MK. Neyse ki slingi sürekli yanımda taşıyorum, o slinginde, aldıklarım arabasında eve döndük :))

Londra'ya bahar geldiğinin resmidir :)





Yolda gördüğümüz Daffodiller..

Oğlumun bana aldıkları :))

Gerçi sonra kucağımda iken tek hamlede bir tanesini çiçeklerinden çekip şaaak diye yere düşürdü, o ayrı :)

Hastalığı sebebiyle bana düşkünlüğü hat safhada. Bu akşam ben bulaşıkları yıkarken, babası ile bir kaç metre oturuyor olmasına rağmen mız mız da mız mızlıyordu. En sonunda babası aldı yanıma geldi, hatta bir ara sırtıma koydu:) Öyle takıldık. Tam anne kanguru ve yavrusu durumundayız :)

Sunday, 10 February 2008

Mount Zion, Hadleigh Castle ve Şaşı Felek Çıkmazı !


Geçen salıdan bu yana MK ve akabinde eşim ve ben, perişan bir haldeyiz. Cumartesi günü biraz keyfi yerine gelince (en azından acıklı ağlaması bir süreliğine kesilince) hem güzel havanın keyfini çıkaralım, hem de biraz kendimize gelelim diye (bir önceki gece tam 3 saat boyunca uyumak isteyen ama uyuyamayan ama uyanık da durmak istemeyen! MK'yı uyutmaya çalışmıştık) bir yerlere gidelim dedik.


MK her an ağlama moduna geçebilir korkusuyla bana kalsa yakın bir parka gider biraz güneşlenirdik ancak ailemizin turizm rehberi şehir dışında, güzel bir yer seçmişti :)

13. yüzyılda yapılmış ancak günümüze bir kaç harabeden başka bir şey kalmamış Hadleigh Castle'a gittik.

Yol boyunca MK uyudu. Kaleye giden yolda ve o bölgede arabasını kullanamayacağımızı düşünüp slingine koydum, o şekilde dolaştık. Bazen de babasının kucağında poz verdi :) Keyfi çok yerinde değildi ama en azından gezi boyunca sakince durdu.
















Kale'nin yakınlarında, Tea Rooms denilen (çayhaneler:)) vardı. Büyük bir evin balkonunda, önümüzdeki uçsuz bucaksız araziye ve okyanusa karşı çayımızı yudumlayıp, güneşi batırma hayali içindeydik ki, tea rooms'un 4'te kapandığını öğrendik. Bunu öğrendiğimizde saat tam 4'tü :) Hevesimiz kursağımızda kaldı.

Yorgun MK ve arka planda Tea Rooms :))



************************

11-02-2007
Pazartesi

Yukarıdaki postu dün akşam hazırladım. Herhalde başına 20 kere falan oturmuşumdur. Buna rağmen yayınlayamadım. MK cumartesi dönüş yolunda kendisine gelmiş, arabanın içinde klasik çığlıklarını atmaya başlamıştı. Hatta o akşam, Meral teyzesinin elinden, -çarşambadan beri ilk kez- biraz muz bile yedi. Gece, geçmiş gecelere göre çok daha rahat ve uzun uyudu. Pazar sabahı da her şey yolundaydı. Sabah saat 10 gibi sabah uykusuna yattı, 12'de uyandığında ateşi vardı, halsizdi, emeklemeye mecali yoktu.

İshal, Calpol'la düşen ama az bir zaman sonra yeniden yükselen ateş, arka fonda kesintisiz bir ağlama ya da "hmmmmmm mmmmmm ihhhh ihhhhh mıyyyyymmmmm" şeklinde bir mızlama...

Bugün randevu alıp doktora götürdüm. Boğazında çok az enfeksiyon olduğunu söyledi. Bir de üst dişlerinin kabardığını. Alttaki 2. diş ara ara kendisini gösterip kayboluyor. 3 diş bir arada mı çıkmaya çalışıyor acaba?

Sağlam çocuğa bakmak, hasta çocuğa bakmanın yanında iş değilmiş. Ben bugün bunu öğrendim :)
x