Tuesday, 29 May 2007

Boş boş oturma, saksıyı çalıştır Memo!

Şunların dikkatini nasıl çekebilirim acaba hmmm ???

Bir dakika bakar mısınız anne insanı? Ben bir curk curk süt alabilir miyim acaba?

Uaaaaahhh! Çok sıkıcı bunlar yaa! Bütün gün evde pinekleyip duruyorlar.
Bu evdeki yaşlı popülasyonu epey bi yüksek :p
Kendim gibi gençlerle tanışıp kaynaşmak istiyorum ben artıııık :)

En iyisi biraz şekerleme yapayım ben. Yapacak daha eğlenceli bir şey yok şu evde!
Zzzzz!



  • Evde küçük bir gazman beslediğimiz için gecelerimiz oldukça renkli ve heyecanlı :P geçmeye başladı. Şu an uyuyor, onunla birlikte ben de uyusam ne iyi olacak :)

  • Kendimi çok iyi hissediyorum çok şükür ama bu hafta sonu biraz yormuşum vücudumu, hiç bir şey de yapmadım halbuki, Meral şahit:) Ancak vücut 'yoruldun, dinlen biraz' mesajı verdi. Ebe söylemişti zaten, 'Çok yüklendin, yavaşla' mesajı yollar vücut diye. O zaman her şeyi bırak yat dinlen demişti:) Valla resmi ağızdan 'yan gel yat' raporum var, yoramam kendimi:)

  • Geçenlerde yeni doğum yapmış bir Türk kadınının evine giden ebe kadına, 'Sen tek başınasın ve evin pırıl pırıl! Böyle olmasına imkan yok, kesin sen yatıp dinlenmek yerine temizlikle uğraşıyorsun!' diye tepki göstermiş:)

  • Yarın sağlık merkezine gidip bebeğin boyunu, kilosunu kontrol ettirmemiz lazım. Ancak doğumdan önceki salıdan bu yana, tam 3 haftadır sadece hastane için evden çıktığımdan bende agorafobi oluşmaya başladı sanırım:) Kapalı alanda yaşaya yaşaya açık alanlarda kendimi bir garip hissediyorum. Dün bebeği ziyarete gelen bir arkadaşımı almak için sitenin bahçesine inince kendimi kocaman bir boşlukta hissettim.

  • Açalya ve Meltem de doğum yapmış:) Çok sevindim. Darısı diğer hamilelerin ve bebek isteyenlerin başına:) Doğum hikayelerini okumak için sabırsızlanıyorum :)

  • Annemlerin vize başvurusu bugün belli olacak. Bu ağustosta tam 3 yıl olacak-tı görüşmeyeli:(
  • Acaba bugün tek başıma gazmanı yıkayabilir miyim ki? Yıkamak kelimesi yanlış oluyor, sulamak demem gerekiyor :)) Annem gelince iki kese atsın çocuğa da temizlik görsün garibim:))
  • Çocuğun o kadar çok fotoğrafını çekiyoruz ki, fotoğraf makinası ile cep telefonunun insan vücudunun bir parçası olmadığını, ayrı birer makina olduklarını anlaması biraz zaman alacak :)))
  • Güleceği zamanı sabırsızlıkla bekliyoruz. Şu an bizden memnun değil sanırım, pek suratsız :) Sorry babe, sana biz düştük, idare edeceksin artık :))

Sunday, 27 May 2007

Önce maşallahları görelim:)

Güzel yemekler yapan Güzel Meral Teyze bu mu acaba?
Hmmm biraz ilgi alaka göstereyim, sonra çok işime yarayacak he he he :))

Nerden başlasam, nasıl anlatsam..

Çarşamba akşamı 10 gibi eşim çocuğun göğsünde bir kitle farketti. Daha önce o orada değildi, bir önceki gün ebe gelmiş kontrol etmişti ve o zaman da hiç bir şeyi yoktu!

Üzeri de hafif kızarmış olan bu kitle bizi öyle bir panik yaptı ki ne yapacağımızı şaşırdık. Aklıma, ebenin bıraktığı, 24 saat arayabileceğimiz hastane numarası geldi. Aradığımızda bize, madem endişelendiniz öyleyse acile gelin dediler.

Bir panik, ağlamaklı halde çıktık. Bebişi emzirmeye henüz başlamıştım ancak doymasını beklemedik. Arabaya binince ağlamaya başladı tabi. Bana kalsa ne olursa olsun araba koltuğundan indirmem ancak eşim bebişin ağlamasına dayanamadığından arabada emzirmeye devam etmem için baskı yaptı. Bilenler bilir:) bazen eşime laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan zordur. Onunla tartışacağıma dediğini yapayım dedim ve yanlış olduğunu bile bile bebeği kucağımda emzirmeye başladım.

Eşim yolda bankadan para çekmek ve sonrasında da araba parkı için bozdurmak üzere DURULMAMASI GEREKEN YERDE durdu ve dörtlüleri yaktı. Olmaz olmaz ama oldu ve polis geldi mi! Bebek araba koltuğunda değil, araba da olması gereken yerde değil!

Adamlar iki saat eşime vaaz çektiler, Allah'tan hiç bir ceza vs yazmadan bıraktılar. Mucize gibi bir şey! Ama arabanın içinde ne kadar dua ettiğimi anlatamam. Tabi bebeği hemen araba koltuğuna koyduk!

Neyse, acile gittik, 1.5 saat bekledik vs. Gençten Asyalı bir doktor geldi, halimize bakıp ilk çocuk mu? diye sordu:)

Ciddi bir şey olduğunu sanmıyorum ama bir de hocama sorayım dedi, telefon açtı ona da sordu tabi adam ya da kadın telefondan teşhis koyamayacağı için bir şey söyleyemiyor dedi ve kötüleşirse aile doktorunuza gidin dedi ve bizi eve yolladı!

Allah kimseyi hastanelere düşürmesin. Hele hele çocukları:( Anne baba olmanın en zor yanı çocuğunun sağlığı için endişelenmek sanırım:(

Neyse evimize geldik. Ertesi gün annemi aradım, daha bebeğin göğsündeki kitleden bahseder bahsetmez, kızım bebeklerin göğüsleri süt toplar, normal bir şey o dedi ve telefondan teşhisi koydu:)) Ne kadar rahatladığımı anlatamam. Hafif hafif ovala geçer dedi.

Cuma günü gelen health visitor olan ebe de daha görmeden gülerek, bebeklerin vücudu bizimkini taklit eder ve göğüsleri süt toplar. Hiç elleme geçer dedi:)) Aslında kızarıklık olması enfeksiyon belirtisi olabilirmiş ama bizimkinin kızarıklığı bizim ellemiş olmamızdan kaynaklanıyormuş. Bazen iniyor, bazen yine kabarıyor ama iyiyiz çok şükür.

Ya birileri buranın doktorlarına böyle bilgileri öğretse iyi olacak:)))

Yeni doğum yapan ya da yapacak arkadaşlar, bebişin göğsünde/göğüslerinde kitle görürseniz endişelenmeyin :) Bizim gibi acile koşturmayın : )

Cuma günü health visitor'umuz geldi, bebişimizi kontrol etti. Biz çocuk kırılacak diye tutmaya çekinirken kadın bebişi haldır huldur evirdi çevirdi:))) O kadar küçük ve narin ki :)

Cuma akşamı Meral teyzemiz bizdeydi Heyyooo :) Onu çok yorduk:( Emeklerini, hakkını ödeyemeyiz.

Cumartesi günü Meralciğimle bebişi yıkadık, pakladık. (Yıkadık demek yerine azıcık suladık desek daha doğru olacak:))) Kokacaktı yakında:P Pisliğe karşı bağışıklık kazansın diye uğraşıyoruz da:P

Cumartesi akşamı, gelip gelmeyecekleri belli olmayan, cumartesi öğleden sonra geleceklerini öğrendiğimiz, 4 yetişkin, belki 5 yetişkin, 2 çocuk beklediklerimiz 7 yetişkin 5 çocuk olarak misafirliğe geldiler! Bütün gece misafirler gidene kadar Meral'le göz göze gelmemek için kastım:) Göz göze gelsek kesin kopacaktık:) Çok belli etmemeye çalıştık ama şok olduğumuzu pek de saklayamadık sanırım.

Pazar günü deeee Gül teyze, Nursel teyze ve onların annesi bizi ziyarete geldiler, bir sürü cici ile birlikte:))

Gül teyzemiz burada, zahmet edip getirdikleri küçük altınımızı takarken görülüyor:))

Koca evde, onca eşya, bebek battaniyesi arasında çocuğa örte örte annemin eşime aldğı 'funny' 'canım damadım' temalı süs havluyu örttük, komiğiz biz komiiiikk :)

I Love You Daddy!

Bu komikçi ve yakışıklı amca da benim aslan Murat amcam olmalı :)
I Love you too Murat amcaaaa :)

Friday, 25 May 2007

  • Anlatacak çok şey birikti ancak bebeğin uyuduğu her arada ancak bir işimi halledebildiğim için henüz bloga sıra gelmedi maalesef:)
  • Bu esnada bir gece apar topar bebeği acile götürdük! İyiyiz çok şükür. No worries.
  • Yolda polisle başımız derde girdi! Adamlar %100 haklıydı.
  • Health Visitor geldi, kontrol için. Aşı ve kontrol takvimini güzel takip etmemiz gerek.
  • Babamız dün grip oldu maalesef! Umarım bana ve bebeğe geçirmeden atlatır.
  • Annemin hep dediği gibi, aman siz hasta olacağınıza ben hasta olayım.
  • Çocuğun fotoğraflarını internete koyup durmayın, nazar ettiniz çocuğumu diye anneannemden/büyük anneanneden paparayi yedik. Haklı valla:)
  • Kaç seferdir rüyamda Açalya'yı görüyorum, doğum yapıyor. Bilgisi olan varsa bizi haberdar etsin lütfen. Açalya'yla Meltem'in blogunu kontrol etmekten bir hal oldum:)

Wednesday, 23 May 2007

Ayşe Fatma Hayriyeee
Haydi Çiftetelliyeee
:)

Doğum hikayemiz aşağıdaki postla son buldu, yorumlarına cevap yazamadığım arkadaşlara da buradan teşekkür ediyorum:)

Doğum hikayemiz bitmişti ama hastane hikayemiz devam ediyordu...

Bebişi kucağımda kısa bir süre için tutmama izin verdiler ve sonrasında temizlemek, Apgar testini yapmak ve K Vitamini aşısını vermek için geri aldılar. Tam karşımda bebişi temizlediler, aşısını yaptılar. Bu arada 2 çocuk doktoru gelip kontrol etti, zor bir yolculuktan geldiği için iyi olup olmadığına emin olmak istediler. Çok şükür her şey yolunda görünüyordu.
Bu arada eşim ailelerimizi, arkadaşlarımızı aramaya başlamıştı bile:)

Bebeği ve beni yıkayıp temizledikten ve bebeği nasıl emzireceğimi bana gösterdikten sonra üçümüzü başbaşa bırakıp çıktılar. Yaklaşık 1 saat kadar odada yalnız kaldık.

1 saatin sonunda yatakla ana-oğul yatakhaneye alındık. Epidural sebebiyle bacaklarım, özellikle sağ bacağım tutmuyordu, kıpırdatmak için başkalarının yardımına ihtiyacım oluyordu, bir de bir kaç dikiş vardı ama bunların dışında çok çok iyiydim. Aynı gün ayağa kalkıp ortalıkta dolaşmaya başlamıştım bile.

İlk gün Meral, Murat, Nihat, Demet, Özlem ziyaretimize geldiler sağolsunlar. Hastane sonrası da sağolsunlar eve gidip evi derleyip toplamışlar ve yemek yapmışlar:)

Bebiş ilk gün oldukça uykuluydu ve maalesef çok emmedi. Biraz onun keyifsizliği, biraz benim acemiliğimden kaynaklandı bu durum.

Normalde anne ve bebek ilk tuvaletlerini yaptıkları gibi eve gönderiliyorlar ancak bizim bebiş meconium sorunu yaşadığı için 24 saat gözlem altında tutulması gerekiyordu o yüzden en erken pazartesi günü çıkabilecektik.

Ancak bebiş ilk iki gün çişini yapmadı:( Bu sebepten çıkmamıza izin vermediler. Ayrıca ilk günkü emmeme sorunu sebebiyle beslenme saatlerini kayıt etmeye başladık.

İkinci gün, doktor kontrolü sırasında ilk kakasını yaptığı anlaşıldı:) İlk günlerdeki kakalar yeşil-kahverengi renklerinde, yapış yapış meconium'dan oluşuyor. Kakayı yapmıştı ama çiş hala ortalıkta görünmüyordu:(

Ayrıca ikinci gün sabah kontrol sırasında ebe sarılık başlangıcını farketti. Bir de bunun için göz kulak olmak gerekecekti bebişe.

İkinci günkü kontrol sırasında kakasını yaptığı anlaşılınca altını değiştirmek gerekti elbette:) Aslında ebeleri çağırıp yardım isteyebilirdim ama şimdi yapmasam sonra yapmak zorunda kalacağım deyip ilk bezini kendi kendime değiştirdim:) Biraz acemice oldu ama yine de gayet güzel oldu:) Bir de kitapla, internetle olmaz bu işler derler:) Bal gibi de oldu işte:P

Bezini açın, pamuk ve ılık suyla altını silin. Yeni bezi koyun ve ta-taaam:)
Teori 10, Pratik 5 veriyorum kendime:)

Bol bol alt değiştirme videosu izleyin:) En azından görsel olarak aklınızda kalır:)

Aslında aynen yeni doğmuş bebek özellilerinde robot bebek yapmak ve anne baba adaylarına vermek lazım:) Üzerinde pratik yapsınlar diye:))

Bu arada bebeğe kan şekeri testi yapıldı, açlık durumunu tespit etmek için ancak çok şükür extra bir şeye ihtiyacı olmadığına karar verildi. Sık aralıklarla, bebek istese de, istemese de anne sütü vermem söylendi.

İkinci gün, pazartesi de öyle böyle geçmişti. Ben çok iyiydim ancak bebek hem beslenme hem sarılık sebebiyle gözlem altında tutuluyordu.

Bu arada meconium sebebiyle yaşayabileceği sorunları yaşamadan atlatmıştı çok şükür. Onun gözlemleme süresi bitmişti.

Eşim sürekli gelip gidiyor, bize mamalar getiriyordu:) Ancak salı günü olduğunda benim moralim biraz bozulmuştu. Akşam doğum yapıp odaya getirilenler sabah olunca taburcu ediliyordu ancak biz 3. günümüzde 4 kişilik odanın demirbaşı olmuştuk:( Daha ne kadar kalacağımız da belli değildi:(

Salı günü sabahtan, doktor kontrolü sırasında beyimizin çişini yapmış olduğunu sevinçle gördük:) Hatta ebelerden bir tanesi, 'Bütün İngiltere'ye yetecek kadar yapmış ufaklık' diye moral bile verdi:)

Çiş-Kaka sorunumuz böylece çözülmüştü ancak sarılık ilerliyordu:( Doktor kan alıp laboratuvara gönderdi, test sonuçlarına göre çıkacağımız ya da kalacağımız belli olacaktı. Sonuçlar yüksek çıkarsa ışık altında bir süre yatması gerekecekti:(

Kontrol sonrası yatağıma döndüm, perdemizi kapattım. Yine birilerinin taburcu edildiğini duyunca ağlamaya başladım:( Herkes giderken orada kalmak cidden kötü oluyor:( Kaldığım için değil tabi ancak bebiş iyi olmayıp gözlem altında tutulması gerektiği için moralim bozulmuştu:(

Ancak kendimi hemen toparladım, 'Kimse sana hayatın kolay olduğunu söylemedi' dedim kendi kendime. Hem sonuçta çok şükür dermansız dertten orda değildik. Basit bir bebek sarılığı idi söz konusu olan.

Ağladığımı gören ebelerden bir tanesi moral verdi sağolsun:) Daha önce de demiştim, bütün ebeler melekti:P O hastanenin ebeleri, personeli ise bambaşkaydı. Memnuniyetimi bildirebileceğim bir yer bulsam arayıp söyleyeceğim:) Yalnız fazladan anestezist alsınlar, unutmayıp onu da ekleyeyim:))

Ebe bebeği pencerenin yanında emzirmemi, gün ışığının sarılığa iyi geleceğini söyledi, ben de bebeği o gün bol miktarda pencere kenarında emzirdim. Bu arada beslenmesi çok şükür düzene girmişti.

Öğleden sonra eşim geldi, arkasından da eve gitmemize izin veren laboratuvar sonuçları:) Bebeğin sarılık miktarı tedavi görmeyi gerektirmeyecek düzeydeydi:)

Eşyalarımızı topladık, 17.00 gibi ebe gelip gerekli bilgileri verdi ve bize hoşçakal dedi:)

Sonra biz de 2 kişi girdiğimiz hastaneden 3 mutlu kişi olarak çıktık çok şükür:)))

20 mayıs 2007, 8. günde 8.5 santim.

Monday, 21 May 2007



Bölüm 3
4. Gün 13 Mayıs 2007 Pazar
En Güzel Anneler Günü Hediyesi :)


Cumartesi gecesi 10 gibi hastaneye gittiğimizde, idrar verme, tansiyon ölçümü, kalp atışlarını dinleme işlemlerini sil baştan yeniden yaptırdık. Günlerce süren ağrılarım için ebeden yardım istediğimde, yapacak bir şey olmadığını, doğum denen şeyin bu olduğunu söyledi:)

Aşağıya resmini koyduğum sancı aralıklarını ebeye gösterdiğimizde çok güldü:) İlk kez böyle bir şey görüyorum deyip kağıtlardan birisini arkadaşlarına göstermek için aldı:)

Yaptığı muayene sonucu 3 cm açıldığımı ve istersem artık hastaneye yatabileceğimi söyledi. Her gün 1 santimlik açılma beni delirtecekti! Hastaneye yatarsam ağrı kesici alabilecektim ancak doğuma kadar daha günler olabileceğini düşünüp eve gitmek istedim. Ebe ise gülerek, günler mi? Hiç sanmıyorum dedi:)) 3 santimden sonrasının bu kadar hızlı gelişeceğini asla tahmin edemezdim.

En sonunda ağrı kesicilerin hatırına hastanede kalmaya razı oldum. Eşimden ayrılmaya gönlüm razı değildi ama refakatçiye izin verilmiyordu.

Triage bölümünden, doğum için yatacak başka bir hamile bayan, ben ve eşim bir ebenin eşliğinde, doğum için bekleyen hamilelerin yattığı yatakhanelere geçtik. Her oda 4 kişilikti, beni bir odaya yerleştirirlerken sancım geldi. Daha yatağa oturmaya fırsatım olmadan, çıkardığım seslerden dolayı ebe, 'hmm darling, burada yatan herkesi uyandıracaksın, gel bakalım sen' diyerek beni tek kişilik odaya geçirdi:)

Eşim biraz yanımda bekledikten sonra gitti. Bu arada bana 2 ağrı kesici, geceyi uyuyarak geçirmem için 2 uyku hapı (sanırım) bir de bundan sonra kısaca oksijen olarak adlandıracağım %50 oksijen, %50 nitrus oxide'den oluşan entonox'u verdiler.

Doğum için bekleme bölümüne geçtiğimde saat 23.30'du. Bir süre sonra eşim gitti ve beni ağrılarla ve oksijenle baş başa bıraktı.

O vakitten sonrasını parça parça hatırlıyorum. Bahsedeceğim saatler, doğum dosyasında yazan saatler, oradan kopya çekiyorum:)

Bir kaç kez ebeler geldiler, iyi olup olmadığımı sordular.

Saat 02.30'a yakın, bir ebe kontrolümü yapmak istedi. Uçmuş kafayla gerek olmadığını sandım ama ebe beni ikna ederek muayene etti. 5 santim açılma olduğunu söyledi. Ondan sonra hatırladığım ilk sahne tekerlekli sandalye ile bir yerlere götürüldüğüm idi. Bir sonraki sahnede ise eşim 'Geldim aşkım burdayım, yanındayım' diyordu bana. Saat 02.30 gibi beni doğumhaneye almışlar, eşimi de arayıp evden çağırmışlar.

Doğumun son aşaması olan 'pushing' aşamasına kadar yanımda kalacak ve kontrolümü yapacak olan ebenin kendisini tanıttığını hatırlıyorum. İsmi Amanda olan ve tüm doğum süresince de çok 'cool' takılan ebeme 'All midwives are angels!' 'Tüm ebeler melektir!' :)) diye yağ çektiğimi hatırlıyorum:) Evet, sarhoştum:P

Eşime, 'Bu oksijenden eve de alalım' dediğimi de hatırlıyorum:)

Amanda eşime, bebeğin çıkınca giyeceği kıyafetler ve alt bezi hazır mı diye sorduğunu duyunca doğuma çok az kaldığını sanıp sevinmiştim. Ah bilsem daha saatler vardı!

Ondan sonra hatırladığım bir sahnede başka bir kaç ebe canımı oldukça kötü yakıyordu. Benim bağırmalarım üzerine bir tanesinini, 'Biliyorum canın yanıyor sweetheart ama işimi yapmak zorundayım' diye konuştuğunu hatırlıyorum. Saatler geçmesine rağmen suyun gelmemesi üzerine dışarıdan müdahale ile suyu patlatıyorlarmış meğersem o anda.

Hatırladığım bir diğer sahnede ise alarmlar çalıyor ve odaya çeşitli insanlar girip çıkıyordu. Tüm bu işler sırasında eşim sürekli başımda bana moral vermeye ve bildiği tüm duaları okumaya çalışıyordu. Amanda ise NST makinasının başında bebeğin kalp atışlarını takip ediyordu.

Gözümü açtığımda o an için Hintli olduğunu sandığım bir kadın odadaydı. (Ertesi sabah zenci olduğunu ayık gözle gördüm:)) Kadının doktor olduğunu anlayınca bir şeylerin ters gittiğini anladım çünkü her şey yolundaysa doktorlar doğuma girmiyor. Bir ara kadının birilerine meconium'dan bahsettiğini duyunca kendi kendime 'Benim anlamayacağımı düşünüp böyle söylüyor ama ben ne olduğunu biliyorum, bebek içerde kakasını yapmış işte!' diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Tüm bu esnada ise durmaksızın epidural için yalvarıyordum. Amanda, 'Biliyorum tatlım canın yanıyor ama beklemek zorundasın' diye cool bir biçimde yaklaşıyordu olaya:) Eşim 'Tamam aşkım, az kaldı, gelecek' diye beni oyalamaya çalışıyordu. Bense 'Epidural istiyorum, hemen, şimdi!' diye bağırarak hastaneyi başlarına yıkıyordum:)

Benden başka, 2'si hayati tehlike içeren ve ameliyata alınan 8 doğum daha olduğu için bana anestezist sırası bir türlü gelmiyordu. Bir nevi morfin olan Pethidine vermeleri için yalvarıyordum ama Amanda, her zamanki cool tavrı ile 'Sweetheart, bebek zaten içerde sleepy/uykulu, pethidine veremem' diyordu. Pethidine bebekleri zaten uykuya geçirdiği için, bizim bebiş de içerde biraz uyuklar vaziyette olduğu için pethidine de vermiyorlardı. Epidural zaten gelmiyordu. Ben oksijenle yetinmeye çalışıyordum ama bir noktadan sonra artık o da beni kandırmamaya başlamıştı. Ben de 'Hemen şimdi epidural istiyorum, epidural verin bana' diye ortalığı yıkıyordum:)

Bu arada, başımda doktoru gördüğüm zaman, bir şeylerin ters gittiğini anladığımda Sezaryen istiyorum diye bağırmaya başladım. O kadar uzun zamandır uyuşturucu için bekliyordum ki tek umudumun sezaryen olduğunu düşünmüştüm o an, o kafayla:) Hani beni canlı canlı kesip biçemeyeceklerine, mecbur epidural vereceklerine göre, epidurale kavuşmak için tek şansımın sezaryen olduğuna kanaat getirmiştim.

Bunun üzerine doktor bana, 'Look sweetheart, (herkesin dilinde bir sweetheart anladığınız üzere) açıkçası senden çok bebek umurumda, eğer onun ihtiyacı varsa hemen şimdi sezaryene alacağım seni' dedi.

O esnada, bebeğin kalp atışları yavaşladığı için içerde oksijensiz kaldığından korkmuşlar ve şırınga ile içerdeki bebişin kafasından kan alıp acil laboratuvara göndermişler. Eğer sonuçlar kötü olsa idi sezaryene alıyorlarmış ancak çok şükür sonuçlar iyi çıkmış, böylece normal doğuma devam etmişler.

Bir ara kan alınması vs laflarını duyunca yine ortalığı yıkmıştım, 'Ne kanı? Niye kan alıyorlar, hemen açıklayın banaaaa!' diye:) Ancak işlemin yapılışını hatırlamıyorum.

Eşim, oksijeni alınca kişiliğimin tamamen değiştiğini söylüyor. Hatta doktora da, 'eşim aslında hiç böyle birisi değildir, kişiliği değişti' deyince doktor 'Emin misin?' diye şüpheye düşmüş:)

Oksijen elim ayağım olmuştu, 1 sn için bile ayrılmak istemiyordum. Çok kötü bağımlılık yapıyor:)

Neyse, en sonunda anestezist geldi ama bir türlü işleme başlayamıyorlardı. Adam geldi ve adamın cağrı cihazına acil çağrı geldi! Bir ara dışarı çıktı geldi, bu arada bana, o kafayla epiduralin zararları üzerine bir kağıt okutmaya çalışıyorlardı! Evet evet, her şeyi kabul ediyorum diyerek kağıdı fırlattım:P Zaten doğum planıma epidurali yazmışım, öncesinde her şeyi kabul etmişim, doğum anında o kafayla ne olduğu kimin umrunda olur ki!

Eeeeenn sonunda, saat sabah 5 gibi, iki sancı arasında epidurali yaptılar ve rahatladım.

Elimde bir buton, sancı geldikçe basıyordum ve dozajı arttırıyordum. Ancak o dozajı da ayarlı veriyorlar, hiç bir zaman tam uyuşmanıza izin vermiyorlar. Çünkü pushing bölümüne geçtiğinizde hislerinizi kaybetmemiş olmanız gerekiyor ki push edebilesiniz:)

Epiduralin yanı sıra ara sıra oksijeni de çekiyordum ve önceki aşamalara göre çok çok çok rahat ediyordum. Yalnız bir ara inanılmaz bir titreme geldiğini hatırlıyorum.

Saat 6.30 olduğunda 10 santimlik açılma tamamlanmıştı. Ancak pushing aşamasına 08.00'dan sonra, çok tatlı iki ebenin tezahüratları arasında geçtim:)

Push push push push! Well Doooonnnneeee!
Push push push push! Good Giiiiiiirrrrrllllllll!

Son 45-50 dakika bu tezahüratlar ve ebelerin moral vermesi ile geçti.

Çok şükür saat 08.55'te, oldukça boklu bir vaziyette doğdu bebişimiz :)

Öncesinde bana bebeği hemen mi istersin yoksa temizleyip sana öyle mi verelim diye sormuşlar, ben de bebeği hemen kucağıma almak istemiştim. O yüzden doğar doğmaz, en doğal haliyle kucağıma verdiler:) Ben zaten o anda her şeyi çoktan unutmuştum:)

En güzel anneler günü hediyem, anneler gününde gelmişti bana:)

Normalde 5 santimlik açılmada epidurali veriyorlar. O zamana kadar çok rahat oksijen ile idare etmiştim. Doğumhaneye gittiğim gibi epidurali alabilseydim bu kadar zor geçmezdi muhtemelen.
Öncesinde oksijen, sonrasında epidural ile çok rahat bir normal doğum yapılabilir. Anlattıklarım kulağa horror story gibi geliyor belki ancak insan sonrasında zor bir doğum geçirdiğini hatırlasa da çektiği acıyı hiç bir şekilde hatırlamıyor. Sanki tüm bu olanlar başka bir boyutta, asırlar önce olmuş gibi geliyor şu an bana. Oysa sadece 1 hafta önce yaşandılar.

Doğumdan başka herhangi bir sebeple bu acıyı çekse insan asla bir kaç dakika sonrasında her şeyi unutmuş, mutlu mutlu gülümsüyor olamaz herhalde. Oysa doğumda çekilen bu acı, bebişin kollarınıza verilmesiyle silinip gidiyor.

Minik Meleğin Annesi, benim hikayeyi okuduğunda, 'içimden iyi ki sezaryen olmuşum demek geldi' demiş:) Ama inan ki ben iyi ki normal doğum olmuş diyorum, her şeye rağmen:)

Fiziksel ve psikolojik çok faydasını gördüm. Onlar da başka bir posta artık:))


Saturday, 19 May 2007

Yaklaşmayın Yakarım:)

Dün akşam Meralcim geldi, dün akşam bu akşama kadar non-stop yemek yaptı, bize baktı Meral teyzemiz:) Meral Teyze, biz senin hakkını nasıl öderiz ya?

Bugün ve akşam da Özlem, Fulya, Demet ve Yasemin teyzelerimiz geldiler sağolsunlar. Tabi Murat amcamız da:) Bebişimize Hoşgeldin dediler:) Babamız bebişimizin ismini de koydu bu akşam itibariyle:)

Ancak bebiş beni pek bırakmak istemediği için teyzelerimiz kendi aralarında eğlendi:) Bebiş uyuduktan sonra yanlarına gittiğimde, ortalık toparlanmıştı ve birileri bulaşıkları yıkıyordu. Bir an için kendimi misafirlikte misafir zannetim:) Sağolsunlar, kendi evimde elimi hiç bir işe sürmeden yaşıyorum:) Haklarını nasıl öderim bilmem.

Şimdi nöbeti Özlem teyzemiz devraldı, yarın da bize o bakacak :))

Bugün bebiş 2 kere üstümüze etti, 3 kere de bizi suladı :) Harala gürele, binbir hengame ile de ilk banyosunu yaptırdık çok şükür:) Biraz yalap şap oldu ama ilk sefer için olur o kadar:)

Göbeği dün sabah -18 mayıs 2007 Cuma- düşmüştü bu arada. Yalnız kalan bölge hala biraz sulu-kanlı gibi. Ebe öyle olabileceğini, olduğu gibi bırakmamızı tembihledi.

Dün gece rüyamda Crebro'nun doğum yaptığını gördüm:) Hayırdır inşallah:)

Doğum macerasının devamı yarına kaldı artık:)

Friday, 18 May 2007

Sarılığım için pencere kenarında keyif yapmam gerekiyormuş, anne sütü ve gün ışığı (ama kesinlikle güneş ışığı değil) sarılığa birebirmiş. Koca evde beni yatıra yatıra alt değiştirme süngerinin üzerine yatırıyorlar bu arada:))

Bölüm 2
2. Gün 11 Mayıs 2007 Cuma

Bir yandan Paracetamolleri yuvarlıyor, bir yandan sancılar geldikçe Tens Machine'e basıyordum ama hiç bir şey işe yarar görümüyordu. O gece defalarca yataktan fırladım ve yerlerde kıvrandım. Ertesi gün eşim işe gitmedi ve bütün günü benimle evde geçirdi. Zaman zaman ailem ve arkadaşlarım arıyordu ancak tam konuşmanın ortasında sancı gelince telefonu atıyor ve kıvranmaya başlıyordum.

Bu arada sabah ben uyurken hastaneden aramışlar ve salı günü için normal ultrason ve renkli ultrason denilen Doppler ultrasonu ayarladıklarını, bizim için hazırlanan kağıdı bir dahaki gelişimizde almamız gerektiğini söylemişler.

Sancıların arası 10-15 dakika olarak devam ediyordu. Gün içinde bir kere küveti sıcak suyla doldurup içine uzandım, kısa bir süre için rahatlattı ancak gün boyu içinde yatmama imkan yoktu.

Öğleden sonra çok çok çok büyük miktarda brown discharge farkettim. Bunun, doğum öncesi show/nişan denen şey olduğuna hiç şüphe yoktu. Bu discharge doğumdan saatler önce olabileceği gibi günler önce de olabilirdi! Yani doğuma saatler kalmış olabileceği gibi daha günler de olabilirdi:(

Akşam olduğunda, sancılar 5 dakikada 1'e inince bir umut yine hastaneye gittik. Bütün işlemler aynı sırayla tekrarlandı. NST, tansiyon ölçümü ve muayene. Bebeğin ebatlarının küçük olması ile ilgili endişelerimi ebeye aktardığımda konuşmam için doktoru çağıracağını söyledi.
Çok tatlı bir bayan doktor geldi ve bebeğin ebatlarının o kadar da kötü olmadığını söyledi. Epey bir sohbet ettik (sancı aralarında:)) Muayenemi o yaptı ve ancak 1.5-2 cm açılma olduğunu söyledi. Günde 1 santimle 10 gün içinde doğurabilirdim:) Aman ne güzel:)

Bebeğin kalp atışları gayet normal görünüyordu, doktor eve gidebileceğimizi söyleyip yanımızdan ayrılınca, gelen bir sancı sırasında birden bire bebeğin kalp atışları 130-140'lardan 60-70'e kadar düştü. Kalp atışlarını ölçen alet dışarıya ses verdiği için dıt-dıt'ların dramatik bir şekilde düştüğü ortadaydı. Doktor ve ebe hızla yattığım perdeli bölüme daldılar ve beni yan çevirdiler. Çok şükür kalp atışları yeniden normale döndü. Doktor, 'belki de bu akşam eve gitmiyorlar' diye ebeye baktı.

Bir süre daha gözlem altında tutmaya karar verdiler. Sancılar sırasında bebeğin kalp atışlarının düşmesi normalmiş ama bizimkisi biraz abartmış:)

O andan sonra dıt-dıt'lardaki her yavaşlama yüreğimi ağzıma getirdi:(

Bir süre daha gözlem altında tutulduktan sonra herşeye kaldığımız yerden devam etmek üzere eve gönderildik. Bu arada, ultrason belgelerini isteyince doktorum salıya kadar doğurmuş olabileceğim müjdesini verdi! Neyse belgeyi aldık ve eve geldik.


Bunlar sancı aralarım:) Süt Diyarı amblemi ne kadar da anlamlı olmuş:)


Bölüm 3

3. Gün 12 Mayıs 2007 Cumartesi

Hastaneye yaptığımız 3. ziyaretten sonra yine evimize geri dönmüştük. Gece yarı uyur, yarı uyanık geçti. Bu arada, sancılar şiddetliydi ama yıllarca çektiğim regl ağrılarım bu sancılara dayanmama kolaylık sağıyordu:) Regl ağrılarına göre avantajları, sürekli değil gelip gitmeleri, aralarda bana nefes almak, yemek yemek ve hatta tv izlemek için izin vermeleriydi. Dezavantajı ise ilaç almamın hiç bir işe yaramaması ve duruma göre 3. günü de onlarla geçirme ihtimalimdi!

Artık çok yorulmuştum ama yapacak hiç bir şey yoktu. 1.5-2 santimlik açılma beni umutsuzluğa sürüklüyordu. Bu işin daha kaç gün süreceği belli değildi:(

Bu arada sancılar karnımdan, belimden falan değil, kasıklarımın 4 parmak altından, bacaklarımdan giriyordu! Hiç bacaktan giren doğum sancısı duymamıştım. Ve bacaktan giren bir krampın insanın nefesini bu kadar kesebeileceğini de tahmin edemezdim.

Sancılar sırasında, anenatal kurslarda gördüğüm nefes alıp verme tekniklerini, sandalyede, yerde kalça sallama:) tekniklerini uygulamayı çok istedim ama sancı geldiğinde doğrulmama, doğru düzgün nefes almama bile imkan olmuyordu. Yapabildiğim tek şey kıvranmaktı. Daha fazla dayanamayacağım diye ağladığım çok oldu ama dayanıyormuş insan:)

Tüm bunlar sırasında zavallı eşimin ise elinden hiç bir şey gelmiyordu. Çaresizlik hissi de onu kıvrandırıyordu.

Akşamüzeri sancı araları yine 5 dakikaya inince hastaneye doğru yola çıktık ama ne bilin bakalım ne oldu! Contractions just stopped! Sancılarım birden bire geçti. Hastane yolunu tutturmuş olduğumuzu nasıl hissedebiliyorlar bilmiyorum:) Bunun üzerine, her gidişimizde en az 2 saat kalmamız gereken ve beni yatağa bağlayan işlemi yaşamak istemediğim için eşime geri dönmemizi söyledim. Dönüş yolunda da Tesco'ya uğrayıp alışveriş yaptık:) Daha doğrusu eşim yaptı, ben arabadan çıkmaya cesaret edemedim.

Eve döndüğümüzde bir şeyler yemeye çalışıp kıvranma, ağlama, yalvarma, dua etme işlemlerine devam ettim.

Gece 10 gibi, bu kez bir sonraki salı çıkabileceğimizi bilmeden 5. kez hastane yoluna düştük.

Eh Arkası Yarın artık:)

Bu arada, doğum sonrası ebeler 2 günde 1 beni ve bebeği kontrol için eve geliyorlar. İlk ebe çarşamba geldi, bugün de 2. muayenemiz vardı ve gelen ebe, hamileliğim sırasında kontrollerimi yapan Malezyalı ebem idi:) Onu görünce o kadar mutlu oldum ki, doktorlardan bile daha iyi olduğunu, çok iyi ve tecrübeli bir ebe olduğunu bir de yüzüne söyledim:) Bir de beni Queens'e sevk ettiği için teşekkür ettim. Doğum yaptığım hastanenin personeli hayatımda gördüğüm en iyi insanlar arasındaydı kesinlikle.

Bebişin sarılığı gerilemiş çok şükür. Ancak şimdi de doğduğunda alnında ve genitals organları üzerinde olan beyaz sivilceler arttı:( Ebepopişini açıp havalandırmamızı tavsiye etti. Artarsa antibiyotik alma ihtimalimi olacak:( İnşallah iyileşir.

Thursday, 17 May 2007


İşte bizim doğum hikayemiz:


Bölüm 1

1. Gün 10 Mayıs 2007 Perşembe

Aslında ilk sancılarım çarşambayı perşembeye bağlayan gece, uyurken başladı. O gece 3 kere uykumdan sancı ile uyandım ama onları gaz sancısı sanıp aldırış etmedim:) İlk sancılar olduğunu ancak ertesi akşam fark ettim.

Buraya da yazdığım gibi perşembe günü ebem beni, yüksek tansiyon sebebiyle hastaneye sevk etti. Ancak kayıtlı bulunduğum hastaneye değil, eve 15 dakika uzaklıkta olan, aralık ayında yeni açılmış Queens Hospital'a. Neden öyle yaptığını da dün akşam bebeği ziyarete gelen Hintli arkadaşımız çözdü. Queens Hospital, yeni doğan ve özel bakım isteyen bebekler için özel üniteye sahipmiş. King's George'ta doğacak ve yoğun bakım isteyecek bir bebek bile Queens'e gönderiliyormuş.

Doktorlardan bile daha tecrübeli olduğuna kanaat getirdiğim Malezyalı ebem de muhtemelen sorunlu bir doğum yapacağımı ve belki bebeğin yoğun bakıma ihtiyacı olacağını düşünerek beni doğrudan Queens'e gönderdi. Ne diyeyim helal olsun, cidden işini bilen bir kadınmış.

Neyse, perşembe günü ebeye gitmeden önce az bir miktar brown discharge olmuştu. Bir umut doğumun yaklaştığını düşünmüştüm.

Perşembe günü daha önce yazdığım hastane, nst, testlerden sonra eve geldik. Ben o postu yazarken sancılarım çoktan başlamıştı. Tens machine'i belime yerleştirdik.

19.00-20.00'dan itibaren araları 10-15 dakikaya inince doğum yapıyorum diye gece 00.00'dan sonra yeniden hastaneye gittik. Yeniden nst, tansiyon ölçümü ve sancılar sebebiyle de açılma kontrolü yapıldı. Ancak ebe daha açılma olmadığını, bu sancıların sahte olduğunu söyleyince dünyam başıma yıkıldı sandım:) 10 dakikada bir gelen bu şiddetli sancılar sahte ise ve daha hiç bir açılma olmadıysa doğum süreci nasıl bir şey olacaktı peki!

Perşembeyi cumaya bağlayan gece 2'de, ağrılar için 6 saatte 1, 2'şer Paracetamol almam tavsiyesiyle evimize geri döndük.


Arkası Yarın:))

Wednesday, 16 May 2007

İşte geldim burdayım!
Ben bu işte ustayım:)


Sevgili Blogger Teyzelerim:)
Önce maşallahları görelim:P
Bendeniz Mehmed Kaan :)

(Babam Mehmet değil Mehmed olmasına karar verdi, artık işimiz yoksa ömür boyu "Mehmed, T ile değil, Diyarbakır'ın D'si ile" diye açıklama yap dur:P Diyarbakır'ın fahri hemşehrisi olmak için şimdiden, buradan başvuruda bulunuyorum:)) Neyse, babacığım bir tane, ona laf yok:) Bana toz kondurmuyor çünkü:P

Ne diyordum:)

Annem için de, benim için de çoook uzun (perşembe akşamı 18.30 gibi başlayıp, pazar sabahı 8.55'te biten), çok zorlu, sorunlu (daha annemin karnındayken başımdan şırınga ile kan almak:( ve test yapmak zorunda kaldılar, kalp atışlarım normalin altına düştü, sabahın 5'inde çocuk doktorunu evinden acil hastaneye getirttim, ne kadar doktor, ebe, hemşire varsa başıma toplattım, neredeyse annemi sezaryene alıyorlardı, anlayacağınız I'm a little cute trouble:)) ama çok şükür mutlu biten bir yolculuktan sonra 2 kg 480 gr ve 48 cm, meconium'a bulanmış olarak (pok'un tıp terminolojisindeki adı:P) 13 mayıs 2007 pazar günü, Londra saati ile 8.55'te, anneciğime anneler günü hediyesi olarak Romford'da dünyaya geldim.

Hala daha tırnaklarımın, burnumun, kulaklarımın içi kurumuş meconium ile dolu! Boka batmış vaziyetteyim yani:P

Annem, bakteri ve mikroplara karşı doğal bağışıklığım olacağını düşünüyor:P

Tüm macerama rağmen beni küveze koymalarına gerek kalmadı:)

Hikayemiz çoook uzun. Annem ayrıntısı ile, yazı dizisi halinde anlatacakmış:)

Şu anda bir miktar sarılık olduğum ve de yaşıtlarımla aramı kapatmam için iyi beslenmem gerektiğinden annemi rehin aldım:P En kısa zamanda burada olacağız:)

PS: Annem tüm yorumları okudu, çok sevindi, çok mutlu:) Doğumda blogger arkadaşları için de dua etmiş, hepinizi çok sevdiğini ve sizlere çok teşekkür ettiğini söylüyor:) Bilahare dönecekmiş size:P

Meral, Demet, Özlem teyzelerime; Murat ve Nihat amcama ayrıca çok teşekkür ediyorum. Annemi ve babamı hiç yalnız bırakmadıkları ve onlara çok yardımcı oldukları için. Bizimle birlikte olmak isteyip de çeşitli sebeplerden olamayan ama gönülleri bizimle olan diğer amca ve teyzelerimin de ellerinden öpüyorum:)

Yeşim Teyzecim, seni bekleyemediğim için çok özür dilerim:( Ama sen gelene kadar kilo alıp tam sevilecek kıvama gelmek için çalışıyorum söz:))

Doğum sonrası ilk kontrollerim.

Kafa yapım ve saçlarım babamın kopyası:) Ben de babam gibi 'daha doğuştan seyrek saçlıyım'
:)
Yüzüm anneme benziyormuş, herkes öyle diyor:)

Ellerim nerde ya benim? Kayboluyorum bu tulumun içinde!
Her şey çoooook büyük geliyor:)
Yeniçeri askeri gibi olmuşum burda:P
Annem öyle diyor:)

Eh bu kadar ince uzun babanın kendisi gibi sıska bir oğlu olması normal zaten, değil mi? :)


Thursday, 10 May 2007

Neye niyet neye kismet..

13.40'taki ebe randevuma gittiğimde ebe membrane sweep'ten vazgeçti. Öncelikle tansiyonum 15/9 çıktı, sonrasında bebeğin hala doğum kanalına girmediğini söyledi. Ayrıca bebeğin hala ve hala küçük olduğunu söyledi. Tüm bunların sonunda da, risk almak istemediğini söyleyerek beni hastaneye gönderdi. Üstelik de kayıtlı olduğum hastaneye değil, bize biraz daha uzakta olan Queen Hospital'a.

Eşimle önce eve uğrayıp her ihtimale karşı hastane çantamızı aldık. Çünkü ebe suni sancı ile doğuma alabilecekleri gibi, kontrol edip bırakabileceklerini de söyledi. Sürprizleri hiç sevmem ya, paldır küldür böyle bir gelişme olunca önce kendimi duruma alıştırmaya çalıştım tabi.

Neyse, aldık bavulumuzu hastaneye gittik. 15.00 gibi. Triage departmanına. Annelerin makinaya bağlanıp bebeklerin kalp atışlarının dinlendiği bölüm.

1 ebe ve 2 doktor kontrol etti. Bebeğin 34 haftalık ebatlarda olduğunu söylediler. Ebe, oldukça küçük bir bebek dedi, doktorlardan bir tanesi o kadar da kötü değil dedi. Her kafadan bir ses çıkıyor!!

Kontrole gittiğimde ebe idrar testi yapmıştı, bir de burada yaptılar, normal çıktı. Sonra makinaya bağladılar. Bebeğin kalp atışlarını kayıt ediyorlar. EKO mu deniyordu? Bir de elime bir buton verdiler, bebek hareket ettikçe basıp hareketlerini kayıt etmem için. Onlar da normal çıktı. Yalnız tansiyonum hala 15/9'du.

Bir şırınga da kan aldılar, bazı testler için. Yüksek tansiyon, küçük bebek ve ayaklarımdaki şişlikler sebebiyle preeclempsia'dan şüpheleniyorlar ama bir şey de bulamıyorlar.

En sonunda, kan testleri hala gelmemişti ancak 17.00 gibi bizi eve göndermeye karar verdiler. Kan testlerinde bir şey bulacak olurlarsa arayacaklarını söylediler. Aramazsak bilin ki her şey yolunda dediler. Saatler oldu eve geleli, bu zamana kadar belli olmuştur kan testleri. Sanırım bir şey yok ki arayan soran da yok.

Cumartesi sabah erkenden yeniden gideceğiz. Tansiyonuma tekrar bakacaklar. O zamana kadar kendimi kötü hissedersem, doğum başlarsa gelmemizi söylediler.

İşin ilginci, 15/9 tansiyona rağmen kendimi kötü hissetmiyorum, tansiyonum yüksekmiş gibi de hissetmiyorum. Aslında paranoya yapmaya başladım, naz yapmamaya o kadar alışmışım ki belki de kötüyüm de farkında değilim!! Bilmiyorum.

Şimdi tek düşündüğüm, bebek sağlıklı mı? Kaç kilo? Doğduğunda onu küveze koyma ihtimalleri var mı? Bebeğimi alıp 1 gün sonra evimize mi geleceğiz yoksa bebişimizi Intensive Care'de bırakmak zorunda mı kalacağız:( vs.vs.vs...

Wednesday, 9 May 2007

Herhangi bir değişiklik yok:)
Enerji patlaması falan bekliyorum ama öyle bir şey de yok:)
Yarın ebe randevumuz var, bakalım muayene işe yarayacak mı?

Tuesday, 8 May 2007

Az önce anne ve baba adayları için düzenlenen doğum kursundan geldik eşimle. 1 saat egzersiz ve masaj tekniklerini çalıştık:)

Due date'in ne zaman diye sorduklarında, bugün deyip karşıdakilerin şaşkınlığını görmek çok zevkliydi:))

Sevgili sumuklubocek, ABD'den Kaan bebişe sürpriz bir hediye göndemişti ancak maalesef paket apartmanımıza kadar ulaşsa da elimize ulaşamadı:((( Kimin yaptığını bilmiyorum ama büyük ihtimalle apartmandan birileri, (Binanın içerisine girebilmek için anahtar gerekiyor ve posta kutuları da içeride) paketi açıp içindekini almışlar, kutuyu da öylece bırakmışlar:(

Genelde sipariş ettiğimiz her şey imza gerektirip, elden teslim olduğu için postacılar daireye kadar gelip imza ile paketleri teslim ediyorlar. Ancak bu sefer öyle olmamış maalesef:(((

İremcim, çok üzgünüm:( Senin de çok üzüleceğini biliyorum, o yüzden ik kat üzgünüm:((((

Dün gece çok sıkıcı bir rüya görmüştüm. Yaşlı başlı bir pastane sahibine nasılsa çantamı, içinde cüzdanımla teslim ediyorum ve bir yerlere gidiyorum. Hayatta yapacağım iş değil ama amca çok tonton ve ona güveniyorum. İşimi bitirip dükkana dönünce çantamı alıp kontrol ediyorum, cüzdanım bomboş! İçindeki bütün kartları tonton! amca çalmış:( Epey sıkıntılı bir rüyaydı, uyanınca ohh neyse ki rüyaymış dediklerimizden. Ama maalesef rüya bugün çıktı:((((

Sevgili Adam Bebeğin Annesi, Türkiye'den buralara kadar geldi ama maalesef ben onu görmeye gidemedim:((( Şu anda evden dışarıya eşim olmadan adım atamıyorum:( En kısa mesafeye bile eşimle gidip gelebiliyorum. (Araba faktörü) O yüzden maalesef Adam Bebeği ve annesini görmeye gidemedim:( Eşin ne yapıyordu? derseniz, pazar dahil çalışıyor şu ara maalesef:((( Oysa hayalim Adam Bebeğe ve annesine bir şeyler alıp ziyaretlerine gitmekti:((

Sağolsunlar, onların hediyesi de şu an otel resepsiyonunda bekliyor:) Bir arkadaşımı ayarladım, inşallah yakında gidip alacak hediyemizi:) Çok ayıp bana çok ayıp :(

Sevgili Adam Bebeğin Annesi, çok çok çok teşekkür ediyorum. Gelemediğim için de çok özür diliyorum. 1 ay önce falan olsaydı, inan ki yanınızdaydım:( Umarım güzel vakit geçirmişsinizdir. Gezi maceralarınızı okumak için sabırsızlanıyorum:)

Evet, haberler şimdilik bu kadar.
Bugün 8 mayıs 2007. Bebiş için ultrasonda belirlenen estimated due date/muhtemel geliş tarihi. Ancak henüz gelen giden yok:) İçimden bir his, ebenin önerdiği perşembe günkü muayeneden önce de olmayacağını söylüyor. Belki perşembeyi cumaya bağlayan gece. Belki.

Daha yazacaklarım var ama merak etmeyesiniz diye kısa not düştüm:) Sonra devam edeceğim:)

Saturday, 5 May 2007

Bugünlerde Minik Meleğin Annesi, Minik Meleği uyutma konusunda zorluklar yaşıyor. Kolay gelsin:( Kolunda bir sorun olduğu için, sallayarak uyutamadığı için Minik Melek bu duruma isyan ediyor maalesef. Uzun zamandır bahsetmek istediğim, İngilizlerin bir uyutma sistemi vardı, Minik Melek sebebiyle aklıma geldi.

Bebeklerin ve çocukların uyku sorunları sanıyorum ki pek çok anneye çok çok zor zamanlar yaşatıyor. Her akşam aynı ritüeller, o ritüeller olmadan uyumayan çocuklar vb.

Çocuğun olmadan ne konuşuyorsun sen :P diyebilirsiniz:)) Ancak benim bu konuda çok çok büyük tecrübem var:) Annelik tarafından değil ama, evlatlık tarafından:) Hem kendimden, hem de benden 7 yaş küçük kardeşimden edindiğim tecrübeler:P

Ben bir adet, 'Uykudan Önce' çocuğu idim. Saat 20.00 haberleri öncesi Adile Teyzemizi dinler, dişlerimizi fırçalar, anne babamıza iyi geceler-iyi uykular öpücüğü verir ve girer yataklarımıza yatardık. İster uykumuz olsun, ister olmasın, o yataktan dışarı çıkılmazdı.

En son benden 7 yaş küçük kardeşimle bebek-çocuk deneyimi yaşadığım, başka da etrafımda bebek-çocuk olmadığı için yeni neslin düzeninden habersizdim. İnternette anne-çocuk bloglarını okuyana kadar. Ben görmeyeli çok şey değişmiş:) Şimdi 5-6 yaşındaki çocuklar saat 9'da başlayan dizileri izliyorlar, uyumak için anneleri yanlarında saatlerce masal anlatsın istiyorlar, 10'dan önce yatağa girmiyorlar vs.vs.

Bizim de vardı masal ritüellerimiz ancak 1 masalla sınırlıydı.

Ben saat 10'da yatma hakkını ancak ortaokulda falan kazandım:) Babamın, 'Saat on, yatağa kon' tekerlemesi vardı, bir de 'marş marş yatağa' komutu:)

Ben geç yatıyorum, kendisi erken yatıyor diye kardeşim sorun çıkarmaya çalışırdı ancak hep aynı tepkiyi alırdı: Sen de büyüyünce 10'da yatabileceksin, o zamana kadar erken yatıyorsun! Nokta.

İngilizlere gelince, akşam 6-7 deyince çocukları yatırıyorlar ki yazın burda hava gece 10'da falan kararıyor:)

Çocuklar için tavsiye ettikleri uyku saatleri:

3 yaşın altı: 6'dan önce
5 yaşın altı: 7'den önce
7 yaşın altı: 7.30'dan önce
10 yaşın altı: 8'den önce
13 yaşın altı: 8.30'dan önce
15 yaşın altı: 9'dan önce


Ve resmi uyku politikaları, 'controlled crying' denilen çocuğun yanında kimse olmaksızın, odasında-yatağında yardımsız, kendi kendine uyuması. Bu düzene alışana kadar da gerekirse ağlaması, çatlaması ama bu sistemi öğrenmesi. Resmi uyku politikası diyorum çünkü eve anne ve bebeği ziyarete gelen resmi sağlık hizmeti görevlileri anne-babalara bu sistemi anlatıp tavsiye ediyorlar.

Bu sisteme ne kadar erken başlanırsa ki ilk adım bebeğin ilk haftası gibi atılıyor, o kadar çabuk etki gösteriyor. Ne kadar geç kalınırsa çocuğun kendi başına uyumayı öğrenmesi de o kadar gecikiyor.

British Medical Journal'da yayınlanan bir araştırmaya göre, bu yöntemle uyutulan çocukların annelerinde daha az doğum sonrası depresyon görülüyor. Ayrıca yapılan araştırmada, bu yöntemle, uyku sorunu olan çocukların %90'ının problemi çözülmüş.

Peki bu yöntem nedir?

Diyelim ki elimizde bir adet, sallanarak uyutulmaya alışmış 6 aylık bir bebek var. Her akşam anne kucağında, pusetinde, her nereye alışmışsa orada sallanarak uyutulmayı istiyor mesela. Anneye fenalık gelmiş artık:P Ve 'controlled crying' metodunu uygulamaya karar veriyor.

Anne önce bir akşam ritüeli oluşturmaya başlıyor. Diyelim ki kısa süren, ılık bir banyo, masaj vs. Uyku öncesi uygulanan bu tarz şeyler bebeğe öncesinde yatma saatinin geldiği sinyalini veriyor.

Sonra giydiriyor, kuruluyor, yatağına yatırıp, ışıkları söndürüp odadan çıkıyor. E tabi sallanmaya alışmış bebek de basıyor çığlığı:)

Anne kısa bir süre ağlamasına izin veriyor. Diyelim 3 dakika. Sonra yanına gidiyor, kucağına almadan (alıyorsa da kısa süre tutup hemen yeniden yatırıyor) poposunu pışpışlıyor, sakinleştirmeye çalışıyor, ee..ee tarzı gayet sıkıcı ve tekrarlayan bir şeyler söylüyor ve sonra yine odadan çıkıyor.

Bebek yine ağlıyor:P Bu sefer 3 değil, 4 dakika sonra yanına gidiyor ve yine az önceki işlemleri aynen uyguluyor. Böyle böyle bebeğin yanına gidiş süresini uzattıkça uzatıyor.

Ağlasa bile kucağa alınmayan ve hep aynı sıkıcı ee..ee'leri duyan bebek bir süre sonra, yatağa yatırılınca ağlasa da istediğini elde edemediği için mecbur uyuyor:P

Olay budur. Uygulayanların yalancısıyım :)

Aslında bu sistem, oturmuş bir düzeni yıkıp, yerine yenisini kurma düzeni. Ne kadar oturmuş ise, yıkıp yenisini yapmak o kadar zor.

6 aylık bebekte bile bir düzen oluşturmak biraz zaman istiyorken 2-3 yaşındaki çocuklarda bu sistemi uygulamak çelik sinir istiyor-muş:)

O yüzden, ağaç yaşken eğilir atasözümüzü hatırlıyoruz:)

Friday, 4 May 2007

Sevgili Havva Teyzecim, hediye için çok teşekkür eder, ellerinizden öperiz:)

Dün -umuyorum ki- son ebe randevusuna gittim. Ebeye göre bebek hala haftasına göre küçük. Güleceksiniz belki ama ebeye doktorlardan daha çok güveniyorum. Sonuçta bu konulardaki tecrübesi daha fazla. 'Neyse, düzenli büyüdüğü sürece sorun yok' dedi. Yine 1-2 hafta arkadan gelse de gelişme gösteriyor olması yeterli. Sağlıklı olsun da. Ben 42. haftanın sonuna kadar bekleyeyim bari:P Çocuk ancak kıvama gelecek:)

Bazı şikayetlerimden bahsedince 'bebeğin gelişinin çok gecikeceğini sanmıyorum' dedi. Yine de önümüzdeki perşembeye kadar gelmemiş olursa membrane sweep denilen bir internal examination yapmayı teklif etti. (Terimler özellikle ingilizce) Karar bana kalmış. Bu işlem sonrası 48 saat içinde doğumun başlama ihtimali %25 imiş. Haftaya perşembe ayın 10'u, 48 saat içinde doğum başlarsa, cumartesi ayın 12'si civarında olabilir. Hani eşimin daha önce, 'noo ayın 12'si olmasın, Gana'dan müşteri gelecek o gün' dediği gün:P

'Erkek bebekler kızlara göre daha geç geliyormuş, siz tecrübelisiniz, ne diyorsunuz?' diye sordum ebeye, güldü, 'yok öyle bir şey, efsane' dedi:))

Çıkarken, haftaya görüşürüz dedi, sevdi sanırım beni:P Hep görmek istiyor:) Ben de sevdim ebemi, Malezyalı, çok tatlı bir kadın. Umarım doğumda da onun gibi anaç, tatlı ebelere denk gelirim. Ama mümkünse kendisi ile, doğumda karşılaşmassak, haftaya görüşmeyelim :P

Bebeğin hala 1-2 alınması gereken eşyası var. Çarşıya, alışverişe çıkamadığım için kalıyor hep. Sağlık merkezinin yakınında Toy's R Us var, oradan bakayım dedim. Yok, Mothercare gibi değil Baby's R Us bölümü. Oda termometresi aldım çıktım sadece. Yarın Mothercare'e gidebilsem ne iyi olurdu.

Bebek için ideal sıcaklık olarak 18 dereceyi öneriyorlar burada! Vücut ısısı bile 20 değil mi? (Bunu böyle yazmışım ama yanlış yazmışım. Vücut ısısı 20 değil tabi ki! Ama sanırım yetişkinler için ideal ısı mıydı neydi..) 18 derece biraz az sanki:) Yani bana uyar da, bilmiyorum bebek ne der bu işe:)

Ev gayet serin olduğu halde termometre bizim odada 21'i falan gösteriyordu dün gece! Camları mı açacağız şimdi sıcaklığı 18'e indirmek için? :))

Şu anda da 24'ü gösteriyor. Diyorum ben, çocuğu çok giydirmeye gerek yok:) Üstelik 18 derecelik oda için önderdikleri, uyku tulumu ve 1 kat battaniye! Bu İngilizler'in kar yağarken t-shirtle gezmelerine şaşmamak lazım. Bak ben hala hırka giyiyorum kar yağarken:P Biraz daha çalışmam lazım bu konuda:)))

Thursday, 3 May 2007

Ayça Şen'in Normal Doğum-Sezaryen konusundaki 26 Mart 2005 tarihli yazısı.

'Normal doğum mu? Yıkılın!'

Son zamanlarda anne olanlar bütün gazetelerde yazmaya başladı ya; bir pedagog gibi bu işin inceliklerini, neyin nasıl olduğu filan gibi konuları anlatır oldu ya; Türk kadınını içinden güçlendirme kurumunun asil üyelerinden biri olmak için benim de içim karıncalanıyor. Çocuklar büyüyüp seri katil olmadan herkes gazetelerde bu deneyimlerini anlatıyor. Geçenlerde Memo da arkadaşının boğazına yapışıp dişlerini sıkarak "Öldürücem seni," deyince aradım gazeteyi; "Fazla vaktimiz kalmadı; ben de pedagog olmak istiyorum," dedim.

Anadolu'da tarla kenarında doğum yapsaydık anlatacak çok şeyimiz olabilirdi genç anne adaylarına şüphesiz. Ancak beş yaldızlı hastanelerin narkozla bayıltılarak alınan bebekleriyle hangi çeşit bir doğum deneyimi ya da 'her eve bir modern esir' kampanyasından ruhu alınan yatılı dadılarla bu iş ne kadar başarılır ki...

Ama çok savaştım; samimi söylüyorum, şu normal doğum işi için çok savaştım. Tam altı doktor değiştirdim, bana gaz versinler de bir doğum deneyimim olsun diye. Fakat kimse Türk sanat filmlerindeki doğum sahnelerinin fobisini unutturacak bir şeyler yapmadığı gibi, bir doktor da tıp kitaplarını açıp daha hamileliğimin ilk üç ayındayken, kan revan içindeki normal doğum fotoğraflarını gösterdi. Ondan kaçtım, bir başkası normal doğumun ne kadar tehlikeli ve iğrenç bir şey olduğunu anlatmaya başladı. Yerlere kapanarak ağlamaya, canının çok acıdığını, bolardığını, kocasının onu doğumdan sonra beğenmediğini, daha sıkı ve genç kadınlara gittiğini, normal doğumun nelere mâl olduğunu anlattı.

Boyunlarında stetoskop, ceplerinde hesap makinesiyle gezen kadın doğumculardan, hakkında "Normal doğum yaptırıyormuş," diye efsane üretilenleri aradım ama randevuları tıka basa doluydu, ulaşamadım.

Bir de adı çok meşhur olan yakışıklı sezaryenciler vardı. Bunlar çok pahalı, amiyane espriler yapan, bir kaç replikle meşhur olmuş, karı koca, tıpkı düğünlerindeki, "Ay acaba gelinliğimin fırfırları samuray kılından mı olsun, yoksa 'Niyork' tüyünden mi olsun?" diyen ve hatta valla billa, nikâh salonuna, prenses ve baron gelinlik ve damatlıklarıyla - AT İLE GELEN - çiftlerin sezaryencileriydi.

Ve herkes "Sezaryeni ve muamelesi çok meşhur," diye gittikleri havalı doktorları birbirlerine öneriyorlar, bu adamlar da hep "Bugün nasılız?" diye sahtekâr sahtekâr dişleriyle sırtararak sürekli çoğul konuşuyorlar, o kadar parayı alarak bir de gülümsemesiyle lütfediyorlardı. Siz de şımararak ona olmayacak sorular da sorabiliyordunuz kendinizi kaybedip haliyle: "Peki ya normal doğum?"

"Ne?! Bir daha bu lafı duymayayım, köylü kadınlar gibi normal doğum mu yapacağız? Siz kayınvalidesi misiniz saygıdeğer hanımefendi? Bu köylü gelini nereden buldunuz? Yıkılın karşımdan. Çıkın çıkın çıkın..."

Aslında sezaryenin faydaları da yok değil. Meselâ eşinizle romantik bir gece kafa kafaya verip çocuğu hangi gün aldıracağınıza karar verebiliyorsunuz. Burcunu siz tayin edebiliyorsunuz. Ya da meselâ eşinize sürpriz yapmak istiyorsanız onun doğumgününe denk getirip hastaneden ameliyat günü alıyorsunuz. Yok eğer ona o günlere yakın kızıp küserseniz, annenizin doğumgüne de denk getirebilirsiniz. Zaten normal doğumundan yaklaşık olarak üç hafta önce alıyorlar; e, doktorlar da yıllık iznine göre ayarlayacak heralde, biraz daha erken alınır, ne olacak... Küvezde takılır biraz; çok da şımarık olmasın çocuk. Hayatın zorluklarını bilmeli; dışarıda o kadar çocuk tinerci olarak yaşamlarını icra ediyor, biz çocuğumuzu sağ duyulu yetiştirelim; evet evet onu bir ay küvezde tutalım da insanlara yardım etmenin değerini anlasın. Bizim gibi erdemli olmalı değil mi sevgilim?
Evet karıcığım...

Şimdi anaokullarına gidin, ciğer gelişimini tamamlamadan anasının karnından alınmış kaç yüz çocukla karşılaşacaksınız. Hepsi hırıltılı, hepsi yorgun, hepsi melankolik... Yapı olarak depresyona meyilliyseniz, dikkat! Çünkü nadir rastlandığı söylense de aslında neredeyse her kadında yaşanan doğum sonrası depresyonunun bir numaralı sebebi bu sezaryen. Sonradan kalıcı şizofreniye ve hatta intiharlara yol açan bu doğum sonrası depresyonun hafif şiddette olanını yaşadığım halde, çektiğim acıyı anlatmam mümkün değil. Bir de bütün bunlara doğum sonrası, çocuğunu ilk kucağına alamamak filan eklenince hal çok daha yoğun oluyor. Çocuğunuz doğar doğmaz hazır mamayla besleniyor, sonra meme alıyor ağzına. Kim bilir çocukta ne gibi hasarlara yol açıyor. Çocuk doğar doğmaz annesini istediği halde, beşinci, onuncu elden, hem de yıkanmış, süslenip püslenmiş olarak geliyor anasının kucağına.

Memo'yu hatırlıyorum, ilk göz göze geldiğimizde ağrıdan gözüm görmüyordu hiçbir şeyi. Ameliyat yarası öyle bir acıyordu ki, normal doğum yapsam her şey geçip gitmiş olacak, ara ara hatırıma gelip doktor milletine olan kinim beni böyle rahatsız etmeyecekti.
İstisnalar kaidelerimi hiç ırgalamaz; ben yaşadığımı bilirim kardeşim; hele hele doktorun haddini aşmaması, beklemeden çabucak bebeği alıp ameliyathaneden hemen 'bıranç'a gidecek diye, o 'bıranç' paralarını karşılayacak diye beni alet etmemesi gerek.
Yoksa biliyorum, onların da altın gibi bir kalbi var. Eminim onu da gidip kuyumcuda tarttırmışlardır kaç para eder diye.

(Möhüm not: Namuslu ve kendinden önce anne ve bebeği düşünen doktorlar hallenmesin rica ederim. Benim sinirim öbür tüccarlara.)

Bu cicilerimizi Meral Teyzemiz İstanbul dönüşü getirdi:) Teşekkür ediyoruz Meral teyzeeee :)
Rahmetli anne dedem biz torunlarını 'Küçük Maymun' diye severdi. Bu geleneği Kaan bebekle devam ettireceğiz sanırım :))

Bu da Meltem teyzemizle Cem amcamızdan gelen hediyemiz:) İlk altınımız :) Yastığımıza iliştirelim hemen :))

Kaan bebek hediyelerini aldı da anne babası almadı mı sanki? :) Meralcim, bir kez daha buradan teşekkür ediyoruz :)

İki gündür üzerimde bir kırıklık vardı. Evden dışarı çıkmıyorum, yaramıyor bana:))

Az önce iki greyfurt ve bir limonun suyunu sıkıp içtim. Ondan sonra da en kuvvetli ilaçlarımdan birisini almaya başladım:) 'Ben gayet sağlamım, sağlıklıyım, taş gibiyim, hasta falan değilim!' ilacı :) Çok işe yarayan bir yöntem, tavsiye ederim.

'Hasta mı olacağım acaba? İyi hissetmiyorum' vs dedikçe insan vücudu direncini kaybedebiliyor. Oysa tam tersi, iyiyim, sağlamım deyip beyni kandırdıkça hastalığın kıyısından geçip atlatabiliyorsunuz. Bu yöntemi defalarca denedim ve genelde işe yaradı.

2 ay kadar önce bir öğleden sonra evden çıktım. Üzerimde bir kot pantolon, ince bir penye, yazlık merserize bir hırka, ayağımda spor ayakkabı. Ben çıktım, az sonra kar yağmaya başladı! Basbayağı kar yağıyor! Otobüs durağında bekliyorum ama donmak üzereyim. Geri dönmeye üşendiğim için de dönmeyip bekliyorum:)

Acı yok Rocky! Acı yok! diye diye bekledim. Alışveriş yapıp, hediyelerimi alıp, küs olduğum eşimin yanına gitmem lazım:) Isınmak için dükkanlara giriyorum, dışarı çıkmayı canım istemiyor. Neyse aldım alacaklarımı, eşimin iş yerine doğru yola çıktım. 20 dakika kadar, üfür üfür esen yoldan yürümem gerekiyor. Acı yok Rocky, üşümüyorum, gayet sağlamım Rocky :P diye diye atlattım o günü:) O karda, soğukta ince bir hırka ile :)

Şimdi de, 'Gayet sağlamım Rocky, iç greyfurtu Rocky' diye geçiştirdik :)))

Saat 3'te ebe randevum var.

Wednesday, 2 May 2007

Sabah annemle konuştuk telefonda,
Bir panik, bir panik:)

Hem annem, hem babam.
Benden başka herkes panik:P
Bir durun, sakin olun:)
No panic, no panic :)

Bakın, evde ağrı kesicisiz doğum yapıp (hem de ilk doğumu) ertesi gün daha 24 saati dolmamış bebeğiyle parka giden anneler var bu dünyada:) Bu İngiliz değil yalnız, Amerikalı:) 4 günlük bebeğiyle alışverişe giden İngilizler de var malum:)

Almanlar ne yapıyor acaba? :) Ruslar doğar doğmaz soğuk suya atıyorlar bebekleri, onu biliyoruz:)

Tamam o kadar acımasız :P olmayalım ama çok da panik yapmayalım.

Dünkü kursta ders veren fizyoterapistin sürekli vurguladığı bir şey var, 'yapamam, baş edemem dedikçe yapamazsınız. Yaparım, başarırım dedikçe üstesinden gelirsiniz.'

Yapamam diye bir şey yok, herkes nasıl yapıyor? Her ülkenin, her kültürün bizimkisi gibi sıkı bağları yok. Bireyselcilik tavan yapmış, bir başına baş ediyor insanlar kendi dertleriyle. Zorluklar insanı zayıflatmıyor, tam tersine güçlendiriyor.

Türkiye'de olsam bu kadar güçlü olabileceğimi sanmıyorum. Etraftaki güven halkası belki de kişinin kendisini o güvenli kollara salmasına ve ister istemez içerden biraz da olsa zayıflamasına neden oluyor. Oysa gurbettesin, bir başınasın. Üşüyünce sırtına yeleğini koyacak kimse yok yanında, bunu daha baştan bildiğin için bir beklentin de yok. İşin başa düşeceğini biliyorsun. Kalkıp kendin giyiyorsun işte yeleğini, bu kadar basit belki de benim gözümden her şey:)

17 yaşımdan beri gurbetteyim, anne-babadan uzak. 1001 güçlüğü en fazla arkadaşla, dostla, sevgiliyle göğüslemişim. Yaş olmuş 29. Allah sağlık versin. İnsanın sağlığı yerinde olduktan sonra yenemeyeceği güçlük yok.

Bir zamanlar, neeaa normal doğum mu? Hayatta yapamam :P Sezaryen varken ne gerek var canım aaaa! diyordum.

Bugünse, 'ay hemen ayağa kalkmam lazım, Murat'ın işleri yoğun, annemler henüz gelemiyor, kızlar zaten çalışıyor, akşamdan akşama ancak görüşebiliriz.
İşler başa düşüyor, umarım bir aksilik olmaz da sezaryen olmak zorunda kalmam' diyorum.

Hayat böyle bir şey işte. Öğreniveriyorsun dersini, öğrenmen gerektiğinde:)

Hadi bakalım hamileler, yapamam-edemem diye bir şey yok! Annemin özlü sözüyle bağlayalım, Sen işten korkma, iş senden korksun:)


Yukardaki doğum takviminin tarihini biraz ileri mi atsam acaba :P
Bir aksilik olmadığı sürece 40. haftayı geçen bebekleri, anne karnından çıkmak istemiyorlarsa 2 hafta daha bekletiyorlar. 2. haftanın sonunda anneye suni sancı vererek doğumu başlatıyorlar. O yüzden 8 mayısa 14 gün daha ekleyip 22 mayısa kadar yolu var diyelim :)) 22'sinden önce gelirse sürpriz olur hem :))))

Az önce iş yerimdeki Türk arkadaşım aradı. Çok tatlı olan bu insanın, çok değişik bir özelliği var:)
Bundan aylar önce bir gün geldi, rüyamda senin hamile olduğunu gördüm dedi bana. Daha benim hamile olduğumdan hamerim yoktu o bu rüyayı gördüğünde ama evet, hamileymişim :)

Dün gece de, karısı hamile olan bir iş arkadaşımızı görmüş. Karım doğum yaptı diyerek işe gelmiyor rüyasında. Bu sabah öğreniyorlar ki karısının sancıları başladığı için arkadaş izinli:))

Eee F.cim dedim, benimkinin ne zaman olacağını düşünmeme gerek yok:) Sen rüyanda görünce beni ara canım:)))

Ebe bacı lakabını taktım arkadaşa :))))

Tuesday, 1 May 2007

Minik Meleğin Annesi ve Yaban Eriği sobelemişti beni ama ancak sıra geldi. Gecikme için özür:)

Önce 3 yemek tarifi mi veriyoruz? ee şey.. Bizde yemek işlerine Meral teyzemizle Yeşim teyzemiz bakıyor:)) Ben bulaşıkları yıkarım :P

Hayatta yaptığım en komplike 3 yemek, yaprak sarması, fırında dolma ve kısırdır:P Hala yemek tarifi istiyor musunuz? :))

Tabi bir de Meral&Yeşim ve bendenizin el birliği ile, hayatta hem ilk defa hamur açarak, hem de ilk seferde iki tepsi yaptığımız su böreği vardır ki gururumuzdur:)))

Tariflerini vermiyorum (Yalnız hepsi sızma zeytinyağı ile, aman dikkat:)) ama durun hemen sobelenmemiş birilerine ikram edeyim:) Yaprak sarması Şeyma ve oğlu Mirzahan'a, Fırında dolma Nilly'e ve Kısır da Minik Patiklere :)

Gelelim ankete:

Daha önce yaşadığınız 3 şehir:

3' ü de İngiltere sınırlarında. Kayda değmez:) Halen Essex eyaleti :P sınırları içinde yaşıyorum:)

Tatil için gittiginiz, gördüğünüz ve önermek istediğiniz 3 yer?

Türkiye'de tatil için gidip de önermek istemeyeceğim hiç bir yer yok:) Her yeri görmeli:)

Yaşamak istediğiniz 3 şehir:

Şehirde yaşamak isteyen kim:) Türkiye'de, küçük bir kasabada ya da köyde yaşamak isterdim. İngiltere'de ise Londra dışında başka hiç bir köy-kasaba ya da şehirde yaşamak istemiyorum. Bu da böyle bir çelişki işte.

Şu andaki mesleğini nedir?

Doğum iznine ayrılmış medya dedektifi diyebilir miyiz? Diyebiliriz :P

Dünyaya yeniden gelseydiniz, hangi mesleği yapmak isterdiniz?

Pek çok ankette asla olmam denilen bir meslek:) Doktorluk, özellikle de cerrahlık. Onun dışında, kolunda altın bilezik sayılabilecek bir el işçiliği yapıyor olmayı çok isterdim. Cerrahlık da el işçiliği sayılıyor gerçi:)

"Kesinlikle ben yapamazdım" dediginiz meslek nedir?

İnsanın mecbur kalınca her işi yapabileceğini çok iyi biliyorum. O yüzden asla yapamam diyebileceğim hiç bir iş yok. Yapmayı tercih etmeyeceklerim de dahil.

Yaşam felsefenizi oluşturan sözlerden biri?

Kendi düşen ağlamaz.
Ne ekersen onu biçersin.

İki oldu ama neyse:p
Çok acımasızım sanırım:)

Bir kitaptan alınma, çok sevdiğiniz bir cümle veya paragraf veya bölüm?

Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.*
Orhan Pamuk-Yeni Hayat

*Based on a true story :)

Çok sevdiğiniz bir şiirin bir parçası?

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ*

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Bütün çiçeklerini getirin buraya.
Öğrencilerimi getirin buraya
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya
Son bir ders vereceğim onlara
Son şarkımı söyleyeceğim.

...

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım
Ama ben dünya üstündeyim toprakta
Çile çektim, yalnız kaldım ama yaşadım
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım.
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Ceyhun Atıf Kansu

Şiirin tamamı: Dünyanın Bütün Çiçekleri
*Bir deprem sonrası çöken okul duvarının altında kalan öğretmen Şefik Sınıg'ın son sözleri olan, "Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin." sözleri üzerine yazılmıştır.

Bir anketimizin daha sonuna geldik sevgili okurlar:)

Bu postu sabah hazırladım ancak araya hastanedeki doğum kursu girince ara vermek zorunda kalmıştım.


Gelelim diğer haberlere:


Meral teyzemiz 2 saat önce İngiltere topraklarına ayak bastı:) Bu akşam onu görmeye gideceğizzzz yaşassııın :)) Çok özledik seni.

Doğum kursunun 2. dersi de bitti. Neler öğrendik? Nefes alıp verme tekniklerini, ağrı kesici çeşitlerini (daha önceden çalıştığımız konular:)) yine sancılar esnasında uygulanacak bir takım taktikleri vs.

Geçen hafta öğrendiğimiz alıştırmaları tekrar ettik. Fizyoterapist aynı alıştırmaları evde de defalarca uygulamamızı tembihledi. Sancılar başlamadan önce ne kadar çok tekrar edersek, sancılar başladığında olaya o kadar hakim olacağımızı söyledi.

Doğum için hastaneye giderken anne adayının arabanın arka koltuğuna oturmasını, arabayı kullanan kişinin de böylece dikkati dağılmadan ve kuralları çiğnemeden arabayı kullanabileceğini söyledi.

Haftaya partnerler için özel hazırlanan son ders var. Akşam 7.30-8.30 arası. Son ders bebişin muhtemel geliş tarihi:) Dersten sonra eve gitmeden doğumhaneye geçsem ne süper olur :))

Bugün hastaneye giderken zaman tuttuk, 5-6 dakika içinde hastanede olabiliyoruz.
x