Tuesday, 31 July 2007


Annem ve Babam bu sabah 06.55 uçağı ile Türkiye'ye döndüler. Ev çok ıssız. Çok üzgünüz :(

Thursday, 26 July 2007

Baby Boy or Baby Girl ?




Hamileliğim sırasında bebeğimin cinsiyeti kesinleştiğinde, erkek çocuk-kız çocuk karşılaştırmalarının da ortasına düşmüştüm.

Eskiden erkek anneleri kız annelerine nispet yapardı, şimdi baktım devir değişmiş:) Kız anneleri nispet yapıyor:)

Nelerle karşılaşmadım ki?

Kız evlat daha hayırlıdır, kız çocukları daha sevimlidir, kız yetiştirmek erkek yetiştirmekten kolaydır, kızlar evin neşesidir, kızlar şöyle şirindir-böyle usludur, oğlanlar şöyle huysuz-böyle hayduttur:P

Kız anneleri çok şanslıdır :P

Velhasıl kelam kızlar cici, oğlanlar kakadır :P

vs.vs.

Yıllar önce ablası evlenecek olan bir arkadaşım, isteme töreninde damadın annesinin neler söylediğini anlatmıştı. İki kız annesi olan arkadaşımın annesinin yanında, erkek çocuk yetiştirmek kız yetiştirmeye benzemez, erkek çocuk yetiştirmeyen çocuk yetiştirdim demesin :P

Bir zamanlar erkek anneleri böyle övünürmüş, şimdi düştükleri hale bak:P

Şaka tabi:)

Bir de babaların erkek çocuk isteği vardır:) Eşimin, hamileliğim sırasında hiç bir cinsiyet tercihi/tahmini olmamıştı. Mehmed Kaan doğduktan sonra bir akşam, 'Kız olsa da farketmezdi, cinsiyet ayrımı falan yapmam kesinlikle DE, erkek olunca daha bir farklı oluyor' dedi! Hayatta böyle bir sözü herkesten beklerdim de eşimden beklemezdim, inanılmaz şaşırdım.

Sonra düşününce eşime haksızlık ettiğimi, bunun cinsiyet ayrımcılığı olmadığına kadar verdim. Hangi kadın kızı olsun istemez mesela? Nasıl ki bu cinsiyet ayrımcılığı sayılmazsa erkeklerin de bir oğulları olmasını istemesi cinsiyet ayrımcılığı sayılmaz sanırım. Herkes kendi cinsiyetinden bir yandaş arıyor kendisine:)

Ancak tabi ki çocukların arasında kız-erkek ayrımı yapılması gibi konulardan bahsetmiyorum. Sadece anne adaylarının bir kız hayali kurmaları gibi, babaların da bir erkek çocuk hayali kurmalarının doğal olduğunu düşünüyorum:)



Bu kitaba hamile iken başlamıştım. Arada Meral'e ve Özlem'e ödünç verdim:) Ancak hala bitiremedim. Halbuki güzel bir kitap, sürükleyici,ilginç. Şu aralar emzirirken okumaya çalışıyorum ama çok ilerleyemedim.

Başka bir konu, Ağlayarak uyutma metoduna alternatif aradım.... Ve buldum..

Elizabeth Pantley ve söz konusu çözümleri, kitabını okuduktan sonra yazacağım. Şu anki bilgilerim sadece internete dayanıyor.

İlgilenen olursa google'da: No cry sleep solution olarak aratabilirsiniz.

Elizabeth Pantley konusundaki tavsiyeleri için Işıl'a çok teşekkürler:)

Bir de Dr. Sears tarafından hazırlanan 'Bebeğinizi uyutmanın ve uykuda kalmasını sağlamanın 31 yolu' tavsiyeleri var.

İlgilenenler için:

31 Ways To Get Your Baby To Go To Sleep

www.askdrsears.com

Monday, 23 July 2007

Cumartesi günü Avrupa'nın 2.1 km ile en uzun (Walthamstow) pazarındaydık.

Bu kalabalıkta bebek arabası kullanarak becerimize beceri kattık :)


Annemler geldiğinden beri günlerin %90'ı yağmurlu geçti. Cumartesi de bir istisna değildi.

Pazar günü ise bizim için çoook yorucu bir gündü:( Aynı günde 2 yer gezmeye kalkışınca Mehmed Kaan bu duruma isyan etti. Ama ne isyan etmek!

Aslında her şey sabah, ben, eşim ve annem alt değiştirme seronomisi sırasında onunla oynarken babamın elinde bir çeşit düdükle gelmesiyle başladı. Hani şu içine su konulan ve bir ucundan üflenince kuş ötüşü gibi ses çıkaran 'şeyler' vardır ya, babam onunla yanımıza geldi. Mehmed ilk önce ilgiyle babamı dinliyordu, sesini çıkarmadan. Ancak birden, hiç sinyal vermeden çığlık atarak ağlamaya başladı:( Onu sakinleştirmemiz biraz zaman aldı ve o andan sonra da hiç keyifli değildi.

Yola çıkmak için arabaya bindiğimizde araba hareket etmediği için bir fasıl geçti. Neyse yola çıkmamızla birlikte sakinleşti ve Greenwich'ten ayrılana kadar iyi kötü idare etti.

Daha önce Greenwich'e hiç gitmemiştik, çok güzelmiş. Çok beğendik. Greenwich hem malum 0 meridyeninin geçtiği yer, gözlemevi, müze vs. var, hem de içinde gül bahçesi, çiçek bahçesini barındıran güzel, büyük bir park. İnsanlar bebekleri:), çocuklarıyla gelmişler, paten kayanlar, bisiklete binenler. Kaan biraz daha büyüse de, gördüğü yerlerin tadını çıkarsa diye sabırsızlandım :)


Parkta önce çiçek bahçesine girdik, kısa bir süre sonra bizimkisi acıktı:) Bir ağacın altında emzirdim, arkasından altını değiştirdik. Annem bu sefer, daha önce Hyde Park'ta olduğu gibi telaşlanmadı:) Hem de bu sefer Mehmed paşayı çimlerin üzerinde çırılçıplak soymama rağmen:)

Üzerini değiştirmek zorunda kalınca yanımda tek bulunan bu pembe body'i giydirdik:) Pembe erkeklere de çok yakışıyormuş, ne var yani:P Kızların pembe üzerindeki hakimiyetine sooon :P

Oooff çok yoruldum, biraz şurda oturup dinleneyim :I

Bakalım bir gün biz de Mehmed Kaan'ı alıp böyle dolaşacak mıyız Greenwich'te :)

Burası da, 0 meridyeninin geçtiği varsayılan yerden bir görüntü.

Greenwich'ten ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra ağlamaya başladı. Tüm emzirme, susturma çabalarımıza rağmen susmadı. Bunda biraz da şehir içi trafiğine takılmış ve yavaş gitmek zorunda oluşumuzun da etkisi vardı tabi. Eve mi dönsek diye düşünürken sakinleşmesi üzerine Richmond civarına devam etmeye karar verdik.



Richmond tepelerinden görünen Richmond parkı ve Thames nehri.

Uçsuz bucaksız tepeler.

Biz oradayken, uzakdoğulu bir çift fotoğrafçıları ile birlikte geldiler, fotoğraf çekilip gittiler:) Sanırım evleniyorlardı.

Onlar fotoğrafçılarına poz verirken, ben de onları yakaladım:)
Çok romantik değil mi?


Richmond'da iken bize surat yapan suratsız Mehmed Kaan :)

Bir süre bakınıp,bir şeyler yedikten sonra eve geri dönmek için yola çıktık ancak bulunduğumuz yer ile evin arası epey bir uzaktı ve bizi oldukça sancılı bir yolculuk bekliyordu. Londra'yı bilenler için, pazar günü trafiğinde, City'den geçerek Romford'a geldik:I

Sanıyorum Mehmed tüm gün dışarda olunca, hareketlilik, insan kalabalığı, ses, ışık, gürültü vs sebebiyle aşırı yoruldu. Bunun sonucunda da onu sakinleştirmek imkansızlaştı.

Bir süre bu kadar uzun ve yorucu gezmelere ara vereceğiz.

Bambu bezimizi kullandık ve çok memnun kaldık:) Şu anda da, plastik olan kısmın içine sadece düz, beyaz, pamuklu bezi yerleştirip deniyoruz:) Yani Türkiye'deki bildiğimiz eski sistem bez bağlama olayını yapıyoruz:) Bakalım o nasıl olacak:)


Friday, 20 July 2007

Yikanabilir Bez

Dün, daha önce bahsettiğim (bkz: Yıkanabilir Bezler) bezlerden denemek için bir deneme paketi istedim internetten, bugün geldiler.

İçine bir sıra pamuklu bez koyuyorsunuz, üzerine yukarıda görülen sarı renkli, bambudan yapılmış, yapısı gereği doğal olarak antibakteriyel olan alt bezini yerleştiriyorsunuz. Onun da üzerine, hava akımı sağlayan naylon koruyucuyu yerleştiriyorsunuz. Şu anda Mehmed Paşa tombiş poposuyla yeni bezini deniyor:)


Daha önce yazdığım gibi:

Beni, yıkanabilir bezleri kullanma fikrine hızla geçiş yaptıran şöyle bir bilgi oldu:
Almanya'nın Kiel Üniversitesinde yapılan araştırmada, hazır bezlerin içlerinin, 'bez' olan bezlere göre 5 derece daha sıcak olduğu tespit edilmiş. Bu durumun, erkek çocukların ilerdeki fertility/sperm üretim yetilerini etkilemesinden endişe ediliyor.

Çünkü doğumdan, tuvalet eğitiminin başladığı zamana kadar, hazır bezlerle geçen 2 yıl aynı zamanda, erkek çocukların sperm üretimleri için yumurtalık bölgelerinin 'serin' tutulması gereken en önemli ilk 2 yıl.


... Araştırdığım kadarıyla, evet hazır bezlere oranla biraz daha fazla çaba ve zaman istiyor ancak eski zamanlardaki gibi kullanımı zor değil. Bezlerin içine bebişin 'üretimlerini' :) tutması için yerleştirilen ve tuvalete atılabilen kağıt bazlı ürünler, özel olarak külot şeklinde üretilmiş ve 60 derecede yıkanabilen bezler vs gibi pek çok kolaylık var.

Faydaları ise saymakla bitmez. Doğal olması, sağlıklı olması, hazır bezlere oranla çok ucuza mal olması, Açalya'nın bahsettiği gibi daha kısa sürede ve daha kolay tuvalet alışkanlığını kazandırması vs.vs.

Bebişlerin poposu biraz tombiş görünüyor o kadar:))


Uyku dosyası açacağım da, bebekhikayesi'nin dediği gibi büyük bir dosya olacak:)


Ondan önce, taze anneler, tecrübeli anneler, varsa anneanne ve babaanneler:)

Bebeklerinizi ve Çocuklarınızı hangi yöntemle uyutuyorsunuz? Sallayarak, dolaştırarak, emzirerek vs. vs.

Bir yöntemden diğerine geçiş yaptıysanız nasıl yaptınız?

Sallamadan, dolaştırmadan vs. kendi kendine uyumaya, yaptıysanız nasıl geçiş yaptınız?

En çok, eskilerin bebeklerini, çocuklarını nasıl uyuttuklarını merak ediyorum. Bilgisi olan varsa annelerin, anneane-babaannelerin nasıl bir uyutma şekli uyguladıklarını yazabilirse çok memnun olurum.

Oldies are Goldies demişler:)))

Şimdiden çok teşekkürler:)

Wednesday, 18 July 2007

Çok ciddi balon oynarım :P



Aşı olduğu gün çekilen fotoğraflarından birisi. Uyuyabildiği anlardan bir an.

Çok nadir yakaladığımız gülme sahnelerinden bir tanesi:) Çok özel, her zaman bulunmaz:) Genelde günde 1 kere, o da genelde sabahları anne, anneanne ya da dedesi ile oynarken gülüyor. O dakikalarda gizlice çektiniz çektiniz, yoksa makinayı gördüğü an ciddiyetini takınıyor :P Çok ilginç :))


Yakında uyku dosyasını açıyorum:) Anketler, araştırmalar, tecrübeler ile çok yakında bu blogta :)

Monday, 16 July 2007

Sevgili Asya ve Ayça, fotoğrafları Picasa ile yapıyorum :) Şu adresten indirebilirsiniz:
http://picasa.google.com


Özellikle Asya ve diğer hamile arkadaşlar için sezaryan konusunda bazı linkler vereceğim.
Daha önce bu konuyu burada tartışmıştık:

http://annevebebisi.blogspot.com/2007/02/


Bu link, normal doğum için 6 jinekolog değiştiren ancak yine de sezaryanla doğum yapmak zorunda kalan Ayça Şen'in yazısı:

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=4432


Bu da, normal doğum yapmış olan Perihan Mağden'in Ayça Şen'in yazısını okuyunca yazdıkları:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=147721


Bu link de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Yurdakök'ün açıklamaları:

http://ntvmsnbc.com/news/357751.asp


Bazı diğer linkler de aşağıdaki yazının içinde. Umarım faydalı olur.

Asya'ya, eğitim için gittiği hastanede sezaryan'ın %80'e indiği söylenmiş. Bu inen rakam, gerisini siz düşünün :O

Sezaryan olacaksanız bile en azından 40. haftayı bitirmeye çalışın. Her ne kadar bebeğin ciğerlerinin 35. haftada tamamlandığı, o tarihten sonra alınabileceği söylense de siz beklemekte ısrarcı olun. Bebeklerin 40 hafta bitmeden doğmaları gerekseydi öyle olurdu, o 40 haftada da mutlaka bir sebep vardır. Doktorların 40 haftadan önce bebekleri almaya kalkışmalarını anlayamıyorum. Acaba bebeğe soran var mı, erken doğmak istiyor musun? Normal doğum yerine sezaryanı tercih ediyor musun? diye?

Türkiye'de normal doğumun yeniden yaygınlaşmasında bilinçli annelere ve anne adaylarına çok iş düşüyor. Acaba bu konuda birleşip bir sivil toplum örgütü falan mı kursak :P Ne dersiniz? Neden olmasın?


Sezaryenle doğumun riskleri

Sezaryenle doğan bebeklerde doğumdan sonra akciğerlerin uyumunda gecikme olduğuna işaret eden Yurdakök, bu durumun özellikle anne ağrı çekmeden doğuma alınan bebeklerde görüldüğünü söyledi. Yurdakök, sezaryenle doğanlarda akciğer sorunlarının sıklığının normal yolla doğanlardan 5-6 kez fazla olduğunu belirterek, anneleri doğum ağrıları çektikten sonra sezaryenle doğan bebeklerde bu oranınınyarı yarıya azaldığını kaydetti. ... Yurdakök, “Gebelerin doğum ağrıları çekmesine izin verilmeli” diye konuştu.

Ana rahmindeki bebeklerin bağırsaklarında hiç mikrop yoktur. Normal yolla doğan bebek önce annesinin doğum kanalındaki, sonra da anüsünün etrafındaki bağırsak bakterileri ile temas eder. Bebeğin annesinin sütünü emmesi de bu bakterilerin bağırsaklarında daha çabuk çoğalmalarını sağlar. Sezaryenle doğan bebekler, annenin bu bakterileri ile karşılaşmadıklarından, bağırsak floraları daha çok çevreden gelen bakterilerle gelişir. Bu mikroplar da bebekte ağır hastalıklara neden olabilir.”


Sezaryenle doğumda astım riski var

Prof. Dr. Küçükusta: “Sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde, hem yumurta ve süt gibi önemli besinlere karşı alerjiler, hem de egzama, saman nezlesi ve astım gibi alerjik hastalıklar daha fazla görülüyor. Astım ve saman nezlesi olan 250 çocuk üzerinde yaptığım araştırmada, bu çocukların yüzde 78’inin sezaryenle dünyaya geldiklerini belirledim.”

Sezaryenle doğan bebeklerde bağışıklık sisteminin gelişmesi ve olgunlaşmasında aksaklıklar meydana geliyor. Anne karnında iken vücudunda hiçbir mikrop bulunmayan bebeklerin mikroplarla ilk karşılaşmaları doğum sırasında gerçekleşiyor. Normal yolla doğan bebekler, annelerinin doğum kanalında bulunan mikropları alıyorlar ve bebeklerin bağırsaklarına bu mikroplar yerleşiyor. ‘Bifidobakteri’, ‘bakteroides’ ve ‘laktobasiller’den oluşan ve ‘dost bakteriler’ olarakda bilinen bu mikroplar, bebekte normal bağışıklığın gelişmesi için çok gereklidir.”

Sezaryen doğumlarında ise steril şartlarda dünyaya gelen bebeklerin ilk mikroplarını deri teması ile ve hastanedeki yüzeylerdenaldığını anlatan Prof. Dr. Küçükusta, şunları söyledi:
“Bu nedenle de sezaryenle doğan bebeklerin bağırsak floralarını, vücuda yararlı dost mikroplar yerine hastane mikropları oluşturuyor. Alerjik hastalıkların sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde daha fazla görülmesinin nedeni, bağırsaklarında ‘dost mikroplar’ yerine farklı cinsten ve farklı miktarlarda bakterilerin yerleşmiş olmasıdır.”


Sezaryen bebek için tehlikeli

Yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre sezaryenle dünyaya gelen bebeklerin ilk bir ay içinde ölüm riski, normal doğumla dünyaya gelenlerden 3 kat daha fazla. Çünkü normal doğum bebeklerin nefes alıp verme faaliyetlerinin daha düzenli olmasını sağlıyor.

Çünkü normal doğum sırasında bebekler akciğerlerinde biriken sıvıyı sezaryene kıyasla çok daha başarılı bir şekilde atabiliyor. Normal doğum akciğerlerin sağlıklı çalışmasını teşvik eden hormonların salgılanmasını da artırıyor.

Uzmanlar, normal doğumun bir anlamda bebeği yaşama hazırlamak anlamına geldiğine dikkat çekiyor Ve anne adaylarına sezaryeni zorunlu kılan bir sağlık sorunu olmadığı sürece normal doğumu tercih etmelerini öneriyor.


Sezaryen sonrası normal doğum şansı

Prof. Dr. İsmail Mete İtil, “Normal doğumun avantajları ve sezaryenin dezavantajları hastalara ayrıntılı olarak anlatılmalıdır. Bugünkü veriler ışığında, herhangi bir endikasyonu olmayan olguda sezaryenin normal doğuma üstün olduğunu savunmak mümkün değildir” diye konuştu.

Sunday, 15 July 2007


Bugünkü durağımız Cambridge'ti :)

Evden çıkmadan önce Mehmed Paşa'nın karnı doyuruldu ve altı temizlendi ancak evden çıkmamız 1 saati bulduğu için arabaya bindikten kısa bir süre sonra ellerini kemirmeye başladı. Neyse ki bir şeyler almak için süpermarketin otoparkında durunca yine emzirdim, Cambridge'e kadar uyudu.

Cumartesi olduğu ve hava da güzel olduğundan park yeri sorunu vardı ama şansımıza boş bir yer bulduk. Arabadan inmeden hemen önce yine emzirdim:) ve hem altını, hem de terlediği için üzerini değiştirdim.

Bu fotoğrafı arabayı park edip şehre yürüdükten kısa bir süre sonra çektim, tüm otoparklar arkamızdan full dolmuş!

Mehmed tüm Cambridge gezimiz süresince uyudu. Bakınız şekil 1a :)


Arada bir gözünü aralayıp:


"Hmm asayiş berkemal" deyip...

Uyumaya devam etti:)

Cambridge Nehri.

Hmm bu kadar bebeklik devresi yeter. Verin bakayım şu gözlükleri de hazır Cambridge'e gelmişken okumaya-yazmaya, akademik faaliyetlere başlayayım :)

Hazır gidiyorken göbeğini de mi götürsek diye düşündüm ama sonra daha parlak fikirlerim olduğu için vazgeçtim:)

Yeşim Teyzemiz Londra altın ve pıranta borsasında çalışıyor, kasalardan birisinin içine yerleştirsin :)))

Ya da kraliçenin sarayının bahçesine atayım diyorum:) Saraya içgüveysi gitsin :P


Yemek yemek için çok hoş bir Türk restorantı bulunca mola verdik ve yemek sırasında ben yine emzirdim.


Ayaklarımızı dinlendirmek için park molası verdiğimizde amacım hem emzirmek hem altını değiştirmekti ancak annem her zamanki korumacılığı ile:) Terlemiştir, hava rüzgarlı, üşür vs deyince hiç bir şey yapamadım tabi.

Her zaman, kısa kollu ve bacaksız tek body ile gezdirmeme rağmen (üzerine annemin ısrarı ile mutlaka battaniye atılıyor) bugün battaniye ile örtmemek için hem body, hem de üzerine t-shirt ve şort giydirdim ancak yine battaniyelerden kaçamadık!

Annem gider gitmez çocuğu cıbıl atacağım dışarılara kısmetse:P

Bugün Mehmed Kaan'la yaşıt ya da biraz küçük, biraz büyük pek çok çocuk vardı anne babası ile dolaşan. Kimisi kangurusunda, kimisi arabasında. Ve ya ayakları çıplak, ya üzerlerinde tek uyku tulumu, ya ayaklarında çorap ama kollar ve bacaklar kısa. Ama hiç birinde de battaniye falan yok! 3-5 günlük bebekler çorapsız, hırkasız dolaşıyor ve hiç bir şey OL-MU-YOR!

Hatırlatırım burası İngiltere ve hava sıcaklığı şu son zamanlarda 20 civarında seyrediyor!

Sürekli söylenir dururuz, yok bizim imkanımız yok, yok bizim ülkeden hiç sporcu çıkmıyor, yok bi olimpiyat şampiyonu yetiştiremiyoruz vs vs. Hiç kimse devlete kızmasın kardeşim:P

Bu evhamlı annelerle nasıl sporcu çocuk yetiştirilir ayol :))

Yüzücü olmak istersin, ıslanırsın derler, koşacağım dersin, terlersin derler..

Koşma terlersin, yüzme ıslanırsın:P Uçma üşürsün!! diye diye nasıl sporcu yetiştirebilirsin ki!

Türk milletinin sporcu damarını pimpirikli anneler baltalıyor, haberiniz olsun:P

Hangi olimpiyat şampiyonunun annesi elinde ter havlusu çocuğunun arkasından koşmuştur ki? Bizde bu evhamlı anneler olduğu sürece bizim ülkeden sporcu çıkmaz, demedi demeyin:)

Anneme gün boyu çıplak gezen çocukları gösterdim durdum ama bir türü ikna olmadı:)


Asya'nın geçen gün blogunda bahsettiği bir konu var: Sudden Infant Death Syndrome (SIDS) denilen, Ani Bebek Ölümü Sendromu. İlk 1 yıl içerisinde bebekler bilinmeyen sebeple uyurken hayatlarını kaybetme riski içindeler. Nedeni kesin bilinmiyor. Ancak bebekleri sırt üstü yatırmak bu ölümleri %40 azaltmış, haberiniz olsun.

Bazı sebepler tahmin ediyorlar, annenin hamile iken sigara içmesi, bebeğin sigara içilen ortamda bulunması, yüzü koyun yatması vs. vs. Sebeplerden birisi olarak da bebeğin over heated olması yani aşırı ısınması-terlemesi sayılıyor. Yani bebeklerimizi battaniyelere sarıp sarmalayarak korumuyor, tam tersine vücut ısılarının artmasına sebep olarak tehlikeye atıyoruz!

Bebeklerin ellerine ve ayaklarına bakıp, çok soğuk olmaları sebebiyle bebek üşüdü diye panik olup çocuğu kat kat giydiriyoruz. Oysa yeni doğan bebeklerin kan dolaşımları yavaş olduğu için el ve ayakları soğuk oluyor, üşüyüp üşümediklerini oradan kontrol edersek çocuğu 5 kat kıyafete sokmamız lazım. Oysa karın bölgelerinden kontrol etmek gerekiyor.

Mehmed'in el ve ayaklarının çok soğuk olduğu zamanlarda karnına bakıyorum sıcacık, çocuk üşüse zaten bunu sesli olarak bize bildirir :P

Diyeceğim o ki, buradakilerin çocukları taş gibi sağlam:) Demek ki bir şey olmuyor çıplak gezince:)

Üşüdü, üşüyecek, hastalanacak diye diye hastalığı çağırmanın gereği yok değil mi? :)

Ancak: Normal doğumun ve anne sütü ile beslemenin çocuğun bağışıklık sisteminin güçlü olmasından çok etkisi var. Bunu gözden kaçırmamak gerekiyor.

NOT1- Bu aralar doğumu yaklaşan Asya'ya fikir vermesi için normal doğum konusunda linkler geliyor, çok yakında :))

NOT2- Hamile arkadaşlar, yeni doğum yapmışlar: Her fırsatta bol bol gezin. Bir yerden başlamanız gerekiyor, ne kadar erken başlarsanız o kadar iyi. Ne kadar çok gezerseniz o kadar çok pratiklik kazanırsınız ve bir sonraki geziniz çok daha kolay olur. Kendinizi eve kapatmayın, hayat tüm hızıyla devam ediyor, uzak kalmayın, siz de atlayın:) Bir de açın bebelerin üstünü, aluşsunlar :P

Thursday, 12 July 2007

Yeni doğmuş bebeğiniz ağlıyor ve susturamıyor musunuz?

Ağlayan bebeğinizi kucağınızda taşımaktan ya da battaniyede sallamaktan yoruldunuz mu?

Uyumayan bebeğiniz yüzünden geceleriniz uykusuz mu geçiyor?

Gaz sancısı çeken bebeğiniz kıvrım kvrım kıvranıyor mu?

Bebeğinizin yardımsız, kendi kendine uyumasını mı istiyorsunuz?


İŞTE TÜM BU SORUNLARA KESİN ÇÖZÜM!!





AZZZZ SONRAAA!!





DANNNN!!




İŞTE BURADA!!




ÇİNGENE SALINCAĞI ARTIK UYKUSUZ GECELERİNİZİN KURTARICISI!

:)))






£160 stylish Mothercare yatağına, £70 küsur ergonomik, ortapedik, antialerjik bilmem ne yatak süngerine rağmen Mr. Memo'nun canı şu görmüş olduğunuz, 2 metre naylon ip ve eski bir yatak çarşafından mütevellit, sıfır maliyetli çingene salıncağında uyumak istiyor:)))

Ama var ya, ağlamalara, gaz sancısından kıvranmalara birebir :) Koyuyorsunuz bebeğinizi içine, anne karnına döndüğünü sanan vatandaş hemen dalıyor deriin bir uykuya:)

Salıncağa koyduğunuzun saniyesinde susuyor, 5. saniyesinde gözlerini kapatıyor, 10. saniye de ise uykuya geçmiş oluyor:) İşte size kendi kendine uyuyan bebek :P

Rüya gibi değil mi? Ama DEĞİİL! Bu bir rüya değil, GERÇEK!! :)

5-10 dakika sonra alıp yatağına yatırabilirsiniz, ya da isterseniz ellemeyin orada rahat ve huzurlu uykusuna devam etsin:)




İsterseniz resimde görülen, aşağıya uzatılmış ipi alın bir elinize, bir yandan hafiften ipi sallayın, bir yandan internette dolaşın, kitap okuyun, arkadaşınızla telefonda konuşun hatta yemek için soğan doğrayın :P

Eve taşındığımızda, bu demir masayı alıp koymuş olan ev sahibine kızmıştım, bu hantal bahçe masasını çok mu aramış diye, şimdi adamı bulsam elini öperim:P Sağolasın amcacım diye :)))

Dün gece, aşı sonrası ağlamaları kesilmeyince dediğim gibi battaniyeye koyduk salladık. Daha battaniyeye girer girmez sesi kesiliyordu. Acısı ağrısı olsa hemen sesinin kesilmemesi lazımdı ama kesiliyordu işte!

Baktık battaniye ile olacak iş değil, bizim oralarda çingene salıncağı diye bilinen şu uyduruk salıncağı masanın altına kuruverdik:) Daha içine girer girmez ses kesildi:)

Gece 1.30'a kadar derdini anlayamadık, ağlama hep aşı sonrası tondaki ağlama. Ancak gece 1.30'da bağırsaklarını boşaltınca derdini anladık, meğer gaz sancısı varmış!

Bebek deyip geçmemek lazım, az akıllı değiller! Baktı aşı sonrası çığlıklı ağlamasına pek bir özen, ilgi, alaka gösteriyorlar, ben bu tondan devam edeyim dedi:)) Oysa normalde gaz sancısının ağlaması başka tonda! O şekilde ağlasa, anlayacağız gazı olduğunu. Ama akıllı ya:P Bizi kandırdı:))

Salıncağa girince sesinin kesilmesi de karnının-bağırsaklarının büzüşmesinden ve onu rahatlatmasından sanıyorum ki. Bir de cidden anne karnına dönmüşlük, güven hissi oluşuyor galiba. Salıcnaktaki el, kol, ayak tutma, kıvırma vs şekilleri hep ultrason görüntülerindeki gibi.

Ben bu uyduruk çingene saıncağını şöyle bir allayıp pullayıp, yeniden dizayn edip, stylish bir hale getirip, ağlama krizlerine kesin çözüm diye satayım! Kesin köşeyi dönerim :P

Sevgili anne adayları ve taze anneler! Ne yapın, ne edin, görmüş olduğunuz şu salıncaktan evinize bir tane kurun! Hem bebeğiniz, hem siz rahat bir uyku uyuyun! Sonra da bana bi dua ediverin :P

PS: Bütün gün uyuyan oğlum uyandı ancak gaz sancısı deyip hafife almışım:( Aşı yapılan bacaklarını hala tam oyatamıyor ve sanırım hala acıyorlar, çok keyifsiz. Yine salıncağına yatırdık, orada uyuyor. Umarım yarına iyileşir.

Wednesday, 11 July 2007

Araba niye durdu, gitmiyor anlarından bir tanesinde dışarı çıkarılarak kandırılan Mehmed Kaan:)

Pazar günü piknik yapmak amacıyla yola çıktık ancak günün sonunda kapı önünde yapılmış ızgaralarımızla evde oturduk:)

Pazartesi Mehmed Paşa çok huzursuzdu:( 10 dakika dalıp uyandı sürekli olarak. Bense tam tersine sürekli uyuma ihtiyacı içindeydim. Sanırım ikimize de nazar değdi.

Salı günü bu sefer Mehmed'in uyuma günüydü:)

Çarşamba yani bugünse... Aşı günümüzdü!

Aşı vurulurken o kadar çok ağladı ki, benim içim parçalandı. Fotoğraf bile çekemedim, o kadar yani:)

Her iki bacağından birer şırınga vurdular.

Bir tanesi: Difteri, Tetanoz, Boğmaca, Çocuk Felci, Hib karma aşıları,
Diğeri: pneumococcal.

Şırınga onun bacağına saplandıkça benim de ciğerime saplanıyordu:(

Eve kadar yürüdük, yolda uyudu. Ateşinin çıkma ihtimaline karşı Calpol önerdiler, onu aldık.

Eve geldiğimizde de iyiydi, emdi ve uyumaya devam etti ancak saat 17.30 gibi uykusunda ağlayarak bir uyandı, susturana kadar yapmadığımız şey kalmadı. En sonunda battaniyeye koyup sallayarak tam uyuttuk dedik, annemle babam parka doğru yola çıktı, eşim arabasını temizlemeye indi, yavrucum bu sefer eskisinden beter yeniden başladı:(

Eşimi çağırdım, susturmaya çalıştık ama nafile. Ağrısını kesmesi için Calpol vermeye çalıştık ancak beceremedik. Bebişin ağlamaktan gözünden yaşlar geldi. Ağzını kapatamıyor ki şurup verelim. En sonunda aklıma parmağımı şuruba batırarak vermek geldi. (Allah kadınlara boşuna pratik zeka vermemiş:)) Öyle biraz şurup verebildik.

Hala susmayınca yine battaniyeye başvurduk:) Bu battaniyelerde bir iş var ama çözemedim:) Yavrucuk hemen daldı, yatağına yatırmaya cesaret edemedim, ana kucağında uyuyor şu an. Hala ara ara ağlayarak uyanıyor, biraz sallayınca yine dalıyor. Evde de kimse yok, annemler dönmedi, eşim de bir iş için çıktı.

Babamız da bir alem!

Bebiş ağlarken: Bu aşıları yapmaları şart mıydı? Duran çocuğu ağlattılar! Neden iki bacağından birden yaptılar? Hepsini birden mi yapmaları gerekiyordu? diye söyleniyordu :)

Hani bir tek bizimkisi aşı oluyor ya:P

Umarım bu gece huzurlu bir uyku uyuyabilir, ben sabaha kadar oturmaya razıyım, yeter ki onun keyfi yerinde olsun.

Asya'nın çok güzel hazırladığı anne sütü konusu
var aslında, yazmak istediğim ama bilmem ne zaman yazabilirim:(

Ancak kısaca şu kadarını yazayım:

Kadınların yalnızca %2 ila %5'i yeterli süt üretemezmiş.

Yetersiz süt üretimi sebepleri :
  • Yeterli derecede emzirme yapmama, (süt, bebek emdikçe gelir çünkü)
  • Estrojen içeren doğum kontrol hapları ya da herhangi bir hastalık,
  • Hormonal bozukluklar ya da göğüs ameliyatı geçirmiş olma.
Onun dışında pek çok kadın açısından mesele yetersiz süt üretimi değil yanlış emzirme sonucu bebeğin yeterli sütü alamaması imiş.

Sonuç olarak %2-%5 çok düşük bir oran, o yüzdenin içinde olmak çok zor bir ihtimal. Bebek kilo aldıkça gerisini düşünmemek lazım sanırım.

Mehmed Paşa'nın ilk oyuncak arkadaşı:) Çok ciddi bir arkadaşlıkları var :)

Saturday, 7 July 2007

Bugün (07-07-07) Folkstone Sahil Kasabası'nı...


Korsanlar bastıııııııııı!! :)
Kaçışıııııın! :)


Bugün ilk şehirlerarası yolculuğumuzu yaptık (anneanne ve dedeyi havaalından almak için yaptığımızı saymazsak) ve güneyde bulunan, Manş denizi altından Fransa'ya tünelin uzandığı Folkston sahil kasabasına ve Dover'e gittik:)

Yaklaşık 8 saat boyunca yollarda ve gezmedeydik. Bazen trafik sıkıştığında arabada, bazen otoparkta, bir kere de yol üstü dinlenme tesisinin bebek emzirme odasında emzirdim. 2 kere alt değiştirdim, onları da otoparklarda arabanın içinde el çabukluğu marifet hallettim:)

Bir dakika! Siz beni yanlış anladınız, ben sevimli bir korsanım :))

Mehmed Kaan yol boyunca hep uyudu, ara verip yürüdüğümüz ya da bir şeyler atıştırdığımız anlarda biraz etrafa bakındı ama çokça uyudu:) Arabanın durduğu bazı anlarda da bastı çığlığı! Durmayacak araba, hep gidecek:P Gezenti :))

Yine uykuya yenik düştüğü bir an:)

Soğuğa alıştırdığım yavrucak, arabanın içinde zaman zaman sıcaktan fenalık geçirdi:))

Babam okyanusa girme hayali içindeydi ancak hava o kadar rüzgarlı idi ki bu sadece bir hayal olarak kaldı. Acaba diyorum, Mehmed Kaan'ı bir sokup çıkarsa mıydık okyanusa:P Hani şimdiden alışsın soğuk suya:)

Cuma akşamı bizde olan Yeşim ve Meral teyzeler Mehmed Kaan'ı nasıl giydirdiğimi görünce ufak çaplı bir şok geçirdiler :P Bir de okyanusa soksam bilmem ne olur :P Annem gezi boyunca, dışarı çıktığımız anlarda sürekli: Üşüdü, terledi, rüzgar esti, güneş çarptı diyerek çocuğun etrafında kol kanat gerdi:)

Yollarda emzirmekten yorulduğum bazı anlarda, "Yeter bee! Alacağım bir pompa, besleyeceğim yollarda biberonla" dedim ama bilmiyorum, çok da emin değilim:) Biberonla besleyen arkadaşlar, o sütün biberonda belli sıcaklıkta kalması lazım, bunu nasıl sağlıyorsunuz? Hadi sütü sağıp buzdolabına koysam, yola çıkarken yanıma alsam, yollarda ısınmayacak, bozulmayacak mı? Nasıl olacak, siz nasıl yapıyorsunuz?

Doğrudan emzirmenin kolaylığı sterilizasyon derdi yok, ısıtma-soğutma sorunu yok ama biberon gibi de pratik değil:( Bence.


Cuma günü de babamızın doğumgünüydü:)
Happy Birthday Daddy :)






Wednesday, 4 July 2007

Dün, Konaklı Mehmed Paşa'nın doktor kontrolü vardı.

Paraşütçü kuvvet atlayışa hazırdır efenim!

Başındaki konaklar, yüzündeki kuruluk ve burnundaki nünükler:) için, tam da benim beklediğim gibi, gayet normal, bekleyin geçer dedi:) Bu kadar basit işte:) Ben bizimkilere hep söylüyorum, dinlemiyorlar ki.


Eşimin isteği üzerine Capasal isimli bir şampuan, cildi için Aqueous isimli bir krem, banyo yaparken suyuna eklememiz için Light Liquid Paraffin verdi.


Kilosu 4.5 kg, boyu da 55 cm olmuş çok şükür.

Maşallah kontrol sırasında çok sessiz, sakindi. Doktora merakı meraklı bir bakışı vardı görülmeye değer:)

Höyt! N'oluyoruz :O
İndir ülen beni!


Bugün bekleme sırasında Asyalı bir kadın, daha yaşında bile olmayan küçük kızını kafasına pat pat vura vura ve kucağında ritmik sallaya sallaya uyutmaya çalışıyordu! Pat pat sesleri oturduğu yerden bana kadar ulaşıyordu. Çocukcağız da ağlaya ağlaya bir hal oldu. Ablacım seviyor musun, uyutuyor musun, dövüyor musun belli değil. Çocuk ondan sonra sersem olacak çıkacak.

Şu ana kadar Mehmed paşayı ana kucağında kemerini bağlamadan oturtuyorduk ancak artık bağlamak gerekecek:) Kendisini ittire ittire neredeyse ana kucağından dışarıya atacak:)

Acıktığı zaman ellerini yumruk yapıp ağzına sokuyor ya da şiddetle yalıyor:)

Gazı olduğu zaman saatte 2.5 mil hızında kıvranıp saçını başını yoluyor. Bu görüntüye zaman zaman kısa ancak keskin çığlıklar eşlik edebiliyor! Ayrıca Açalya'nın bahsettiği Ikınma Sedromu görülmeye değer:) Bir kere kameraya çekmeye çalıştım ancak tam istediğim sahneleri yakalayamadım:) Yine deneyeceğim:) O ıkınmalar sonrası gelen patırtı gürültü sonrası keyiflerine diyecek yok bebişlerin:) (Anne babaların da tabi:)))

Hamile iken sürekli bebeklerin gaz problemi olduğunu duyar, okurdum. Ben o gazın, burb/gark gazı olduğunu sanıyordum ama o değilmiş. En azından bizdeki o değil:)

Şimdi, bunu, benim gibi bilmeyen hamile arkadaşlara amme hizmeti yapıp gerçekleri açıklıyorum:))

2 çeşit gaz var, bir tanesi emmenin hemen sonrasında midede oluşan ve burb/gark yapma ihtiyacı doğuran gaz. Bu masum olan:) Omuzunuza alıp sırtını sıvazlıyorsunuz ve bu size güzel bir gark ve akabinde belki biraz kusmuk olarak geri dönüyor. İnternette bir yerlerde 60 sn içinde çıkmayan gazın bu gaz olmadığını okumuştum. Yani bebeğiniz en geç 60 sn içinde rahata kavuşuyor.

Ancak bir de diğer gaz var :P Bağırsaklarda oluşan bu gazın çıkması epey zaman alabiliyor ve oldukça sancılı olabiliyor. Bebeklerde gaz problemi derken sanırım bu kastediliyor. Bunun için de, öncelikle annenin üşütmemesi ve gaz yapıcı yiyeceklerden uzak durması gerekiyor. Ancak tabi bu kesin çözüm değil. Sonuçta bebişin bağırsakları yeni düzene ayak uydurmak için illa bu süreçten geçecek. Bebişin ayaklarını sıcak tutmak, karın bölgesini ovmak, sırt üstü yatırıp ayaklarını karnına doğru yavaş yavaş itip germek (aman dikkat, kusabilir de!) , bebişi hareket ettirmek işe yarayabiliyor ya da hiç bir işe yaramayabiliyor da:) Sabırlı olmak, ağlamaları karşısında panik yapmayıp durumun geçici olduğunu düşünmek, az sonra gelecek gürültülü bir sesin tatlı hayalini kurmak anne ve baba adaylarının yardımcısı olabilir:)

Bebişi izlerken sizin tuvalet ihtiyacınız gelebilir, aman dikkat! :)))

Bağırsakları yeni dünya düzenine alıştıkça yani zamanla bu konunun da üzerine bir çizik atıp, sıradakiii diyorsunuz:))

Bizim paşa sanırım solak!
x