Monday, 26 February 2007

Cumartesi günü yakın bir arkadaşımız ameliyat oldu. Cuma günü acile gidiyor, yarın ameliyat edeceğiz diyerek hemen hastaneye yatırıyorlar. Küçük bir operasyondu ama yine de sonuçta genel anesteziydi. Çok şükür şimdi iyi. Pazar akşamı hastaneden çıkardılar. Cumartesi-Pazarı hastanede geçirdik. Cumartesi Meral'le birlikte hastanenin içinde bir yerleri ararken maternity bölümüne de girdik:) Aslında kapı dışardan kilitli idi (Her koğuşun kapısı kilitli olmuyor, bizimki değildi mesela ama sanırım bebişlere yabancılar zarar vermesin diye o bölümü kilitli yapmışlar) ama içerde telefonla konuşan bir yeni babaya el kol işaretleri ile kapıyı açmasını rica edip içeriye daldık:) Doğum yapmış anneler ve bebişlerine ayrılmış bir koğuştu. Şansımıza bir de yeni doğmuş bir pamuk şekeri gördük:))

  • Hamileler için yüzme derslerine gitmek istiyorum ama istediğim gibi bir yer bulamadım. Dersi de geçtim, istediğim gibi bir spor merkezi bulamadım civarda. Temizliğinden emin olduğum bir yer var ama orası da evime çok uzak. En azından haftada bir gidebilsem doğuma kadar çok iyi olur.
  • Doğumla ilgili derslere katılmak istiyorum (antenatal classes), hastaneden aldığım numarayı arasam iyi olacak! 28. haftadan sonra herhangi bir zaman kabul ediyorlar sanırım. Bir kaç haftalık bir kurs, baba adaylarının da gelebilmesi bazı kurslar perşembe akşamları düzenleniyor. Baba adayımıza uyar da, perşembeleri çalıştığım için o yorgunlukla bana uymaz:) Zaten ben işten eve ulaşana kadar kurs bitmiş oluyor. 15 marttan sonra, doğum iznine çıktıktan sonra başlamalıyım sanırım.
  • Geçen hafta rahatsızlandığım ve aynı zamanda da full time çalıştığım için bu hafta sonu yapmış olmamız gereken, yabancı arkadaşlar için hazırladığımız Türk gününü iptal etmiştik. Çok da iyi yapmışız, zaten arkadaşımı cuma akşamı hastaneye yatırmışlardı. Arkadaşların hediye alacaklarını duymuş ama belli etmemiştim. Türk arkadaşıma, hediye alacağınızı biliyorum ama sakın kıyafet almayın dedim:) İsterlerse hediye çeki alabileceklerini söyledim. Ama zaten onlar hediyeyi belirlemişler, bebişi banyo ettirmek için küçük bebiş küvetleriden alacaklarmış. (Bizim zamanımızda bebiş küveti mi vardı:) Leğende yıkanırdık biz:) Bu zamane veledleri çok şanslı:)))
  • Minik Patikler'in tavsiye ettiği Pilates kurslarına baktım ama yakınlarımda bir yer yok maalesef:( Ancak fiyatların çok uygun olduğunu söylemeliyim. Bire bir özel derslerin bile fiyatları fena değil. Hocaların telefon ve mail adresleri var, hamileler için özel ders verenler varsa haftada 2 kere doğuma kadar gitmek istiyorum. Bugün arayıp her biriyle tek tek konuşup fiyat alacağım.
  • Yapmam gereken bir sürü şey var ama doğum yaklaştı hala yoluna koyamadım işleri. Zaman ne çabuk geçiyormuş:)

Thursday, 22 February 2007

NOT: Pratik anne, bu postu yayınlayınca yorumunu gördüm, aşağıda yazdıklarım senin yorumuna cevap niteliğinde olabilir benim açımdan:) Yani I say absolutely YES to epidural:) Güzel dileklerin ve tavsiyelerin için teşekkürler:)

Bugün ebe ile randevumuz vardı ana-oğul:) Çok şükür her şey yolunda görünüyor. Yalnız bebişin kalp atışlarını biraz zor bulduk bu sefer. Daha 5 dakika önce içerde taklalar atıyordu ama ebe kalp atışlarını dinlemek istediğinde beyimiz saklandı:) "He's a shy boy" dedim ebeye ve utangaç oğlum annesini yanıltmadı:) Ebe defalarca ve dakikalarca uğraşmasına rağmen kalp atışlarını bulamadı. Neyse ki en sonunda bizimle saklambaç oynayan utangaç oğlumu saklandığı yerde bulduk:)))

28. haftada yaptırmam gereken demir düzeyi için bir kan testim varmıştı ama ben hastaneden randevu tarihi gönderecekler diye beklerken unutmuşum! Oysa ki kendim gitmem ve yaptırmam gerekiyordu. Tamamen aklımdan çıkmış! 29. haftam bitmiş, 30. haftaya girmişim bu arada! Neyse henüz geç değil dedi, ben de apar topar hastaneye gidip kan verdim. Pregnacare kullandığım için, çok uzun zamandır demir takviyesi alıyorum zaten. O yüzden fazla endişelenmiyorum. Umarım yolundadır her şey.

Ebeye suda doğum istediğimi söylediğimde benim hastanemde suda doğum yaptırmadıklarını söyledi:( Suda doğum imkanının olduğu bir hastane araştırmaya başladım. Gerçi son günlerde doğum sancısı üzerine okuduklarımdan sonra epidural dışında hiç bir şeyin benim için bir çözüm yolu olmayacağını düşünmeye başladım.

İlk günden bu yana dysmenorrhea'dan muzdaribim. Aynı derdi çekenler ne demek istediğimi anlayacaktır. Dysmenorrhea hastaları adet sancılarını, doğum sancısı gibi bir sancı/labour-like pain olarak tarif ediyorlar. Bazı dysmenorrhea hastaları doğum sancısının çok daha hafif kaldığını ve doğumla kolayca başa çıktıklarını söylüyorlar. Hatta içlerinde hiç bir ağrı kesici kullanmadan doğum yapanlar bile var! Şimdi bu tariflerden sonra doğum sancısının nasıl bir şey olduğu konusunda az çok fikir edinmiş buluyorum:)

Dysmenorrhea ile labour pain/doğum sancısının teknik olarak aynı olduğunu söylüyor doktorlar. Birincil dysmenorrhea'ya yol açan prostaglandin hormonu doğum sancılarının da sebeplerinden bir tanesi. Ayrıca her iki ağrının bir diğer ortak kaynağı prostaglandin'e bağlı uterus kasılmaları ve cervix açılmaları. Şimdi bu durumda ya şanslı bir insan olabilirim ve zaten her ay karşı karşıya kaldığım ağrı benzeri bir ağrı çekip, ben zaten her ay 9 doğuruyormuşum derim:)

Ya da araştırmaların ortaya koyduğu, dysmenorrhea hastası hamilelerin, bu sorunu olmayan diğer hamilelere göre daha fazla doğum sancısı çekme ihtimallerinden yola çıkarak dysmenorrhea'dan daha kötü doğum sancısı ile karşı karşıya kalabilirim! Nasıl yani! Benim dysmenorrhea ağrılarımdan daha mı fazlası söz konusu !!!! O acıdan daha mı kötü doğum sancısı?!?!

Seni ne yatıran, ne kaldıran, ne yürüten, yataklardan yerlere attıran, 90 derece açıyla bile doğrulmana izin vermeyen, yerde iki büklüm halıları tırmalarken ve ağlarken, 'Allahım canımı al da kurtulayım' diye yalvartan, ölmekten başka hiç bir şeyi düşünmene izin vermeyen, şansın varsa sürünerek banyoya ulaşabileceğin, non-stop bıçakla karnın deşiliyormuş, canlı canlı, uyuşturucusuz ameliyat ediliyormuşsun hissini yaşatan, hiç bir sıradan ağrı kesicinin kesemediği, kesmeyi bırak üzerinde en ufak bir etki gösteremediği, ancak ve ancak ameliyat sonrası ağrılar, böbrek sancıları, özel olarak dysmenorrhoea için kullanılan Non Steroidal Anti-Inflammatory Drugs (NSAIDs)'lerden bir avuç falan yuttuğunda baş edebildiğin; baş ağrısı, diş ağrısı, göz ağrısı, migren, kırık-çıkık-ezik ağrısı, mide ağrısı, hatta ve hatta nefesini kesecek kadar şiddetli böbrek ağrısının bile yanında sinek ısırığı tadında kaldığı dysmenorrhoea ağrısından daha mı kötü doğum ağrısı??? O zaman suda doğum falan filan yalan olur bana:) Gördüğüm ilk arabanın altına, açık bulduğum ilk pencereden dışarıya atlamadan önce epidural almam gerek çünkü:) Dysmenorrhoea ağrısı bana canlı canlı ameliyat edildiğim hissini yaşatıp beni ölmek için yalvartıyorsa ondan beter doğum sancısı intihara teşebbüs ettirebilir. I'm not kidding:)

Ya da... O şanslı dysmenorrhoea hastalarından birisiysem, doğum sancısı ne ki peehh :) diyenlerden olabilirim. Bu konudaki yorumlarımı doğum sonrası paylaşmak dileğiyle:)

NOT2: Aşağıdaki linkte, mail grubundaki bazı dysmenorrhoea hastalarının 'doğum ve period pain' karşılaştırmaları beni çoook umutlandırdı:) Eğer öyle ise, normal doğum yapacak arkadaşlar korkmayın:) Beterini her ay çeken var:)

Dysmenorrhoea VS Labour pain

Wednesday, 21 February 2007

2 çocuk annesi Indian bir arkadaşımla sohbet ettik bugün. Bazı tavsiyelerde bulundu.
  • Doğumun ilk aşamasında, mümkün olduğunca geç hastaneye gitmemi, {Genelde tüm bilgi broşürleri ve dergiler de bunu söylüyor. Doğum -normalde- hemen gerçekleşmeyeceği için hastaneye gidip monitöre bağlanarak yatmak zorunda kalmaktansa, evde çeşitli yöntemlerle rahatlamaya çalışmayı tavsiye ediyorlar.}
  • Sancılar başladıktan sonra bol bol yürümemi,
  • Doğumun ilk aşamasında süt ve bol miktarda safranı kaynatıp soğuduktan sonra içmemi, {Rahatlatması, ağrıyı azaltması ve doğumu kolaylaştırması için}
  • İleride belde oluşabilecek problemler açısından mümkünse epidural yaptırmamamı, {Suda doğum istediğimi söyleyince o da tavsiye etti. Kendisinin 12 yıl önce ikinci çocuğunun doğumunda istediğini ama o zaman bu imkanın olmadığını söyledi.}
  • Benim -kısmetse- doğum yapacağım hastanenin, zaman zaman çok gerekmediği halde anne adayını sezaryene almaya kalkıştığını, bebek strese girmediyse, çok ciddi bir durum yoksa sezaryen teklifine kesinlikle hayır dememi,
tavsiye etti.

Tuesday, 20 February 2007

Daha haftanın ortasına gelmemiş olmamıza rağmen çok yoruldum. Co-worker'ım/iş arkadaşım geçen haftadan bu yana tatilde olduğundan işleri yetiştirebilmek için full çalışıyorum. Allah, full-time çalışan hamilelerin yardımcısı olsun:) İnsanüstü çaba gerekiyor, bence:)

Doğum iznimi kararlaştırdık. Nisanın sonlarına doğru başlayacak. Hemen öncesinde, 15 mart gibi de yıllık iznimin bir kısmını alıyorum. İkisini birleştirdim. Yani kısa bir süre sonra, kısmetse uzun bir süreliğine işe ara vereceğim. Aslında yıllık iznimi kullanmayıp yıl sonunda şirkete geri satıp nakite çevirme:) şansım var ama nisan sonuna kadar dayanabilecek miyim bilmiyorum.

Haftada 16 saatten fazla çalışan tüm kadınların 26 hafta ücretli doğum izin hakları var. 26 hafta boyunca maaşın %90'ı ödeniyor.

Bu yıl yeni çıkan bir kanunla, 1 Nisan 2007 ve sonrasında doğan bebeklerin anneleri, ücretli olarak ayrıldıkları 26 haftaya, ücretsiz olarak bir 26 hafta daha ekleyebiliyorlar:) Bu 52 haftaya, yıllık izinleri de dahil ettiğimizde oldukça uzun bir dönem, üstelik yarı süresinden fazlası maaşlı olmak üzere hamilelik izni alınabiliyor.

İlk 26 haftanın ya da tüm 52 haftanın sonunda annenin iş verenden, full time çalışıyorsa part-time çalışma isteğinde ya da evden çalışma isteğinde bulunma hakkı var. İş veren kabul etmek zorunda değil tabi:) O durumda anne ya işe geri dönecek ya da istifa edecek.

Peki ben ne yapmayı düşünüyorum?

Halihazırda part-time çalışıyorum, çalışma koşulları, imkanlar, her şeyi çok uygun ve en önemlisi işimi seviyorum, -çocuk söz konusu olmasa- bırakmak istemem ama... Ama çocuğumu bırakmayı asla istemem. 26 haftanın sonunda evden çalışma isteğinde bulunmayı düşünüyorum. İşim buna müsait. İhtiyacım olanlar bilgisayar, internet ve printer. Hepsi bu. Ancak şirket prensipleri gereği evden çalışma isteği kabul edilmiyor. Yalnız managerlerdan bir tanesinden, cocuğu olan bir annenin evden çalışma izni aldığını öğrendim. Kimdir, alanı nedir bilmiyorum. Gerçi küçük çocuğu olan ve işe gelen başka anneler de var. İmkan olsa onlar da evden çalışmak isterdi sanırım. Ben yine de izinlerim bittiği sıralarda şansımı denemek istiyorum.

Burada anne babaların uyguladığı yöntemlerden bir tanesi, her ikisinin de part-time çalışıp çocuklara dönüşümlü bakmaları. Eşimle bunu uygulamamız biraz zor. Gerçi onun da, en azından benim işte olduğum günler evden çalışma şansı olabilir ama her an acil bir iş, toplantı vs çıkabilir.

Bütün gün hem çocukla ilgilenip hem evde çalışabileceğimi düşünüyorum ama çocuğu eşimden başkasına bırakıp part-time bile işe gitmeyi düşünemiyorum:( Burada şartlar, çocuklar büyüyüp okula başladıktan sonra işe dönmeye, kariyere kaldığın yerden devam etmeye ya da her şeye, eğitime-kariyere vs. yeni baştan başlamaya izin veriyor. Böyle bir imkan varken değerlendirmek isterim açıkçası. Kaldı ki annelerin, çalışmıyor olsalar da çocukları üzerinden, devlet tarafından emeklilik sigortaları ödeniyor. Annelerin sosyal hakları güvence altına alınmış oluyor böylece.

Tabi bunların hepsi şimdilik teoride olan fikirler. Ne diyelim, hayırlısı olsun.

Çok alakasız olacak ama not düşeyim:

1- Normalde 38 numara ayakkabı giyiyorum. Hamilelikte ayakların rahat 1 numara büyüdüğünü biliyordum ama hafta sonu 40 numara ayakkabı alınca komik oldu:P Oğluşun annesi şu an 40, babası 45-46 giyiyorsa acaba oğluş kaç numara ayakkabı giyer:P Bu da günün sorusu olsun:)))

2- Çok güzel, eğlenceli ve eğitici bir site buldum. Tavsiye ederim: www.emmasdiary.co.uk



Saturday, 17 February 2007

Alternatif Doğum Seçenekleri

Evde doğumu düşünür müydünüz? desem sanırım çok garip bir soru sormuş olurum:)
Burada oldukça popüler olmaya başlamış bir doğum seçeneği evde doğum. Eğer her şey yolunda gidiyorsa ve annenin ilk doğumu değilse evde doğum uzmanlar tarafından güvenli bulunuyor. Tabi evde doğum demek, kendi başının çaresine bakacaksın demek değil:) Hamilelik esnasında hastaneyi ve ebenizi haberdar etmeniz, randevu almanız gerekiyor.

Anne adayı hastaneye gideceğine, doğumda bulunacak iki ebe eve geliyor ve doğumu evde gerçekleştiriyorlar. Ayrıca doğum esnasında ağrıyı azaltma amacıyla kullanılan oksijen makinasını da anne adayının kullanabilmesi için eve getiriyorlar.

Bu seçeneği ilk duyduğumda resmen dehşete düşmüştüm:)) Ancak artık çok normal bulduğumu söylemeliyim:) Tabi akla hemen, bir komplikasyon oluşursa, acil müdahale gerekirse ne olacağı sorusu geliyor. Ancak yeterli sayıda hastane olması, örneğin benim yaşadığım bölgede kısa sürede ulaşılabilecek 3 hastanenin olması, acil durum için ambulansın temin edilmesi vs gibi avantajlar sebebiyle anne adayı hemen hastaneye nakledilebiliyor.

Evde doğum konusunda hazırlanmış ayrıntılı bir site:
www.homebirth.org.uk

Peki ya suda doğum?
Suda doğum konusunu nedense hiç düşünmemiştim ancak artık ciddi olarak değerlendirmeye başladım. Tabi suda doğum istiyorsam en kısa zamanda hastaneye haber vermem gerekiyor. Her hastanede su havuzu bulunmuyor ancak internetten kontrol ettiğim kadarıyla benim kayıtlı olduğum hastanede mevcut. Ebelerin, suda doğum konusunda eğitimli ve tecrübeli olmaları gerekiyor. Suda doğum, küçük bir su havuzunda, ılık su içerisinde gerçekleşiyor. Oksjen&gaz'dan oluşan ağrı kesici makinasını da anne adayı havuz içerisinde iken kullanabiliyor.


First come, first served yani ilk gelen sırayı kapacağı için suda doğumu sadece istemek yetmiyor:) Aynı gün doğum yapacak olan anne adayı ya da adaylarının suda doğumla pek ilgilenmiyor olmaları gerekiyor:) Bu perşembe ebe ile randevum var, ayırtabilirsem yer ayırtmayı düşünüyorum.

Suda doğum:
www.activebirthpools.com


Bir de bu iki seçeneğin kombinasyonundan oluşan evde suda doğum seçeneği var:)
£195 karşılığında doğum havuzunu 4 haftaya kadar kiralayıp evde kullanabiliyorsunuz.
Back to Nature :)
Kimse Meltoş halacığımın sevgililer gününü kutlamamış mıııı? :(
Üzülme halacık, ben kutlarım bundan sonra hep:)
Sana çiçekler, çukulatalar alırım halacık.
Bir de kocamaaaannn öperiiimmm:)

Wednesday, 14 February 2007





Kahve&hediye bahane,
:)

Monday, 12 February 2007

Bu solda görülen sembol, gereksiz sezaryan kullanımına karşı çıkmak için 25 yıl önce ABD'de kurulmuş, uluslararası bir kuruluş olan International Cesarean Awareness Network'un anti-sezaryan sembolü.

Şu günlerde doğum çeşitleri, planları, ağrı azaltıcı yöntemler, ağrı kesici çeşitleri vs üzerine bol bol okuyorum. ABD, Kanada, Avrupa ülkeleri gibi ülkelerde normal doğum ile sezaryan arasında kişisel bir tercih yapma şansınız olamaz. Eğer çok uçuk bir ücret ödeyip özel bir hastanede, özel bir doktora nazınızı geçirmiyorsanız. Özel hastane ve doktorlar bile öncelikle normal doğumu tavsiye ediyorlar.


Türkiye'de iken ve buradaki ilk zamanlarımda, ben de pek çok Türk bayan gibi sezaryan taraftarı idim:) Ancak zamanla bu konudaki fikirlerim değişti. Çünkü bana öğretilenin yanlış olduğunu, herkes Mersin'e giderken bizim tersine gittiğimizi fark ettim. ABD,Kanada,AB ülkeleri,Japonya,Avustralya gibi pek çok alanda olduğu gibi sağlık alanında da gelişmiş,kendilerini kanıtlamış ülkelerin doktorları,uzmanları,halkı normal doğum derken biz sezaryan diyorsak bu işte bir terslik olmalı.

Kimi zaman sancı bile çekmeden, doktorunuzun belirlediği bir günde anesteziye alınıp, (şu sıralar epidural ile lokal anesteziye alınıp) siz hiç bir şey hissetmezken bebeğinizin 10 dakikada karnınızdan çıkarılması ve ayıldıktan sonra ağrı kesicilerinizi yutup bebeğinizi kucağınıza almanız; 24 saati bulan normal doğum acısı-sancısı-sıkıntısı ile uğraşmanın yanında rüya gibi:)

Ancak doğum acısının bir sebebi, bir yararı olmalı, boşuna ortaya çıkıyor olamaz. Gereksiz bir sancı olsaydı eminim hiç var olmazdı. Ve normal doğumun da mutlaka bir faydası olmalı.

Türkiye'de sezaryan almış başını gidiyor ne yazık ki. Normal doğum yapan bir иuяgül Yé$ilç@y ile bir de milli annemiz:) Gü1beи Eяgéи'i biliyorum. Gerçi ünlülerin normal doğumu tercih etmeleri, bu alanda örnek teşkil etmeleri ve halkın bilinçlenmesi açısından güzel bir şey. Onun dışında normal doğum isteyenler bile, doktorlarının kendilerine söyledikleri son dakikada ortaya çıkan komplikasyonlar sebebiyle sezaryan olduklarını söylüyorlar.

Geçenlerde gazetede, bazı kişilerin tüketiciler derneğine sezaryanla doğum konusunda şikayette bulunduklarını okumuştum. Doktorların son dakikada, komplikasyon çıktı sezaryan yapmamız lazım, istemiyorsanız bütün sorumluluğu üzerinize aldığınıza dair kağıt imzalamanız lazım diyerek hastalara pek de seçim şansı tanımadıkları yazıyordu. Elbette kimse son dakikada doktorun o sözleri üzerine bebeğini ve kendisini riske atmak istemez. Ancak mesele, doktorların bahsettiği bu risklerin ne kadar gerçek olduğu.

Son zamanlarda sezaryanın kısırlığa sebep olabileceği konuşuluyor. İkinci çocuğuna hamile kalmaya çalışan bir arkadaşıma doktoru, 'son zamanlarda bir çocuğu olup da ikinciyi istediği halde hamile kalamayan o kadar çok kadın var ki' demişti.


Hamilelik sürecini anlatan bir bayan blogunda, normal doğumun bebekler için çok zararlı olabileceğini söylüyordu! Oysa adı üzerinde, normal doğum:) İnsanlarımızı normal olandan korkutmayı nasıl başarmışlar hayret:)

Bu arada Türkiye'de yaygınlaşan epiduralle doğum denilen olay yine normal doğuma girmiyor, sezaryan oluyor maalesef. Anestezili sezaryandan tek farkı annenin bayıltılmamış, lokal anestezi ile ameliyat edilmiş olması. Yurtdışında epidural, doğum sancısını kesmek için kullanılıyor ama anne yine normal doğum yapıyor.

2006'da yayınlanan araştırmalara göre; annelerin doğumda ölme riski, plazenta ile ilgili ölümcül sorun yaşama riski ve bebeklerin süreç esnasında yaralanma riskinin, sezaryanla doğumda normal doğuma göre daha yüksek olduğunu biliyor muydunuz?

Yani -bizim ülkemizde sanıldığı gibi- sezaryan değil, asıl güvenli olan normal doğum.

Olaya doktorlar açısından baktığımızda onları anlayabiliyorum. En az 6 sene okuyup doktor oluyorlar, gecelerce uykusuz kalıp TUS'a hazırlanıyorlar, üzerine yıllarca uzmanlık okuyup kadın doğumcu oluyorlar. Elbette ondan sonra, bazen 24 saat süren ve her gün gerçekleşen doğum sürecini defalarca ve defalarca yaşamak istemiyorlardır. Onca seneyi ebelik yapmak için okumadılar nihayetinde.

Bu ülkede, her şey yolunda gittiği takdirde doktor yüzü görmüyorsunuz. Onun yerine eğitimli ve tecrübeli ebeler doğumunuzu gerçekleştiriyor. Ebe sıfatını Türkiye'de hatırlayan kaldı mı acaba:) Oysa 24 saati bulabilen ve sabır gerektiren bu iş, komplikasyon oluşmadıkça ebelerin işidir. 10 sene okumuş uzman bir doktoru 10 saatlik bir doğum sürecine sokmak o doktora haksızlıktır.

Kimse acı çekmek istemez, pain free/acısız bir seçenek varken neden acılı yöntemi tercih etsin ki insanoğlu? Şu an bana kalsa ben de korkum sebebiyle sezaryan derim ama iyi ki benim kişisel tercihime kalan bir olay değil diyorum. Onbinlerce yıldır, günde belki binlerce defa gerçekleşen bir olay. Hayatın bir parçası. Doğal sürece anormal bir şeyler karıştırmak doğru bir şey olmamalı.

Madonna'dan Britney Spears'a, Victoria Beckham'dan Angelina Jolie'ye, milyon dolarlık şirketlerin yöneticilerinden, kapı komşumuza kadar, doğumda gerçekten komplikasyon yaşamayan her kadın normal doğum yapıyor buralarda. Burada, sezaryanla doğum yapan yalnızca 1 kişi tanıyorum desem:) O da, bebeği ters olduğu için sezaryan olmak zorunda kaldı.

Bebeği ters olan annelere bile öncelikle ebe ya da doktorun karın bölgesine özel bir masaj yaparak bebeği içerde normal pozisyona getirmeye çalıştığını, bu işlemin işe yaramadığı noktada kadınlara sezaryan seçeneği sunulduğunu, yani her durumda önce normal olanın tercih edildiğini söylesem:)

Ülkemizde bu konuda bir bilinçlenmenin çok uzun zaman alacağını düşünüyorum. Ancak yine de Türk kadınının, normal doğum gereksizdir, tehlikelidir; epiduralli ya da anestezili -farketmez- sezaryan en iyisi, en güvenlisidir fikrinin değişmesini umuyorum.

Bu konudaki görüşlerinizi bekliyorum.

Thursday, 8 February 2007

Bu sabah uyandığımızda her yer bembeyazdı:)


Sevgililer günü hediyemi de aldım:) Daha ne isteyeyim:)




İşe gitmem gerekiyordu ama bu kadarcık kar bile ulaşımı felç ettiği, benim de akşam 4'te ultrason randevum olduğu için risk almak istemedim (normal şartlarda iş ve ev arası 1.5 saat sürüyor) ve işe gitmedim. Onun yerine evde sıcacık çayımı içip bol bol fotoğraf çektim :)


Arkadaşımın oğluna ördüğüm atkıyı fotoğraflarken...


kapı çaldı ve...

Geçen gün bahsettiğim Music for the Unborn Baby cd'lerimiz geldi.
Help My Baby Sleep
cd'si hediyeli olarak:)

Hatta şu an 1. cd'nin 1. bölümünü dinliyoruz. Toplamda 14 gün boyunca bu ilk bölümü dinlememiz gerekiyor. Toplamda 9 haftalık bir program. Hamileliğin 24. haftasından itibaren başlanabilir. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kere, yarımşar saat ayırmak gerekiyor. Bebek gerçekten de -maşallah- duyduğu bu temel seslere tepki veriyor. Hadi bakalım hayırlısı :)


Postacı amcamız bir de:


broşürümüzü getirdi!
Şimdi mi haber verilir ya! Aldıklarımın hepsini iade mi etsem acaba:P diye düşünmeye başladım:) Ve sonunda bu fuara gitmemeye karar verdim. O fuar alanının ne kadarlık bir alan olduğunu biliyorum, oraya sabah girsem akşama kadar çıkmak istemem eminim:) Her gördüğüme de Hiiii!! Look at this! diye atlayacağım da kesin:) Kısmet olursa seneye belki;)

Benzer bir fuar 8-11 şubat tarihlerinde Lütfi Kırdar'da yapılıyormuş, Pratik Anne'nin sayfasında gördüm ben de. Türkiye'deki arkadaşların, hele de İstanbul'dakilerin bilgisine:) Bebek ve Çocuk Fuarı, kaçmaz ;)

Saat 3.30 gibi, ultrason randevumuza gitmek için çıktık. Ben de heyecan yine had safhada tabi. Sürekli dua ediyorum, kalp atışlarım tavan yapmış.. Gereksiz bir stres, gerginlik..

Çok şükür her şey normal görünüyor ve inşallah normal olarak devam eder ve sağlıklı&hayırlı bir şekilde bebişimize kavuşuruz. Bu duam bebek isteyen ve bekleyen herkes için aynı zamanda.

Sadece, bebeğin kilosu normal sınırlarda ancak alt sınırın yalnızca biraz üzerinde çıktı. Teknisyen, benim ebatlarımdaki bir anne adayı için bebeğin bu kilosunun normal sayılacağını söyledi. Daha iri-yarı bir aday için bebek küçük sayılabilirmiş ama ben de zaten fazla iri-yarı olmadığımdan normalmiş. XXL hatunların içinde klasik Türk kadını ebatları ufak-tefek sayılıyor işte :)))

Biraz üzüldüm, acaba bebeğe iyi bakamıyor muyum diye ama eşim de zaten çok zayıftır, oğlanın babasına çekmesinde bir gariplik yok değil mi? :) Hem çok şükür normal sınırlar içinde çıktığına göre telaşlanmaya da gerek yok. Zaten teknisyen de bir başka ultrasona gerek görmediğini söyledi. Bundan sonra ebe kontrol edecek, eğer bir aksilik olduğunu -Allah korusun-
düşünürse teknisyene yönlendirirmiş. Ama ben her ihtimale karşı 8. ay gibi, bir de özel Türk doktoruma gitmeyi düşünüyorum.

Tabii eve gelip ben yine internet araştırmalarımı yaptım:) sumuklubocege diyorum, bakma internete diye ama:P Bir de kendim uygulasam bu öğüdü:)

Çok şükür, çok şükür her şey yolunda inşallah.

Think positive, be positive!

Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum!

Wednesday, 7 February 2007

Ben en son kıyafet alışverişine son mu demiştim!!!

Eşime geçen doğumgününde iş arkadaşları M&S'den alışveriş çeki hediye etmişlerdi. 6 aydan fazla zaman geçti üzerinden, unutmuştuk. Geçen gün çekleri bulunca birden başımın üzerinde bir ampül yandı:P Eşim zaten, ben bir şey istemem al sen kullan diye bana hibe etmişti sağolsun. (Vefakar koca:)) Ben de çekleri görünce, kendime değil de oğluşa harcamaya karar verdim. (Vefakar anne:))

İş yerinde bebek bekleyen iki arkadaşa oğluşa aldığım kıyafetlerden ikisini seçip hediye etmeyi düşündüm. Bir tanesi erkek bekliyor, diğerini henüz bilmiyorum. Aldıklarımın arasında nasıl seçim yapacağım onu da bilmiyorum:P Yapmam lazım çünkü bugün aldıklarımı, nasıl olsa stoktakilerden ikisini hediye edeceğim diye kendimi kandırarak aldım:P

Bu güzel yeşil elbiseyi, eşimin Almanya'daki kuzeninin tatlı kızı Nisa için aldım:) Tuğbacım, sakın Gülşenciğimize çaktırma;) Fotoğrafta rengi çok belli olmuyor ama çok tatlı, açık yeşil bir elbise. Pembe bir şey olsun istemedim, pembe ve maviden geçilmiyor zaten ortalık:)


Kıyafetlerimiz artık 9-12 aylık dönemi kapsıyor:P Annem de, kayınvalidem de rica etsem bu hırkanın alasını örer diye kendimi ikna etmeye çok çalıştım ama olmadı :S


Sırf şu dinazora tav oldum desem? :)

Kız çocuklar için çok geniş seçenekler olduğu doğru ancak geçen gün blogunda Meltem'in de bahsettiği gibi erkek çocukların kıyafetlerinde de çok ilerleme kat edilmiş:) Ah bir de sırf erkekler diye onları kahverengilere, grilere mahkum etmeseler! Tamam başında erkek geliyor ama sonunda çocuk sıfatı var:) Onlar daha çocuk, 3-5 aylıkken lacivertlere, kahverengilere, grilere mahkum edilmesinler lütfen! Yaşasın yeşiller, turuncular, eflatunlar :)

İnşallah delikanlı bahar-yaz bebişi olacak:) E bu durumda şapkasız olmaz tabi:P

Koskocaman şapka reyonunun tamamını kızlara ayırıp, erkeklere tek bir seçenek sunan M&S'e buradan teessüflerimi sunuyorum:P

M&S'den çıktıktan sonra hatırı kalmasın diye Mothercare'e uğradık:)

Mama önlüklerimiz:)


Bu ikinciler 6 aydan sonrası için mama önlüğü. Tıpkı t-shirt gibi görünüyorlar ancak arkaları açık, içleri de naylon ile kaplı. Tecrübem yok tabii ama çok kullanışlı gibi duruyorlar.


Sallana sallana dolaşırken bir rafta, yeni doğmuş bebekler için hazırlanmış paketlerle burun buruna geldim. Kıyafetler aldı başını gidiyor ancak ne bezimiz, ne başka bir şeyimiz hazır. Gerçi daha önümüzde inşallah 3 ay var ama ya stok tükenirse:P Üretmezler bunlardan sonra bir daha falan:P Alalım stoklayalım:P

Üstelik ürünler büyük plastik kutularda idi, çanta olanlardan sadece bir tane kalmıştı rafta. Tabi stokta vardır muhakkak ama ya yoksa:P

Çantamızı inşallah ilerde gezme çantamız olarak kullanırız diye düşündüm:) Çok karlı bir alışveriş oldu canııım:)


Bazen kendimi hayata yeniden başlıyormuşum gibi hissediyorum.

İş yerinden davet ettiğim arkadaşlara haber ulaştırayım da bebeğe kıyafet almasınlar:) Hediye çeki almaları çok daha makbule geçecek. Türk arkadaşı aracı yapayım bari bu konuda:)

Artık kendim için de bir hastane çantası hazırlasam iyi olacak. Sonuçta 6. aydan sonrasında ne olacağı belli olmaz.

Çıkarayak not: Az önce bir yerde hamile bir arkadaşın 1 pantalon, 1 gömlek ve 1 t-shirt'e 265 ytl ödediğini okudum. Amanin diyorum! Nedir o fiyatlar öyle!

Tuesday, 6 February 2007

Hafta sonu çok güzel videolar çektim ama önce yayınlamak için oyunculardan izin almalıyım:)

I'm Pregnant isimli dergi, blogta sorup soruşturduğum tüm konuları gündem maddesi yapmış:) Çocuk arabaları, yatak odası takımları, Moses basketler vs vs.

Bebişin yatağı ve eşyalarını koyacağımız çekmeceli dolabı aldığımızda eve sığamıyoruz! Yatak odasına gereksiz bir ebeveyn tuvalet-banyosu yapana kadar, o alanı yatak odası sınırlarına dahil etselerdi bugün böyle bir sorunumuz olmazdı:P

Hafta sonu Meral'le gezdiğimiz yerlerde sürekli bebek arabalarına bakıp değerlendirme yaptık. Tabi çocuklarına dik dik baktığımızı sanan anne babalar biraz huylanmış olabilir:) Bu aralar gördüğüm tüm bebek arabalarına dik dik bakıyorum:P

En son muhatab olduğum bebek, 7-8 yaşlarımda iken kardeşim oldu! O zamandan beri ne ailemizde, ne çevremizde hiç bir bebekle yakından haşır neşir olmadım. O yüzden 3 aylık bir bebek ne kadar görünür, 6 aylık bir bebek ne boyutlarda olur hiç bir fikrim yok. Dışarda gördüğüm bebeklerin ne kadarlık olduğunu tahmin etmeye çalışıyorum:) Bloglardaki bebeklere bakarak; hmm demek 3 aylıkken böyle görünüyorlar, 8 aylıkken şu kadar oluyorlar, 1 yaşında bunu yapıyorlar diye dolaşıyorum:)

I'm pregnant dergisinde şöyle bir şeyden haberdar oldum: Music for the unborn baby


Bebeğe klasik ya da günlük dinlediğimiz müzikler yerine, tekrarlardan oluşan, özel hazırlanmış bir müzik cd'si (Sonic stimulation) dinletmeyi öneriyorlar.

Dinlediğimiz müziklerin çok kompleks notalardan, seslerden oluştuğunu ve bunların bebeğe karmaşık geldiğini söylüyorlar.

Hamilelik sırasında sonic stimulation cd'sini dinletmenin; doğumun daha kısa sürede tamamlanması, bebeğin stressiz doğması, doğduktan sonra rahat bir bebeklik dönemi geçirip daha hızlı gelişim sağlaması vs yönlerinde faydalarından bahsediyorlar. Tabi kimse %100 garanti veremez bu konularda ama işin önemli kısmı bu araştırmaların bilimsel temelli olması ve bu konudaki makalenin Royal College'ın bilimsel yayınları içinde yer alması.
Aman ya, eskiden sonic monic stimulation mı vardı kardeşim, nerden çıkarıyorlar böyle şeyleri başımıza demek de mümkün:)

Perşembe 3. ultrasonumuz var. Dua edin, her şey yolunda olsun inşallah. Gereksiz stres yapıyorum:(

Monday, 5 February 2007


Minnoş Halamız, Doğumgünün Kutlu Olsun:)

Sunday, 4 February 2007

Sevgili Nilly ve Zumrutuanka'cım hakkımda bilinmeyen 5 şey konusunda beni sobelemişler. İşte hakkımda bilinmeyenlerden bazıları:)



  1. Çok uslu ve terbiyeli bir çocuktum. Anneannemle gittiğimiz misafirliklerde dizinin dibinden ayrılmaz, susadığım zaman bile anneannemin kulağına sessizce susadığımı söylerdim. Kadıncağız ev sahiplerinden rica eder de bir bardak su içerdim. Şimdi olmaz, eve gidince içeceksin dese kesin eve gidene kadar gıkımı çıkarmadan otururdum:) Pasta-börek ikramına bayılırdım. İkramlar gelene kadar sabırla otururdum ama ikramlar biter bitmez canım sıkılırdı ve eve gitmek isterdim:) Tabi bu isteğimi de yine sessizce ve bir seferlik anneannemin kulağına fısıldardım:) Bu yaşlılar konseyinin küçük bir üyesi olmam sonucu her zaman yaşlılarla çok iyi anlaştım. Yaşlı insanlarla oturup konuşmak beni hiç bir zaman sıkmadı. Annem bunları okuyunca kesin, aynı babası:P diyecektir:)

  2. Her şeyi yiyebilirim ama her şeyi! Neler yiyebileceğimi duyan iş yerimdeki arkadaşlarım, I am a celebrity get me out of here isimli yarışmaya katılabileceğimi söylediler geçen gün:) Yarışmayı bilenler ne demek istediğimi anlamıştır sanırım:)

  3. Yurtdışına yerleşmeye 7 yaşımda iken karar vermiştim.

  4. Birinci Körfez Savaşı başladığında 12 yaşımdaydım, savaşın Türkiye'ye de sıçramasından korkuluyordu. Nükleer - biyolojik - kimyasal saldırılar, sığınma ve ilk yardım konuları üzerine bir sivil savunma kitabı okuyup bitirmiştim. Hani olur da lazım olursa diye:P

  5. Eşimle, 97 yılı ekim başında internette tanıştık. 10 gün sonra yüzyüze görüştük. 1 ay sonra da evlenmeye karar verdik. İlk buluşma tarihimizden tam 5 yıl sonra evlendik:)

    Yüzyüze görüşme teklifini kabul ettiğimde önce, eşimle aynı okulda okuyan bir erkek arkadaşa ve aynı yurtta kaldığım bir kız arkadaşıma danışarak hakkında bir ön araştırma yaptım;) Hem bayan gözüyle, hem erkek gözüyle nasıl birisi olduğunu tetkik ettim:P İki kişinin de olumlu konuştuğunu söylememe bilmem gerek var mı? :)
Eğer daha önce sobelenmemişler ve cevaplamak isterlerse ben de beş kişiyi; sumuklubocek, Şeyma, Derya Mercanı, koyubeyaz ve Adam Bebeğin annesini sobeliyorum:)
x