Saturday, 4 April 2015

Doğada çamurla mı oynamalı? Temiz temiz evde mi oturmalı?


Çamurlu suda eğlenen çocuklar demiş anneleri. Bugün gittiğimiz manastırın instagramdaki fotolarına bakarken bunu buldum az önce. Dün çekmiş, eklemişler. Çocuklar dışarıya, doğaya çıktıklarında istedikleri gibi oynayamayacaklarsa, dışarıya çıkmanın ne anlamı var? O zaman temiz temiz evinde oturacaksın. Esma'nın iki çizmesi var. Birisi kışlık çizmesi, bir tane de ucuz plastik bir çizme. Her zaman yanımızda taşıyorum. Bir de bol bol yedek kıyafet. Donuna kadar ıslanıyor, donuna kadar değiştiriyorum. Daha da rahat olsun diye bu kış, su geçirmeyen ve pantolon üstüne giyilen yağmur kıyafetlerinden aldım ama çok kudurmalarından kaynaklı yine de içleribe su geçiyor. Çok uzun süre dışarda kalacaksak ve hava çok soğuksa, ıslandıklarından çok üşümesinler diye onları giydiriyordum. Ama genelde böyle takılıyorlar. Kıyafettir değişir, kurur, çamurdur yıkayınca temizlenir gider. Çok düşünmemek lazım. Evet bir arkadaşın kızın videosunda dediği gibi sonra çocuklarda insan içibe çıkınca bir söz dinlememe durumu oluyor. Vahşi/wild kalıyorlar. Ve şehirde beni de çıldırtıyorlar ama belki de şehir, çocuk ruhuna uygun bir yer değil. Belki de özgürce ve vahşi koşup coşmak doğal ve doğru olan. Belki de sorun çocuklarda değil de onlaeı zapturapt altına almaya kalkışan biz büyüklerde.. 

Thursday, 2 April 2015

Zayıf mı? Normal mi? Kilolu mu?

Şu çocuklar gözünüze zayıf gözüküyorlar değil mi? İkisi de, BMI (boy/kilo oranı) olarak, tıbbi anlamda normal/olması gereken kilo sınırları içindeler. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, çocukları yedirmeye çalışmak yerine, biraz aç bıraksak, az beslesek, onlara iyilik yapmış olacağız. Yağ hücreleri, insan ömrünün ilk 2 yılında oluşuyor. Oluşan fazla hücreler, ömür boyu kilo belası oluyor. Küçülüyor ama yok olmuyorlar. Yine şok olacaksınız ama ilk 2 yıl sadece anne sütü ile beslenen çocuklar olduğunu biliyor musunuz? Annelerinin tercihi ile. İlk 2 yıl, çocuğun ana besini anne sütüdür. Onun dışındakiler sadece tadımlıktır. Her iki çocuğum da ilk 2 yılı, yemeğe düşkün olmadıkları ya da ben yesinler diye asla zorlamadığım için, belki %80-90 anne sütü ile geçirdiler. Bazen tüm gün yedikleri, bir araya koysan, 1 su bardağı bile etmezdi. Kız şu ara hala öyle. Oğlanın zamanla iştahı açıldı. Spor yapıyor olmasının da etkisi var muhtemelen. Yemiyor diye dert etmeyin. Çok yemek sıhhat değil, dert getiriyor.

Instagram cevaplarımı olduğu gibi kopyalıyorum. Şimdilik tembel işi oşacak kusura bakmayın :) Maksat elimiz alışsın :))


@neseli.. aslında iştahsızlık değil onlarınki. Onlar vücudlarının dilini, sesini dinliyorlar. Abur cuburla şişirmedikçe midelerini, ihtiyaçları olanı alacaklardır. Demek ki gerisine ihtiyaçları yok vucüdlarının.

@inci.. zayıf değiller zaten �� tüm ingilterede, ilkokul çocuklarının boy ve kilo ölçümleri yapılmjştı. Oğlan o zaman şu ankinden daha zayıftı. Kategoriler; zayıf, normal, kilolu ve obezdi. Sonuç beni bile şaşırttı.. zayıf çıkar bekliyordum ama normal çıktı. Normal sandığımız nice çocuk aslında tıbbi açıdan kilolu kategorisinde :/

@deli.anne ah deli annem. Vitamine bile karşıyım ben diyeceğim, millet yine kızacak :p gereksiz yere iştah açıyor vitaminler mesela. Vitamini bile az az, ara sıra, temkinli verdim. İştahı açılınca kestim :)) millet, mersin ve ben :) vitaminleri ve iştah şurubunu basmışlar bana zamanında. Sütten dilim yanmış. Çocuklarımı asla zorlamayacağım demiştim dahs çocuğum yokken. Bir arkadaşım var, oğlu tatlıya ve hamur işine düşkün diye resmen rejimle büyğttü oğlunu. Aile de iri yapılı. Müsait kilo almays. Ekmek yok. Makarna yok. Pilav yok. Hamur işi yok. Tatlı yok. Şimdi benim oğlan gibi maşallah.

Thursday, 9 October 2014

Ratatouille


Pixar yapımcıları, Ratatouille filminde kullanmak üzere ünlü aşçı Thomas Keller'dan bir ratatouille tarifi istiyorlar. O da, klasik tariften biraz farklı bir tarif oluşturuyor. Ben de evdeki malzemelerle, bu tarifi temel alarak kendimce bir ratatouille yaptım.

2 adet renkli biberi, 200 derecede 15 dakika közledim. 15 dakika sonra çıkarıp soğumaya bıraktım. Renkli biber olmasaydı, çarliston ve kırmızı közlemelik biber kullanırdım :)

1 adet soğanı, 2 diş sarımsağı ince doğradım. 10 dakika 3 yemek kaşığı zeytinyağında kavurdum. Üzerine, rondoda çektiğim 5küçük domatesi ve defne yaprağını ekledim. Közlenmiş biberlerin kabuklarını soyup, ince doğrayıp ekledim. Yarım tatlı kaşığı tuz diyordu, ben biraz deniz tuzu attım göz kararınca. Suyunu çekmeden önce bir kaç kaşık aldım ve süzgeçle süzdürüp kenara ayırdım. Daha sonra servis yaparken kullanılacak. Defne yaprağını çıkardım.


Şimdi, orjinal tarifte, yukarıdaki sosun üzerine, 1 patlıcan, 1 kabak, 1 sarı yaz kabağı denilen bir cins kabak ve 4 domates ince kesilerek yerleştiriliyor. Ama ben, patlıcan, kabak ve patates koydum. Türkiye'de domates boldur, mutlaka koyun çünkü yemeğe hem lezzet verecek, hem de diğer sebzelerin yumuşamasını sağlayacaktır. Bir dahaki sefere ya sebzeleri önce zeytinğına bulayıp 10-15 dakika fırında közleyeceğim ya da domates, soğan sosunu alta değil, sebzelerin üzerine dökeceğim. Çünkü fazla su, salça konulmadığı için, domates de olmadığından biraz kuru oldular.


Bir kapta 2 yemek kaşığı zeytinyağını, (aslında tatlı kaşığı idi bir fransız yemeğine bu kadar az zeytinyağını yakıştıramadım :)) ince doğranmış minik bir diş sarımsağı, çok az tuzu, elime geçen tüm akdeniz baharatlarını (kekik, biberiye vs) ve taze çekilmiş karabiberi karıştırdım ve tencereye dizdiğim sebzelerin üzerine döktüm. Aslında tencereye, salçalı sıcak su dökmemek için kendimi zor tuttum :) Ama o zaman, bir fransız yemeği değil, Antep yöresi yemeği olacaktı ki çok severim :) Farklı bir şeyler denemek için salçalı su isteğime gem vurdum :) Normalde hiç su konulmuyor ama biraz sıcak su ekledim.



135 derecede 2 saat üzeri kapalı, yarım saat de üzeri açık olarak pişirilmesi gerekiyor. Ancak yine dayanamayıp fırının ısınını biraz yükselttim. 160 ile başladım, 200'e doğru çıktım :) Bir dahaki sefere öğlen gibi fırına atıp akşama kadar yavaş yavaş pişirmeyi düşünüyorum. Ve bir de küçük patlıcan ile sarı kabak bulmayı :)


Ancak şu sitede de tarif ve çok güzel fotoğraflar var, göz atmanızı tavsiye ederim: 

ratatatatatouille :)

Cok yakinda :)


Saturday, 27 September 2014

Seraphine Louis


Séraphine Louis. Fransiz kadin ressam. 1864 dogumlu. 1 yasinda annesini, 7 yasinda babasini kaybediyor. Cocuk yasta calismaya basliyor. Cobanlik yapiyor. 17 yasinda bir manastirda temizlik isine giriyor. 20 yil orada calisiyor. 37 yasinda oradan ayriliyor. Paris yakinlarindaki Senlis kasabasinda, zengin evlerine temizlige gitmeye basliyor. Tek goz odada yasiyor. Cocuklugundan beri egzantrik ve asosyal bir yapisi var. Cok dindar. Resim yapma emrinin goklerden geldigini soyluyor. 48 yasinda iken, bir baska dahi tarafindan, Alman koleksiyoner Wilhelm Uhde tarafindan kesfediliyor. Yemege gittigi komsusunda, odanin kenarina atilmis kucuk bir tablo dikkatini cekiyor. Yapan kisinin, evini temizleyip camasirlarini yikayan Séraphine oldugunu ogreniyor. Ve ona yol gosterip destek oluyor. Araya 1. Dunya savasi, yokluk, aclik giriyor. Séraphine kendisini cok gelistiriyor. Formulunu kimseye soylemedigi yontemlerle boyalarini kendisi elde ediyor ve hem deha, hem delilik karisimi sonucu muhtesem eserler ortaya cikariyor. Bir ara iyi para kazaniyor ama akli dengesinin bozuklugu ile (ve pek cok para ile hic bir iliskisi olmayan gercek sanatci gibi) parayi savuruyor. Uzerine ekonomik kriz ekleniyor. 1932 yilinda, bir nevi sizofren teshisiyle akil hastanesine yatiriliyor. Uhde'ye gore 2 yil sonra, kimilerine gore 10 yil sonra aclik, yalnizlik ve hastalik icinde, kendini bilmez bir sekilde hayata veda ediyor. Eserlerini gormek icin seraphine louis olarak aratabilirsiniz. Uhde ile karsilasmasindan, olumune kadar olan hayatini anlatan bir de Seraphine isimli, odullu bir fransiz filmi var, tavsiye ederim. 



Sunday, 14 September 2014

Deneme..



Blogger app ile cep telefonunun uyumsuzlugu, blogun orumcek agi baglamasina neden oldu :) bakalim seytanin ayagini kirabilecek miyiz? Bismillah. 

Wednesday, 11 September 2013

Nerelerdeyiz :))

Tam da bugun, blogumu ihmal ediyorum, hic ugramiyorum derken asortik krep mesaj atmis nerdesiniz diye :)) instagram'dayim bugunlerde :) ayni isimle bulanilirsiniz beni.. :)) 





x