Thursday, 3 May 2007

Ayça Şen'in Normal Doğum-Sezaryen konusundaki 26 Mart 2005 tarihli yazısı.

'Normal doğum mu? Yıkılın!'

Son zamanlarda anne olanlar bütün gazetelerde yazmaya başladı ya; bir pedagog gibi bu işin inceliklerini, neyin nasıl olduğu filan gibi konuları anlatır oldu ya; Türk kadınını içinden güçlendirme kurumunun asil üyelerinden biri olmak için benim de içim karıncalanıyor. Çocuklar büyüyüp seri katil olmadan herkes gazetelerde bu deneyimlerini anlatıyor. Geçenlerde Memo da arkadaşının boğazına yapışıp dişlerini sıkarak "Öldürücem seni," deyince aradım gazeteyi; "Fazla vaktimiz kalmadı; ben de pedagog olmak istiyorum," dedim.

Anadolu'da tarla kenarında doğum yapsaydık anlatacak çok şeyimiz olabilirdi genç anne adaylarına şüphesiz. Ancak beş yaldızlı hastanelerin narkozla bayıltılarak alınan bebekleriyle hangi çeşit bir doğum deneyimi ya da 'her eve bir modern esir' kampanyasından ruhu alınan yatılı dadılarla bu iş ne kadar başarılır ki...

Ama çok savaştım; samimi söylüyorum, şu normal doğum işi için çok savaştım. Tam altı doktor değiştirdim, bana gaz versinler de bir doğum deneyimim olsun diye. Fakat kimse Türk sanat filmlerindeki doğum sahnelerinin fobisini unutturacak bir şeyler yapmadığı gibi, bir doktor da tıp kitaplarını açıp daha hamileliğimin ilk üç ayındayken, kan revan içindeki normal doğum fotoğraflarını gösterdi. Ondan kaçtım, bir başkası normal doğumun ne kadar tehlikeli ve iğrenç bir şey olduğunu anlatmaya başladı. Yerlere kapanarak ağlamaya, canının çok acıdığını, bolardığını, kocasının onu doğumdan sonra beğenmediğini, daha sıkı ve genç kadınlara gittiğini, normal doğumun nelere mâl olduğunu anlattı.

Boyunlarında stetoskop, ceplerinde hesap makinesiyle gezen kadın doğumculardan, hakkında "Normal doğum yaptırıyormuş," diye efsane üretilenleri aradım ama randevuları tıka basa doluydu, ulaşamadım.

Bir de adı çok meşhur olan yakışıklı sezaryenciler vardı. Bunlar çok pahalı, amiyane espriler yapan, bir kaç replikle meşhur olmuş, karı koca, tıpkı düğünlerindeki, "Ay acaba gelinliğimin fırfırları samuray kılından mı olsun, yoksa 'Niyork' tüyünden mi olsun?" diyen ve hatta valla billa, nikâh salonuna, prenses ve baron gelinlik ve damatlıklarıyla - AT İLE GELEN - çiftlerin sezaryencileriydi.

Ve herkes "Sezaryeni ve muamelesi çok meşhur," diye gittikleri havalı doktorları birbirlerine öneriyorlar, bu adamlar da hep "Bugün nasılız?" diye sahtekâr sahtekâr dişleriyle sırtararak sürekli çoğul konuşuyorlar, o kadar parayı alarak bir de gülümsemesiyle lütfediyorlardı. Siz de şımararak ona olmayacak sorular da sorabiliyordunuz kendinizi kaybedip haliyle: "Peki ya normal doğum?"

"Ne?! Bir daha bu lafı duymayayım, köylü kadınlar gibi normal doğum mu yapacağız? Siz kayınvalidesi misiniz saygıdeğer hanımefendi? Bu köylü gelini nereden buldunuz? Yıkılın karşımdan. Çıkın çıkın çıkın..."

Aslında sezaryenin faydaları da yok değil. Meselâ eşinizle romantik bir gece kafa kafaya verip çocuğu hangi gün aldıracağınıza karar verebiliyorsunuz. Burcunu siz tayin edebiliyorsunuz. Ya da meselâ eşinize sürpriz yapmak istiyorsanız onun doğumgününe denk getirip hastaneden ameliyat günü alıyorsunuz. Yok eğer ona o günlere yakın kızıp küserseniz, annenizin doğumgüne de denk getirebilirsiniz. Zaten normal doğumundan yaklaşık olarak üç hafta önce alıyorlar; e, doktorlar da yıllık iznine göre ayarlayacak heralde, biraz daha erken alınır, ne olacak... Küvezde takılır biraz; çok da şımarık olmasın çocuk. Hayatın zorluklarını bilmeli; dışarıda o kadar çocuk tinerci olarak yaşamlarını icra ediyor, biz çocuğumuzu sağ duyulu yetiştirelim; evet evet onu bir ay küvezde tutalım da insanlara yardım etmenin değerini anlasın. Bizim gibi erdemli olmalı değil mi sevgilim?
Evet karıcığım...

Şimdi anaokullarına gidin, ciğer gelişimini tamamlamadan anasının karnından alınmış kaç yüz çocukla karşılaşacaksınız. Hepsi hırıltılı, hepsi yorgun, hepsi melankolik... Yapı olarak depresyona meyilliyseniz, dikkat! Çünkü nadir rastlandığı söylense de aslında neredeyse her kadında yaşanan doğum sonrası depresyonunun bir numaralı sebebi bu sezaryen. Sonradan kalıcı şizofreniye ve hatta intiharlara yol açan bu doğum sonrası depresyonun hafif şiddette olanını yaşadığım halde, çektiğim acıyı anlatmam mümkün değil. Bir de bütün bunlara doğum sonrası, çocuğunu ilk kucağına alamamak filan eklenince hal çok daha yoğun oluyor. Çocuğunuz doğar doğmaz hazır mamayla besleniyor, sonra meme alıyor ağzına. Kim bilir çocukta ne gibi hasarlara yol açıyor. Çocuk doğar doğmaz annesini istediği halde, beşinci, onuncu elden, hem de yıkanmış, süslenip püslenmiş olarak geliyor anasının kucağına.

Memo'yu hatırlıyorum, ilk göz göze geldiğimizde ağrıdan gözüm görmüyordu hiçbir şeyi. Ameliyat yarası öyle bir acıyordu ki, normal doğum yapsam her şey geçip gitmiş olacak, ara ara hatırıma gelip doktor milletine olan kinim beni böyle rahatsız etmeyecekti.
İstisnalar kaidelerimi hiç ırgalamaz; ben yaşadığımı bilirim kardeşim; hele hele doktorun haddini aşmaması, beklemeden çabucak bebeği alıp ameliyathaneden hemen 'bıranç'a gidecek diye, o 'bıranç' paralarını karşılayacak diye beni alet etmemesi gerek.
Yoksa biliyorum, onların da altın gibi bir kalbi var. Eminim onu da gidip kuyumcuda tarttırmışlardır kaç para eder diye.

(Möhüm not: Namuslu ve kendinden önce anne ve bebeği düşünen doktorlar hallenmesin rica ederim. Benim sinirim öbür tüccarlara.)

No comments:

x