Wednesday, 19 September 2007

Çocukerkil Bir Aile misiniz?

  • Hangi kanalın izleneceğine çocuğunuz mu karar veriyor?
  • Çocuğunuz oyun, ders, dinlenme zamanlarını kendisi mi ayarlıyor?
  • Gideceğiniz yerleri çocuğunuz istediğinde erteliyor ya da iptal ediyor musunuz?
  • İstediği oyuncak ya da diğer şeyleri her zaman alıyor musunuz?
  • Çocuğunuzun sizi dinlemediğinden sık sık yakınır oldunuz mu?
  • Koyduğunuz kuralların uygulanmadığını düşünüyor musunuz?
  • Verdiğiniz cezaları uygulayamaz mı oldunuz?

"Eğer bu soruların çoğuna evet diyorsanız evin hakiminin kim olduğunu yeniden düşünmelisiniz." diyor Doç. Dr. Bengi Semerci.

Yine aynı haberde:


Belli bir yaştan sonra çocuk sahibi olanlarda yüksek bir beklenti gelişebiliyor. Ve sağlıklı anne-baba-çocuk ilişkisini göremeyebiliyoruz. Kontrolsuz bir biçimde yetki çocuğa sunuluyor. O hep manolyaların arasında büyüdüğü için arkadaşlarından da aynı ilgiyi bekliyor. Anne baba çocuğun üzerinde otorite uygulamanın sakıncalı olduğuna inanıyor. Çocuğun dilediği gibi davranmasına izin verirken, aileyi çocuk yönetiyor. Genelde üst gelir düzeyindeki ailelerde görülüyor. Doyumsuz çocuklar yetişiyor. Dizginler çocuğun elinde. Bir fanusun içinde yapay koşullar oluşturarak büyüttüğünüz çocuğunuz büyüyüp dış dünyayla karşılaştığında hayal kırıklığına uğruyor. Sosyalleşemiyor bir türlü. Gerçekçi bir ortamda yetiştirilmediği için arkadaş grubuna, okul ortamına adaptasyonu çok güç veya mümkün değil. Bir bütün sene okulun karşısındaki kahvede çocuğunu bekleyen anneler tanıyorum. Çocuk okul fobileri yaşamaya başlıyor. Kusma, mide bulantısı gibi tepkiler gösteriyor. Evde anneannnesiyle oyun oynamayı yeğliyor.

Milliyetteki blogunda yazan Psikolojik Danışman Rukiye Karaköse de şöyle diyor;

Çocukerkil ya da veledşâhi aile olarak nitelediğimiz bu aileler, çocuk küçükken disiplin problemi yaşıyorlar. Zira çocuk, sınır tanımayan doktorlar misali sınır tanımadan büyüyor ve “o ne derse o” oluyor. Kurallar onun istekleri doğrultusunda konuyor hatta çoğunlukla kural falan konamıyor, küçük prens ya da prenses ne isterse yapılıyor. Onu kayıtsız şartsız memnun etmek, evdekilerin başlıca görevidir artık.

İşin acı tarafı “ne istediyse yaptık, bir dediğini iki etmedik” diyen ebeveyn, ancak çocuğun çığırından çıktığını görüp bize geldiğinde “acaba yanlış mı yaptık?” sorusunu sorabiliyor. Maalesef bir çocuğun her istediğini yapmak, ona kötülük olarak yetiyor. Çünkü ilk altı yılda anne baba, çocuk için dünyayı temsil eder. Çocuğun dünya algısını ebeveynin davranışları belirler. Bu yavrucaklar da sanıyor ki bütün dünya onlara böyle davranacak. Bir halk tabirindeki gibi onun her yorulduğu yere han yapacaklar. Fazla (!) sevilen bu çocuklar bir müddet sonra balon gibi şişkin bir egoya sahip oluyorlar. Sırf var oluşlarından dolayı çevrelerine lütfettiklerini düşünüp istedikleri yapılsın diye bekliyor, dış dünyada o kadar da umursanmayıp sıradan biri muamelesi gördüklerinde ise hırçınlaşıyor ya da içlerine kapanıyorlar… Yani mutlu olmaları için ailelerinin seferber olup hiçbir şeyi esirgemediği bu çocuklar dünyayı tanıyamadıkları ve çok şey bekledikleri için tam tersine mutsuz oluyorlar.

Google'a 'cocukerkil' yazarsanız daha pek çok yazı ile karşılaşabilirsiniz.

Bir de, bu konulardaki tespit ve esprili yorumları hoşuma giden Murat Kınıkoğlu'nun bir yazısını yapıştırıyorum aşağıya. (Daha önce yayınlayıp yayınlamadığımdan emin değilim.)

ÇOCUK TERÖRÜNE HAYIR...

ANNE BABALAR BİRLEŞELİM...

Modern yaşamın başımıza sardığı en büyük dertlerden birisinin “çocukların anne babalarına uyguladığı terör” olduğuna inanıyorum. Etrafımda (kendim dahil) bu terörden muzdarip pek çok anne baba var. Hele anneler çocukları tarafından öyle bir sıkıştırılıyorlar ki çoğu farkında bile olmadan depresyona giriyor. Geçenlerde uyku bozukluğu, sabah yorgunluğu, endişe hali ve kolay ağlama şikayetleri ile gördüğüm hastama “Sizi üzen, sıkan önemli bir sorununuz mu var?” diye sorduğumda “İki küçük çocuğum var.....” diye cevap verdi... Öyle acınacak bir halleri vardı ki anlatamam.. Yanındaki kocası da başını salladı, iki küçük çocukları var ya “Depresyona girmek için daha ne olsun doktor bey...” der gibiydiler.

Şurası bir gerçek ki bizim ülkemizde doğumla birlikte ailenin yaşamı baştan aşağı değişerek “bebeğin rahatını sağlama” üzerine kurulu yeni bir dönem başlıyor. Bebeklik dönemi boyunca, anne babanın kendileri için vakit ayırmaları en büyük yasak, en büyük vicdan azabı... Çoğu annede muazzam bir sahiplenme duygusu; televizyonda izlediğimiz Amazon belgesellerindeki yavruları boyunlarına asılı maymunlar gibi nerdeyse çocuklarını hiç kucaklarından indirmeyecekler. Bir de işin ekonomi boyutu var. Doğumla birlikte, çocuğun ihtiyaçları bir daha hiç geriye düşmemek üzere aile bütçesinin en önüne yerleşiyor; çeşit çeşit biberonlar, bebek arabaları, pusetler, kucaklıklar, sırtlıklar, arabaya konan ayrı, arka koltuğa ayrı... Ya çocuk bezlerine ne demeli... Bantlısı, bantsızı, sızdıranı, sızdırmazı, yumuşağı, ipek gibisi... Bizim popomuz popo değil miydi, altımızda zımpara gibi Amerikan bezleriyle büyüdük, hangimizin popo estetiğinde bir zayıflık var?

İşin garip tarafı bu “çocuk terörü” belası daha çok bizim ülkeye has bir sorun gibi görülüyor. Amerikalı bir annenin çocuğunun peşinden elinde mama tabağı ile saatlerce gezdiğini duydunuz mu? Yakınımızda oturan Fransız bir aile var, sabah küçük kızlarının okul servisine binme saatinde evlerinin önünden geçiyorum, daha bir gün bile annelerinin pencereye çıkıp arkalarından baktığını görmedim. Bizim paşaların, prenseslerin okul servis törenini ise hepiniz görmüşsünüzdür; kapıdan elinden tutarak çıkarmalar, birlikte karşıya geçirmeler, servise bindirmeler, arkasından gözler yaşlı el sallamalar, öpücük atmalar.... Sanki çocuklarını okula değil de hacca yolluyorlar....

Bebeklik, çocukluk derken, aileler arası en büyük mücadele “çocuğu en iyi okulda okutma” engelli yarışları ile devam ediyor. Şu kurs iyi, bu daha iyi, şundan özel ders, o dershane, bu dershane ... kemerleri sıkıp, uğraşıyoruz ki sonunda çocuğumuz gene paralı bir okula girsin ve biz de çileye devam edelim.... Halbuki rahmetli babam, benim daha iyi bir okula gitmem gerektiğini söyleyen anneme “Oğlum akıllı malı nede, oğlum deli malı nede?” şeklinde bir vecize söyleyip kenara çekilmişti. (Günümüz Türkçe’siyle tercümesi: eğer çocuk akıllı ise zaten başarılı olur, yok akıllı değil ise boşuna uğraşma en iyi okula da gitse adam olmaz.)

Doğrusu zaman zaman çocukların bu rahatını ve saltanatlarını kıskanmıyorum dersem yalan olur. Oğlumun cep telefonu benimkinden yeni model, kızımın çizmesi annesininkinden daha pahalı ve çoğumuz şöyle veya böyle çocuklarımıza imkanlarımızı aşan bir yaşam tarzı sunmaya çalışıyoruz. Sabah işe giderken yakınımızdaki devlet okuluna giden çocuklarla karşılaşıyorum. Çoğunun ayağında (nedense bağcıkları çözük) tek tip, kocaman, marka bir bot var ve çoğunun anne babasının o botu almak için çok daha lüzumlu bir harcamayı ertelediklerinden eminim.. Üstelik sağlanan o kadar imkana rağmen hala halinden memnun olmayan ve daha fazlasını, yetmedi daha fazlasını isteyen mutsuz çocuklarımız var. (Bundan 40 yıl önce ilk depresyonun görülme yaşı ortalaması 29 yaş iken şimdi 14.)

Bilmem sizde benim gibi çocuklarınıza sağladığınız imkanları kendi çocukluğunuzdaki imkanlarınızla kıyaslıyor ve sinirleniyor musunuz? İlk okulu bitirene kadar tek servetim beş-on bilye, bir lastik çember ve bir sapandı. Bütün gün çemberin peşinde tabanlarım sızlayana kadar sokak sokak dolaşmaktan ne anladığımı hatırlamıyorum ama hava kararıp da yorgunluktan bitap eve geldiğimde son derece mutlu olduğumu çok iyi hatırlıyorum...

Unutmayalım ki çocuklarımıza vereceğimiz en güzel şey, neşeli ve mutlu bir aile ortamıdır. Gecelerini uykusuz geçiren, çocuğu için özel zevklerinden ve tüm hobilerinden vazgeçmiş anne babalarla mutlu bir aile ortamı sağlayabilir miyiz?

Yapılacak şey belli... Tüm dünyanın ezilen anne babaları, çocuk terörüne karşı eyleme geçmenin zamanı geldi geçiyor... Birleşelim... Yarından tezi yok önlem alalım... yaşamak bizim de hakkımız...


8 comments:

CEREN GULER said...

Çok keyiflendim bu yazıyı okurken,çocukluğumun amerikan bezlerine, bez bebeklerine, annanemin-annemin eteğinden bozup bana ceket pantalon diktiği günlere döndüm:)Tüm arkadaşlarım lisede almışken ünversiteye girip haftasonları marketlerde çalışıp aldığım cep telefonuma:) Yada kuzenlerim dedemin bakkalından poşet poşet çikolata cips alırken dedemin yanında saatlerce kalıp ekmek arası salam kaşarı bana zorla yedirttiği günlere. Annem babam ve annaneme dedeme yine tüm teşekkürlerim beni kanaatkar tutumlu yetiştirdikleri için.
Anne ve Bebişi'ne de tabiki; bu güzel yazıları derlediğin ve bize sunduğun için.

CEREN GULER said...

Şunu da eklemeden geçemeyeceğim.Anne kendisini dinlemeyince ya da Anneden birşey isteyen ama isteği olmayınca annesine tokat atan,tekmeleyen çocuklar görünce de nasıl ebeveynlersiniz siz kardeşim demeden geçemiyorum. Cinlerim tepeme çıkıyor.

süpürgesizcadi said...

cok güezl yazilar derlmessin yine, bana da yeni post konusu cikti, uzun zamandir aklimda vardi zaten en kisa zamanda Dilos'la ilgili bu konudaki tecrübeleri yazacagim bende ;)

Anonymous said...

esracim guzel dileklerin icin cok tesekkurler, nice nice guzel gunlere hep beraber insallah, hepimizin ailesi mutlu sen ve bol bebekli olsun insallah :)
cok egitici yazilara yer veriyorsun aferim :)bilincli anneler kulubu kursan da seni de baskan yapsak :)

yesim

Anne ve Bebisi said...

Cerencim, ben de aileni tebrik ediyorum:) Ne güzel yetiştirmişler seni:) Senin de çok iyi bir anne olacağını düşünüyorum:)

Süpürgesiz Cadıcım:) Senin yazılarını ve tecrübelerini okumak bir zevk:) Merakla bekliyorum:)

Yeşimim:) Seni de asil aza yapalım :P
hehehe

Köşenin Delisi said...

Esracım, seni yine rahatsız edicem şu sling konusunda...email adresin olsa oraya yazacaktım, olmadığından buraya yazıyorum lütfen kusuruma bakma. :)

Dedim ya şu tricotti sling'i taktım kafaya ben :) Mail attım bugün, Türkiye'ye yolluyor musunuz, yolluyorsanız shipping ne kadar vs diye. Bi de kilomu boyumu falan bizim metik sisteme göre yazıp hangi size uygun diye sordum. Doğum öncesi bedenim 38-40 civarıydı demiştim bi de (yani emin değilim ama o civar olsa gerek). Kadın cevaben,
"your pre-pregnancy size was a UK 8-10 which would be a size small. However, as you think you may have gained a little weight and your height being 5ft 6 I would suggest you go for a medium. This is to fit a size 12-14 (European size 42-44)"
yazmış... yani hamilelik öncesi "small" olmam çok olası gelmedi bana, belki oraya göre small'dur ama buraya göre 40 small sayılmaz biliyosun :)) O yüzden sana bi sorayım dedim kullanan biri olarak...sen bana hangi size'ı önerirsin, sen hangisini kullanıyorsun? sipariş vericem de hemen :) Ay heyecan yaptım, deli miyim neyim? :D

Ben Ona Resmen Asigim said...

Benim doktorum çocuğunla arkadaş olma.Sen onun eğiticisisin ve sen emirleri verirsin o değil demişti. Tabi ben o kadar katı olmamak şartıyla herşeye evet demeyerek büyüttüm. Maşallah hayır dediğimde yerlere yatıp ağlama , tutturma gibi huyları yok. 8 aylıkken oyuncakçıda bir şey almış eline ben hayır bugün sana bir şey alınmıcak dedim ağlamaya başladı, bende dükkandan çıktım ve yürümeye başladım onunla hiç ilgilenmedim. Sanırım 1 kilometre yürüdüm sustu. Bir dahada bir şey için tutturmadı.

Köşenin Delisi said...

çok sağol Esracım, amma kafanı şişirdim di mi :)

x