Wednesday, 31 October 2007

Halloween!


Hafızamı Kaybettim, Hükümsüzdür!
Bugün öğlen, IG posta kodu sınırları içinde, önde bebek arabası, söylene söylene koşturan bir kadın gördüyseniz, hah! O bendim:)

MK'yi giydirdim, 20-25 dakika uzaklıktaki çarşıya indik. Önce kitapçıya girdim. Herhalde 15 dakika kalmışımdır orda, kütüphaneye doğru yürümeye başladım. Zaten çarşıya inmemin asıl sebebi kütüphanedeki işlerim, geçen sefer unuttuğum, bugün uğruna çarşıya geldiğim işler.. Tam kütüphanenin yolu üzerindeki anahtarcıyı gördüm. 1 yıldan fazladır bu evde oturuyoruz, hala tek anahtarla idare ediyoruz. Günlerdir aklımda 2. bir anahtar yaptırmak ama malum, unutuyorum:) Hah! dedim. Anahtar yaptırayım. Ama üzerimde nakit yok. Bankamatik buldum, para çektim, anahtarcıya geri döndüm.

Anahtarları anahtarcıya vermek için elimi cebime attım.. Attığımla kaldım! Arıyorum arıyorum anahtar yok. Pantolonun ceplerine bakıyorum, yok. Ön cepler, arka cepler.. Yok Allahım yok! Ceketin ceplerine bakıyorum, orda da yok. Başka bir yere koymuş olmama imkan yok çünkü çanta falan taşımıyorum. MK için yedek kıyafet koyduğum poşete baktım ki oraya koymuş olmama da imkan yok, zaten orada da yok!

Ya düşürdüm... Ya da... İkinci seçenek çok kötü bir seçenek:) Şimdi gülüyorum tabii de o zaman ağlamak üzereydim.

Evden çıkarken neler yaptığımı düşünmeye başladım.

Apartmanın kapısını kilitledim, anahtarı kesinlikle cebime koydum, eminim. Çünkü aşağıya inince posta kutusuna baktım. (Posta kutuları zemin katta, apartmanın içindeler.) Acaba posta kutusunun üzerinde mi unuttum? Yok, çünkü postaya baktım, önemli bir şey yoktu, çıktım. AMA! Aması var işte:)

Çıktım, az biraz ilerledim ki postacı girdi bizim apartmana. Üşenmedim (keşke üşenseydim!) geri döndüm. Apartmanın kapısını açtım, MK arabada olduğu için içeriye tam girmedim, kapıdan "Bize posta var mı?" diye sordum. Postacı da uzattı, aldım, torbaya attım.

Buraya kadar tamam, e peki anahtarı ne yaptım ???????

Ne yapacağım, tabii ki apartman kapısının üzerinde bıraktım !!!!

Hayatta başıma gelmemiş bir iş. Gerçi bir süre önce de posta kutusunun kilidi üzerinde bırakmıştım anahtarlığı ama hemen hatırlayıp geri dönmüştüm.

Oysa bugün kütüphane yolu üzerindeki anahtarcıyı görmesem, görünce aklıma gelmese, aklıma geldiği halde üşenip para çekmesem... anahtarlar koskocaman apartman kapısının üzerinde kim bilir daha ne kadar kalacaktı. Ya da kalacak mıydı?

En önemli şeyi söylemeyi unuttum: Anahtarlığın üzerinde daire numaramız yazıyor!

Gözümün önünden film şeridi gibi geçiyor her şey.. Anahtarları kötü niyetli birisi gördüğün an neler olabileceği.. "Acaba ev yerinde duruyor mudur ki?" diyerek yola koyuldum. Önce otobüse bineyim dedim ama bizim sokaktan tek otobüs geçiyor. Ne zaman geleceği belli değil. 4 durak var eve kadar, bir de siteye kadar uzun bir yol. Koş babam koş.. MK da o sallantıda mışıl mışıl uyuyor:)

Siteye nasıl vardığımı anlatmaya kelimeler yetmez.

Apartman kapısını uzaktan bir de gördüm ki... Anahtarlar kapının üzerinde! O kadar saat kimse geçmemiş, apartmana kimse girmemiş, apartmandan kimse çıkmamış.

İş ve okul saatleri içinde dışarı çıkmış olmamın etkisi var tabii ama 1.5 saat kadar dışardaydım, o anahtarların orda o kadar zaman sonra bile hala duruyor olmaları bir mucizeydi.

Bundan sonra ne yapacağım bilmiyorum, anahtarları boynuma mı asarım, belime mi sararım... henüz karar veremedim.

-------------------------------------

Yukarıdaki ilk dijital scrapbooking denemem :) İtiraf ediyorum orjinaline baka baka yaptım, kopya çektim :) Ama ilk denemede olur o kadar :P

Aklımın hala 5 karış havada olduğu, 2007 yerine 2008 yazmış olmamdan belli:) Bunu yazarken de birden, biz hangi yıldayız diye kuşkuya düştüm!

İmdaaaaat! :)

Short memory diye bir şey kalmadı:P

Nemo filmindeki Dory gibi oldum:)

Dijital Scrapbooking adresi burası: freedigitalscrapbooking
Ücretsiz olarak gerekli malzemeleri indirebiliyorsunuz.

Scrapbooking'i yapmak için de bir programa ihtiyacınız var. Bilgisayarınızda photoshop varsa ne ala, yoksa internetten 2 dakikada ücretsiz GIMP programını indirebilirsiniz: GIMP for Windows

-------------------------------------

Bir önceki postta MK'nın arabası ile ilgili soru sormuş olan sevgili Zeynep, MK arabasından memnun. Ben içine genelde battaniye sererim, sermediğim zaman da rahatsız olduğunu görmedim gerçi. Bir de uyumak istediğinde düz konuma getiriyorum, bakınmak istediğinde kademesini yükseltiyorum. Belki bebeğin etrafı incelemek istiyordur, kademelerini değiştirmeyi deneyebilirsin. Sevgiler.

-------------------------------------

Aşağıda, tanıtımını izleyeceğiniz film Fransa'da gösterime bugün (31 Ekim) girdi.
10 ayrı ülkeden 10 kadının, hamilelikleri, günlük yaşamları, bebeklerini doğurmaları takip edilmiş. Film buraya gelir mi, gelse de ben gidebilir miyim bilmiyorum. Ancak izlemek istiyorum.

Daha ayrıntılı bilgi için, filmin sitesi: Le Premier Cri

Tuesday, 30 October 2007

Nüfus işlemleri konusundaki bilgi ve destek için çok teşekkürler. Özellikle bugün bana telefonda katlanmak zorunda kalan Meral ve Yeşim'e borcumu ödeyemem.

Bugün konsolosluğu aradım, fazladan £40 verirsek ve Türkiye'den birisi işleri koşturursa 1-2 hafta içinde olabileceğini söylediler.

Eşim yarın konsolosluğa gidecek, dilekçe, pasaportlarımız-nüfus cüzdanlarımız-evlilik cüzdanımız asılları ve fotokopileri+şu parası-bu parası+MK"nin doğum belgesi ile birlikte. İşlemler, üstüne para vermezsen 1-2 ay, verirsen ve işin peşinden koşturan olursa 1-2 hafta sürecek.

İngiltere'de de nüfusa kayıt ettirmiştik MK'yı. Önce randevu aldık, randevu günü MK'yı da yanımıza alıp gittik. 5 dakikada bilgisayara bilgiler girildi, imzalar atıldı, doğum belgesi verildi.

*********************************

Geçen gün önünden geçerken mutfak camında gördüğümüz Halloween balkabağı.

Göçebe bir hayatımız olduğu için bugüne kadar hiç kendi evimin ve yerleşik düzenin hayalini kurmamıştım. Ancak ne oldu bilmiyorum bir süredir "kendi evim olsa, boydan boya kütüphanem olsa, uçtan uca calışma masam olsa, kocaman camlardan odalara ışık dolsa" diye hayal kurar oldum. Keşke, elinin değdiği yeri güzelleştiren insanlardan olabilseydim.

Konu açılmışken, Nilüfer'i, kızlarını ve blogunu çok özledim. Yenilenmediğini bilsem de günde bir kaç kere bakıyorum:) Arşivini karıştırıyorum...

Monday, 29 October 2007

Pazar günü Yeşimlerdeydik. MK, yalnızca emmek ve uyutulmak üzere bana geldi:) Onun dışında gün boyu 10 kişinin kucağında gezdi durdu.

Akşamüzeri bir ara, sanırız yine dişi sebebiyle, huysuzlandı. Babası ve Murat amcası, yanımızda olmadığı için, bir koşu Calpol alıp geldiler. Ancak bu sefer içirmemek için direndim, bu huysuzluk 1 ay sürecek olsa her akşam Calpol mu vereceğiz çocuğa? Neyse ki uyku saatine kadar yine kucaktan kucağa hoplatılıp zıplatılarak oyalandı, böylece Calpol'a gerek kalmadı.

Gündüz sürekli ilgisini çeken kişiler, olaylar olduğu için etrafında, emmekle fazla ilgilenmedi. Gece uykusuna yatınca da, sohbeti bırakıp, neredeyse her yarım saatte bir gidip emzirmem gerekti. Acıktığı aklına geldi :)

****************************

Hafta sonunun yoğunluğu ardından pazartesi evde bunalmasın diye saat 12 gibi çıktık dışarıya. Çıkmadan önce almam ve yapmam gerekenleri liste yaptım, sonra listeyi evde unuttum:) Çarşıya gittiğimde de yapmam gereken en önemli şeyi unutmuştum:)

Tam 4 saat dolaşmışız. Her gün bu kadar yürüsem spor salonu aramama gerek kalmayacak :)

Hava soğuk olmasına rağmen güneşli olduğu için MK kedi misali mayıştı arabasında :)

Mothercare'de emzirdim bir kere, eve kadar idare etti.

****************************

MK'ya hala bir mont alamadım. Bugün bir kez daha dolaştım her yeri. %100 pamuk ya da yün bir şey bulamıyorum. Benetton'daki paltonun bile içinde polyester var. Küçüklüğümden beri babam kıyafetlerimizde hiç bir şekilde naylon, polyester vs olmasını istemez. Her şey pamuk ya da yün olacak. Ayakkabılarımız da asla vinnex falan olmayacak, bir tane de olsa deri olacak.

O yüzden %100 pamuk olmayan bir şeyi kendim için de, MK için de almıyorum. Ancak bulamadım. Eve geldiğimde GAP'in sayfasına baktım, 1 tek mont bulabildim %100 pamuk. Gül, GAP mağazasına yakın bir yerde çalışıyor, varsa alacak. Yoksa... İnternetteki organik dükkanlarda %100 pamuk ya da yün montlar buldum. Üstelik fiyatları, polyester bir montun fiyatından hiç de fazla değil. Keşke onlara bakmak daha önceden aklıma gelseydi. 17 Kasım'a Türkiye'ye bilet ayırttık çünkü.Gerçi bileti ayırttık da, gidip gidemeyeceğimiz hala belli değil. Eşim 6 aydır konsolosluğa gidip de MK'nın nüfus kaydını, pasaport işlemlerini halletmediği için ne olacağı belli değil.

****************************


Sağa sola yapıştırılan sakızlar büyük problem. En sonunda bizim belediye sınırları içinde böyle bir çözüm bulunmuş:) Sanırım işe yarıyor:)

****************************

25 nisana kadar doğum iznindeyim. Ancak işyerinde işler karışık. Yerime bakan arkadaşım güzel bir firmada staja kabul edildi. Haftanın yarısı stajda olacak. Diğer arkadaşım da ücretsiz izne ayrılmayı düşünüyor. Daha öncesinde işe dönmem gerecek sanırım. Evden çalışmak şartıyla tabi. Öyle bile olsa MK'ya bakacak birisine ihtiyacım var. Aramalara başladım...

****************************

Bu nüfus-pasaport işlerine çok canım sıkıldı. Konsolosluğun sayfasını inceliyorum bir yandan, 1.5-2 aydan önce işlemler bitmiyormuş. Sanırım gidemeyeceğiz :(

Bir işin sorumluluğunu ben almayınca böyle oluyor işte!

Holy Sunday!

Thanks to everybody, specially to our lovely host couple+14 weeks male fetus :)
Let's meet again soon ;)

Cheeky Boy :)

What's up dude?

What's he doing over there?

He has been biting a lettuce leaf to ease his teething ache.

Anyway, tell me about ploceus!
:))))

Sunday, 28 October 2007

İşte tam şurası annecim :)

Dün gece eşim sabaha karşı 3.30 gibi döndü iş yerinden. Ben de o saate kadar uyuyamadım. Hatta sonrasında da uyuyamadım. Sabah 5'e geliyordu en son saate baktığımda. 08.00 gibi de MK ile uyanmak zorunda kaldım:)

MK'nın uyuduğu zamanlarda uyuyarak idare ettim bugünü.

Bu akşam sorun yaşamadık çok şükür. Yine de sancı ile arada uykudan uyanıyor, yeniden uyutuyorum.

**************************************

4. ayına gelmiş bebeklere, yeterli kiloyu almadığı gerekçesiyle için hazır mama takviyesi verilmesi bir tek bize özgü değilmiş. ABD'de yapılan bir araştırmaya göre, doktorların yalnızca %5'i, anne sütü ile beslenen çocukların 4. aydan itibaren, mama ile beslenenlere oranla daha az kilo aldığını biliyormuş.

Aylık kontrolünde, geçen aya göre daha az kilo alan bebeğe hemen mama takviyesi veriyor doktorlar. Aile panikliyor ve gereksiz yere bebeklere yapay mama veriliyor. Oysa 3.-4. aydan itibaren, anne sütü alan bebeklerin kilo alımlarında yavaşlama olması DOĞAL bir şey.

Ayrıca, bebeklerin büyüme (kilo alma) grafiğini gösteren değerler, mama ile beslenen bebeklerden yola çıkılarak hazırlanıyormuş. Bu yüzden o değerlerin anne sütü alan bebeklere uygulanması maalesef gereksiz mama takviyelerine sebep oluyor.

MK 4. ayı içerisinde bir gece, 12.00'dan sabah saat 10'a kadar saat başı uyanıp emdi. Normalde gece rutini bu şekilde olmadığı için, bir kaç uyanma sonrasında, "Acaba doymuyor mu?" diye düşündüm. Sabah saat 4 gibi hem onu emziriyor, hem de internette 4 aylık bir bebeğin saat başı uyanma sebebini araştırıyordum.

Web sitelerinde, forumlarda, bloglarda gördüm ki, pek çok anne-baba aynı şeyden bahsediyordu. Bebekler, 4. aylarında, nedeni belirsiz bir sebepten gece boyu uyanıp emmek isteyebiliyorlar. Bu, anne sütünün yetmediği anlamına gelmiyor.

2 gün sürdü bu durum. Sonra her şey normale döndü. Aynı durumla karşılaşırsanız, sizin de sabırla bir kaç gün beklemenizi öneririm.

Bu konu ile ilgili önerebileceğim güzel bir yazı: Things to consider if your four-month-old baby coasts down the growth charts.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) hazırladığı kilo alma eğrisi var bebekler için.

Bu kızlar için: Kilo Tablosu
Bu da erkek bebekler için: Kilo Tablosu 2

Türk bir arkadaşım; "Biz yokluk, yoksulluk görmüş bir millet olduğumuz için açlıktan, aç kalmaktan korkuyoruz. O yüzden çocukların kiloları konusundae panikliyoruz." dedi. Belki de haklıdır, mama takviyelerinin de, çocukların peşinden tabakla koşulmasının arkasında da böyle bir sebep vardır.

Friday, 26 October 2007

5 ay, 1 hafta&6 gün Colic için geç değil mi?

Zor bir akşamdı...

Dün akşam gibi...

Normalde 19.00 gibi emerek uyur MK. Dün akşam bir ağlama krizi... Dişler feci kaşınıyor. Uykusuzluktan gözleri kızardı, elleriyle ovuşturuyor ama hiç bir şekilde uyumuyor. Bir de sürekli bir ağlama. En sonunda eşimin ısrarıyla Calpol verdik, hemen arkasından emdi, uyudu. Odadan çıktığımda 20.21'di.

Bu akşam...

Her şey aynı, ancak bu sefer MK ile yalnızım!

17.30 gibi başladı her şey, 20.30 gibi bitti.

Bir ara iyiydi, yere koydum, oynadı, güldü.. Sonra yine ağlama krizine girdi. Bir sakin, bir krizde..

TV'yi açtım, MK'nın ağlama sesinden başka bir ses duymak için:) TV'den gelen sesler biraz sakinleştirdi, sadece kısa bir süre için. Hem O'nu, hem beni:)

Dişlerini yemek masasının kenarında kaşımaya çalışırken burnunu çarptı, bir de ona ağladı.

Normalde eşim geldiğinde MK'yı ona bırakırım ve bir duş alırım. 15 dakika bile olsa kendi başıma olmak çok iyi gelir ve şarj olmuş olarak sil baştan başlayabilirim:)

Ancak bu akşam eşim geç gelecek. Saat 21.20 hala işte. O yüzden tüm süreçte tek başıma idim.

Güvenebileceğim, yakın olduğum bir karşı komşum olsun istedim. MK'yı 15 dakikalığına ona bırakır, ılık bir duş alır ve sakinleşirdim.

Neyse, vermemek için çok direndim ama sonunda yine çok az Calpol verdim, emdi, uyudu.

Umarım Calpol addict olmaz:)

Gündüz iyiyken niçin akşam huysuzlanıyor? Dışarıya da çıkardım, hem dün, hem bugün...

Neyse, şimdi taze demlenmiş çayımı içiyor, kekimi yiyor ve Wife Swap izliyorum. Yapmam gereken bütün işleri bıraktım. Yarın eşim MK ile ilgilenirken hallederim. Umarım güzel bir film vardır TV'de bu akşam.


Faydali Linkler


Onemli Tavsiyeler


Sevilenler



Ablalar&Abiler



Taze Anneler



Hamileler

  • Seyma ve Mirzahan

  • Adam Bebek

  • Pratik Anne

  • Palyanco

  • Tuana

  • Bebek Hikayesi

  • Bebeğin Günlüğü

  • Annesinin Bebişi

  • Sugibi

  • Huysuz ve Tatli

  • Minik Fındık
  • Buradaki bir Türk arkadaşımla konuştum dün akşam telefonda. 4 aylık bebeği olan taze bir anne. Türkiye'deki, bebeklerin çok kilo almıyor diyer dert edilişini, doktorların hemen mama tavsiyesi vermesini ve erken ek gıdaya geçişi konuştuk. "Biz fakirlik görmüş bir ülke olduğumuz için aç kalmaktan ve açlıktan ölmekten korkuyoruz, o yüzden yemek konusunda çok panik yapıyoruz. Buradakiler bebeklerin ve çocukların ne yediği, ne kadar yediği konusunda hiç paniklemezler." dedi.

    Ne kadar çok bebeği mamaya başlatıyor doktorlar! Eminim, Türkiye'de olsak MK'ya çoktan, sütümün yetmediği iddia edilerek mama takviyesi verilirdi.

    Belki çok ağır olacak ama, bir anneye sütün yetmiyor diye bebeğini mamaya başlatmasını tavsiye etmek, o anneye hakaret gibi geliyor bana. Elbette bebeğin kilo almadığı, hatta kilo kaybettiği durumlar, kan testlerinde kan şekerinin düşük çıktığı durumlar vs ayrı.

    Ancak, burada olsalar, sağlık görevlilerinin; "Gayet güzel, böyle devam et" diyeceği bebeklere Türk doktorlar, süt yetmiyor, mama verin diyorlar.

    Amerikalı bir doktor, bebeklerin hafta hafta, ay ay almaları gereken kiloyu gösteren tabloların, mama ile beslenen bebeklerden yola çıkarak hazırlandığını, anne sütü alan bebeklerin bu tabloya göre değerlendirilmemesi gerektiğini yazıyor.

    Eğer ilk 3-4 ay sütünüz bebeğinizi beslediyse emin olun 5. ve 6. aylarda da besleyecektir. Mama, kavonozdaki hazır gıda, unlar, bilmem neler.. Bunlar çocukların ömür boyu kilo problemi ile uğraşmalarına, obezlik sorunu yaşamalarına kapı açıyor. Ayça'ya "Hazır gıda her şeyi çöpe at" diyen doktoru alkışlıyorum.

    Doğumdan sonra hiç sütün olmamasından ve mama vermek zorunda kalınmasından bahsetmiyorum. 3-4 ay boyunca anne sütü ile doyan bir bebeğin, anlamsızca mama yemeye zorlanmasından bahsediyorum.

    MK 4 aylıktı, bir geceyarısı 12'den sanah 10'a kadar saat başı uyanıp emdi. Sabaha karşı 4'te hem onu emziriyor, hem de internette neden 4 aylık bir bebeğin saat başı uyanıp emdiğini araştırıyordum. "Süt mü yetmiyor, doymuyor mu acaba?" düşünmüştüm çünkü. İnternette (yabancı kaynaklarda, forumlarda, sitelerde) gördüm ki, pek çok anne 4 aylık bebeklerinin saat başı uyanmasından bahsediyordu.

    4. ayda yaşanabilecek bir durummuş. Nedeni bilinmiyor. 2 gün sürdü. Hiç bir mama, ek gıda vermedim. 2 gün sonra geçti ve her şey normale döndü.

    Üzgünüm ama türkçe kaynaklara güvenemiyorum. Çok iyi bilinen anne-bebek sitelerini açıyorum, karşımda hazır mama firmalarının reklamı, sponsorluğu, bilmem nesi. O siteden gelecek hangi bilgi güvenilir ve tarafsız olabilir!

    6. aya kadar anne sütü alan bebek, sonrasında katı gıdaya geçer ve hazır mamasız atlatır beslenmesini. Neredeyse hiç sütü olmayan az sayıdaki annenin bebeğinden başka kim hazır mama yer? O zaman kime satış yapacak mama firmaları??? Nasıl kar edecekler???

    Uzak durun derim, ingilizce bilen arkadaşlar lütfen bu konularda internette ingilizce arama yapsınlar.

    Dünya Sağlık Örgütü, ilk 6 ay sadece anne sütü tavsiye ediyor.

    Yurt dışında, hem forumlardan, hem gerçek hayattan bir sürü anne-bebek tanıyorum, bu konuyu özellikle takip ediyorum; en başından mama almıyorsa 3.-4. ayda ek olsun diye mamaya başlamış bebek tanımıyorum! Buradaki annelerin sütü 6 yetiyor da, Türkiye'deki annelerin sütü neden 4. aydan sonra yetmiyor???

    Yapmayın, aldanmayın.

    Thursday, 25 October 2007

    Bebeğinizle birlikte yatmanızın (co-sleeping) için en büyük avantajlarından birisi, emzirmek için kalkmanızın gerekmemesi. Yan dönüp, yattığınız yerden emzirebiliyor, bir yandan da kestirebiliyorsunuz.

    Dün gece MK emmek için uyandı, yan dönüp emzirmeye başladım. Bu arada gözümü kapatıp kestirmeye devam ettim. Emmesi bitti, gözümü açtım, gözlerini yüzüme dikmiş, sessizce beni inceliyordu. Normalde kendi kendisine uyuyamadığı için bir süre ayağımda sallamam gerekecekti. O zamana kadar biraz daha kestireyim, nasılsa beni haberdar eder dedim :) Bir süre sonra yeniden gözümü açtım, kolumda uyuyakalmıştı.

    Bebek için hangi yatağı almalı, hangi örtüyü sermeli vs diye boşuna düşünmüşüm. Bir bebek&çocuk için annesinin kollarından ve kokusundan daha konforlu, daha huzurlu bir yer yokmuş.

    ***************************************

    Bugün kütüphaneye gidemedik! Gece 02'de yatınca sabah kalkıp gitmek zor geldi:) Bir de hava soğuktu. MK'nın henüz bir montu yok. Öyle de çıkarmak istemedim. Haftaya artık...

    ***************************************

    Pratik Anne kurşun içeren oyuncaklarla ilgili bir yazı yazmış. Özellikle Çin'den gelen ürünlerde kurşun oranı tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Şu linkte de; oyuncaklarda, aleve dayanıklı çocuk süngerlerinde/yataklarında, pijamalarında bolca bulunan kimyasallardan bahsediyor. Yapılan araştırmalarda 18 aylık ve 5 yaş arası çocukların vücutlarında, anne babalarına oranla 7 KAT DAHA FAZLA kimyasal madde bulunmuş maalesef.

    Özellikle plastik oyuncaklar en büyük tehlikeyi içeriyor.

    Bu işin çözümü, en azından benim için, kimyasal madde içermeyen, plastik olmayan, Çin'de üretilmeyen oyuncaklardan geçiyor. İnternete "green toys, ecological toys, organic toys, fair trade" vb başlıkları yazarsanız pek çok oyuncak satıcısı (firması değil, satıcısı!) bulabilirsiniz. Anne babalar oyuncak aldıkça satıcılar firmalaşıyor, firmalaştıkça daha çok üretim, daha çok kar amacı maalesef böyle sonuçlar doğuruyor.

    Oyuncaklarda ve evimizde kullandığımız pek çok üründe bulunan bu kimyasalların, laboratuvarlarda fareler üzerinde yapılan deneylerde; tiroid sorunlarına yol açtığı, hormon değerlerini, karaciğerin işleyişini, ve sinir sistemini bozduğu bulunmuş.

    Çin'de üretilmeyen, kimyasal madde içermeyen oyuncaklar konusunda bulduğum bir kaç link:

    www.greentoycompany.com
    www.toys-to-you.co.uk
    www.livingethically.co.uk


    Kimyasal içermeyen oyuncaklar biraz daha pahalı ancak satın alınamayacak kadar değil elbette. O yüzden az, öz, en önemlisi sağlıklı oyuncaklarla bu konu halledilebilir.

    Türkiye'de marangozlara tahta oyuncaklar yaptırılabilir. (Burada el işçiliği çok kıymetli ve pahalı olduğundan internet sitelerinden green toys almak daha ucuza gelecektir:)) Ayrıca becerisi olanlar kendileri bebek ve yumuşak hayvanlar dikebilirler. Kumaşlar alınıp kesilir, biçilir, içleri doldurulur ve dikilir. Kendi yapamayan terziye yaptırır. Bebek ve her türlü hayvan figürü bu şekilde yapılabilir.

    Marangozlara pek çok lego ve araba, uçak, gemi, geometrik şekillerden oluşan bulmacalar vs yaptırılabilir.

    Yarın, bütün oyuncakları kaldırıyorum, MK'nın şu an ağzına sokarken aklımın kalmayacapğı bir kaç tahtadan yapılmış, 'organic' oyuncak ısmarlıyorum.

    ***************************************

    Yandaki linkleri ayrı bir sayfada ya da blogta toplamak istiyorum. Gittikçe uzuyorlar çünkü:) Ancak o linkleri benim kadar sizler de kullanıyorsunuz, ayrıca link sahipleri de var aramızda. Ne düşünürsünüz diye sormak istedim. 5 adresi rastgele gösterecek bir ekran ekleyebilirim bu sayfaya, diğer linkler sürekli olarak başka linkte durur.


    Aşağıdaki yorumlar cevaplandı ;)

    Wednesday, 24 October 2007

    Minik Melek 2 :)

    Bugün 2.5 saat kadar öğleden sonra uykusu yaptı MK. Hatta ikinci partiyi birlikte uyuduk :) Akşam 17.00'dı uyandığımda. MK daha önce uyanmış, kendisini rahatsız eden ıslak bezi sebebiyle söyleniyordu :P

    Bu durumda akşam normal uyku saatinde uyutamadık tabi. 21.20 idi uyuduğunda. Bir daha gündüz uyumuyor diye şikayet etmeyeceğim, gündüz uyuyunca gece uyumuyormuş, öğrenmiş olduk.

    ************************************

    Bir önceki postta diaper free etiketini koymuşum ama gelişmeleri yazmamışım :)
    Okuduğum kitapta, çişi gelen bebeğin uykudan uyanacağı yazıyordu. Gerçekten de, gece uykusunda uyandığında tuvalete tutuyorum ve çişini klozete yapıyor. Bilmiyorum o yüzden mi ama 2 gündür altını açtığım zaman çişini yapıyor. Tuvalete hemen yetiştiremiyorum, alt değiştirdiğim yere bir kova falan koysam iyi olur diye düşündüm.

    Tabii hala beze yapmaya devam ediyor:) Ama her gün bir kaç kere de olsa klozete yapmasını olumlu gelişme sayıyorum.

    ************************************

    Continuum Concept kitabını bitirdim. Daha sonra okumak üzere son bölümlerden birisini bıraktım sadece. Kitabı türkçeye de çevirmişler:)

    www.kitapyurdu.com'dan satın al


    www.kitapyurdu.com adresinde buldum. Dokunmanın Mucizesi diye geçiyor. Tavsiye ediyorum. Özellikle şu anda, bebek bakımı ile ilgili ne okusam? diye düşünenlere. Çeviri dili ne kadar temizdir bilemem ama yine de roman vs olmadığı için sorun olacağını sanmıyorum.

    ************************************

    Buradaki kütüphanelerde 0 -sıfır- yaş grubu için bile aktiviteler var. Yarın sabah 10-10.45 arası kütüphanede olacağız bir aksilik çıkmazsa. Umarım MK'nın hoşuna gider. Kütüphanenin yakınlarında oturan bir arkadaşı da aradım, bebeğini sütten kesip mama vermek zorunda olan arkadaşı:) Ancak ulaşamadım. Beraber gitsek güzel olurdu, çıkışta da kahve içerdik :)

    ************************************

    Fitness Centre&Yüzme havuzu araştırmaya başladım. Pek çok merkez var da, fiyatları, olanakları, temizliği vs. vs. bakmam lazım. Belediyeye ait olanlarda kreş de varmış, bugün internet sitesinden öğrendim. Ancak MK'yı yaşı (daha doğrusu ayı:)) itibariyle kabul ederler mi, etseler de ben bırakabilir miyim bilmiyorum. Aslında arkadaşla birlikte gitsek ve sırayla bebelere bakıp yüzsek güzel olurdu :)

    Anne&Bebek için de havuz seansları var, MK bana eşlik etmek ister mi acaba? :)

    ************************************

    MK'yı sırtıma bağlayabileceğim modelde bir sling arıyordum. Evde dikilebilecek, basit bir model buldum ancak dikiş makinamız (benim, Yeşim'in, Meral'in) yok-tu! Bu slingi istiyorum diye Yeşimciğim çok uyguna, basit bir model sipariş etmiş:) Çok teşekkür ederim canım :) Eh en kısa zamanda kumaşı almalı ve dikmeli :) Meral ve Yeşim, yetenekli, becerikli, akıllı arkadaşlarım benim :))) Bana bir kıyak geçeceksiniz di miiiii ? :))

    Dikmek istediğim sling bu:

    Mei Tai Sling

    Dikiş makinanız ve biraz beceriniz varsa mutlaka yapabilirsiniz. Ya da bir arkadaşınıza, terziye diktirebilirsiniz. Yukarıdaki linkte adım adım anlatıyor.

    ************************************

    Dün gece MK ile çalışma-ma odasında yatmaya başladık. Bir önceki akşam yaşanan bir olaydan (Yok düşmedi çok şükür! Allah korudu!) dolayı artık yatakta yatması tehlikeli. Mis gibi yer yatağında yatıyoruz. İkinci aşama da tamam :) Şimdi sıra, eşimi de yanımıza alacağımız üçüncü aşamaya geldi:) MK'nın geceleri daha az uyanacağı zamanları bekliyoruz.

    ************************************

    Yapmam gereken ama unutkanlık sebebiyle sürekli unuttuğum bir dolu şey var. Buraya yazarsam belki aklıma da yazmış olurum :P

    1. Pregnacare bitti, yarın lütfen almak aklıma gelsin. En son eczanenin önünden geçerken, benim burdan alacağım bir şey vardı sanki ama neydi ki? diye düşünüp durmuştum.
    2. Argos'tan vakumlu poşetlerden alınacak. Dolapta yer tutan bir sürü şey var, lazım olduğunda almak üzere vakumlar kaldırırım.
    3. Bir zamanlar e-bay üzerinden satış yapardım, elimde mallar kaldı. Christmas zamanı alım ve satım için en uygun zaman. Fotoğraflarını çekip e-bay'e koymam lazım. Evden gitsinler, yer açılsın. Meralim, sendekilerin fotolarını da çekeyim, seni de bu dertten kurtarayım :) Kazanacağımız parayla da bir yemek yeriz ;)
    4. Kesin daha bir şeyler var ama hatırlamıyorum :P

    ************************************

    Benim bir sobem vardı:) Beni benden alan filmler diye.

    Beni etkileyen ilk film, aynı zamanda ilk korku filmim olan filmdir. Film film deyip duruyorum çünkü ismini hatırlamıyorum. Henüz ilkokul çağındaydım, bir cuma akşamı, geç bir saatti. Normalde annem ne o saate kadar oturmama ne de öyle filmler izlememe izin verirdi ama kardeşimin henüz bebek olduğu zamanlardı ve annemin o esnada çok yorgun olduğu için uyuduğunu, benimle pek ilgilenemediğini hatırlıyorum :)

    Tabi bu filmi izlemem sonrasında hala daha karanlıkta oturamama olarak bana geri döndü ama aynı zamanda korku filmleri sevgimi de başlattı :)

    Belki hatırlayanlar çıkar filmi.

    Karısı ve oğlu bir kazada ölen bir piyanist, eski ve büyük bir eve taşınır. Evde bir süre sonra gariplikler başlar. Piyano kendi kendine çalmaya, banyoda sular akmaya başlar vs. Evin çatı katında küçük bir çocuğun ruhunun olduğu ortaya çıkar. Çocuk, sanırım üvey babası tarafından (öz babası da olabilir) yıllar önce, özürlü olduğu için önce çatı katına hapsedilmiş, sonra da öldürülmüştür ancak çocukçağızın ruhu evde dolaşmaktadır. Merdivenlerden aşağıya tekerlekli sandalyenin yuvarlandığı, fantastik bir sahnesi vardır.

    Diğer film, The Age of Innocence. Üniversite zamanı, bir yaz gecesi, anneannemde kaldığım bir akşam, Kanal D'de izlemiştim. Beni tanıyanlar, romantik filmler konusunda ne kadar geyik olduğumu bilirler:) Bu film, beni ağlatan ender romantik filmlerden bir tanesidir.

    Aklımdan hiç çıkmayan diğer bir romantik film de, Hülya Avşar ve Hakan Ural'ın oynadığı Fotoğraflar. Kız Türk, oğlan Rum. Birbirlerini severler ama kavuşamazlar.

    Müjde Ar'ın oynadığı Halam filmini de hiç unutamam. Çok hüzünlü filmler...

    Bunların dışında, pek çok, gerçek hayat öyküsü içeren film de unutamadıklarım arasındadır.

    Tesekkürler Ceren!

    Açalya'nın Dante pek şirin çıkmış videolarda:) Resimlerden daha farklı, daha canlı oluyor doğal olarak :) Ben de bir tane ekleyeyim istedim :)

    Geçen aydan bir performans:) Karşınızda yer jimnastiğinde Essex Halk Cumhuriyet'inden MK :)

    Tuesday, 23 October 2007

    Bu sabah MK'yı batanniyesinin üzerine bıraktım 2 dakika için. Döndüğümde böyle buldum :)

    Bugün 14.00 gibi, MK uykusuzluktan bayılmak üzere olmasına rağmen uyumamakta direndi. Amacım, uykudan uyandıktan sonra çarşıya gitmekti ancak baktım uyumuyor, çıktık. Yolda uyudu tabi :)


    Önce Oxfam'a uğradım ve yukardaki lego oyuncakları aldım. Henüz yaşına uygun değiller ama orada bir bulduğumu bir daha bulamama ihtimali olduğundan hemen aldım.

    MK'ya alacağım oyuncakların Fair Trade olmasına dikkat edeceğim. FT oyuncaklar biraz daha pahalı ancak zaten çok oyuncak almak gibi bir niyetim yok. Çünkü çocuklar oyuncağa doymuyorlar, al, al, sonu olmuyor. Bir alınan oyuncakla da 1-2 kere oynuyorlar, sıkılıp atıyorlar bir kenara.

    Çok güzel çocuk kitapları da buldum. Farklı ülkelerden derlenmiş hikayeler, renkli Afrika öyküleri.. vs. Onlar da bir başka zamana artık.

    ******************************

    MK'ya bir mont almanın zamanı geldi. Bugün epey bir yer dolaştım. Alamadım, o ayrı. Gri, füme gibi renkleri bebeklere nasıl yakıştırıyorlar anlamıyorum. Bir de Mothercare'de 6-9 ay arası bir şey bulamadım. 6 aylık bebek dolu her yer sanırım :)

    ******************************

    Mothercare'de dolaşırken bir şey fark ettim. Kıyafetin yanısıra, bir çocuğun aklını başından alacak kadar oyuncak da satıyorlar. Oysa bugüne kadar orada ağlayan, huysuzluk yapan, yerlerde tepinen çocuk hiç görmedim. Bütün çocuklar genelde anneleri, anne-babaları ile geliyorlar, dolaşıyorlar ve çıkıp gidiyorlar. Sadece İngiliz çocuklar değil üstelik. Multicultural bir bölge bizim yaşadığımız yer. Pek çok kültürden insan var. Hiç bir çocuğun, hiç bir dükkanda, Toys R Us dahil sorun çıkardığını görmedim.

    Neden bizim çocuklarımız böyle değiller, bizim aileler nerede yanlış yapıyorlar diye düşündüm önce. Sonra, bizimkilere haksızlık yapıyorum belki de, dedim kendi kendime.

    Arkadan Next'e girdim, çocuk bölümü için asansörle 2. kata çıktım. Tam ben asansörden çıktım, 2 kadın, arkalarında 1 genç kız ve 13-14 yaşlarında bir erkek çocuk asansöre ilerlediler. Kadınlar, (bir tanesi çocuğun annesi) yüksek sesle çocuğu çağırıyorlar asansöre binmesi için, çocuk hemen arkasındaki genç kıza "Get off, Idiot!" diye bağırarak hakaret ediyor. Bağrış çağrış bindiler asansöre, ne olduysa asansör kapıları kapanıp yeniden açıldı. Çocuk, ben merdivenlerden ineceğim diye kaba bir şekilde söylenip mızlandı vs vs.

    Az sonra, aynı yaşlarda İngiliz bir çocuk annesi ile geldi. Kasada ödeme yapan annesini sessiz sakin bir şekilde bekledi.

    Yok dedim, haksızlık yapmıyorum. Bizim aileler bir yerlerde yanlış yapıyorlar. Bu konudaki gözlemlerim hep bu yönde. O yanlışları görüp, bulmak lazım, aynı hataları yapmamak için.


    ******************************

    MK Mothercare'de uyanınca huysuzlanmaya başladı. Biraz daha dolaşmak istediğim için bebek odasında emzirip altını değiştireyim dedim. Odada 5 ve 7 yaşlarında iki kız, bir de 4 aylık bebeğini emziren anneleri vardı. Kosovalı imişler. Dijon isimli bebeğin, etrafında koşturan, onunla ilgilenen ablaları olduğu için çok şanslı olduğunu düşündüm. Çocuklar kalabalık, bol çocuklu çevrelerde büyümeli. MK da, etraftaki hareketlilik yüzünden fazla emmedi, çevresini izlemek adına aç kalmayı tercih etti :)

    Daha sonra odaya 6 haftalık bebeğiyle genç bir anne ve annesi (anneanne) geldi. Ben de MK ile 6 haftalıkken gelmiştim mothercare'e:) Zaman ne çabuk geçiyor. Bebeğin altını değiştirdikten sonra aynanın karşısında slingini giymeye başlayınca konu konuyu açtı:) Uzun bir kumaştan yapılan bir sling kullanıyor. Özellikle bel problemi olduğu için o tarz bir slingi tavsiye etmişler. Ben de kendiminkini gösterdim, ne kadar pratik olduğundan bahsettim. Kosovalı anne de çok ilgilendi :)

    Uzun kumaştan oluşan slinglerden almayı düşünmüştüm ama sıcağa pek gelemem. O uzun kumaşı da üzerime sarınca pek rahat edemeyeceğimi düşünmüştüm ancak kumaş oldukça ince, hafif ve komforlu idi. Kullanan genç anne de çok memnundu.


    Oğlum büyüyor şükür :) Artık 6 aylık kıyafetler giymeye başladı :)

    ermm.. evet biraz büyük gelmiş olabilir, şimdilik :)

    Oui, Je suis un francophone :)
    Fransız entelim benim :)
    Seninle Paris cafélerinde kahve içelim :)


    Monday, 22 October 2007

    MK'nın Pazartesi Sendromu

    MK'nın arabasını ve slingi eşimin arabasının bagajında unutunca bugün dışarıya çıkaramadım. Akşamüzeri ağlama krizine girdi. Çocuk haftasonu gezmeye, insana çok alışıyor, pazartesi olunca ortamı tamamen değişiyor.

    18.00 gibi aldım kucağıma indim aşağıya. Daha apartmanın kapısından adımımı attım, sustum!

    18.30-19.00 arası ikimiz de uyumuştuk. 22.00'da uyandım:)

    Pazar günü arkadaşlarımız geldi. Meraller, Yeşimler ve perfumefanclub blogunun yazarı sevgili Elle ve eşi:) Sevdiğimiz bir Hint restaurantına 10. yıl kutlamasına yemeğe gittik. MK'nın gece uykusu başlamadan evde olmamız gerektiği için 16.00 gibi restauranttaydık. MK öğleden sonra uykusunu yapmadığı için, -evde kendisiyle ilgilenen o kadar insan varken yapar mı? :) - uykusuzluğun başına vurma ihtimali vardı. Aslında istediğim, yemeğe gitmeden önce uyumuş olsun, yemekte bizimle oturması idi.

    Restaurantta siparişlerimizi beklerken MK'yı önce babası ev Nihat amcası kaldırımda arabasıyla gezdirdi, sonra da ben ve Meral. Siparişler gelmeden uyumuştu :) Yemek bitince de uyandı.

    Saturday, 20 October 2007

    Wat Tyler Country Park


    Bugün havayı güneşli bulunca dışarıya çıkalım dedik. Rehaveti üzerimizden atıp hazırlanana kadar saar 13.30 oldu. Havalar artık erken kararıyor, 6'da güneş batıyor. Kışa yaklaştıkça 15.30'da hava kararacak. Bundan sonra erkenden evden çıkmak lazım:)

    Trafik falan filan derken biraz geç vakitte vardık Country Park'a. Sonbahar gelmiş, anladık, çok mutluyum :)

    Ayağında Kunduraa :)

    Cottage denilen eski evler. Gerçi orjinali yıkılmış, bu 1988 yapımı :)

    Tabela vardı, Marina'yı gösteren. Heyecanla gittik tabi, Marina diye karşımıza çıka çıka gel-git sonucu suyu çekilmiş dere yatağı çıktı :P

    Marinaya kadar slinginde taşıdım MK'yı. Ancak orada ne olduysa birden ağlamaya başladı. Böyle ağlamalarına pek alışkın değiliz, "Bir yerine bir şey mi oldu?" diye panikledik.


    Çirkin Surat :)

    En iyisi MK'yı bebek arabasına koyup hızlı hızlı araba parkına doğru gidelim dedik. Olacak gibi değil, eve doğru yola çıkalım bir an önce diye. Arabasına koyar koymaz sustu! Anlamadık gitti :)

    Bu arada sümükleri aktı, soğukta kurudu kaldı falan:P


    Madem sesi kesildi, suyu çekilmiş marinaya karşı kahvelerimizi bitirelim dedik. Dönüş yolunda çocuk parkının önünden geçerken epey oyalandık. MK oynayan çocuklara bakmayı çok seviyor. Sitenin bahçesine çıktığımızda da etrafta koşturan çocukları uzun uzun inceliyor:)


    Ne bu? Salıncak mı? hmm.. İlk fırsatta tecrübe edilecekler listesinde:P

    Rugby Boys!

    Günbatımı...

    Thursday, 18 October 2007


    Kitaplarım dün geldi:) Diaper Free ve Continuum Concept'i hemen okumaya başladım.

    Continuum Concept'i okudukça, hamileliğim sırasında okuduğum-takip ettiğim web siteleri, kitaplar, yazarlar, doktorlar, uzmanlar... tarafından kandırılmış olduğumu hissediyorum ve çok kızıyorum.

    Diaper Free'yi okudukça, kendi toplumumda var olan bilgi ve tecrübelerden nasıl da uzağa düştüğümü-düşürüldüğümü fark ediyorum.

    Kitapta, bu sistemin uygulandığı ülkeler listesinde Türkiye de var. ABD'deki yazar bunu benden önce biliyordu yani:)

    Doğup büyüdüğüm şehrin üç-beş kilometre ötesindeki köyde uygulanan sistemi, 30 yaşımda Amerikalı bir yazarın kitabından İngiltere'de öğreniyorum! Yazar da ilk olarak Hindistan'da görmüş bu işi. Dönüp dolaşıp 'eskilere' geliyoruz yani:)

    Bugün Pakistanlı arkadaşım aradı. Ona bezsiz bebek olayından bahsedince, benim ülkemdeki bebekler bezlenmez dedi:) 7 haftalık bir kızı var, 'Uygulayacak mısın?' diye sordum. 3 ve 6 yaşlarında iki çocuğu daha olduğu, bu ülkede yalnız olduğu için onlara da konsantre olması gerektiğinden uygulamayacak.

    Bana bazı ipuçları verdi. Uykudan önce, uyanır uyanmaz ve emzirdikten sonra çişe tutmamı söyledi. Telefonu kapattıktan bir süre sonra MK uyandı, hemen tuvalete götürdüm, çiş çiş çişşş nidaları eşliğinde ta-tam :) Gerçi bugün içindeki tek tutturabilişimdi ama olsun :) Emerken de kakası geldiğini anladım (onun sinyalleri gözden kaçacak gibi değil zaten:)) ama her şey çok hızlı gelişti, ben daha tuvalete götürsem mi diye düşünürken MK olayı halleti bile.

    Bugünden itibaren, gündüzleri evin içinde 'bez' olan bezinin üzerine naylon kılıfı bağlamıyorum. Böylelikle ne zamanlar çişini yaptığını anlayabilmeyi umuyorum. Bambudan yapılma bezi yeterince kalın olduğu için, gündüz hiç bir kaza yaşamadık. Hatta öğle uykusuna bile naylon kılıfsız yattı, sorun olmadı.

    Pakistanlı arkadaşım, apartmandaki 7 aylık hamile Hintli komşum ve 6 haftalık kızı olan Türk arkadaşım da slingciler kategorisine katılmak üzereler:) Bir diğer yeni slingcimiz, pratik bir çözümle slingini evde yapan Ceylin Naz'ın annesi:) Fikir almak isteyenler sayfasına bakabilir: Sevgili Sayfa'nın Slingi

    *****************************

    Artık gündüzleri bilgisayarı açmama, internete girmeme kararı aldım. Hem ben, hem benim aracılığımla MK elektrik yükleniyormuş gibi geliyor; hem yoruluyorum, özellikle gözlerim çok yoruluyor; hem de kitap okumak daha cazip geliyor. Akşamları MK uyuduktan sonra giriyorum artık. Bundan sonraki hedefim, internet kullanımımı günde 2 saat ile sınırlandırmak. İş harici tabi :)

    *****************************

    Aslında ayrı bir post yapacaktım ama daha fazla beklemeyeyim dedim :))

    Yeşim Teyzemiz 10,5 ;)

    Nisan sonu gibi bir bebiş bekliyoruz hep birlikte! :) Karı koca bebeğin cinsiyetini öğrenmemeye karar verip aile ve arkadaş çevrelerini meraka gark etseler de ben erkek olacağını iddia ederek iç huzuru ile oturuyorum :P Gerçi benim 'erkek olacak' iddiama Yeşim ve Meral tepki gösteriyor, kız bebek sevmek istiyorlar ama ne yapalım :P Bugün itibariyle bahisler açılmıştır;)

    Yeşimciğim, gel inat etme, sana da açalım bir blog :) Ben yazarım dert etme :D

    Wednesday, 17 October 2007


    Cuma günü, eşim şehir dışında iş gezisinde olduğu için bayramın ilk günü evde ve yalnız geçti maalesef. Akşam sadece Gül gelebildi, Özlem geç saate kadar çalıştığı için ertesi gün Yeşimler'de buluştuk. Cuma gecesi hem geç yattığımız, hem de MK sık sık kalktığı için eşimle ikimizin haşatı çıktı. Sabah 8.30'da MK gayet enerjik, oyun oynamak isterken biz baygın yatıyorduk:) Sağolsun Gül MK'yı aldı, oynadı, 2.5 sat boyunca oyaladı, biz de deliksiz uyuduk :) Canım benim, bir kez de buradan teşekkür ediyorum:)

    MK Nihat amcası ile yastık savaşında!

    Cumartesi öğleden sonra, hem bayram, hem hafta sonu buluşmamız için Yeşim'lerdeydik. MK dahil 10 kişiydik. Aslında 10,5 ;))

    Her geçen yıl bu sayının katlanarak artmasını diliyorum. MK, henüz el öpemese de cumartesi akşamı harçlıkları cebe indirdi:) eee harçlıkların da katlanarak artmasını diliyorum :P

    MK marifetlerini sergilerken:)

    Cumartesi gecesi, 00:30 civarı eve dönmemize rağmen, Pazar sabahı 9'da uyanıp 10'da evden çıkma hedefi koyduk kendimize. 9'da çalar saat MK tarafından tüm ahali uyandırıldık, 10.45'te araba ile siteden çıkıyorduk:) Hiç fena değil:))

    Önce, Özlem ve Gül'le Brighton sahiline yayıldık. Hava şansımıza güneşli, 18-20 derece idi.

    Güneş Banyosu!

    Cumartesi akşamı Yeşim, yemekten kalanları hepimize paylaştırmıştı. Kısır, börek, kek nevalelerimiz ile pikniğimizi yaptık, güneşlendik :)

    Kel kibar ;)

    Güneş gittikçe kızdırınca MK'yı soyduk da soyduk :)

    Genelde günboyu arabada emzirdim ancak emzirme mekanlarımıza Brighton Sahili de eklendi :) Süt konusunda artık daha uzun süre idare edebiliyor Brighton fatihi MK :)


    Hafta içi baba-oğul zaman geçiremiyorlar. Eşim işten döndüğünde MK ya uyumuş oluyor ya da uykuya hazırlanıyor. O yüzden hafta sonları birlikte vakit geçirmeleri ikisi için de keyifli oluyor.


    MK The Explorer :)

    Babacım, bir de şu taşa bakabilir miyim?

    Şu çorapları da çıkarayım, çok sıcak oldu ;)

    Bu kız, ekim ayının ortasında, okyanus olması sebebiyle zaten yıl boyu hiç bir zaman ısınmayan suyla işte böyle oynuyordu. Eşim kızın zaatürre olacağını iddia etti ama kız o kadar rahattı ki bunu ilk defa yapmadığından ve hiç de üşümediğinden eminim ben. Soğuğa alışma/alıştırma konusunda daha çok yol kat etmem lazım. Bu konuda İngiltere standartları çok yüksek :P

    Sahildeki piknikten sonra Meral, Murat ve Selda ile buluşup, Pier denilen, üzerinde lunaparkın bulunduğu iskeleye çıktık. MK slinginde, Özlem ve Gül tarafından dönüşümlü taşırken, ara ara da kucaktan kucağa gezdi.

    Pier'in rüzgarlı olması sebebiyle görüleceği üzere uzun kollulara ve bereye geçmiştik:)


    İskele üzerindeki dönen, zıplayan vb araçlardan bir tanesine binmeye karar verdik. Yalnızca eşim ve MK'yı taşıyan Gül binmek istemedi. Biz aracımıza biner binmez maalesef MK ağlamaya başlamış:( Aracın çıkardığı sesten korkumuş. İndiğimde çok ağlıyordu, sümükler akmış, gözyaşları içinde kalmış... Onu sakinleştirmek için hızla ayrıldık Pier'den. Yolda, Devil's Dyke isimli tepeye giderken, arabada emerek sakinleşti.

    Gün batımında, Devil's Dyke, Şeytan Tepesi.

    Bugüne kadar İngiltere'de gördüğüm en yüksek tepeydi. Bu kadar yukarıdan manzara seyretmenin nasıl bir şey olduğunu unutmuşum :)

    Amacımız tepedeki restaurantta Fish&Chips yemekti ancak fiyatları duyunca sahile geri inmeye karar verdik :))

    Tek tek basaraktan,
    Bâde süzerekten,
    İnci dizerekten,
    Gel canım, gel amman!


    Sahile indiğimizde artık güneş batmış, ortalık soğumuştu. Daha önemlisi çok ama çok rüzgarlıydı. Yine de yiğitliğe hiç bir şey sürdürmedik:) ve 7 kişi bir bankın etrafına çöreklenip Fish&Chips'lerimizi yedik. MK da şu pozisyonda takıldı:

    Foto biraz puslu çıkmış (soğuktan titriyordum, ondan olabilir:P) ama durumu anlatması açısından koyuyorum.

    Bir haftasonu gezisi daha böyle geçti işte :) Yeni maceralarda buluşmak dileğiyle :)

    Tuesday, 16 October 2007

    Amma uzun hafta sonuymuş! Yaz yaz bitmedi. Kalan eklemeleri de yapıp en kısa zamanda yayınlayacağım yeni postu.

    Karşı komşunun 2 çocuğu su çiçeği çıkarmış. Umarım virüs bizim daireye uğramaz!

    Minik Patikler hamile imiş:) Çooook sevindim :)

    Thursday, 11 October 2007

    Bugün, dün akşamdan ıslamış olmama rağmen çabuk pişmeyen fasülyeler sebebiyle MK'yı dışarıya çıkaramadım. Belki kandırırım diye giydirdim ve balkon kapılarını açıp önüne oturttum:) Ancak akşam, dışarıya çıkmadığı için huysuzlandı ve zor uyudu. Her gün aksatmadan çıkarmam lazım.

    MK'nin adasi Kaan "solid foods"/kati gidalara baslamis, hayirli olsun, afiyet, bal, seker olsun:)

    MK 5 aylik oluyor cumartesi gunu. Henuz hic kati gida vermedim. Gecen hafta sonu Murat amcasinin soydugu ayva dilimini kemirdi epey, daha dogrusu disini kasidi ayva ile ama o sayilmaz:)

    Kati gidalara gecis konusunda iki guzel site tavsiyesi:

    Starting Solid Foods

    Is my baby ready for solid foods?

    Bayramdan sonra kisa cevirilerini yazacagim.

    Ben kati gidalar konusunda MK'nin 6. ayini doldurmasini bekleyecegim. Artik ondan sonra yavas yavas bakacagiz:)

    MK'yi emzirmekten buyuk keyif aliyorum. Geceleri emzirmek icin kalkmak bana eziyet gelmiyor. Yeter ki uykusuna cabuk donsun:) 6. aydan sonra bebeklerin gece emmelerine besinsel acidan ihtiyaclari olmadigi soylenir ve bebegin gece icin sutten kesilmesi tavsiye edilir. Belki besinsel olarak ihtiyaclari yoktur ve hic bir vitamin almiyor olabilirler (ki aliyorlar) ancak duygusal olarak cok ihtiyac duyduklari kesin. O yuzden hem gece, hem gunduz, sutum oldugu ve MK istedigi surece emzirmek istiyorum.

    Dun alisveris merkezinde, asi sirasinda tanistigim arkadasla karsilastim. Oglu MK'dan 1.5 ay kucuk. Annesi sezaryen oldugu icin sutunun 4-5 gun gec geldigini, bu arada da oglunun hastanede biberona alistigini soyledi. 1 ay sagarak vermis sutunu ancak en sonunda kesilmis maalesef:( O kadar uzuldum ki. Anne sutu alamadigini ogrendigim cocuklari emzirme istegi doguyor icimde.

    Keske emzirme konusunda destek veren kuruluslar daha cok ve daha yaygin olsalar.

    Guzel bir makale buldum dun aksam, Continuum Concept kitabinin yazarindan. Vakti ve ingilizcesi olanlara okumalarini tavsiye ediyorum, bunun da cevirisi bayramdan sonra:) Ancak bir ipucu vereyim, daha once bahsettigimiz Cocukerkil aile kavrami ve 2 yas sendromunun (terrible two) nasil engellenecegi ile yakindan alakali.

    Who is in Control?

    Az once altini actigimda, ses ve hareketlerinden cisini yapacagini fark ettim MK'nin. Ve karanlikta kasla goz arasinda yapti da:) Kaka tamam da, cis sinyallerini fark edemeyecegimi dusunmustum:) Diaper Free konusunda kendi capimda gelisme mi kaydediyorum ne? :)


    Herkese iyi bayramlar:) Insallah bizimkisi de dolu dolu gececek. Yarin Gul ve Ozlem geliyor kalmaya. Cumartesi Yesimler'deyiz, pazar da sanirim Brighton gezisi yapacagiz:) Umarim hava guzel ve gunesli olur:)

    Not: Cerencigim, soben bayramdan sonrasina kaldi, kusura bakmazsin umarim:)

    Tuesday, 9 October 2007


    • Tanışmamızın 10. evliliğimizin 5. yıldönümü yaklaşıyor. Orjinal bir hediye düşünüyorum kaç gündür.

    Eşim yat meraklısı, yarım gün (tam gün epey tuzlu :P) yat gezisi&eğitimi buldum. Okyanusa açılacaklar falan filan. Eminim çok hoşuna gider ama korkutuyor beni extreme sporlar:) Üstelik kimi yatların bulunduğu yerler Londra'ya çok uzak.

    4X4 ile arazi gezisi gibi bir şey var, sever mi emin olamadım. Bu akşam tv'de vardı bir program, biraz ağzını aradım ama çok meraklı görünmüyordu:)

    Ralli Tur gibi bir şey var, yine extreme spor diye eledim :)

    Balon turu var, istekli olduğunu biliyorum ama o da çok pahalı.

    Gönül ister ki Ferrari deneme sürümü hediye edeyim ama £2000 ! Yazı ile: İki bin pound!

    Wii alayım dedim, £179'dan başlıyor. O paraya Türkiye'ye gidiş-dönüş bileti alırım daha iyi :)

    Velhasılkelam, orjinal hediyeler buldum ama ya çok pahalı ya da benim içime sinmedi.

    Any idea?

    • 1-2 saat önce ebay hesabıma giremedim. Şifremin yanlış olmasına imkan yok. Hemen şifremi unuttum seçeneğini tıkladım, mail hesabıma gelen link ile giriş yaptım. Güvenlik soruları falan filan. Belli ki bir şeyler olmuş!
    Birileri ebay şifremi kırmış! Allahtan alışveriş yapmamışlar ama 2 satıcıya mail atıp soru sormuşlar bir kaç ürün hakkında. Mailler hala mail kutumda duruyor!

    Ebay farkedip olaya el koymuş tabi. Ebay hesabımın ele geçmesi çok önemli değil, asıl önemli olan ödemeleri yaptığım paypal hesabım! Ki ebay'den link var hesaba :)

    Neyse ki oraya girememişler. Gerçi limiti az olan bir kredi kartı kullanıyorum ama yine de çok kötü olurdu. Hemen tüm şifrelerimi değiştirdim. Eşim sürekli uyarır, şifrelerini sık sık değiştir, mümkün mertebe karışık yap diye. Bundan sonra belirli aralıklarla değiştirmeli. Ve internette kullanmak üzere çok çok düşük limitli bir kredi kartı almalı.

    • Unutkanlık hat boyutta! Hamileyken bile böyle değildim. Birisini daha annemler burdayken, diğerini 1 ay önce, 2 mandalı bahçeye düşürdüm. Her gün MK ile yürüyüşe çıkıyoruz, mandallar çıktığımız kapının hemen sağındaki çalılıkların üzerinde duruyorlar! Hala ordalar:) Her akşam eve döndüğümde mandalları yine almadan geldiğimi hatırlıyorum! Bu akşam yoğurda koymak için 2 diş sarımsak soydum, yemeğimi yedim, tabağımı tezgaha koyarken soyulmuş, tezgahın üstünde bekleyen 2 diş sarımsağı gördüm :) Sarımsakları doğramayı unuttuğum gibi, yoğurdu yerken bile sarımsaklı yemeye karar vediğimi hatırlamamışım:) Bloga yazacaklarımı da unuttuğumu söylememe gerek yok sanırım:) Not almak da çözüm olmuyor çünkü not defterine yazana kadar yine unutuyorum. İlkokulda iken bazı çocuklar sürekli silgi kaybettikleri için silgileri iple boyunlarına asılı olurdu:) Ben de boynuma bir not defteri ile bir kalem asayım bari:)
    • Hamile arkadaşlara çok çok önemli tavsiye: Doğumdan hemmmmen önce, mümkünse bir kaç gün önce saçlarınızı kısacık kestirin. Hamilelikte parlayan, ışıldayan, gürleyip çoşan saçlarınız doğum sornası avuç avuç dökülecek çünkü. Hiç olmazsa kısa kısa dökülmüş olurlar. Hayatımda hiç bu kadar çok saçımın döküldüğünü hatırlamıyorum. En kısa zamanda kesilecekler ama bakalım o mutlu gün hangi gün :)
    • Hemen hemen her gün MK'yı slingine koyuyorum, bahçeye çıkıyoruz. Bugün yağmur çiseliyordu ama yine çıktık, yağmurda yürüdük biraz.
    • Işıl'ın şu postunu okumanızı tavsiye ederim: Anne Sütü
    • Katı gıdalara geçiş işi bana çok karmaşık geliyor:) Acaba MK şöyle kendi kendine yemek yiyecek yaşa gelene kadar anne sütü ile idare edemez mi? :)
    • Bezsiz Bebek konusundakı araştırmalarımdan habersiz bir arkadaşımla telefonda konuşuyorduk bu akşam, "Bizim köydeki kadınlar bez falan bilmez, 40'ı çıktı mı çocuğu çişe tutarlar" dedi. Hah! Dedim:) Ben de onun için kitap ısmarladım, onu öğrenmeye çalışıyorum. Git bizim köyün kadınlarından öğren dedi:) Vay be! Burnumuzun dibindeki sistemi kalk Amerikalı'dan, Avrupalı'dan öğren. Öze dönüş kampanyası başlatmalı.
    • Doğum iznim 25 nisanda bitiyor. Daha çok var ama sayılı gün çabuk geçer demişler. Evden çalışma başvurumu kabul etmelerini ümit ediyorum. Yoksa işi bırakmak zorunda kalacağım. Evden çalışmaya başlasam da MK'ya bakması için birine ihtiyacım olacak. 1 yaşına yaklaşmış, hareketli bir çocukla 7 saat iş yapamam kesin. Şubat-mart gibi şirkete haber vermeyi düşünüyorum, bakalım.
    • Yine Işıl'ın blogundan ulaştığım bir şey. Tanıştırayım: Şu an klavyemde yaşayan mikroplar. Üzerine tıklayın, bir de siz bakın bakalım, sizin klavyede kaç milyon taneler :)))


    1,662,780How Many Germs Live On Your Keyboard?

    100% Free Personals from JustSayHi

    Sunday, 7 October 2007


    Bu, oğlumun en sevdiği oyuncağı:) Bitmiş bir ıslak mendil paketi. Hem renkli, hem sesli, hem de bedafa :P


    MK'ya hiç oyuncak almadık biz. Hepsi hediye geldi. Bir yerlerde, günümüz çocuklarının sürekli oyuncak-aktivite ile meşgul oldukları, canlarının sıkılmasına hiç fırsat kalmadığı, bu yüzden de yaptıkları her şeyden çabuk sıkıldıklarını okumuştum. Zaman zaman yapacak bir şey olmadığı için canlarının sıkılması gerekiyormuş. Kendi kendilerine zaman geçirmeyi öğrenmeleri, yaratıcı bir şeyler bulmaları, ya da sadece oturup hayal kurmaları için :))

    Baby of the Year!

    Sonbaharı seviyoruz :)

    Hava bir gün inanılmaz sıcak; camlar, kapılar açık oturuyoruz, MK bir tek body ile oturuyor tüm gün. Hemen ertesi gün uzun kolluları giyiyor, kaloriferi yakıyoruz. Yağmurun yağmadığı ama sonbahar havasının olduğu bir hafta sonu ormana gitmek istiyorum.



    Bugün kayınvalidem ile telefonda konuşurken eşimi 6 aylıkken tuvalete tuttuğunu öğrendim :) Meğer aradığım Diaper Free! bilgisi yanıbaşımdaymış da haberim yokmuş :)

    Eskiden çamaşır makinası yoktu tabi, şimdi ben MK'nın bezlerini atıyorum makinaya yıkanıyor. Elimde yıkamak zorunda kalsaydım herhalde ilk günden başlardım çocuğu tuvalete tutmaya :)

    İnternetten ısmarladığım kitap henüz gelmedi, bu arada MK'yı gözlemlemeye çalışıyorum. Kaka zamanlarını biliyorum, tutsam tuvalete yaptırabilirim ama çiş vakitlerini kestiremiyorum. Bu konuda onun sinyalleri, benim de gözlemlerim zayıf sanırım :)

    Bazen yanlış anlaşılıyor, bahsettiğim konu tuvalet eğitimi değil. Tuvalet eğitimi, çocuğun tuvalet ihtiyacı geldiğinde ya etrafındakilere haber vererek tuvalete gitmeyi istemesini ya da kendi kendisine tuvalete gidip işini halletmesini öğretmek. Ancak Diaper Free yani bezsiz bebek olayı, tuvalet eğitimi değil. Bu fikrin arkasında yatan, nasıl bebekler acıktıklarında ya da uykuları geldiğinde bunu çeşitli şekillerde belli ediyorlarsa tuvaletleri geldiğinde de belli ediyorlar. Tüm mesele iyi bir gözlemle bunu anlayıp bebek çişini-kakasını beze yapmadan tuvalete ya da lazımlığa yaptırmak. Kayınvalidem de köy yerinde kenara, köşeye tutarmış eşimi :)

    Bu çiş-kaka mevzusu bitmez, geçelim :)

    Anonymous bir arkadaş slingi sormuştu, benim kullandığım sling iki parçadan oluşuyor, kullanımı çok pratik. Kendiniz de evde yapabilirsiniz. Ayça'nın ve Ceren'in bloglarında evde yapımı ya da terziye diktirimi hakkında daha fazla bilgi bulabilirsiniz :)

    4 kitap ısmarlardım, heyecanla bekliyorum :) Hamile iken kafamı bir türlü toparlayamadığım için kitap okuyamıyordum. Bir tek işe giderken metroda ne okuduysam okudum. MK doğduktan sonra, emzirirken bol vaktim olduğu için ve kafamı da nisbeten toparladığım için yeniden başladım. Kitap okumak için vakit bulamıyorum! diye bir bahane tanımam :)
    x