Sunday, 24 December 2006

Bir süredir yazamayışımın acısını çıkartmak için, uzuuun bir post yazmak üzere geldim:) Önce perşembeden başlayalım.

Bölüm 1:)

Perşembe günü eşimin çok önemli bir toplantısı vardı. Iki eli kanda da olsa gitmesi gereken toplantılardan bir tanesiydi. Bu da demekti ki, öğleden sonraki hastane randevuma -yine!- tek başıma gideceğim. Üstelik benim randevu saatim toplantı saatinin tam ortasına denk geldiği için, beni en azından hastaneye kadar bırakma şansı bile olmayacaktı. Ilk hastane randevumda -ilk ultrasonun ve kan tahlillerinin yapılacağı- eşim beni hastaneye kadar bırakmış ama gerekli olduğunu düşünemediği, ben de naz edip ısrar etmediğim için randevuya gelmemiş ve işe geri dönmüştü. Işim biraz uzun süreceği için ben de eşimin işinden kalmasını istememiş ve ısrar etmemiştim. Oysa muayene salonuna girdiğimde neredeyse herkesin eşi, ailesi ya da en azından arkadaşı ile geldiğini görünce durumumun garipliğini anlamıştım. Normal şartlarda baba adayları da anne adayları ile randevulara geliyorlardı! Moralim çok bozulmuştu, üstelik bir de ultrasonda bebeğin başının vücuduna oranla büyük olduğunu görüp depresif olmuştum! (Ultrason görüntülerini okumayı çok iyi bilirim ya:)) Oysa ki o dönemde olması gereken zaten oymuş:) Bir de üstüne, arkadaşlarım danışmadan istersem alabileceğimi söyledikleri ultrason fotoğrafını hemşireye sorduğumda, ilk ultrasondaki görüntünün iyi olmadığını o yüzden ikinci ultrasondaki fotoğrafı verdiklerini söyleyince keyfim iyice kaçmıştı.

Daha sonraki sitemlerimde eşim bundan sonraki randevulara geleceğini söylese de maalesef bu ikinciye de gelemedi. O yüzden kendi başıma, otobüsle gitmek için yola çıktım. Arabayla 10 dakikalik yolu 1 saatte ancak gidebildim. Çalışan bir annenin çocuğu olarak kendimi bildim bileli işlerimi yalnız yapmaya alışmışımdır ama hastaneler beni çok gerer. Ziyaret amaçlı bile gidecek olsam yalnız gitmek istemem. Bir keresinde annemle gittiğim bir hasta ziyaretinde, çıkışta az daha bayılma tehlikesi geçirmiştim. Tansiyon, şeker yerlerde sürünüyordu:)

Neyse, bu gidişimde muayene salonunun kapısından içeri girecekken, önümdeki genç anne adayı ve yanında bulunan eşi ve sanırım anne babası birden durdular. Baktım kızcağız ağlıyor. Sanırım biraz korkmuş ve stres olmuştu. Durup, "seni çok iyi anlıyorum" demek istedim ama bir şey söylemeden içeriye geçtim. Hatta, bak haline şükret en azından yanında sana destek olan eşin ve sevdiklerin var, oysa ben tek başımayım demek istedim ama onu da söylemedim :)

Salon yine her zamanki gibi anne adayları ve yakınları ile doluydu:( Ve ben yine tek başımaydım:( Bir süre sonra kapıda ağlayan genç kadın ve yakınları da geldiler yanıma oturdular. Bu sefer kız daha rahatlamış görünüyordu, en azından morali yerine gelmişti ve yüzü gülüyordu. Onun adına sevindim ama bu sefer yalnız başıma olmamın beni üzmediğini,duruma alıştığımı zannederken o kalabalığın içinde yine yalnız olduğum için ağlamaya başladım:( Yine de kimsenin ağlamamı garipsemeyeceği yerlerden bir tanesindeydim:) Eminim tüm anne adayları beni anlayabiliyordu, benim kapıdaki genç kadını anladığım gibi. (Ha bire genç kadın deyip duruyorum, kendimi yaşlı hissetmeye başladım sanırım:))

Neyse ki hemşirenin adımı çağırmasıyla durum değişti. Çok şükür daha önce yaptırdığım kan tahlillerinin hepsinin sonuçları güzel görünüyordu. Yalnız iki test yapılmamıştı, onlar için bir daha kan verdim ve bu yükün de omuzlarımdan kalkmış olmasının şerefine ufak bir alışveriş yapıp eve döndüm:) Bu arada, ilkokuldaki ilk aşım sırasında yaşadığım tramva sebebiyle bende iğne-aşı korkusu vardır. Bir kaç fenalaşmışlığım hatta bayılmışlığım vardır. Hayattaki ilk ve şu ana kadar ki -Allah bir daha yaşatmasın- tek baygınlığımı da hastanede vurulduğum bir iğne sonrasında yaşamıştım. Neyse ki hastanedeydim de eterle ayıltmışlardı:) Ama burada kanı şırınga ile değil, küçücük iğnelerle tüplere alıyorlar ve neredeyse hiç hissetmiyorsun. Bunu çok sevdim:) Benim gibi bir korkak bile korkmuyorsa sanırım kimse korkmaz. Ah bir de, annem ve babam A ve B olmalarına karşılık ben 0+ çıktım. Daha önce baktırdığımda bir kere 0, bir kere de A çıkmıştı. Nasıl oluyorsa artık? Dikkatsiz laborantlardan birisinin işi işte.

Off çok depresif bir yazı oldu ama ne yapalım.. Bu cuma inşallah ikinci ultrason var ve eşim randevu için gün sayıyor ama bu sefer de ben geçmiş randevuların intikamı adına onu yanımda götürmesem mi gibilerinden kötü planlar yapıyorum:) Bakalım belli olmaz, yalnız başıma gitmeye alıştım, yanımda insan istemiyorum diyerek mızmızlık edebilirim:)

Nazlı ve gerçekten gerekmedikçe ilgi isteyen bir insan değilimdir ama hamilelik gibi bir dönemde, yanımda ailem olarak bir tek eşimin olduğu bir ülkede ilgi istiyorum doğal olarak. En azından pek çok kişinin çift olarak gittiği muayenelerde eşimi yanımda istiyorum. Şimdiye kadar kısmet olmadı, bakalım bundan sonra ne olacak:)

Bölüm 2:)

Perşembe günü böyle, cuma günü de gireceğimiz noel tatili sebebiyle sabah 6'da kalkıp 8'de başladığım ve akşam 5.30'da bitirip 7'de evde olabildiğim iş sebebiyle çok yoğun geçti. Cuma akşamı da eşimle, çıkmak istediği tatil sebebiyle tartıştık. Bana göre her tatil içinde, yol yorgunluğu, hava değişimi, yenecek yemeklerin ve kalınacak mekanın değişecek olması sebebiyle hastalık ihtimalini barındırır. Hamile olmasam bu durumu hiç umursamam ama aralık ayının son günlerinde, sıcaklığın eksiye düştüğü ve benim de vücud direncimin hamilelik sebebiyle azaldığı bir dönemde böyle bir risk almak istemedim ama bunu eşime bir türlü anlatamadım. Günübirlik bir seyahati, onu bile bu havada gereksiz görsem de en azından akşam kendi evimde olabileceğim için tercih ettim. Sonuçta kış vakti bilmediğimiz bir otelde kalacağız ve soğuk mu olacak, sıcak mı olacak,üşüyecek miyiz belli değil. Risk almayı, hele hele bir başkası -hele hele de bebiş- söz konusu iken sevmiyorum.

Cumartesi yani dün 9.30 gibi evden çıkıp arkadaşları aldıktan sonra, akşam tam 9'a kadar sadece birer kere 1 saatlik ve 3 saatlik mola verip 7.30 saatimizi yollarda geçirdik. Akşam, gezdiğimiz şehirde farkında olmadan tam da önüne park ettiğimiz Türk lokantasında yediğimiz yemeğin üzerine bir kahve, iki bardak da çay içince, 7.5 saatlik yolculuğun yorgunluğu ile midem iflas etti. Akşam yatmadan önce fenalaşmaya başlamıştı ama uyursam geçer ümidiyle yatmıştım. Sabah 7.30 civari midemde ve omuzlarımda ağrı ile uyandım. Midem için tek çare vardı ama yapmak istemedim:) Midemdeki sorun sebebiyle kalbim, yemek borum, nefes borum, ne varsa sıkışmaya başladı. Bir an bayılacağımı zannettim. Omuzlarıma da sıcak su torbasını doldurup koydum ama torba delinmiş, sırtım ve hatta yatak su içinde kaldı. Mide ağrısı bir yandan, sırtım bir yandan derken saat 10 oldu. Neyse ki midem sıcak bir çorba içecek duruma geldi de karnımı doyurabildim. Eşim de, dünkü yorgunluğa rağmen bu sabah, hem de dün birlikte yolcculuk ettiğimiz arkadaşımızla balığa gitti:) Beyler arabayı kullanmalarına rağmen hiç yorulmamışlar anlaşılan:) Zavallı Meralcim kendi evinde, ben kendi evimde yorgunluktan kaymış bir vaziyette yatıyoruz:) Bakalım bizim beyler, yardım edeceklerine söz verdikleri yarınki ev temizliğinde de bugunkü kadar dinç olacaklar mı? :)

Gezi fotoğrafları var ama onlar için ayrı bir gezi blogu açmam lazım, bir de eşime kızdığım için görünce aldığım bir sürü ıvır zıvırın fotoğrafı var ama onlar da yarına artık. Eşimin kredi kartı limiti dolduğu için o ıvır zıvırların hepsini cebimden ödedim ve bu kızgınlık bana pek yaramadı:) Ne anladım ben bu işten:)

7 comments:

New York'tan said...

Hosgeldin annevebebisi
Biraz sitemli bir yazi olmus :)ama haklisin doktor kontrollerinde tek olmak istemiyor insan, insAllah digerlerine esinle beraber gidersin, tahlillerinin iyi cikmasina sevindim.
Gezinde guzel gecmis, aldiklarin icinde uzulme, stres ve sinir alisverisle atiliyor tecrubeyle sabit :)

sumuklubocek said...

ah bu esler!
ben diyorum, soyle devamli nazlanan, hicbirseyini kendisi yapamayan; hem maddi hem manevi acidan bagimli kadin oldugun zaman daha cok yaraniliyor bu eslere... neyse, laf meclisten disari, bu benim genelll bir gozlemim.
nacizane tavsiye 1: hamilelikten yararlanarak naz ibresini tavana vurduracaksin ;) -ben yaptim mi? yok, yapamadim malesef-
nacizane tavsiye 2: doktor kontrolune onlarin da gelmesi cok iyi birsey hem olaya daha cok -ve cabuk- adapte oluyorlar, hem de kalp atisini vs. dinlerken baba olduklarini daha iyi anliyorlar.
ama uzulme canim, daha coook kontrol var onunuzde, hele de son aylarda, telaffi -dogru mu yazdim?- edersiniz insallah.
sen moralini iyi tut yeter ;)
seni ve bebisi can-i gonulden kucakliyorum,
sevgilerimle
not: blogumdaki comment isini cozemedim hala :(

Anne ve Bebisi said...

Çok teşekkürler Şeymacım.Evet birazcık sitemli oldu ama ne yapalım, söyleyene değil söyletene bak demişler:P

Kesinlikle haklısın sumuklubocekcigim. Tecrubeyle sabittir ki dedigin gibi nazlı, bagımlı kadınlar daha çok kayırılıyor:P Her işini kendi yapabilen,kendi ayakları üzerinde duran kadınlar nasıl olsa gerek duymuyor diye pek destek göremiyorlar maalesef.
Tavsiyeler için teşekkürler:) Ancak ben hiç de naz yapamıyorum ne yazık ki:) Yapsam da işe yarayacağını sanmıyorum:P Doktor kontrolleri işe yarar mı dersin?:) Ne diyeyim, inşallah:)

nilly said...

Hem mide agrin hem ultrason sonuclarin icin gecmis olsun. Simdi uzun bir maratondasin. Maratonun sonunda en guzel sonuca kavusacaksin. Bu maraton sirasinda da kimse seni senden iyi anlayamaz. Kolay gelsin.

Anonymous said...

Merhaba anne ve bebişi.Ben aranıza yeni katılıyorum.Okuyordum ama yazma şansım olmadı bir türlü.Keşke erkekler bu kadar anlayışsız mahluklar olmasa.Ama malesef elden gelen bişey yok.Bir gün önce herşey yolundadır ikinci gün en ufak bi konudan tartışma yaratırlar ve suçlu siz olursunuz.Naz konusuna gelince bazıları nazlandırmayı hiç sevmiyor.O yüzden bu bence biraz göreceli.Eşiniz kaldıracak bir insansa biraz naz iyidir yok sorun olacaksa hiç uğraşmayın bence.Siteniz çok güzel.Umarım yazmaya bebiş doğduktan sonra da devam edersiniz.Bu arada ismim Butterfly...

Anne ve Bebisi said...

Nillycim,çok teşekkür ederim.Kesinlikle haklısın,beni anlasa anlasa bir tek annem anlar diyorum:) Ve artık onu eskiye oranla çok daha iyi anlıyorum:)

Merhaba sevgili butterfly,hoşgeldin.Blog maceran hayırlı olsun:)Erkekler çocuk gibiler aslında,onları idare etmeyi bilmek lazım:)Çok şükür eşim nazımı çeker sağolsun da ben naz yapamıyorum:)Bazı şeyleri sürekli hatırlatmak lazım beylere:) Biz kadınlar ve erkekler dünyayı çok farklı algılıyoruz:) Ne diyelim,canları sağolsun:)

arzu said...

Sumuklubocekcigin soylediklerine aynen katiliyorum:))hamilelikte duygular acayip degisisiyor, bi bakmissin, senden keyiflisi yok, bi bakmissin hungur hungur agliyorsun:)normal seyler bunlar, birde iyiki tatile cikmamissiniz, cunku boyle tatillerin sonunda hep bi hastalik oluyor, ama seneyede boyle bi tatile gidebilecegini sanmiyorum bu kezde bebekle olmuyor:))hayirlisi, ins cok daha guzel tatilleriniz olur:)Saglicakla kal canim:)

x