Wednesday, 18 November 2009

Colchester Zoo

Anonymous,
Önceki postta, konsolosluğun önünde beklemek sıkıcı, beklemekten sıkıldım falan demedim. İnsanların yaptıkları muhabbetleri aktardım.

Ayrıca, konsolosluk önünde sıra beklemeye gerek yok, online randevu uygulaması gereği randevu alıyorsunuz, tam randevu saatinde gidip içeriye giriyor, işlemlerinizi 10 dakikada yaptırıyorsunuz. Ancak internet kullan-a-mayanlar ya da randevuyu beklemeden acil işlem yaptırması gerekenler erken saatte gidip beklemek zorunda kalabiliyor.

Ben geçen hafta internetten randevumu, salı sabahı 10.40'a aldım. 10.35'te konsolosluk önündeydim, sıraya girmeden, beklemeden, hemen içeriye girip işlemleri hallettim. Pasaportlar öğleden sonra 13.15'te kapı önünden 2 dakikada dağıtılıyor. Pasaportu almaya erken gittiğim için 5-10 dakika 'konsolosluk önü aile çay bahçesinde' bekledim, beklerken de buraya bir şeyler karaladım. :))

Hiç sıra beklemediğime göre konsolosluk önünde sıra beklemekten şikayetçi olmam mümkün olmasa gerek :) Ayrıca memurların, güleryüzlü, sakin, sabırlı davranışlarından da son derece memnunum.

Hayatımda ne xmas öncesi, ne xmas sonrası hiç bir alışveriş için o malum xmas sırasını beklemedim. Ben alışveriş yapmayı sevmem :)) Kalabalık dükkanları sevmem. Uzun kuyrukları sevmem. Gerekirse internetten, eve teslim alırım :P

Başka Avrupa ülkelerindeki Türk konsolosluklarını bilemiyorum, muhtemelem her yerde benzer uygulamaya geçilmiştir, İngiltere yaşayanlara online randevu sistemini tavsiye ederim.

Londra Türk Konsolosluğu Online randevu sistemi

Vatanını çok seven bir insan olarak, Türkçe okuma-yazma becerini de geliştirmeni bekliyorum senden.

****************************




Cumartesi sabahı, kahvaltı yapıp, bir kaç işimizi halledip eve döneceğimizi sanırken, eşimin süpriziyle kendimi Colchester Hayvanat Bahçesinde buldum. Ben hayvanat bahçesi fikrine karşı bir insanım. Nedenleri, niçinleri uzun. Hayvanların kendi doğal ortamlarından ayrılmalarına karşıyım. En gelişmişinde bile, kutu gibi odalarda ya da avuç içi kadar yapay yeşilliklerde sergilenmelerine karşıyım. Cumartesi eşimi geri çevirmemek için gezdim. Yine de karşıyım, bir daha gitmek ve herhangi bir şekilde hayvanat bahçelerini desteklemek istemiyorum.

Gerçi Colchester Hayvanat Bahçesi'nin girişinde ödediğiniz ücretin £1=1 poundu Afrika'daki bir doğal yaşam alanının ve hayvanlarının korunmasına ayrılıyor. Fikrim değişmedi, hala karşıyım.. hatta hayvanların koşullarını görünce daha da sinirlendim. Artık eşim de hayvanat bahçesi fikrine karşı :)










Tuesday, 17 November 2009

Londra Turk Konsoloslugu

Sabahtan isim vardi, pasaportu biraktim. Ogleden sonra almak uzere. Yillardir gelmiyordum, biraktigim gibi :P Kapinin daha onune gelince Turkiye sinirlarina giriyoruz :) Yillardir devam eden, yagmurda coluk cocuk disarda, sogukta bekliyor, neden kapali bir alan yapilmiyor tartismasi aynen devam. Icerde de, 2 saattir bekliyorum guzel kardesim, olmuyor ki boyle ama ya.. serzenisleri :) Pasaportu almaya gledim, kapinin onundeki bahce, arada kucuk bir citle ikiye ayrik.. Bir tarafta genc kizlar, cocuklu anneler ve aileler, diger tarafta erkekler :P Kahve tarafindan, aman ay erkekler tarafindan yine yillarin geyikleri duyuluyor: suraya bi cay&kahve makinasi koyacaksin.. adam ucuncu kebap dukkanini aciyor simdi, tabi.. :)))

Saturday, 14 November 2009

Dun aksam 7'de MK'yi aldik, eve geldik. Amacimiz, bir seyler atistirip Londra'nin merkezine, Thames nehri kiyisina gitmekti. 8'de isimiz bitti, babasi MK'yi giydirmek istedi, pa$a itiraz etti. Gitmiceem beeen.. uyucaam, uyucaam! Tamam oglum, arabada uyursun dedik, kabul etmedi. Evde uyucam ben, evde. Arabada diiil.. diyerek. Gezmenin de bi dozu var canim diyor yani :P. Gezdire gezdire biktirdik cocugu :P

Dun aksam eve donerken arabada esime, bu arabayi bana ver, sen kendine baska araba al dedim. MK arkadan atladi, araba yok sana araba yok anne. paramiz biter, sana araba yok!!! Boga burcu nolacak :p paragoz sey :) evdeki acik lambalari kapatiyor tek tek, paramiz biter, kapat diyerek :)))) bu cocuk bu gidisle bizi zorla zengin edecek hahahah :P

Thursday, 12 November 2009

Domuz Gribi Paranoyasi :)

:)))

Tuesday, 10 November 2009

I can do it!

Bu akşam eve girdiğimizde, ayağından ayakkabıları çıkarmaya çalışırken bir yanda da bana sesleniyordu, annneeaa çıkaramıyorum! diye.

Ben de içerden; You can do it *Yapabilirsin* diye gülerek seslendim bir kaç kez.

Ayakkabılarını çıkardı ve I can do it *Yapabilirim* dedi neşeyle.

Ağzım açık kaldı. Onunla ingilizce konuşmuyoruz çünkü.

Gerçi bu ilk değil, buna benzer bir kaç şey daha oldu geçtiğimiz haftalarda. Bir akşam bahçede, Navea'nın annesi ile konuşuyoruz, ingilizce, MK yanımızda. Ertesi sabah onlarda buluşmak üzere sözleştik ve evlerimize gitmek için ayağa kalktık. MK, hadi hadi, Navea'lara gidiyoruz hadii diye fırladı :) Daha önce hiç bahçede oturup oturup da Navea'lara gitmişliğimiz olmadı, ne alaka? Gideceğimizi anlamış da, hangi gün olduğunu karıştırmış :P


******************************

Üniversitede psikoloji okuyan arkadaşım, bugün derste işledikleri bir konudan bahsetti. Gerçi herkesin bildiği bir şey ama labta test edilip onaylanmışı :)

Bir grup; keyifli, neşeli, hayat dolu insana ve bir grup da; morali bozuk, stresli, depresif insana grip virüsü aşılamışlar. Keyifli grup, kendilerine aşılanan virüsten etkilenmez ve hasta olmazken, morali bozuk grup virüsünü kapmış ve hasta olmuş..

Yani, domuz gribinin en büyük düşmanı, bol moral, neşe ve sevgi yumağı :P

Sunday, 8 November 2009

Benekli


Eşimin deyişiyle, Christmas Börülcesi :)





Sonbahar elveda derken..

Kış, merhaba diyor..

PS: How not to be a perfect mother kitabı, özellikle 0-3 yaş arası çocuğu olanlar için daha faydalı olabilir. Hamilelikle başlayıp 3 yaşla sona eriyor. Bir de 1. çocuğa kardeş olayına değiniyor. Kitap daha çok, hamilelik ve bebekle değişecek olan*değişen hayata nasıl sağlıklı bir uyum sağlanabileceği üzerine bilgiler veriyor. 2. çocuktan önce daha ayrıntılı okuyabilirim ama 3 yaşına yaklaşan bir çocuğunuz varsa şu an için okumanıza gerek yok bence :) Ama özellikle hamileler ve minik bebişi olanlara tavsiye ederim :)

Friday, 6 November 2009

Şu çocuk milletini bi rahat bırakın...

Aylak ana*babanın kitabı :P


Sarımsaklar için temizlemeye çalıştığım alan :P
Fotoğrafın sol kenarındaki kahverengi dal var ya, 3-4 metre öteden, yerin altından sürünüp bize gelmiş, oradan da daha 2-3 metre devam etmiş sarmaşığın kökü. Koparamadım, kürekle kırmaya çalıştım beceremedim. Bir ara makas götürüp kesmeli.

Bahçesine sarımsak ekmek isteyenler, şu andan itibaren ekebilirler. Kışı toprağın altında geçiren sarımsak, mart ayında taze taze sofranıza konuk olabilir böylece :)

Start verilmiştir :))))

Hava soğuk olsa da, güneşli günlerde MK ile iniyoruz bahçeye. Pazartesi günü, öğle saati idi. Öğle yemeğini bahçede yedi.

Navea'nın annesi, Hintli komşum, her dairede en az 2 çocuk var, senden*benden başka çocuğunu dışarı çıkaran yok. Bütün gün ne yapıyorlar çocuklarla evde, onları nasıl tutuyorlar içerde anlamıyorum diyor.



Noel hazırlıkları resmen başladı. Starbucks'ın noel temalı bardakları da ortaya çıktı. Ekonomi biraz hareketlenir, insanlar el mahkum alışveriş yapıyorlar noel için. Zorunluluk gibi bir şey. Onların yerinde olmak istemem :))



How to begin educate a child. First rule, leave him alone. Second rule, leave him alone. Third rule, leave him alone. That's the whole beginning. diyor D.H. Lawrence.

Yani,

Çocuk eğitiminde birinci kural; çocuğu kendi haline bırakın, ikinci kural;
çocuğu kendi haline bırakın, üçüncü kural; çocuğu kendi haline bırakın. İlk adım budur.

The Idle Parent'ın, üzerine kurulduğu temel görüşlerden birisi :)

Çocukları bi rahat bırakın da, çocukluklarını yaşasınlar felsefesi :)





x