Friday, 14 September 2007

Aşağıdaki yazı bir zamanlar mail olarak gönderilmişti bana.
"Bu aralar sahip olacağım bebeğin heyecanı ve merakıyla ilgi alanlarım ve gözlemlerim değişti. Sürekli etrafta bebeklere, bebekli anne babalara ve birbirleriyle olan ilişkilerine bakıyorum, gözlem yapıp davranış modellerini hafızaya alıyorum. İnsan psikolojisi ve davranışlarını analiz edip derinine inecek bir eğitimim yok ama, mesleğim nedeniyle çok fazla insanla birlikte olduðum için tecrübem var. Bu tecrübeler doğrultusunda çeşitli modeller oluşturuyorum. Özellikle ebeveynler için. Restoranlarda, kafelerde, havuz başında, sitenin bahçesinde... Algıdaki seçiciliğimden midir nedir örnek çok.

Etrafımda gözlemlediğim ve zihnimde ayrıştırıp biriktirdiğim modelleri geçen hafta yurtdışına yaptığım bir seyahatte karşılaştırma olanağı yakaladım. Ne de olsa bambaşka bir kültür, aradaki farkları sorguladım. Burada bu gözlemlerimden iki örnek vermek isterim ama niyetim bu konuya devam etmek değil, asıl tespit ettiğim, vurgulamak istediğim noktalar yazının ilerleyen bölümlerinde.

Yer, İstanbul, havuz başı; 2 - 2,5 yaşlarında bir çocuk babasının kucağında, arkasında annesi elinde plaj çantası ve çocuğa ait olduğu belli olan eşyalar ve oyuncaklarla geldiler, çocuk havuzunun olduğu bölüme yerleştiler. Çocuğa mayo giydirildi, kolluklar takıldı, kremlendi. Havuza girmek için hazır ama tutturdu baba sen de gel diye. Su seviyesi 50 cm.den biraz fazla olan havuza baba ile birlikte girildi. Baba ayakta, eller belinde çocuğun başında, anne hemen havuzun yanındaki şezlongda uzak mesafe takipte! Havuzda hemen hemen aynı yaşlarda 5 çocuk var. Bunlardan ikisi Hollandalı kardeş, biri İngiliz, diğer ikisi Türk. Diğerleri oynuyor ve hemen yeni arkadaşlarını da oyuna katıyorlar. Ama çocuk sürekli "anne bak, baba bak" şeklinde her hareketi için onay ve aferim alıyor. Bütün oyuncakları havuzun hemen yanında olmasına rağmen, sürekli babadan kova, kürek, top isteniyor.

Oğlanın adı Kaan. Nereden mi biliyorum, çünkü bu arada her 5 sn. de bir annesi ya da babası bağırıyor. "Kaan, zıplama... Kaan kolluğuna dikkat et.. Kaan su atma arkadaşına, Kaan kovalarını kenara koy..." çocuk daha suya gireli 5 dk. bile olmadan "Kaan hadi çıkma vakti", çocuk feryat figan sudan alınıyor, kurulanıp, mayosu değiştirilip şezlonga oturtuluyor. Islak gözlerle çaresiz havuza bakýyor Kaan. Biraz sonra bir kutu çıkıyor çantadan içinde Kaan'ın yemeği var, ama Kaan yine ağlıyor, "karnım tok, yemiycem" diye. Ama dinleyen kim, zorla kaşık kaşık yutturuluyor yemek. Diğerleri pür neşe oyuna devam. Kaan bütün gün izin almadan çişini bile yapamıyor. Sürekli "anne", sürekli "baba" diye hep birşeyler istiyor.

Yer, Helsinki, havaalanı; 2 - 2,5 yaşlarında bi çocuk. Tüm aile birlikte seyahat ediyorlar. 3 kardeşi daha var kendinden büyük, biri 5, diğeri 7, en büyüğü ise 12 yaş civarlarında. Terminalde bir uçtan diğerine ilerliyorlar. Önde anne ve baba, arkada büyük çocuklar hemen arkalarında en küçükleri. Ama resim şöyle, anne ve baba dahil abla ve ağabeylerinin kendi valizleri var ya, onun da var. Tekerlekli pembe küçücük bir valiz. Üzerinde pokemon resimleri. Küçük kızın ağzında emziği, elinde içinde meyvesuyu olan biberonu ve koltuğunun altında oyuncak tavşanı aynı şekilde onlarla birlikte ilerliyor ve kontuarın önünde hemen anne ve babasının arkasında sıraya giriyor. Ne bir şikayet, ne bir talep, ne bir yaramazlık. Sıra bekliyor. Ama kontuara gelene kadar hepsi hissettirmeden bu küçük kızın temposunda yürüyor. Kontrol altýnda ama kimse etrafında onu raptı zapta almamış. Bilet işlemlerinden sonra benim onları seyrettiğim kafeye gelip hemen yanımdaki masaya oturuyorlar. Baba tek tek herkese ne yemek istediğini soruyor. Anne ve 2 çocuk sandöviç istiyor, büyük olanının karnı tok, sıra en küçük kıza geliyor, o da bir şey yemek istemediğini söylüyor. Sorun ve sorgu yok! Annesi çantasından küçük bir torba çıkarıyor ve eğer sonradan acıkacak olursa muz ve bisküvilerinin olduğunu hatırlatıyor gülümseyerek sadece. Her şey yolunda sıkboğaz edilen, ağlayan, şikayet eden kimse yok masada herkes halinden memnun."
Av. Buse Pınar Kaçar

***********************************


Üniversiteyi kazandığım zaman, kayıt haftasının ilk günü annem ve babamla üniversiteye kayıt yaptırmaya gittik. Tüm öğrenciler benim gibi ailesi ile gelmişti. Öğrencilerin yanı sıra aileler de birbiriyle kaynaşıyordu:)

Kayıt saati gelip de öğrenci işleri ofisi açıldığı zaman tüm öğrenciler aileleri ile birlikte ofisin önünde toplandı ve beklemeye başladı.

Öğrenci İşleri müdürü olan bayan dışarıya çıktı ve; "Çocuklarınız artık üniversiteyi kazandı, bundan sonra kendi işlerini kendileri halledebilirler. Şimdi lütfen herkes bina dışına çıksın, sadece öğrenciler kalsın." diyerek tüm anne babaları gönderdi.

Eğer öyle yapmasaydı muhtemelen her öğrenci anne babası ile odaya girecek ve kayıt işlemlerini yürütenler öğrenciye mi laf anlatacak, anne-babasına mı belli olmayacaktı.

Üstelik herkes kaydını sorunsuz, -kendi başına- yaptırabilmişti. Eh kimisi 2.5 yaşındaki çocuğuna fırsat tanıyor, kimisi de 18 yaşına gelmiş, üniversiteye başlayacak çocuğunun işlerini halletmeye çalışıyor:)



17 comments:

sühendan said...

Bizler inşaallah ikinci örnekteki gibi ebeveynler oluruz da çocuklarımız da kendilerini geliştirebilecek ortamlar bulurlar.Gözlem çok iyi yapılmış.Alınması gereken mesaj anlaşılıyor.

CEREN GULER said...

Çok doğru gözlemler. Aynılarına çoğumuz şahit olmuşuzdur. Robot büyütüyoruz sanki. Beynine chip takın bari. Kontrol manyağı çok insan var. kendi anne babamı tavsiye ediyor kendime de örnek alıyorum. Sakin dırdırsız serbest ama uzaktan izleyen. Gizli birşey yapsam bile çook yıllar sonra annemin herşeyi bildiğini öğrendim. İnanılmaz bir kadın. Okulda kopya çektiğini öğretmenin görmediğini zanneden aptal çocuklar gibi hissettim kendimi:)

Kısacası:Biraz rahat bırakın çocuklarınızı, özgür ruhlu bireyler yetiştirelim.

Pratik Anne said...

Super bir yazi. Hem sana gelen, hem senin yazdigin. En basitinden ben evde Kipircan'i birakiyorum kendisi yesin diye. Anneannem ve annem evdeyse illa belli miktarda yemegi, tabakta yemek bitene kadar kasikla agzina veriyorlar. Kipircan doysa da israrla kalan 3 kasigi vermek icin evde pesinde dort donuyorlar. Oyle kabullendim ben olayi. Hani demis ya bilmemne atasozu "Degistiremedigim seyleri kabullenme gucu ver" diye. Aynen oyle.

püstüklü mama said...

Yazı süpermiş :) Aynı şekilde ben de üniversiteye kayıt yaptırırken bi kadın aynı cümleyi kurmuştu. Aynı okuldan mıyız :P İşin aslı, insanın kendi ayakları üstünde durması çok önemli. 2. aile iyiymiş o bakımdan.

Serra yiLmaz said...

kesinLikLe katiLiorum.. meseLa senin buyukLere nazaran cocugunu kat kat giydirmemen, daha serbest birakman biLe iLerde etkiSni goStericek eminim.. AmerikaLi cocukLar ben ki$in donarken $ortLa gezebiLme yetenekLerini cocukLuktan kaLma aLi$kanLikLara borcLuLar bence.. ;)

~Serra

meralsaatli said...

Zaten bizim Turkler olarak sorunumuz bu.Surekli bir 'sen kucuksun beceremezsin' gorusu hakim...Eminim herkes nasibini alimistir bu mantiktan.Zaten bakarsaniz millet olarak diger ulke insanlarina gore kendine guveni eksik bireyler olarak yetisiyoruz.Cunku hicbir zaman farkliliklar odullendirilmiyor.Aksine farkliysan cezalandiriliyorsun.Universitedeki hocamin dedikleri aklima geliyor.Bu sistem bir torna tezgahi gibidir.Herkesi o tezgahtan cikan birbirinin ayni bireyler yapmaya calisir.Torpuler sizi.Onlardan olmayin demisti...

süpürgesizcadi said...

Ilk örnekteki gibi bir Anne degilim cok sükür,Dilos yemek isterse yer istemezse yemez, hic zorla kasigi agzina tiktigimi hatirlamiyorum :))

Parkta oynarken devamli müdehale etmem, ucacak gibi sallanir, deli gibi kosar, düstügünde bile önce biraz beklerim bi yeri acimissa gelir yanima ,yok acimadiysa aynen devam eder oyununa,Arkadaslari ile kavga ettiginde de benden hic yardim istemez cünkü yardim etmeyecegimi sorunu kendi cözmesi gerektigini bilir,hos o biliyoda maalesef diger cocuklar bilmiyo :((

Newyork`tan said...

Dogru tesbitler, katilmamak elde degil :)

Açalya said...

ilk ornekteki anne babayi dovuveresim geldi...

Crebro said...

Ben buna tek çocuk sendromu derim. Sanki birden fazla çocuğu olan ailelerde ilgi diğer çocuklarada verilmesi gerekli birşey olduğu için çocuklar daha sağlıklı büyütülüyor. Ama genellememek gerekli bazen tek çocuklu aileler de ilgi ayarını iyi tutturabiliyor.

Mücevher Kutusu said...

Her tatil sonrası yaşayarak şahit olduğum acı gerçekler.

Türk aileleri 1km uzaktan fark ediliyorlar :)

Bebekhikayesi said...

Çok güzel gözlemler ve çok güzel bir yazı. Ben okuduğum herşeyde kendimi sorgularım. İkinci aile gibi olmaya çalışıp arada bir ilkindeki gibi müdahalelerde de bulunduğumu farkettim mesela. Çok fazla değil allahtan...

Evlenene kadar hayatımda hiç özgür olmadım. Ortaokul kaydımı kendim yaptırdım ama büyüdükçe hep peşimde olan kıskanç, paranoyak bir babam vardı. Ummadığın anda karşına çıkarım ile beni korkutmaya kalkardı. Sözde de bana güveniyor ama etrafa güvenmiyordu.
Neyse öyle derin izler ki anlatmak zor...
İnşallah bende kalan kötü etkileri çocuklarıma göstermem...
Sevgiler...

AycA said...

harika bir yazı.. katıldığım bir eğitimde bir Türkler bir de Çinliler çocujlarının arkasından oşar yemek yedirmek için demişti pedagog.. bu her konuda geçerli ..çinlileri bilmem ama türkelrde bu böyle.. ben böyle bir çocuk yetiştimeyeceğim hedefim bu... sinir oluyorum aneeee anneeee annneee diyen çocuklara ama tabii ne yapsınlar anneleri bin kere isimlerini söyleyip onları çağırıyor bu örnekteki Kaan gibi.. off derin bir yazı olmuşş çok teşekkürler paylaştığın için...

CEREN GULER said...

Bu gün şahit olduğum olayı anlatmadan geçemiyorum.Her ne kadar hatırladıkça sinirlerim zıplasa da
Anne-baba-1 i 3 yaşlarında diğeri 2-3 aylık bebek çarşıda önümüzde yürüyorlar. Minik kanguruda, büyük annenin elinden tutmuş çekiştirile çekiştirile yürütülüyor. YKM'ye girdik büyük acıktım dedi ve o ne.... yedi tokadı...

''Ramazandayız terbiyesiz!Herkezin önünde yemek mi yiyeceksin.''

Gözlerim faltaşı, dişlerimi sıkıyorum yoksa azımdan kötü birşeyler çıkacak oruçlu oruçlu. Laftan da anlamaz dedim bu insan sarfettiğim kelimelere değmez.
Yazarken bile ellerim titriyor sinirden. Ya ne anlar o yaşta çocuk ramazandan oruçtan. Hadi anladı diyelim onane!!! Onane-sinizi de geçtim, kim ne diyebilir o yaşta çocuğa yemek yedirilmesine. Hadi onu da geçtim O TOKAT da ne.

Allah insanlara akıl fikir versin.

AYSUN said...

Çok güzel bir yazı.. Özgür büyüsünler yavrular. Kendi başlarına yaşayabileceklerini öğrensinler... Takip takip nereye kadar. Kendine güvensiz bireyler yetiştirmeyelim...

nimet said...

Esram; bu sene kayıtlarda görevliydim beyazıt meydanı hınca hınç öğrenci velisi doluydu 95-2007 aradan geçen 12 yıl ve bu yakada değişen hiç bir şey yok:(

yasemin said...

Yazi cok guzel bu konuyu bir cok kez bizde esimle konusuruz hep degindigimiz noktolardir bunlar,rabbim duzgun sekilde hayirli ve guzel insanlar yetistirmeyi nasip eder ins...

x